Patronsuz Medya

Ormanlar Neden Yanmalı

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı) 21 Ağustos 2019

ABD'de Smokey Bear isimli yangınla mücadele konusunda halkı bilinçlendirme projesi, yangınlarla ilgili o kadar negatif bir görünüm çizdi ki, günümüzde yapılan çalışmalar son 100 yıl boyunca ufacık yangınların bile ne pahasına olursa olsun baskılanması sonucunda, günümüzde önüne geçilemeyen büyüklükte yangınlar yaşanmaktadır. Çünkü ufak yangınlar, az miktarda yanıcı maddeyi yakarak temizler. Ancak bunları bile baskılarsak, ormanlarda durmaksızın kuru ağaç gövdeleri ve diğer yanıcı maddeler birikir ve asla kontrol edemeyeceğimiz büyüklükte yangınların önünü açar.

Zamanın hiç aydınlanmayan ruhu

Aydın Selcen (Duvar) 18 Ağustos 2019

Neymiş efendim Sun Tzu'ya atfedilen ve sık atıfta bulunulan o manidar söz: Irmağın kıyısında oturup yeterince beklemeyi bilirsen, düşmanlarının cesetlerinin önünden geçtiğini görürsün. Çoğunlukla Doğu'nun anlatımı olarak kullanılıyor bu. Pek dokunaklı. İnanmazsınız, Viyana ve Budapeşte'yi Doğu'nun Kapısı olarak gören oryantalistler var. Belki İstanbul'da başlar o Doğu, belki Fırat'ı geçince. Belki Doğu ile Batı'nın sularının birbirlerine karıştığı havza Kürdistan'dır. Belki asıl meselemiz budur, küreselden yerele gelirsek. Belki meselemiz, (misal) bir İlhan Berk'in, (yine öylesine misal) bir Tayyip Erdoğan'dan çok daha kalıcı ve dönüştürücü olduğu bilincine bir türlü varamamaktır.

Rahat olun, telaş etmeyin

Ümit Kıvanç (Duvar) 17 Ağustos 2019

1999 depreminde devletin esas dertlerinin neler olduğu, konunun genellikle bizimle alâkasının bulunmadığı, bizim korunmamız ve kurtarılmamızın bir millî ihtiyaç olmadığı birden herkes için apaçık anlaşılmıştı. Şu son beş-on senede, fetihler yapacağız, çocuklarımızı savaşlarda öldüreceğiz coşkusuyla bu yine unutturuldu. Bu yüzden depremde gafil avlanabiliriz.

Veya milyonla ruhsatlı-ruhsatsız silâhımız ve pompalı tüfeklerimizle çıkıp birbirimizi avlayabiliriz. Böylece beslenip barındırılacak insan da azalır, sorun küçülür. Bir mermi kaç para, biliyor musunuz siz!

Velhâsıl, telâş etmeyin, rahat olun, bekleyin. Çünkü eğer sahiden tedbir alalım derseniz, aşağı yukarı devrime benzer bir şey yapılması lâzım, o da bize ters…

"Milli" bir ekolojik mücadele mümkün mü?

Besim Erarslan (Duvar) 17 Ağustos 2019

Şunu iyice unutmamalıyız; çevre mücadelesi alerjik bir ilişki içinde olduğumuz tek adamlara ya da diktatörlere karşı politik mücadelede zaman zaman uğramak zorunda olduğumuz bir istasyon değildir. Bu mücadele kendimizden çok çocuklarımızın geleceğini ve çevremizdeki biyolojik canlılığı, türler arasındaki var oluşsal ilişkiyi tehdit ederek yaşamlarımız üstünde yüksek çıkarlar adına biyo iktidar talep eden küresel ve endüstriyel kapitalist sisteme karşıdır. Bu anlamda karşımıza aldığımız soykırımcı şirketlerin milli bir kimliğinin olmadığını sadece o anda ve o bölgede çevresel soykırımı gerçekleştirmekle görevli nöbetçi aktörler olduklarını bir kez daha hatırlamalıyız.

Obsesyon A.Ş.

Önder Algedik (Duvar) 16 Ağustos 2019

Bu kadar kozmetiğe eleştiri getirdikten sonra deterjan sektörüne bakmamak olmaz. Öncelikle temizliğin temelinin su ve sabun olduğunu belirtelim. Sabun organik ürünlerden, meselâ zeytinyağından yapılırken deterjanın en önemli ham maddesi petroldür. Yani arabamıza koyduğumuz ürün, ekmeği koyduğumuz poşet, tenimize dokunan ürünleri yıkarken kullandığımız toz, içtiğimiz bardağı yıkadığımız sıvı hep petrol endüstrisinin bir ürünüdür. Bu endüstri bir taraftan geleneksel temizlik yöntemlerine saldırır, diğer taraftan gerçek temizliğin yapılmamasını sağlayarak kendisine bağımlı kılar. Ve dahası basit bir organik kirliliği kimyasal kirliliğe dönüştürerek varlığını büyütür.

