Patronsuz Medya

Bulantı

Tayfun Atay (Cumhuriyet) 21 Nisan 2017

Ne yüzde 49'luk müthiş Hayır oyundan çıkan hayr ve onun kıvancı, mutluluğu, umudu…

Ne de çalınmış oyların, geçersiz Evetlerin, mühürsüz seçimin öfkesi, isyanı ve geleceğe dönük korkusu…

Hâkim hissiyat bulantı…

Ve bu hissiyatı iyice arttıran en önemli sebep de tüm bu olup bitenlerden sorumlu zevatın güya din-iman sahibi, namazında-niyazında insanlar olması…

Onların gece yattıklarında ne hissettikleriyle, başlarını yastığa koyduklarında vicdanlarının ne ses verdiğiyle ilgilenmekten öte…

Alınlarını secdeye hâlâ nasıl koyabildiklerini de merak ediyorum!

Beklenen oldu!

Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet) 20 Nisan 2017

AKP'nin ülkeye istikrar getirme şansı artık yoktur; Financial Times'ın da vurguladığı gibi, ülkenin yarısını artık kesin olarak kaybetmiştir. Washington Post'un çirkin zafer olarak nitelediği bu durum, Le Monde'un deyimiyle ülkeyi yönetilemez noktaya getirmiş, bir gerileme sürecine sokmuştur. Zeit de Cumhuriyet öldü saptamasının ardından soruyor: Erdoğan kazandım dedi, gerçekten kazandı mı diye soruyor. Şimdi, muhalefet üzerindeki baskı ve devlet terörü kaçınılmaz olarak artacaktır. Buradan nereye gidileceği şimdilik belirsizdir! CHP liderliğinin tutumu gidilecek yolun yönünü belirleyebilir.

Hınçla ters takla?

Aydın Selcen (Duvar) 19 Nisan 2017

Korkarım, ileride bugünleri tarihsel, toplumbilimsel açılardan açıklayan değerlendirmeler yapıldığında, hınç kavramı merkezi önem arz edecek. Hınçla, ite kaka, zorla Türkiye gibi gecekondu statüsünde addedilemeyecek bir ülkeye 200 yıllık bir ters takla attırılabileceğine ben inanmıyorum. Ortak çatımız cumhuriyetin taşıyıcı sütunlarına hınçla saldırmanın, ülkenin damarlarındaki alyuvarlar olan her kesimden aydınları, sekülerleri hınçla ötekileştirmenin, hakkını arayan Kürdü, Aleviyi yine hınçla kriminalize eden yaklaşımın çatıyı başımıza göçerteceğinden ciddi biçimde kaygı duyuyorum.

Karşı şeridi tıkamayacaksın

Ümit Kıvanç (Duvar) 18 Nisan 2017

Evet, geçtiniz. 7 Haziran 2015'ten beri geçtiniz, dörtnala gidiyorsunuz. Lâkin artık epey yorgun bir at, altınızdaki. Üstelik, salak yerine koyduğunuz bizler, o günden beri sizi izliyoruz. Gücümüz yetmedi, durduramadıysak, ne maksatla nereye koştuğunuzu görmüyor değiliz.

Ve bakın, çalıntı malzemeyle inşa edilen yapılarınızın üst katlarına tırmanarak yüksele yüksele hepimizi minicik böcekler gibi görmeye başladığınız irtifadan fark edemediniz, her yaptığınız Üsküdar'dan, Eyüp'ten de görünüyor. Biz size minik böcekler gibi görünüyorduk, anlayamadınız, siz koskocaman ortalıktasınız, her yaptığınız meydanda.

Atı alan Üsküdar'dan öteye geçebilecek mi?

Ahmet İnsel (Cumhuriyet) 18 Nisan 2017

Seçim yasasını resmen ihlâl ederek, zor belâ ve ucu ucuna kazanılan resmi sonuçlar, Türkiye'de parlamenter rejimi, çoğulcu demokrasiyi, laikliği farklı gerekçelerle de olsa savunan ve en önemlisi tek adamın hükümranlığına kararlılıkla, her türlü tehdidi göğüsleyerek karşı çıkan bir yüzde elli olduğunu gösterdi. Bu yüzde elli, bu referandumun meşruiyetini hiç bir zaman kabul etmeyecektir. Bu yüzde elliye karşı Cumhurbaşkanı'nın 16 Nisan akşamı yegâne somut vaadinin, en kısa zamanda ölüm cezasını uygulamaya sokmak olması, yakın geleceğimizin daha da büyük bir yarılmaya ve çatışmalara gebe olacağını gösteriyor. Seçim sonuçlarına olan genel güvenin yitirildiği, seçim meşruiyetinin kalmadığı bir ortamda bu işin sonunun nereye varacağını kestirmek artık mümkün değildir. Unutmayalım, atı alana Üsküdar'ın ötesine gitmesine izin vermemeye kararlı bir yüzde elli de bu ülkede artık mevcuttur.

