Patronsuz Medya

Biz niye oy kullandık?

  Necdet Şen - 4 Kasım 2016


Yok canım, geçersiz sayılsın, çöpe doldurulsun diye değildir her halde. Olur mu hiç öyle şey?

Altı milyon seçmenin oyunu hangi çılgın hiçe sayar?

Parlamenter demokratik rejimin faziletli bir nesne olduğuna akıl yatırdığımız için kullanmıştık kişi başı bir tanecik oy hakkımızı. Sebze değil de insan olduğumuzu, ister prof ister çoban, iyi kötü irade sahibi olduğumuzu hatırlatmak, adamdan sayılma hissini üç beş yılda bir de olsa yaşamak, yazgımızla ilgili kararlara ucundan kıyısından katılmak için sandık önlerinde kuyruğa girmiştik.

Öyle ya, hayatlarımızın içine turp sıkabilme imkânını bir biçimde ele geçirmiş olanın bal gibi sebzesiniz işte diyebileceğini bile bile hangi avanak gidip de kışta kıyamette temsilcisini seçme zahmetine girer?

Yalancıktan da olsa söylenen demokratik katılım falan gibi şık sözlere kıymet verdiğimizden, şahsî iradelerimizi uç uca ekleyip, hep beraber, bundan daha güzel bir dünya kurabileceğimize inandık ve bu demokrasicilik oyununda -figüran kabilinden- rol aldık.

Vekillerimizi seçtiğimizi sanıyorduk, meğer bilmeden mahpus seçmişiz.

Vekillerimize reva görülen bu hoyratlığın aynı zamanda bize de olduğunu idrak edemeyecek kadar kaz mıyız peki biz? Terörist kelimesinin çarpıtılmamış anlamına dair hiç bir fikir taşımayan, birilerinin programlamasına ihtiyaç duyan robotlar mıyız?

Arazideki terörist oy kullanıyor mu? Yooo… O zahmete bizim gibi, köylerde, kasabalarda, şehirlerde barınan silâhsız külâhsız yurttaşlar giriyor. O zaman git arazideki silâhlıyla paylaş kozunu, değil mi, sivil temsilcilerimize neden musallat oluyorsun?

Demek ki, kanun anayasa hukuk gak guk hepsi hikâye. Seçim zannettiğimiz şey, meğerse kindarlarla aramızdaki bir çeşit düelloymuş. (Kindarlık da o kadar övünülecek şey ki, sorma gitsin.)

Üzerimize çöken bu kâbusa ne diyelim şimdi? Sandıktan çıkan ve rakiplerini yutarak semiren bir ejderha diyelim mi? Yaşanmakta olana, bir çeşit barbar istilâsı diyelim mi? Akıl, vicdan, irade, vd, istilâcıların ayağına dolanabilecek ne varsa, hepsi suç. Başka nelerin suç olduğunu da akıllarına estiğinde öğreniriz artık. Ne yapalım, orman kanunu diyelim mi?

Bugüne kadar öğrendiğimiz ne varsa; akıl, izan, dürüstlük, onur, iyiye güzele dair olduğunu sandığımız her şey, gözünü dünya malı bürümüş yağmacıların önünü açmak adına hurdaya çıkarılırken, bize düşen sadece durup seyretmek midir? Bu mudur sahiden?

Eğer buysa, tek bir özgürlük bırakılmış oluyor geriye: Muktedirin ayağına kapanıp, ben bir bülbül kadar ürkek, tırtıl kadar omurgasız biriyim, katiyen ayağınıza dolanmam deme özgürlüğü…

Demek şu ahir ömrümüzde bir de bunu yaşamak varmış. Ne bileyim, belki bir çeşit hayat dersidir. Belki kambur felek kulağımıza derin bir hakikati fısıldıyor, çapımızı, irfanımızı sınıyor. Olamaz mı?

Ders buysa, bize tabii ki hıfz edip öğrenmek düşer.

Öğreniriz öğrenmeye de, daha evvel öğrendiklerimize binaen şunu söylemeden geçmek olmaz:

Biz, esir alınmamış bir ülkede doğduk, prangasız yaşamayı öğrendik. Başka türlüsünü bilmeyiz. İtip kakmalara dayatmalara gelemeyiz. Hele ki dayatılan, bu kertede bir onursuzluksa… Mürekkep yalamışımız da bilir bunu, imza yerine parmak basanımız da. O kadar yalın bilgi yani.

Soluduğumuz havadan kırptığımız kirpiğe kadar her şeyimize hükmetmeye çalışıp, zorladıkça daha beter acze saplanan, sürecin sonunda kaybedenin kim olacağını ta yüreğinde hissettiğinden midir nedir, hırsı ve kini gün geçtikçe daha da artan kabile reislerine buradan selâm olsun; fıtratımızda kula kulluk etmek yoktur.

Yorumlar

Barış için daha çok savaşmak gereken zamanlar. Madem patates değiliz ıspanak değiliz o zaman direneceğiz. Siz yazın lütfen olan biteni. Direnç artıyor siz yazdıkça.

(Altı milyondan biri)

Öznur Atlı - 6 Kasım 2016 (12:07)

Demokrasi en azından bir çobanın bile oy kullanacağı kadar değerlidir fakat burda bence asıl soru onca sene boyunca uyutulmuş, eğitilmemiş bir neslin eğitim sorunudur. Bu sorun öyle bir sorundur ki fark edilmeden toplumda yayılmaya başlar, adeta bir dedikodunun yayılması gibi yayılır sonra bir bakmışsınız ki toplumun yarısı iktidarcı, kalan yarısının yarısı muhalefet ama iktidarcı, diğer bir yarısının yarısının yarısı cemaatçi ama iktidarcı. Çünkü adamın fikri yok. Uyutulmuş hepsi onca sene boyunca. Neyin iyi neyin kötü olduğu hakkında fikir yürütmeyecek. Sadece önüne koyulanı alacak, araştırmayacak. Bundan daha da öte, bu sorun öyle bir sorundur ki geri kalmış bir arap toplumu gibi kadınları itilip kakılan, yan bakışından dolayı da adam öldürülen bir topluma dönüştürdü bizi. Peki bundan nasıl çıkcaz? Eğitime 50 yıl harcayarak mı sil baştan bir nesil yetiştirerek mi?

Hayır sadece samimiyetle. Gerçekten bile daha gerçek olan bir samimiyetle.

'Aşk varsa, şarkı da vardır.' - Kâzım Koyuncu

Muhammed Salih Beşikci - 19 Aralık 2016 (07:48)

diYorum

Necdet Şen neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

323