Bayramda aile zehirlenmesi

Funda Cantek (Duvar) 16 Ağustos 2019

Daha kapıdan girdiğiniz anda göz terazisinde tartılarak şişmanladığınız veya zayıfladığınız eleştirisiyle karşılaştınız. Aylardır tartıda aynı rakamı görüyor olduğunuza hiç birini ikna edemediniz. Aynı anda size çevirilen başlar, duruma göre neden hâlâ evlenmediğinize, evlendiyseniz neden hâlâ çocuk yapmadığınıza, yaptıysanız neden ikincisini yapmaktan geri durduğunuza, hâlâ neden bir baltaya sap veya bir ev sahibi olamadığınıza, oruç tutup namaz kılmadığınıza, neden şu veya bu partiye oy verdiğinize, ikna edici olamayacağı baştan belli yanıtlar vermenizi beklediler. Geçmişte mendil ve harçlık uzatan büyükler ile onların yetiştirdikleri, dedemin uyaroğlu dediği sonraki nizami kuşaklar, cinsiyetinize, mesleğinize, gelir seviyenize, medenî durumunuza göre farklı reçeteler yazıp, ayar ve akıl verdiler size. En yaşlıları ibretlik gençlik anılarını kim bilir kaç yüzüncü kez anlattılar ve yeni kuşakların yozluğundan, haz düşkünlüğünden dem vurdular. Bayramlık kıyafetleri, boy boy çocukları, güvenceli işleri, hanım hanımcık veya efendi eşleriyle bayram ziyaretine gelmiş, size akıl vermek söz konusu olduğunda aslan kesilirlerken, politik mevzularda, haksızlıklar karşısında dut yemiş bülbüle dönen, etliye sütlüye karışmamakla övünen, AVM'lere gidip ev ve otomobil için para biriktiren faziletli akrabalarınız karşınızda diziliyken inandığınız bütün değerleri, politik mevzinizi savunmak için bir performans sergilemenin anlamsızlığına bir kez daha ikna oldunuz. Aile ilişkilerinin duygusal boyutu, annenizin sık sık helâl etmemekle tehdit ettiği hakkı, babanızın gül hatırı bunu yapmanızı engelledi. Bu da sizin zayıf yanınız belki. Ziyaret ettiğiniz evin misafir odasına şıpın işi bir siper kazıp oraya sığınmak istediniz. Sınıf çatışması, kültürel hegemonya mücadelesi, beden politikaları, cinsiyet ilişkileri o küçük misafir odasındaki göbekli halıdan, orta sehpasından, gümüş şekerlikten, duvardaki aile büyüklerinin portrelerinden, ayağınızdaki eprimiş terlikten ve tabağınızdaki ev yapımı çokkatlı baklavadan kopup size doğru hücum etti. Bunlardan birine gözünüzü dikip zamanın geçmesini beklerken sadece ailenizin karşısında değil, statükoyu temsil eden her türlü kurumun karşısında oturduğunuzu idrak ettiniz. Bir sonraki bayrama kadar geçmiş olsun.

Cinayet mahallinde bayram

Sultan Eylem Keleş (Duvar) 16 Ağustos 2019

Köylünün tanıklığına başvurayım dedim, kapısını çaldığım farklı hikâyeler anlatıyor… Ermenilerin yaşadığına, hangi evin Ermeni evi olduğuna, Ermenilerin ne kadar çalışkan ve el işlerinde usta olduğuna dair çeşitli bilgiler aktarılırken, Ermenilerin 'nasıl ve ne zaman yok olduğu'na dair sorular genelde ya yanıtsız bırakılıyor ya geçiştiriliyordu. Yer yarılmış da yerin içine girmişlerdi sanki. 'Dağ nerede?' tekerlemesinin içine düşmüştüm. 'Askerler yaptı' ya da 'hükümet işidir' diyen de devamını getirmiyordu. Ananem Zalhe'nin anlattığına göre köyün aşağısında derin dere dedikleri yerde, erkekleri ağaçlara asarak idam etmişler. O ağaçlarda hâlâ idam iplerinin izi olduğunu rivayet ediyor. Ananem kız çocuklarının kendilerini korumak için dereye atladıklarını anlatırken duraksıyor, 'ah' çekiyor. Dili varmıyor anlatmaya.

Tavuk ve Antibiyotik

Sinan Akgünay (Medyascope) 15 Ağustos 2019

Uzun yıllar boyunca, antibiyotiğe karşı oluşan bu direncin yanlış ve fazla antibiyotik kullanımından kaynaklandığı düşünüldü. Ancak antibiyotik, ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren insanlarla beraber hayvanlarda da kullanılan bir madde oldu. ABD'de kullanılan toplam antibiyotiğin %80'i, dünya genelinde ise %50'si hayvanlar üzerinde kullanılıyor. İnsanlardan farklı olarak, hayvanlara verilen antibiyotik tedavi amaçlı kullanılmıyor. Bunun yerine antibiyotik daha hızlı kilo almaları ve kalabalık kümeslerde hastalık kapmamaları için hayvanlara veriliyor. Hayvanların beslenmelerine katılan bu antibiyotiklerin üçte ikisi insanların tedavi amaçlı kullandığı antibiyotiklerle aynı yapısal özellikleri taşımaktadır. Yani, bu antibiyotikler çiftliklerde kullanıldıkça, insanların kullandıkları ilâçların etkileri azalıyor.