'İstanbul Türkiye'nin özüdür' ve kaybedilmiştir

Hakkı Özdal (Duvar) 17 Nisan 2017

1994'te, medya tarafından görmezden gelindiği koşullarda İstanbul'u kazanarak başlayan bir siyasî yükselişin; 2017'de, bu kez tamamen ele geçirdiği medyada kendinden başka kimseyi göstermeyerek ve dahası, geçmişte kendisine yapılmamış bir şekilde, siyasî rakibi neredeyse yasaklayan, kriminalize eden, terörizm, hainlik vs ile eşleyen bir kampanyanın sonunda İstanbul'un kaybedilmesi noktasına gelmesi anlamlıdır.

Efsaneler, gözyaşları, hariciye…

Aydın Selcen (Duvar) 16 Nisan 2017

Camus, Dostoyevski'nin Tüm dünyanın ilmi bir çocuğun gözyaşlarına değmez temasını başkaldırı felsefesinin temeli yapmıştı. Bir kişinin bile ölmesi yeterince büyük bir felâket. Ortadoğu'daysa bir çocuk hayatının değerinin maalesef bir kuzu, bir tavuk kadar değeri yok. Görülebilir gelecekte bu durumun değişeceğine dair emare de yok. Orta sıklet ülkenin de dış siyaseti pek başkaldırı kaldırmıyor. Salt ABD karşıtlığı üzerine bina edilecek dış siyasetle de Ortadoğu'da pek yol alınmıyor.

Erdoğan'ın reytingi

Hakkı Özdal (Duvar) 12 Nisan 2017

Peşinen şunu söylemeliyim: Reytingler çok kötü! Cumhurbaşkanı'nın, (zaten onlar da canlı yayınlanmakta olan) mitinglerde Akşam şu kanaldayım, izleyin diyerek duyurusunu yaptığı, ilgili kanalların günler öncesinden başlayan kampanyalarla tanıttığı bu 'özel yayın'lar seyredilmiyor ve reyting sıralamasında giderek daha aşağı sıralara düşüyor.

Yemen için de ağlar mısın İvanka!

Fehim Taştekin (Duvar) 12 Nisan 2017

Amerikan-İngiliz destekli bu savaşta Yemenlilerin ödediği bedel çok ağır. BM'nin Haziran 2016'daki verilerine göre Yemen'de 14. 1 milyon insan yani nüfusun yarısı açlık tehlikesi altında. 460 bin çocuk ağır beslenme sorunu yaşıyor. Durum son bir yılda daha da ağırlaştı. BM Mülteci Ajansı'nın birkaç gün önce açıkladığı veri, açlık tehlikesi altında olanların sayısının 17 milyona çıktığını gösteriyor.

İnsanları açlığa mahkûm eden kasıtlı bir bombardıman stratejisinden bahsediliyor. Suudilerin hedef listesi fikir veriyor: Gıda üretim tesisleri, tarımsal ve hayvansal çiftlikler, gıda depoları, pazar yerleri, su tesisleri, gıda kamyonları.

Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu

Aydın Selcen (Duvar) 9 Nisan 2017

Her gördüğünüz sakallı babanız olmayabilir. ABD'de yeniden cumhuriyetçiler iktidarda. Mevcut yönetimde aşırılıkçı sağcı Bannon gibi isimler var. Ama bunlar GWB döneminde iktidardakiler değil. Bu dönemde hiç bir neo-con karar alıcı konumunda yok. Çünkü neo-con, aşırı sağcı demek değil. Veya İran'daki Kum Şiiliğin havzalarından biri. Herkes kara cübbeli, sarıklı olabilir, ama aralarında öyle reformist, derin bilgeler var ki Batı'nın önde gelen üniversitelerinden birine taşıyın, teoloji veya felsefe profesörü olabilir. Öyle de oluyor zaten. Yani renkler kadar tonları ayırdedebilmek diplomasi için vazgeçilmezdir.

