Patronsuz Medya

Yoga artık!

  Necdet Şen - 4 Kasım 2013


Sosyolog Nilüfer Göle, yoga matı ve namaz seccadesi benzerliğinden yola çıkarak hoş bir devlet (tc) analizi yapmış; diyor ki:

Diyanet yogayı kim için, ne için sakıncalı buluyor? Yoga'yı bir tarikat olarak mı görüyor? Gençlerin İslâm yerine yogaya yönelmesinden mi endişeleniliyor? Yoksa yogaya Gezi gölgesi mi düştü? Gezicilerin arkasında yogilerin olmasından mı şüpheleniliyor? Umarım bu kaygı, devlet ve din arasında özdeşleşme, tekelleşme sinyalleri vermiyordur.

Nilüfer Göle → Yoga matı ve namaz seccadesi

Okurken, Gandi Necdet isimli zat tarafından geçenlerde (6 Haziran 2013) Derkenar'da da zikredilmiş bulunan bir ayrıntıyı hatırladım. Hazret demiş ki:

Velev ki şu halkın bir bölümü de budist, şintoist, rastafaraya olsa neyimiz eksilir? Yoksa daha da mı zenginleşiriz?

10 yıl kadar önce telefonla arayıp farkında mısınız üstad, son yıllarda Türkiye'de ardı ardına yoga dernekleri kuruluyor, bunlar ülkemizi içten yıkmaya yönelik uluslar arası bir komplonun parçası, uyanık olmalıyız, ben araştırıyorum diyen eski bir üst düzey devlet bürokratını hatırladım şimdi. Adamı, biraz da uykumdan böyle boktan bir konu için uyandırılmış olmanın kızgınlığıyla, bu acaip tezlerinizi konuşmak için benden daha uygun birilerini bulabilirsiniz diyerek tersleyip ve telefonu kapatışımı…

Bu kafanın sağ, sol, islâmcı, lâik, milliyetçi, liberal izdüşümleri de var tabii ki. Ne yazık ki hayatımıza hükmedebilecek konumlarda bulunuyorlar.

Gandi Necdet → Kötülüğü uzaklarda arama

Alıntıdaki gözlerden kaçmış olabilecek eski üst düzey devlet bürokratı ifadesine bir kez daha dikkat çekmek isterim. Rivayet odur ki, bu eski bürokrat, art arda dört başbakana baş müşavirlik yapmış biriymiş. (Kendisi öyle beyan etmiş, muhtemelen doğrudur.) Fakat, o sıralar oy çokluğuyla ıskartaya çıkarılmış birinin (necdet şen) üzerine neden o kadar düşmüş, bu gizem halen çözülebilmiş değil.

Yoga mevzuuna gelirsek… Bundan 20 sene önce dış menşeli tehditler listesine yoganın da gireceğini rüyamda görsem, çok ilginç be, dur şunu not edeyim de uyanınca karikatürünü çizerim derdim her halde. Fakat şimdi ya uyanırsam diye tırsıyorum.

Bir ülke düşün ki, yürütme organının başında olan -ve bizdeki şekliyle ahalinin kaderine dair tüm önemli kararlar iki dudağının arasında bulunan- post modern sultanlar… Ve onların ense kökünde durup sufle veren -danışman namıyla maruf- zevatın telekineziden yogaya uzanan konulardaki çılgın fantezileri… Çizgi filmlerde bile sırıtacak düzeyde uçuk kaçık senaryolar üzerine kurulu bir dünya ve siyaset algısı…

İnsan, bu danışman müşavir kaşavir ordusunun genellikle sivil siyasetçilerden -raf ömrü bakımından- daha dayanıklı olduğunu düşününce, devlet çarkındaki fikri sabiteyi, pardon devamlılığı, daha da ürkünç buluyor. Partiler, hatta ideolojiler değişip evrimleşip hibritleşiyor; ama işletim sistemi zamanında devlet tarafından kafalarına sabitlenmiş olan bura aydınının dış tehdit ve iç düşman algısı, sabitlendiği yerde mıh gibi çakılı vaziyette duruyor.

Böylesine cozutmuş insanlarla dolu bir ülkede yaşadığı için dehşete kapılan ve telefonda ne yapsam acaba, gidip iki kadeh şarap yuvarlasam sakinleşebilir miyim diye soran değerli dostuma buradan cevap vereyim.

Şarapla falan sakinleşemezsin üstad. Galiba en iyisi, o cozutukların içtiği şey her ne ise ondan içip onlarla aynı dalga boyutuna ışınlanmak. O zaman ortada baktıkça dehşete kapılacağımız bir tımarhane tablosu kalmaz, dünyayı bize gösterildiği şekliyle görür, hep birlikte hınçlanır, hep birlikte ilenir, baldan tatlı öfkemizle esrikleşir, yıryımışak oluruz.

Hazır seçimler de yaklaşırken, şöyle sıkı bir arşiv taraması yapsak, belki gözden kaçmış üç beş tane daha bedhah keşfederdik.