Antibiyotiğe karşı oluşan bu direnç, bakterilerin kendilerini antibiyotiğin öldürücü etkilerine karşı korumalarını sağlayan bir genetik adaptasyon ve evrim stratejisinin sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Laiklik, liyakat ve cumhuriyet

Dinçer Demirkent (Duvar) 15 Ağustos 2019

AKP başkan yardımcılarının rektör, il başkanı avukatların hakim, menzilcilerin, Süleymancıların bilmem ne tarikatından kişilerin devlet kadrolarını oluşturduğu bir yerde hiç bir devlet görevlisinin anayasa ve hukuka bağlılığını bekleyemezsiniz. Çünkü hiç biri anayasa ve hukuk yoluyla göreve gelmemiştir. Dolayısıyla kararlarını verirken, kamuyu, ülkenin geleceğini değil, kendi ikballerini, kendilerini oraya getirenlerin, tarikatlarının, cemaatlerinin çıkarını düşünürler.

Dolayısıyla laiklik sadece eğitimin, siyasetin, toplumun dincileşmesiyle değil Kaz Dağları'nı satışa çıkarmaya, bir ülkenin geleceğini yok etmeye 'evet' diyen bürokratlarla da ilgili bir meseledir.

Kaz Dağları'nın ardındaki hırsızlık ittifakı

Bahadır Özgür (Duvar) 6 Ağustos 2019

Salonda heyecan dalgası, hep bir ağızdan bağırıyorlar: Medyayı boğalım! Kara, tebessüm ediyor: Boğalım da bu biraz imkân meselesi. Altın aranıyor, gidip üç beş ağaca zoom yapıyorlar. Sorunu çözene kadar fazla göze batmayın diyor, ormanlardan sorumlu bürokrat. O sırada dinleyiciler arasından bir serzeniş daha yükseliyor. Milten Madencilik Başkanı Cemil Ökten'in sesi bu: Gidip havadan çekiyorlar. Eskiden top atış sahasıydı, uçuşa yasaktı, rahattık. Belli ki askeri bölgeyi kazmış. Madencilerin derdini yüreğinde hisseden bürokrat, gönlünden geçenle görevi arasındaki çelişkiyi ayetlere sığınarak çözüyor hemen: Bize şu söyleniyor: 'Genel Müdürlük ormanları korumakla görevli değil midir?' Evet… Birinci görevimiz korumak. Ama biz aynı zamanda şuna inanırız. Cenab–ı Allah insanoğlunu yarattığı zaman onu merkeze koymuştur ve bütün diğer yaratıkları onun emrine vermiştir.

Seken kurşun, coğrafya, kader

Ali Duran Topuz (Duvar) 5 Ağustos 2019

Muhalefet şerhindeki devlete sadakat lâfının anlamı da bu: Devlet sayar, toplar, dağıtır, vurur, kırar, ateş eder, buna ses çıkarmak ihanet, ses çıkarmamak sadakattir. Ateş edilmesin diyen hain, ateş edilmesin demek ifade özgürlüğü diyen hain, ikisinin dayanak yaptığı hukuk da ihanet hukukudur. Öyle sessiz durmak da olmaz, vur vur inlesin diyen sadık tebadır, özde yurttaştır, asıl hukuk da ateş etmeyi (ve doğal sonucu olan ölümleri) kabul etmekten ibarettir.

İmza serüvenim

Selim Temo (Duvar) 4 Ağustos 2019

Vicdan vicdan deyip duruyorum ama ben de soğuk, bilimsel, analitik, kavramsal cümleler kurabilirim. Türkiye Cumhuriyeti devleti, 1921'deki Koçgiri'den beri aynı yöntemi uyguluyor: Kürtler, hakları için toplu bir kalkışmaya hazırlanırken bir provokasyon ile biriken gerilimi patlatıp çökertiyor. Sağ olsun Kürtler de bu zokayı tam 100 yıldır yutuyor. Koparılan kıyamete de kanmasın kimse, bu işten devlet kârlı çıktı. Uzun vadeli yatırımının karşılığını aldı!

Dedelerinin toplu mezarlarına baka baka büyüyen biriyim. Birkaç kitabı birden yazmaya çalıştığım 2015-2016'da ise bir şehrin hastanesine bakan bir pencerem vardı. Bazı kömür kesilmiş bedenler hastane morguna yığılırken bazı cansız bedenler steril ambülanslarla havaalanına gönderiliyordu. Ölüler bile eşit değildi. Kıyametti. BSOO bildirisi çıkageldi. Bu suçtur, dedi, bu suça ortak olmayacağız.

Barbarca laflar edemezsin…

Filiz Gazi (Duvar) 29 Temmuz 2019

Evet, tüm bunların yanında düşünülmesi gereken başka konular var. İnsan seli şeklinde yer değiştirmelerin yakın gelecekte dünyayı nasıl değiştireceğini öngörmemiz mümkün değil. Ülkelerin adları bile değişebilir. Mültecilerin, sığınmacıların, yerinden edilenlerin tüm dünyaya yayıldığı, resmi sınırlar dışında küçük başka sınırların yaratıldığı, kozmopolit sözcüğünün anlatmaya yetmediği günümüz dünyasında, olası kurulabilecek bağlar için şeffaf perdelere ihtiyaç olduğu da aşikâr. Alışkanlıkların, tecrübelerin, kültürel kodların farklı olmasından korkulmadan fakat nezaket sınırları ihlâl edilmeden, özenle alınmış mesafelerle kurulacak bir ilişki biçiminden bahsediyorum.