Yalanın tarihi: Sarıkamış'tan Çanakkale'ye

Hasan Kaya (Duvar) 27 Mart 2017

Birinci Dünya Savaşı'nın genelinde baktığımızda bir kahramanlıktan çok, Alman emperyalizminin elinde oyuncak olan Osmanlı Paşalarının hazin sonlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bunu gurur meselesi yapan tarihçilerimiz mesleklerini bir kenara bırakarak, edebi söylemlere sarılmış kahramanlık destanları yazmayı yeğlemişlerdir.

Suyu musluk değil, ticaret tüketiyor

(Evrensel) 22 Mart 2017

Çoğu insan tarafından suya bir bedel konulması kabul görüyor. Gaye Yılmaz, bedeli olmazsa insanlar suyu fütursuzca harcar şeklindeki tartışmanın doğru olmadığın söyledi ve ekledi: Emek gücü tarafından üretilen ürünler ile doğanın sunduklarının bir bedel karşılığında satılması tasarrufu değil tam da tersi savurganlığı arttırır. Bunun en çarpıcı örneği bugün dünyadaki balık tüketiminin üçte birine eşit miktardaki balığın sadece paketleme standartlarına uygun büyüklükte olmadığı için 'çöp' olarak atılıyor olmasıdır.

AKP, AB'den alabileceğini aldı

İlhan Uzgel → İrfan Aktan (Duvar) 18 Mart 2017

BOP aslında açık bir belgedir, gizli bir şey yoktur ortada. AKP'dir aslında BOP. İslamcıların ılımlı hale getirilerek küresel kapitalizme dahil edilmesi projesidir. Toprakla ilgisi yoktur. BOP Amerika tarafından, üstelik Irak işgalinden hemen sonra, 2004'te ortaya atıldığında bu doğrudan Ortadoğu'yu bölme planı olarak görüldü. Oysa hiç ilgisi yok. BOP'un en önemli noktası, kadının konumunun güçlendirilmesidir meselâ. Mikrokredilerle bir orta sınıf yaratılmasıdır. Yani İslamcıların normal siyasete dahil edilmesi projesidir. Yer altında kalıp silâhlanmayın, gelin yasal sınırlar içinde siyaset yapın projesidir.

Gürültü hasılatı

Fehim Taştekin (Duvar) 15 Mart 2017

Milliyetçi-muhafazakâr çevreler portakal hançerleyerek Avrupa'ya haddini bildirmenin gururunu yaşayabilirler. Fakat bu sarhoşluk, Türkiye'nin artık bir 'sorun' olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmez. Sadece Avrupa'daki aktörler değil ABD de 16 Nisan referandumunu etkilememek için sözlerini ertesi güne saklıyor.

Venedik Komisyonu'nun referandumda oylanacak anayasa taslağının Türkiye'yi otoriter bir sisteme götüreceği uyarısında bulunması; Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Denetim Komisyonu'nun siyasî ve hukuksal planda Türkiye'yi denetime alması ve Avrupa Komisyonu'nun ilerleme sağlanamayan reform alanlarında öngörülen yardımları askıya alması zor bir döneme girildiğine işaret ediyor.

Güç ile gürültü arasındaki farkı görmemiz uzun sürmeyebilir.

Burjuva devlet bir vampire dönüşürken

Fikret Başkaya (Özgür Üniversite) 12 Mart 2017

Türkiye'de siyaset, oldum olası bütçenin ve hazinenin yağmalanması için yapılan bir şeydir ama AKP ölçüyü iyiden iyiye kaçırdı. AKP döneminde imar faaliyeti tam bir yıkıma ve yok etmeye dönüştü. Oysa imar, Arapça ümrân'dan türeme bir kelime: 1. Ma'murluk, bayındırlık, bayındırlaşma; 2. Medeniyet, ilerleme, refah ve saadet, mutluluk anlamlarını içeriyor. Bir bütün olarak insanların ve toplumun durumunun iyileşmesi, bir üst aşamaya yükselmesi, uygarlaşması demeye geliyor. AKP'nin yaptığıysa tam bir yıkım ve yok etme operasyonu… Ne var ne yoksa, betonlaştırıyorlar asfaltlaştırıyorlar. Yol, köprü, tünel, konut yapılmamış, yağmalanmamış bir karış yer bırakmamaya yeminliler. Ne yazık ki, insanlar bu güne kadar bu saldırı karşısında etkin bir karşı duruş ortaya koymayı başaramadı.

