Patronsuz Medya

Bu düzen böyle mi gidecek?

  Necdet Şen - 2 Eylül 2008


Sermaye sınıfını tanımlamak nispeten daha kolay da, işçi sınıfının tanımı günden güne zorlaşıyor.

Yüz yıl önceki teorileri ofsayta düşüren yeni meslekler ve iş kolları var artık.

Üstelik sayısı hızla kabaran -ve daha da kabaracağı aşikâr olan- işsizleri de bir sınıf olarak siyasî ve ekonomik denklemlerin içine katmak zorundayız.

Öyle zamanlar oluyor ki, işçi ile işçi ya da işçi ile işsiz arasındaki çelişki sınıf çelişkisinin önüne geçebiliyor.

Dolayısıyla, sınıf çatışması temeline dayalı sosyalist kuramı da günün verileriyle sil baştan tanımlama zarureti hasıl oldu.

İyi güzel de, bundan yola çıkarak çözümü piyasa düzeninde aramanın neresi solculuk?

* * *

1990'lara girerken Francis Fukuyama denen zat-ı muhterem buraya kadardı, son durağa geldik deyince dünya öyle rahat bir nefes aldı ki sorma gitsin.

Artık ortada kutup mutup kalmamıştı. Top yuvarlaktı. Biz bizeydik.

Savaşlar bitecekti.

Kıtlık, yoksulluk, açlık, nükleer kâbus, diktatörlükler, hepsi bitecekti.

Rakipsiz kalmış olan Pazar Ekonomisi'nin gezegeni cennete çevirmesinin önünde artık hiç bir pürüz kalmamıştı.

Kurtulmuştuk.

Sıra köy evlerinde piyano sonatı çalma faslına gelmişti.

Hayatımız devasa bir hizmet sektörüne dönüşecekti.

* * *

Böyle güzel duaya amin dememek elde değil ama insan gene de sormadan edemiyor.

Madem dünyanın gidişatını artık serbest pazar ekonomisi belirleyecek, o zaman bu terazinin ne üretici ne de tüketici kefesinde yer almayı başaramayan milyarlarca yoksulun hali ne olacak?

Yerküre daha şimdiden satın alma gücü olanlar ve olmayanlar diye iki dev parçaya bölünmedi mi zaten?

Bu iki parça arasındaki çatlak hızla büyürken yoksul tarafta kalan meteliksiz yığınların karınlarını kim doyuracak?

Gezegenin mevcut kaynakları yüz yıl sonra 15 milyarı geçecek olan nüfusu beslemeye yetecek mi?

Robotlarımız gömleklerimizi ütülerken biz solfej dersleri alacağız. Harika!

Peki bu derslere aylık geliri 1 dolar cıvarında seyreden çulsuzlar da katılabilecek mi?

Bizi de uçurumun çulsuzlar tarafına düşmekten kurtaracak olan mucize nasıl gerçekleşecek?

Küresel bağlamda topyekûn zenginleşmek mümkün mü?

Hangi enerjiyle, hangi suyla, hangi toprakla?

Isınan ve kuraklaşan gezegenin kaynakları hızla erirken dünya nüfusunun kaçta kaçı reklamlarda gözümüze sokulan yaşam standardına kavuşabilecek?

* * *

Bu soruların yanıtları aslında bugünün dünyasında mevcut.

Tek kutuplu dünyada savaşlar azalacağına daha da artıyor.

Yakın gelecekte listeye su savaşlarının da ekleneceği biliniyor.

İklim kaynaklı toplu göçlerin ve istilâların da.

Açlıktan ve doğal afetlerden kırılan halklara küresel köyün zengin kısmının yardım elini ne kadar uzattığı da ortada.

Silahlanma, uzayı sömürgeleştirme hamlesi ve lüks tüketim için çarçur edilen kaynakların oranı da.

* * *

Hal böyleyken zengin azınlığın kendi leziz pastasını ve limonatasını sayıları çığ gibi artmakta olan açlarla ve susuzlarla bölüşeceğine dair umut besleyebilir miyiz?

Halihazırda açlık, hastalıklar, tayfunlar, depremler, sel baskınlarıyla zaten her yıl milyonlarcası kırılan bu kalabalıklara bir tekme daha atılmayacağının garantisi var mı?

Hem de çok daha büyük bir tekme…

Zenginler için dünyayı dikensiz gül bahçesine çevirebilecek çapta devasa bir mıntıka temizliği gibi meselâ…

Dövüştürerek, döverek, kıtlıkları afetleri katliamları görmezlikten gelerek…

Hayatımızda her geçen gün daha da belirleyici bir rol oynayan televizyon yayınlarının ve algı dünyamızı egemenlerin uygun gördüğü istikamette şekillendiren reklamcıların çağında, kamu vicdanının ilelebet galebe çalabileceğinin garantisi var mı?

Madem gezegeni berbat olmaktan koruyamıyoruz, paranın satın alabileceği şeyler arasında kuşkusuz -dünkü yazıda tarif ettiğim- korunaklı teknolojik kubbeler, o kubbelerin altında dünya yıkılsa da yorganımızı kuru tutabilecek yapay atmosferler, yapay dereler, şelâleler, ultraviyole filtreleri, bahçe düzenlemeleri, organik tarım, genetik müdaheleler yaparız, olur biter.

Bu mümkün. Hatta gidişat oraya doğru.

Peki ya yarının dünyasında bu konforu satın alacak gücü bulunmayanların akıbeti ne olur?

Jolie/Pitt çiftinin malikanesine daha kaç tane Afrikalı evlâtlık sığar meselâ?

Sığamayanların küresel tatil köyümüzde bedavaya konaklamasına göz yumulur mu?

diYorum

Necdet Şen neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

159