Yıkımın mimarı

Selim Temo (Duvar) 25 Temmuz 2019

Bir tarihe ait değil o. Taşradan türeyip yüksek makamlara gelen ama zihinsel ve kültürel bagajı oraya hiç hazır olmayan gruptan. Zalim olunca da süren bir mağduriyet söylemiyle dünyanın tepesine çıktıklarında bile eğreti duran kitlenin üyesi. Rasyonalize ettikleri bilimsel-entelektüel çerçevenin gerçeklikle uzlaşmadığını akıl edemeyecek bir idraksizlik içinde yaşarken onlara gerçeği hatırlatan her canlılık belirtisini, benzerlerinin kalabalık olmasından aldıkları güçle yok eden bir barbarlığın ürünü. En kısa zamanda arkasından böyle teneke çalmayı umduğumuz bir boy büyüğü bile onu üfleyip öttürmüyor artık!

Kendini değerli bulmamak ve kibir…

Murat Sevinç (Duvar) 25 Temmuz 2019

Muhterem okur, ırkçılık, içinde yüksek dozda 'kibir' barındıran ve geçen yüzyılı kana bulamış bir baş belâsıdır. Irkçılar ülke ve insan sevmez. Tarih boyunca tek marifetleri, kendi memleketlerinin mahvına sebep olmalarıdır. İstisnası yok. O kibir bir gün Suriyeliye, beriki gün Kürt'e, sonunda mutlaka sizlere, 'seyredenlere' yönelecektir. Yöneliyor da zaten. Biz yurttaşız, insanız ve birimiz diğerinden daha üstün ya da ayrıcalıklı değiliz. Bir siyasal sorunun can yakıcı insanî boyutunun, yeni ırkçı girişimlere yol açmasına izin vermemek gerektiğini unutmayalım.

Kovulanın kibri

İrfan Aktan (Duvar) 22 Temmuz 2019

Ana akım medyadan çıkarılana kadar direnenler, sanki o direnişleri konforlu makamlarını, alternatif medya çalışanlarının on-yirmi katı yükseklikteki maaşlarını kaybetmemek değil de meslek adınaymış gibi yapmakta göz yaşartıcı bir performans sergiliyor doğrusu.

Ana akımdan gelirken kibirlerini de yanlarına almayı unutmamış olduklarından kim var imiş biz burada yoğ iken diye sorma gereği duymuyorlar.

Hatta aralarından kimi arkadaşlar var ki, her devrin ezileni, sansürleneni, hapsedileni, yoksulu, kıt kanaat geçineni olan alternatif, muhalif medyada çalışanlara profesyonel gazetecilik dersi de veriyor.

İbrahim Bey kime dedi acaba?

Ümit Kıvanç (Duvar) 22 Temmuz 2019

Bu çeteleyi sürdüremem. Sorumu tekrarlasam… O da pek mânâlı olmayacak. O lâfın bizzat İbrahim Bey ve hizmet ettiği veya hizmetindeki kimseler dışında muhatabı yok ki. Ha, bir de hep beraber zehirledikleri. Emek harcamadan, öğrenmeden, paylaşmadan kendilerini doğuştan seçilmiş sayan, yalnız tahakküm kurarak, zulmederek, üstünlük taslayarak tatmin duyabilen, memleketin geleceği için hayırlı hiç bir şey üretemeyecek, donanımı ve malzemesi birbirini tutmayan efsaneler ve ezberlenmiş babalanma metinlerinden ibaret, bunlara rağmen cehaletle küstahlık karışımından imal edilmiş silâhlarıyla herkese saldıran bir grup insan.

Çin küreselleşmeci olursa?

İlhan Uzgel (Duvar) 22 Temmuz 2019

Küreselleşme neoliberal bir form içinde girse de Asya ülkelerinde insanların gelir düzeyleri çok alt seviyelerde bulunduğu ve hayatı kolaylaştıran teknolojik imkânlardan yararlanmaya başladıkları için bu insanlar şu aşamada küreselleşmeye olumlu bakıyorlar. Bu ülkelerde de ekonomiler belli bir doygunluğa ulaşmaya ve gelir dağılımı sorunları daha yakıcı bir biçimde ortaya çıkmaya başladığında, kentlerde doğan kuşaklar, büyüme oranları azaldıkça, kapitalizmin yarattığı sorunlarla daha yoğun bir şekilde karşılaştıkça Batı'daki benzerleri gibi rahatsızlıklarını dışa vurmaya başlayacaklar.

Devlet anarşizmi ve DP'nin affedilmez günahları

Mehmet Altan (P24) 20 Temmuz 2019

Operasyon amacına ulaşır ve sabaha karşı sıkıyönetim ilân edilir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar ertesi gün Valilikte bir basın toplantısı düzenlerler. Bu tasarlanmış vahşetten dolayı basını ve solcuları suçlarlar.

Solcular ve basın üzerine bir kasırga eser, toplu tutuklamalar başlar, gazeteler kapatılır.

* * *

Üç gün sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Nurettin Aknoz bir basın toplantısı düzenler, basına getirdiği evlere şenlik yeni yasakları açıklar.