'Milli Kültür Şûrası'

Nuray Mert (Cumhuriyet) 6 Mart 2017

Nihayet, Milli Şûra'da gönderme yapılan manasıyla 'kültür', bırakın estetik ürün vermeyi, her şeyden önce, insanın 'doğal' kabalığından kurtulup incelmiş insan davranışlarına yönelmesi iddiasını içerir. En basitinden insan, acı karşısında böğürmeyi aştığı için türkü yakıyor, senfoni besteliyor. Her şeyden önce itişip kakışmayıp dil ile iletişim kuruyoruz; bu dil, itişip kakışmanın sesli bir biçimi olmaktan çıktığı ölçüde gelişiyor ve de insanı geliştiriyor.

Halihazırda ben ortada, bırakın alternatif bir estetik ve değerler dünyası üretmeyi, bu manada bir kültür hamlesi göremiyorum. Gazetelerinde, 'hergele' gibi tabirlerden geçilmeyen, 'ulan', 'be', 'yav' gibi ifadeleri, kaba saba şakaları, siyasî diline dolamış bir heyet, hat ve tezhip ustası yetiştirse ne olacak, yetiştirmese ne olacak, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bilmiyorum, o 'Şûra'ya katılan 'kültür insanları' bu konularda ne düşünüyor. Durun ben sufle vereyim; 'argo da bir kültürel üründür' denilebilir, ama sahi ne zamandır beri lümpen kültür 'milli' vasfı kazandı?

İncinmiş Saldırganlık ve Gerçeklik Algısının Körelmesi

Yüksel Taşkın (Birikim) 3 Mart 2017

İleride bugünlerin tarihini yazacak olanlar, İslâmcıların kendi özne hallerinden ve iradelerinden nasıl bu kadar kolay taviz verebildiklerini anlamaya çalışacak. Bu hususta verdikleri sınav, sadece ülkemizin değil kendi geleneklerinin geleceği açısından da kritik öneme sahiptir. Yukarıda özetlediğimiz yanlışları tekrarlamakta olduklarını ve buradan ferah bir ülkeye çıkamayacağımızı görebilecekler mi? Görmek yetmiyor. Özne, irade ve eylem arasındaki ilişkiyi yeniden düşünüp yanlışa yanlış demekten ziyade, yanlışın ateşli savunucuları olmayı sürdürecekler mi? Özünde otorite karşısında incinmekle, güçsüz düşmekle ve ona teslim olmakla alâkalı olan bu tavrı sorgulamadan ve aşmadan bizlere ferahlık yok…

Şili ve markette barkod olmak

Metin Yeğin (Duvar) 2 Mart 2017

Çanakkale'ye gittiğimde bir yaşlı terzi anlatmıştı. 'Bizim burada eskiden Yahudiler vardı. Bir yeri acil satmak istersen onlara giderdin. Sorarlardı; 'Burayı sen mi satın aldın babandan mı kaldı? Eğer sen satın almışsan bana yaramaz ama babandan kaldıysa gel oturup pazarlık edelim.' Yani eğer sen satın almışsan değerini bilirsin ama babandan kalmışsa satar gidersin…

Rejim babasından kalmış her şeyi satıp dururken, onun alıcılarından, sermayeden medet ummak mümkün mü?

Kıçımızdaki barkodu yırtmaktan başka çaremiz var mı?

Heptapodlar—Aborjinler

Tolga Yıldız (Duvar) 27 Şubat 2017

Aborjin dilinde sağ-sol kavramları yok ama çok çeşitli ve hassas coğrafî yön kavramları var. Bir Aborjine çatal tabağın ne tarafında diye sorarsanız, tabağa yerleştireceğiniz bir pusulaya göre çatalın hangi coğrafî yönde olduğunu söyleyecektir, meselâ kuzeybatısında diyecektir, solunda demeyecektir. Dolayısıyla tabak ve çatalın Dünya üzerindeki konumuna göre çatal tabağın farklı yönlerinde olabilir.

Ferhat

Ümit Kıvanç (Duvar) 20 Şubat 2017

Ferhat'ın çoğumuzdan daha sağduyulu olduğundan şüphe etmiyorum. Bize gerekense… Sağduyu mudur… Şüpheliyim.

Sevdiğim, biraz da umut bağladığım bir genç adamın hapse atılmasını önleyemiyorum, bırakılıp iki gün sonra tekrar alınarak ruhuna işkence edilmesini önleyemiyorum, kelepçelenip götürülmesini önleyemiyorum. Şu yazdıklarım bunları önleyebilecek birilerine ulaşamaz, değişiklik yaratamaz.