Düşmansız yiğit, kahpesiz bizans, fedaisiz hünkar nerede görülmüş? Öter tüfenk davlumbazlar vurulur! Devir, parçala behçet, atıl kurt, ali topu tut devri. Alem buysa filozof biziz. Dilini korkak alıştırmayacaksın, salladıkça coşacak, daha da pervasızca sallayacaksın. Çala klavye, çala çene. Eşine ahbabına söyleyemediğin ne varsa tvitırdan ortalığa salacak, gazını internete tahliye edeceksin. İçeride kalırsa kıvrandırır.

Kim tutar hayatın sırrını çözmüş, tebliğ faslını açmış müfredat aydınını?

15 saniyelik meşhurlar listesinde hâlâ yer var. Ha gayret yiğidim! Salla! Salla ki yerin bu yer değildir.

Yorumlar

Kafa aynı despotik kafa. Ha başörtüsünü yasaklamışsın ha kızlarla oğlanların aynı evde kalmasını. Değişen sadece kullandıkları terminoloji. Yeni Türkiye dedikleri şeyin neresi yeni ki altta kalanlar hep yoksul emekçiler olduktan sonra?

Yavuz İnan - 6 Kasım 2013 (10:01)

akape gezi parkında uğradığı hezimetin acısını hâlâ unutamamış bu belli. öfkesini Türkiye'nin modern yüzünden almaya ant içmiş bu da belli. e hadi bakalım, yoga yasak, bekâr evi yasak, o yasak bu yasak. medenî nikâhı da yasaklayalım, imam nikâhı neyimize yetmiyor.

maksat bağcıyı dövmek değilse nedir?

Dursun Kaya - 6 Kasım 2013 (11:17)

İki kadeh filân kesmiyor arkadaş. Fıçı ile içsen nafile…

Bu ülkede gündem öyle bir karmaşık ki, kişiliğine, özgürlüğüne, insanca yaşama hakkına vurulan darbelerin birini sineye çekeyim derken üç tane, beş tane daha geliyor üzerine üzerine.

Bir de yetmezmiş gibi bu rahatsızlıklarını dile getirdiğinde pata küte girişenler var ki Allah muhafaza.

İktidar sahipleri ne şanslılarmış kardeşim, böyle bir destekçi ekip tarihte görülmemiştir billâhi!

O dOst - 7 Kasım 2013 (10:12)

Ne yapsam acaba, gidip iki kadeh şarap yuvarlasam sakinleşebilir miyim düşüncesi yakın zamana kadar o kadar çok aklımdan geçiyordu ki, bir an o ben miyim? yoksa diye düşündüm yazıyı okurken.

Son zamanlarda artık böyle düşünmez oldum. Zira artık bir korku filmi setindeymişim hissi daha baskın olmaya başladı.

Yargıtay, haşmetmeabın arzusuna uymadı mı?

- Yok artık tören mören! Kaldırın, kaldırın! Hemen hemen!

- Ama efenim, hani sac ayağı… Yasama, yürütme, yargı… Bunlar eşit değil miydi bizim sistemimizde?

- Alın bunu, alın! Darbe girişimcisi, paralelci, Ergenekoncu, Balyoz'cu, işte her heyse sonra düşünürüz. Atın içeriye!

Abartıyor muyum? Aklınıza ilk gelen şey Hayır demek oldu değil mi?

Yaa!

Öyle bir algı yönetimi var ki medyamızda. Evlere şenlik. Yazılan çizilen her şey haşmetmeabı yüceltmek zorunda. Bakınız bugünkü medyada bir haber:

Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO zirvesinde: Birçok uzmanca Soğuk Savaş'tan bu yana en önemli zirve olarak tanımlanan toplantılar kapsamındaki akşam yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile yan yana oturdu. Yemekte Obama'nın diğer yanında ise İngiltere Başbakanı Cameron oturdu. Özellikle Irak Şam İslam Devleti'yle (IŞİD) yürütülen mücadelenin baş aktörleri arasında yer alan üç liderin yemekte yan yana oturtulması dikkat çekti.

Yaa!

Ama, ama…

Hasbelkader Brüksel'deki o binada ülkesi adına bazı toplantılara katılmış birisi olarak bu fakirin de hep sol yanında Amerikan delegesi oturmaktaydı. Onun yanında da İngiliz Delegesi.

Acaba İngiliz alfabesine uygun olarak sıralanınca böyle bir sıra mı çıkıyor ülkelerin oturma düzeninde diye düşündüm şimdi bir an; ama sonra kendi kendime saçmalama dedim. Tabii ki seninki bir tesadüf. Haşmetmeab ise özellikle, bilerek oraya alındı.

Yayınlanan her haber, ama hepsi, bir algı yönetimi için yapılıyor ve biz de yiyoruz afiyetle.

Melih Özel - 5 Eylül 2014 (16:14)

diYorum

Necdet Şen neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

196