—6 Eylül olaylarını komünistlerden başkalarının yaptığı yolunda yazı ve yorumlar yasaktır.

—NATO devletleriyle ilgili haberler yasaktır.

—Hükümeti tenkit etmek yasaktır.

—Hükümetin çalışmalarını etkileyecek biçimde yazılar yazmak yasaktır.

—Sıkıyönetimin çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır.

—Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması yasaktır. Meclis'teki görüşmeler halkı heyecanlandıracak nitelikteyse yazılmayacaktır.

—Darlık, kıtlık, yokluk haberleri yapmak yasaktır.

—İkinci baskı yapmak yasaktır.

—Magazin sayfalarında halkı heyecanlandıracak resim ve yazılar yasaktır.

—Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır.

Üçüncü yıldönümünde 15 Temmuz: Korkusuzluk destanından korku iklimine

Yasin Durak → Nagehan Tokdoğan (Duvar) 19 Temmuz 2019

15 Temmuz'un gerek oluş biçimi gerekse de sosyolojik sonuçları açısından özgül bir yönü var: Başta sahiden de AKP'yi güçlendirdi gibi oldu, ama bu durum çok kısa sürmedi mi? Bir kere daha önce de söylediğim gibi AKP tabanında 17-25 Aralıkla birlikte oluşan çatlak, 15 Temmuz'un ardından koca bir yarığa dönüştü. Taban adeta ortadan ikiye bölündü. Bu büyük bir kan kaybı demek. Sonuçlarını bugün, aradan üç yıl geçtikten sonra daha net gördüğümüz bir zayıflama, çözülme… İkincisi, 15 Temmuz AKP'nin yıllar içinde ilmek ilmek ördüğü ve sorumlusu olarak Kemalist rejimi işaret ettiği mağduriyet anlatısını darmaduman etti. Yıllar yılı kadim düşman olarak gösterilen tehdit nesnesi, dramatik bir biçimde değişti. Yine başlarda AKP 15 Temmuz zaferini bir tür kadir-i mutlaklık emaresi, güç gösterisi olarak araçsallaştırdı. Tabanda da kibre dayalı bir duygusal mobilizasyon sağladı. Fakat bence bu dinamik de kısa sürede sönümlendi. Yerini, elinde kalanı da kaybetme korkusuna ve bu korkunun güdümünde iyice tutarsızlaşan bir siyaset yapma tarzına bıraktı.

O esnada cezaevindeler…

Murat Sevinç (Diken) 14 Temmuz 2019

Cezaevindeler.

Yalnızca muhalif oldukları için, cezaevindeler. Herkesin bildiği, bilenlerin büyük çoğunluğunun bilmiyormuş gibi yaptığı gerekçelerle. Dört duvar arasında. Yıllardır. Kaç mevsim. Kaç yağmur ve kaç gün doğumu. Kaç gece ve gündüz. Kaç akşamüstü. Pencereden avluya bakıyorlar.

Çıkıntı Olmamak Adına Hizaya Girmenin Psikolojisi!

Tuğba Şenoğlu (Evrim Ağacı) 11 Temmuz 2019

Araştırmanın sonucuna göre, araştırmaya katılan katılımcıların %76'sı diğer kişilere uyarak yanlış yanıtı vermeyi tercih etmişlerdir. Toplamda 12 etap gerçekleştirilmiştir ve ortalama olarak katılımcıların üçte biri diğerlerine uyma davranışı göstermiştir. Bu araştırmada sondaki katılımcı diğer katılımcıları tanımamasına rağmen, farklı bir yanıtı veren tek kişi olmaktan çekinmiş ve yanlış bir yanıt vermiştir. Bu da, uyum baskısının gücünün ne kadar fazla olduğunu göstermektedir.

Ümmet kim? Parçalanan ne?

Berrin Sönmez (Duvar) 11 Temmuz 2019

Ama parti kurulsa da kurulmasa da AKP içinde etkili olsa da olmasa da ve Türkiye siyasetine yeni bir soluk getirme ihtimali yok mesabesinde olsa da yaşananlar, yaygın bir söylentiyi doğruluyor:

Geçmişte Müslüman ahalinin algısında kitap ehli cennete giderdi. Selçuklular çağında Müslümanlar cennete gider oldu, Müslüman bilincinde. Osmanlı döneminde ise algı daha daralıp, ehl-i sünnet Müslümanlara indirgenmişti. Laik Cumhuriyet dönemi ise bir adım daha ileri gidip Hanefi Sünni, Türk Müslümanlardan gayrısına cennette yer tanımadı! Ve AKP, yeryüzünde olduğu gibi cennet parselasyonuna da çağ atlatarak(?) ancak AKP'ye oy veren Hanefi Sünni Türk Müslümanların cennete gidebileceği algısını oluşturmayı seçti, Müslüman düşünce dünyasında.