Bir süre önce aklıma şu soru düştü: Acaba başkalarına dağıtabilecek herhangi bir zenginliğe sahip miyim? Çünkü öyleyse dağıtmalıyım. Bulabildiğim tek cevap var: Şu yukarıda bahsettiğim utanç. Buna sahip olan başkalarını da tanıyorum. O kadar az kişi değiliz. Eminim tanımadığım pek çok insan daha vardır. Hepimizin ilk ve acil ve kaçınılmaz görevi bunu yaymak, dağıtmak.

Kendinize 'hayır' diyebilir misiniz?

Reyya Advan (Duvar) 19 Şubat 2017

Bir sorun bakalım. Şimdi hayır demezseniz, bir daha hayır deme şansınız bile olmayacak! cümlesinin ardındaki gizli anlamları, inanılmaz imaları, derin düşünceleri kaç kişi anlamış? Kaç kişi çok etkilenmiş, titreyip kendine gelmiş ve koşarak hayırcı oluvermiş?

İnsanları hayır demeye ikna etmek istiyorsanız, önce anlamsız kafiyelerinize, anlaşılmaz kelime oyunlarınıza, komikli aşağılamalarınıza, soğuk esprilerinize, şakalarınıza hayır demeniz gerek. Karmaşık (ve havalı) cümle kurma huyunuza. Zaten hayır diyeceklerden takdir görme ihtiyacınıza, onların hoşuna gitme çabalarınıza. Önce kendinize hayır demeniz gerek.

Demokrasi için en büyük tehlike çoğunluklardır

Metin Münir (T24) 17 Şubat 2017

Atina'da polis yoktu ama mahkemeler vardı ve Aristo'ya (MÖ 384 - 323) göre mahkemeler Yunan demokrasisinin en güçlü unsurunu meydana getiriyordu.

Mahkemeler de yönetim gibi demokratikti. Her gün belli bir havuzdan kura ile 30 yaşından büyük 500 erkek vatandaş, jüri görevi görmek üzere seçilirdi. Kimin haklı kimin haksız olduğunu bu jüriler tayin ederdi.

Mükemmel gibi görünen bu düzenin büyük bir kusuru vardı.

Bir yazarın anlatımı ile Atinalılar o günler için çok radikal bir deney olan demokratik kurumlarını korumak için birçok yasa geçirdiler ve kurumlar oluşturdular. Ama bir tek tehlikeye karşı önlem almayı ihmal ettiler. Bu tehlike kendileri idi.

Medyatik istilaya cevap: Yavaş gazetecilik

Ragıp Duran (Artı Gerçek) 16 Şubat 2017

Gazetecilik artık görünen arkasında gizleneni göstermek, olguyu/ olayı tüm boyutlarıyla açığa çıkarmak, gelişmenin nedenlerini, diğer olgularla ilişkilerini faş etmek, yurttaşın düşünce ufkunu genişletmek, okuru aktif yurttaş haline getirmek için dürtmek gibi işlevlere de sahip.

Bugün, okumuş yazmış, toplumsal bilinci ortalamanın üzerinde, aktüaliteyi izlemek isteyen bir yurttaş, radyo, gazete, TV ve İnternet'ten gelen, üstelik çok hızlı ve çok yüzeysel bir şekilde gelen bin bir haber ve bilgiyi nasıl eleyecek, seçecek, işine yarayabilecek (News to use) olanlar ile safraları nasıl ayıredebilecek?

Şimdilik bulunan çözüm, Yavaş Gazetecilik (Slow Journalism).

Erdoğan teslim, AKP rehin

İnci Hekimoğlu (Artı Gerçek) 16 Şubat 2017

İçinde yüzdüğü para ve kan deryası, iktidarı bırakmasına engel olan tek pranga şimdi. O söküp atmak zorunda olduğunu söylediği pranga tam da bu. İktidardan inerse hesap vermek zorunda olduğunu biliyor.

Hepsi bu da değil. Ortadoğu'daki yeni paylaşım savaşında Türkiye'nin bir 'tek adam'ın iki dudağının arasında olması meşhur üst akılın da ilk tercihi niye olmasın?

Tam da Erdoğan'ın dediği gibi, asker-sivil bürokrasiyle, meclis onayıyla, yargıyla falan uğraşmak zorunda kalmadan hızlı biçimde hareket ederek, üst akılın verdiği her rol kolayca yerine getirilebilir.

Tersi durumda, üst akılın hangi dosyaları devreye sokacağı, hangi tehdit araçlarını kullanacağı bilinmez. Üstelik onca kurumu devreden çıkarmaya çalışmak zordur ama bir tek adamı devreden çıkarmak kolaydır.