Kapı eşiğinde çıkarılan ayakkabılar…

Murat Sevinç (Duvar) 27 Haziran 2019

23 Haziran İstanbul seçiminde çok sayıda yurttaşın yazlıklarından gelerek oy kullandığını söylüyoruz ya; işte o yazlıkların olduğu coğrafyayı ömrü boyunca görmemiş ve muhtemelen göremeyecek kalabalıkça bir yurttaş kesimi, yapılanı 'fedakarlık' olarak değerlendirmiyor. Şöyle söylesem daha anlaşılır olur belki: 1928 doğumlu babam ve 1932 doğumlu annem, 72 yıl ve 85 yıl yaşadıkları Türkiye'nin, Ege ve Akdeniz kıyılarını hiç görmediler. Milyonlarca yurttaş gibi. Anlatabiliyor muyum?

İki Ayten, tek devlet

Gökçer Tahincioğlu (T24) 23 Haziran 2019

Gizli bir yerde, 'Biz devletiz' diyen kişiler tarafından gayrı resmî biçimde 6 ay boyunca alıkonularak işkence gördüm. 6 aydan sonra, bir minibüsle senaryo gereği ıssız bir yere bırakıldım, gözlerim bağlıydı, kulaklık takılıydı. Uzaktan Ankara'nın ışıkları görülüyordu. Ortaya TEM polisleri çıktı. 28 Ağustos 'bilinmeyen merkezden' çıkarıldığım tarihtir. Gözaltı tutanağındaki tarih sahtedir. Gözaltına alındığım yerde süngerli bir odaya alınıp zorla çırılçıplak soyuldum. Ellerim arkada kelepçeli, gözlerim bağlıydı. 'Konuşmazsan, yıllarca burada tutarız. Vücut bütünlüğüne zarar vermeyiz. Organ nakli dahi yapabilecek imkânımız var. Bizi devlet yetiştirdi. Ölmek için yalvarırsın. Profesyoneliz, burası başka yere benzemez' dediler… 'Burada onur, edep, ahlâk yok. Burası cehennemin dibi. Burada Allah, avukatlar, mahkeme yok, biz varız' diyorlardı…

Post-Erdoğan döneminin başlangıcı

Yektan Türkyılmaz (Duvar) 22 Haziran 2019

31 Mart sonrası artık post-Erdoğan dönemde yaşıyoruz. Bu cumhurbaşkanının koltuğunu, etkisini ve nüfuzunu hemen kaybettiği veya 23 Haziran ardından hemen kaybedeceği olarak okunmamalıdır. Buradaki kasıt bir kişi kültü olarak Erdoğan'ın erimesi ve artık hem kalabalıklar arasında coşku ve sadakat sağlayan, hem de blok içerisinde ayrık seslerin kakofonisini susturacak bir lider figürü olmaktan uzaklaşmasıdır. Erdoğan iktidar blokundaki güçlü seslerden bir ses haline gelmiştir, diğer sesleri yok etme marifetini kaybederek. Bu tespiti önümüzdeki seçim sonucundan bağımsız yapıyorum. 23 Haziran'da İstanbul'da kurulacak sandıklar siyasal temsiliyetin teşhisine yaramayacak, çünkü ülkede seçim o işlevinden hızla uzaklaşmış durumda; ancak çok daha önemlisi blok içerisindeki hesaplaşmaların, yeniden şekillenmenin veya dağılmanın biçim ve şiddetini belirleyecek gibi görünüyor.

Akıntıya karşı kürek ve 'akıntı'…

Hakkı Özdal (Duvar) 22 Haziran 2019

Sınıfsal temellerden yoksun, dinin ekonomik sömürü süreçlerine nasıl katıldığını görmek ve göstermek yerine, gündelik yaşam detaylarına, şekilciliğe, kültürel fetişlere saplanan bir 'laiklik hassasiyeti'nde donmuş 'eski merkez', bu kalabalıklarla arasında anlamlı bir ilişkisi kalmadığını görmekten bile acizdi. Önce Refah'ın, sonra AKP'nin seçim 'başarıları' da böylelikle sadece alerji ve öfke üreten bir 'sapma' olarak görüldü.

Bugünkü iktidarın durumu, kendi var oluş koşullarını yaratan o günkü statükocu bakıştan farklı değil. Vaktiyle, sıla nostaljisine sarmalanmış bir gurbet muhafazakârlığını kemirerek beslenen AKP aygıtı, iktidar imtiyazlarıyla geçirdiği uzun yılların ardından iki türlü başkalaşım ile karşı karşıya bir süredir.

Toplumlarımızın çöktüğüne inanmak, direnişten ve sorumluluktan kaçmaktır

Hamit Bozarslan (Medyascope) 21 Haziran 2019

Tartışma mekânlarının olmaması acı veriyor bana — bu konuda yalnız da değilim. Basın sadece bir duraktır; önemli olan, tartışma platformları yaratabilmektir, çoğul demokratik tecrübelerle ve katılımlarla yaşamaktır demokrasiyi. Toplumumuzun üzerine çöken öyle bir kadercilik var ki, gitgide daha az insan yazıyor. Önceden, sendikacılar, ilkokul ya da lise öğretmenleri yazıyorlardı. Entelektüel yaratıcılık üniversiteyle sınırlı kalmamalı, her yerde bulunmalı. 70'li yıllarda, yazı kurullarından çalışma gruplarına kadar, her yerde tartışılırdı. Tartışmanın taşıyıcılarından biri militanlıktı. Elbette muayyen bir iyimserlik de lâzım bize. Her yaşam mekânı bir sosyalleşme, tecrübe, icat ve direniş mekânıdır. Dünyaya bakışım ne kadar buruk olursa olsun, öğrencilerime, mahkûm olmadığımızı, demokratik toplumların ölmediğini söyleyebilmek zorunda hissediyorum kendimi. Hayır, her şey çökmeyecek; çöküşe inanmak, her tür direnişten vazgeçmektir.