İktidar kendini tahrip ediyor

Orhan Gazi Ertekin → Kemal Göktaş (Cumhuriyet) 13 Şubat 2017

Eğer 'evet' çıkarsa Erdoğan'ın 15 Temmuz askeri ayaklanmasını çok daha kolay biçimde atlatmasını sağlayan o iktidar ilişkileri ve ittifakı bozulacak ve ciddi ölçüde özgüvensiz ortama gireceğiz. Erdoğan kendi kadrolarını kurmaya çalışacak. Kaçınılmaz olarak farklı gruplarla ilişki kurmak zorunda olacak ve onların kendi siyasî çıkarlarını ilerleyen dönemlerde yeniden örgütlenmesini sağlayacak bir ortam doğacak. Ve tıpkı akademisyenler meselesinde, yine tıpkı cemaat davalarında yavaş yavaş dillendirmeye başladıkları 'Birileri kandırıyor, bir bit yeniği var' demeye başlayacaklar. 'Birileri hep bir yerde bir iş görüyor' diyecekler. Bu anayasa değişikliği, özellikle yerelde iktidar ile çalışanların bütün yolsuzluklarını, yasa dışılıklarını, suçlarını, haksız çıkarlarını Erdoğan'ın savaşı gibi sunmalarını sağlayacak bir ortam doğuracak. Bütün küçük çıkarlar kendilerini büyük iktidar kavgasının bir tezahürü gibi savunmaya çalışacak. Herkes düşmanlarının cemaatçi olduğunu, devlete düşmanlık gösterdiğini iddia edecek. Hep böyle olmuştur ve oyunun kuralını değiştirmediğiniz sürece de böyle olacaktır.

Sorun 'Hayır' değil, 'Evet' diyenler

Nuray Mert (Cumhuriyet) 13 Şubat 2017

Ben bir vatandaş olarak, demokrasi açısından bir felâket olacağını düşündüğüm bir sistem değişikliğine hayır diyeceğim, oyumu bu şekilde kullanacağım. Bu seçimimin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsıyla hiç alâkası yok, kime o yetkiler verilecek olursa olsun benim için durum fark etmez, tarif edilen sistem benim açımdan antidemokratik bir sistemdir. Büyük bir ihtimalle, sistem değişimi gerçekleşirse, her zamanki gibi yasal çerçeve içinde davranmaya özen göstereceğim, ama artık bu ülkede birlikte yaşadığım diğerleri ile aramda aşılmaz bir uçurum olacak, umarım hayatlarımız hiç kesişmeyecek. Diğerlerinden kastettiğim, tabii daha ziyade siyaset üzerine yazıp çizen, görüş beyan eden, aydın denilen zümreye mensup evet diyenler. Yok, halk en doğrusunu bilir diye kestirmeden popülizm yapmak adına, evetçiler arasında ayırım yapmak istemiyorum. Daha basit ve sade bir gerekçem var; aşla, işle, hayat gailesi ile meşgul, sevdikleri liderin yönetmesinin en doğrusu olduğuna inanan insanların masumiyetine, samimiyetine inanıyorum, geçmiş dönemlerde yaşadıkları kırgınlıkların hafızasını dikkate almak ihtiyacı duyuyorum.

Bizi tasfiye edip orduya FETÖ'cüleri soktular

Sarp Kuray → Sadık Güleç (Duvar) 12 Şubat 2017

Ordu kendini tamir etsin, ordu 12 Mart'tan bu yana hatalarını gözden geçirsin, milli ordu olma vasıflarını nerede, nasıl kaybettiğinin bir özeleştirisini yapsın. 12 Mart ve 12 Eylül'ün ciddi bir özeleştirisini yapsın. Fethullah felâketindeki pozisyonunu bir daha değerlendirsin. Ordu bırakın bize akıl vermeyi kendi içindeki bu çürümeye önlem alsın yeter. Bizim söylediğimiz bu. Bırakın ordudan beklenti yapmayı, ordunun yakın tarihimizde kendi evlâtlarını yemekten başlayarak bir hesaplaşma yapması gerekir. 12 Mart'ın hesabının verilmesi gerekir. 12 Eylül'ün hesabının verilmesi gerekir. Bu Fetö çetesinin kendi içinde bu kadar yoğun şekilde mevzilenmesinin hesabının verilmesi gerekir. Gölge etmesin başka ihsan istemiyoruz. Halk gücü çıkmalı. Bir yerde toplanacağız. Ve Türkiye'de tüm devrimciler, yurtseverler, demokratlar, bu sistem içinde çaresizlik içinde olan bütün kesimler bir toplanma yerinde birleşecekler. Bizim şimdi yapmak istediğimiz içinde bulunduğumuz durum budur.