Kurumsuzlaşma, rasyonalite kaybı, paramiliterleşme

Hamit Bozarslan → İrfan Aktan (1+1 Forum) 21 Haziran 2019

Şef ve ulus arasındaki bu organik bütünleşme ve böylesi bir müessesesizleşme düşünüldüğünde, rejimin rasyonalite üretebilme kapasitesi de haliyle sıfıra yakın olur. Tam da bu noktada alışıldık otoriter rejimler ve Erdoğanizm arasındaki önemli bir farkı görüyoruz: Zira otoriter rejimlerin de çoğunda belli ölçüde denge mekanizmaları bulunur ve her şeye rağmen, rasyonaliteden tamamen çıkmazlar. Halbuki Türkiye'deki bu sürekli ileriye kaçış hali, bizatıhî rejimin kendisinin de ihtiyacı olan rasyonaliteyi imkânsız kılıyor.

Direniş sahalarını derinleştirmek, genişletmek

Hamit Bozarslan → Yücel Göktürk, Alican Tayla (1+1 Forum) 21 Haziran 2019

İki asli rakip var: CHP'de vücut bulan orta sınıf ağırlıklı laik-cumhuriyetçi kesimler ve HDP'de vücut bulan emekçi ağırlıklı Kürt hareketi ile sol-demokrat kesimler. Asıl ittifak, Millet İttifakı'ndan ziyade –Erdoğan'ın zillet ittifakı dediği– bu iki partinin tabanları arasında. Zaten Cumhur İttifakı'nın liderleri, sözcüleri ve medyası bu ittifaka vuruyor; bölmeye çalışıyor. 23 Haziran'da ve sonrasında bu ittifak nasıl bir rol oynayabilir? Tek adam rejimini geriletip parlamenter rejimin yolunu açabilir mi?

Bu soruya verebileceğim cevap aslında bilinenin tekrarı olacak: Bu ittifak Türkiye'de ve Ortadoğu'da bir Kürt halkının, bir Kürt sorununun olduğunu ve bu sorunun şiddetle çözülmeyeceğini kabul edebilecek mi? CHP soykırımla, Kürt katliamlarıyla, 1920'lerin, '30'ların azınlık düşmanı, anti-semit siyasetleriyle belirlenmiş ulusalcı mirasından kopabilecek mi? Hem kendisini hem de İyi Parti'yi inancın inançsızlığa, bir dinin diğer bir dine, bir mezhebin diğer bir mezhebe, bir milletin diğer bir millete, erkekliğin kadınlığa, hetero-cinselliğin eşcinselliğe üstün olmadığına ikna edebilecek mi?

Seçimin tekrarına 2 gün kala: 'Yıkılmadık, Ayaktayız' mı?

Baskın Oran (Artı Gerçek) 21 Haziran 2019

Yâ Rab! Kişisel beka sorunu politikacılara neler yaptırıyor! Habere bakınız:

Valimiz [Ordu valisi] feraset sahibi, bana şunu söyledi; 'Başkanım bu seçim arifesinde davayı açarsam, doğru olur mu düşünüyorum' dedi. Ben de kendisine 'Sabırlı ol seçimlerden sonra açarsın' dedim

Bunu söyleyen kişi, 28 Şubatçı askerler tarafından 1998'de muhtar bile olamasın diye mahkûm ettirilmiş kişi. Şimdi aynı şeyi o uyguluyor; inanılır gibi değil. Bunu yapması da söylemesi de resmen siyasî intihar.

İflas da demek mümkün.

Din genel bir çatı verir, ama önemli olan uygulamadır

Emrah Safa Gürkan → Işıl Öz (Medyascope) 20 Haziran 2019

Ben burada da Osmanlıların çok kötü bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. İmparatorluk yıkıldı belki ama arkasında geniş topraklı, Batı bloku tarafından kabul görmüş, NATO üyesi bir devlet bıraktı. Alfabesini değiştirecek kadar güçlü bir Batılılaşmanın sonucu, dünyaya entegre bir millet yarattı, bakın bu çok zor bir şey. Tüm kodları bir anda değiştirmek, hem de bu konu savaşlar kaybederken yapmak. E sanayileşti ve modernleşti bir de. Türkiye'yi hep Fransa ile karşılaştırıyoruz, ama meselâ bir Hindistan, İran, Mısır'la karşılaştırıldığında bence durumu o kadar da fena değil. Sömürge olmamış, 2-3 yıl hariç işgal edilmemiş, NATO'ya kabul edilmiş, Avrupa Birliği'nin kapısına kadar gelmiş. Bunlar az şeyler değil.

Vicdanlarının sesini dinlediler

Yavuz Özcan (Artı Gerçek) 16 Haziran 2019

Savaş boyunca Amerikan savaş uçakları Vietnam, Kamboçya ve Laos'da, 113 bin 716 yere toplam 6 milyon 727 bin 84 ton bomba attı. Yanlış okumadınız. 6 milyon 727 bin küsur ton. İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkelerin Avrupa ülkelerine yağdırdığı toplam bomba miktarı ise 2 milyon 700 bin ton. Dünyanın en güçlü ülkesi, yoksul ve Fransa'yla savaştan daha yeni çıkmış, ekonomisi tarıma dayalı küçücük bir ülkeyi nasıl oldu da yenemedi? Amerikan ordusu Vietnam'da çok sayıda helikopter kullandığından, savaş, askeri çevrelerde helikopter savaşı diye de bilinir.

Farklı ol, tutkulu ol: Kabusu tat

Mühdan Sağlam (Duvar) 16 Haziran 2019

Klemp ve beraberindeki mürettebat, 2017'de Akdeniz'de seyrederken, boğulmak üzere olan bin kişiden fazla mülteciyi gemisine alıyor. Bunu yapmasının nedeni insanî değerlerinin yanında 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi. Sözleşmenin 98'inci maddesi, denizde boğulma ya da ölüm tehlikesi altında olan bir insanın görüldüğünde ona yardım edilmesi ve kurtarılması gerekir diyor. Maddenin kendisi insanî bir düzenleme. Uluslararası Deniz Hukuku'na uyduğu için Klemp'e madalya verilecek ya da onurlandırılacak sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

Klemp, İtalya'da açılan dava çerçevesinde 20 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor.

Hasankeyf'te betona gömülen hepimizin hikâyesi…

Pelin Cengiz (Artı Gerçek) 15 Haziran 2019

12 bin yıllık antik kent Hasankeyf'i, 199 köyü ve üstün biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi'ni sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı Projesi'nde sona yaklaşıldı. Türk hükümet yetkilileri 10 Haziran 2019 tarihinde, Ilısu Barajı'nda suyun tutulacağını açıkladı. Yerel halk ve dünyanın farklı yerlerindeki çok sayıda grup, 20 yıldır bu projeye karşı çıkıp tepkilerini demokratik bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu kampanyalarla üç defa proje durdurulabilse de, devlet yetkilileri inadına yasaları değiştirmiş ve yeni kaynaklar bulup projeye devam etmiştir.

Üç tekerlek çamurda, dördüncü de yok

Ümit Kıvanç (P24) 15 Haziran 2019

11 Ekim 2017 • … Mâkûl olanın takipçisi değil tutkularının esiri, ne zaman ne yapacağı belirsiz kimselerce yönetiliyoruz. (…) Rusya+İran+Suriye, İdlib'i elbette 'temizlemek' istiyorlar. (…) İmha etmek, silâhsızlandırmak, dağıtmak, ezmek, sürmek vs istedikleri herkesi -DAİŞ hariç- (…) [İdlib'e] toplamaya çalıştılar. (…) Hedef, ilkin, imha etmek istediklerini, kolay bombardıman hedefleri olarak topluca bir arada bulmak, ikincisi, bir kısmını Türkiye'ye doğru sürmekti. Her iki hedeften de vazgeçilmiş olduğunu var saymak için herhangi bir sebep yok. Değişiklik, Türkiye'yi de işin içine katabilmiş olmalarında. (…) Rusya, eline geçirmişken, Ankara'yı böyle bir operasyona da alet veya en azından ortak edebilir ve böylece mevcut iktidarın (…) Ortadoğu'da etkinlik hayali (…) ebedîyen son bulabilir. Ve Erdoğan+AKP iktidarı kendini birden, mümkün yegâne müttefikleri Beşar el-Esad veya başka Baas türevleriyle, kendilerine tahsis edilmiş odada, aynı divanda çekirdek yiyerek Dünya Kupası izlerken bulabilir.

Binali Bey, sırrını ver, oyumu al!

Mehmet Y. Yılmaz (T24) 14 Haziran 2019

Bu devirde üç çocuk büyütmek, okutmak kolay mı? Semiha Hanım'ın öğretmen maaşı da malûm. Muhtemelen çocuklarının büyüme sürecinde de ay sonunu zor getiriyordu.

Ancak herkesten farklı olarak bildiği bir şey vardı ki onu çocuklarına öğretti.

Çocukların bugün 17 şirketi 28 gemisi, iki adet de süper yatı var.

Bunların sayısı biraz az olabilir, biraz çok olabilir, bu da benim suçum değil. Alıyorlar, satıyorlar takibi kolay değil.

Binali Bey işte bu işin sırrını kendisine sakladığı için oyumu alamayacak.

Şu açık oturumda bu sırrı bir anlatsa, hem oyumu vereceğim, hem ikna edeceğim arkadaşlarımın oyunu kendisine verdireceğim.

Binali Bey, bu işin sırrı nedir? Benim 28 gemide gözüm yok vallahi, bir bonzai tekne alabileceğim kadar sır verseniz işimi görür.

Bu işler kurulurken hangi duaları ettiniz? Başkasının indirdiği hatimleri de bu dualara eklemek gerekiyor mu? Kestiğiniz kurban sayısı kaçtır, kurbanları nerede kesmemizi önerirsiniz? Küçük tasarruflarınızı gemi alabilecek hale getirirken hangi faizsiz bankacılık işlemlerini yaptınız? Sukuk piyasasında gelecek var mı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

105