Yalanın Toplumsal Kökenleri Üzerine

Uğur Tanyeli (Manifold) 10 Şubat 2017

Özetle, yalan söylemekle yalanın toplumsal algılanışı bağlantılıdır. Yalan, komutan ve öğretmenin otoritesinin onaylanmasına işaret ediyorsa çok kolay söylenir. Otoriteye itaat etmemeyi vurgulayan doğruluk ise, yalancılıktan daha fazla gayrımeşru sayılır. O yüzden Türkiye'de devlete, genelde tüm kamu otoritelerine, ebeveyne, hocalara yalan söylemek olağandır. Tabii ki, bu sözleri okuyunca ne münasebet diyecek çok kişi var. Onlara sadece şunu hatırlatayım: Yalanı bir itaat ritüeline dönüştürmeyen toplumlarda, örneğin, okul sınavları gözetmensiz yapılabilir, yapılır da… Örneğin, kişinin ikamet ve vatandaşlık bilgilerini resmi belge olmaksızın doğru vereceği kabul edilir. İşlemler öyle yürütülür. Türkiye'de her ikisinin de mümkün olmadığını söylemek bile gereksiz. Peki, öyle toplumlarda yalan söyleyen yok mu? Tabii ki, var; ama o yalanın algılanışı buradaki gibi olmaz. Sözgelimi, çocuğunun yalanlarıyla yüz yüze kalan babalar seni sevimli kerata deyip yüce gönüllülük rolü oynamazlar.

Uyandırma Servisi

Yavuz Baydar (Artı Gerçek) 10 Şubat 2017

Türkiye'de bugün topluma baktığımızda, hiç birisini yok sayamayacağımız büyüklükte farklı iyi, doğru, güzel tanımları yani değer seti olan kümeler var. İster dindarlar – laikler olarak bak, ister Türkler – Kürtler diye bak, ister ilericiler – gericiler, muhafazakârlar diye bak, nereden bakarsan bak… Bu kümelerin hiç birini yok sayamayız. Bizim meselemiz ve asıl problemimiz bunca yaşadığımız deneyimden sonra, hepimizin içinde var olabileceği yeni bir kimlik, yeni bir ülkenin yaşam kurallarını tanımlamak yerine, eskiye itirazı olan kimliğin, gücü ele geçirip kendi kimliğinden yeni bir hayat tasarlamaya çalışması. Eski hatayı tekrarlamak bu.

'Mukaddes yasak'

Ümit Kıvanç (Duvar) 9 Şubat 2017

Utanması sıkılması olmayan cahil şahsiyetsiz haysiyetsiz insan evlâdı dünyanın güçlü ülkelerini yönetiyor. İnsanın kaderini iki dudağının arasında sayanlar, şu işe bakın ki, çok dindarlar. Allah adına öldürenler de öyle. Mukaddes yasak! Güya adlarına etrafa dehşet saldıkları insanların acısından sermaye, sefaletinden rant devşiriyorlar. Birilerini sefalet içinde tutup kendi sefa sürmek, din tâciri muktedirin dünya ölçeğindeki alâmet-i fârikası. Kesmek, biçmek, atmak, sürmek, söndürmek, kurutmak, sonu belirsiz kuraklığa mahkûm etmek.

İnsan kellesi kesme, üzerinde durmaya değmeyecek kadar ufak günah aslında. Üç bin Yezidi kadını hâlâ DAİŞ'in elinde, yüz milyonlarca insan zalim muktedirlerin elinde.

Süreci özetleyen iki portre: Perinçek ve Bahçeli

İnci Hekimoğlu (Artı Gerçek) 9 Şubat 2017

Perinçek kadar Bahçeli de 12 Eylül öncesinin 'önemli' şahsiyetlerindendir. 70'li yılların o korkunç 'battaniye' ya da 'çuval' cinayetlerinin, ev baskınlarının, kitle katliamlarının faillerinin beslenip büyütüldüğü Ülkü Ocakları teşkilatları, örgütlenmenin başındaki Devlet Bahçeli'ye bağlıydı. Davadan dönenin vurulduğu ülkü ocakları yetiştirmeleri ya onca tanığa rağmen yakalanamaz, ya delil yetersizliğinden bırakılır ya da o günkü adıyla örtülü tahliyelerle cezaevlerinden sistemli olarak kaçırılırdı.

Yani Devlet ile 'derin' devlet her zaman işbirliği içindeydi. Aslına bakarsanız Bahçeli'nin, Yenikapı mutabakatını bozarak, Başkanlık meselesini gündeme getirmesi, onu iyi tanıyan Tuğrul Türkeş'i boşuna işkillendirmedi.

En yakın dava arkadaşı Yaşar Okuyan'ın Bahçeli özel görevli biri, MİT ajanı dediği, ülkücü camianın ideoloğu, hocası Namık Kemal Zeybek'in aynı iddiayı canlı yayında, bir TV ekranında tekrarladığı bir isimden söz ediyoruz.

Büyük resmi görüyorum, ressamı açıklıyorum!

Metin Solmaz (Duvar) 8 Şubat 2017

Evet, iyimserim. Salak değilim ama. İyi şeyler olacak demiyorum. İyimserim diyorum. İyimser olmalıyız, ayakta durmalıyız, eski alışkanlıklarımızı terk etmeli, akılların birlikte yaşayacağı bir dünyaya inancımızı yitirmemeliyiz, onun için mücadele etmeliyiz diyorum. Gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz, onu örselemeyelim diyorum. Yoksa az buçuk tarih biliyorum. Bugünküler diktatör de Pol Pot, Stalin, Hitler, Franco filân rock yıldızı mıydı? Şunun şurasında 70 sene önce çıkan savaşta 60 milyon kişi öldü yahu. Dünya nüfusu üç katına çıktı şimdi. Maazallah o tekerrür edip duran tarih o şekil tekrar etse bugün 180 milyon kişi ölecek demektir. Şu gidişata bakınca mümkün değil mi? Yahudiler, Saraybosnalılar, kıyıma uğrayan kimse mahallesi yanana kadar kondurmamış kendine.

Yüzüncü maymun

İrfan Aktan (Duvar) 6 Şubat 2017

Açıkçası son zamanlarda görüştüğüm insanların çoğunluğu umuda, cesarete, değiştirme iradesine dair güçlü bir işaret vermiyor. Oysa umutsuzluk ve korku virüsünü birbirine bulaştıranlar bunun artık masum bir dertleşme değil, –kaba olacak ama– iktidar hizmetkârlığı olduğunu bilmeli.

Yanındakine korkuyu bulaştırınca yeni bir dayanışma alanı oluşacağını düşünenler yanılıyor olabilir. Korku virüsü yayıldıkça bir arada durma ihtimali artmaz, azalır. İnsanlar korktukça ve korkusunu yanındakine bulaştırdıkça, korku duyduğu şeyin gerçekleşmesi daha da olanaklı hale geliyor.

Türkler Neden Korkuyor?

Uğur Tanyeli (Manifold) 3 Şubat 2017

Sorun şu ki, metafizik evrenine böylesine gömük yaşayan ve fiziksel evrene ayak basmamak için elinden geleni yapan bu çaresizler, sayısız somut sorunla kuşatılmış bir ülkede yaşıyorlar. Buysa olağan düşünsel döngüyü tamamlıyor: O sorunlarla baş edemedikleri için metafizik dünyaya kaçıyorlar, metafizik dünyaya kaçtıkça o sorunlarla baş etme imkânını hepten yitiriyorlar. Çağdaş Türkiye açmazına hoş geldiniz.

50-0 da başlasak 'hayır'ın şansı var

Levent Gültekin → Serpil İlgün (Evrensel) 3 Şubat 2017

Şu anda iktidarın etrafında İslamcı yok denecek kadar az. Birkaç kişi kaldı medya ve bürokrasisinde. Onlar da topun ağzındalar. Havuz medyası son üç yıldır insanları tehdit ediyor, ekmeği ile oynuyor, hapse attırıyor, patronları tehdit ediyor… Bunlar olurken Etyen Mahçupyan ne yazmıştı biliyor musunuz? Geçiş dönemlerinde böyle şeyler normaldir. Olur böyle şeyler!

Şimdi de Etyen Mahçupyan hedef gösteriliyor, hem de Hrant Dink cinayetiyle ilişkilendirilerek…

Evet. O geçiş döneminin kötülüğü şimdi Etyen Mahçupyan'ı vuruyor. Bir grup var ki, buna Mahçupyan, kimi İslamcılar, Karar gazetesindeki arkadaşlar dahil, şu görüşteler: AK Parti bu değil. Bir şey yapalım da, AK Parti'yi Erdoğan'ın etkisinden kurtaralım! Şunu bir türlü kabullenemiyorlar; AK Parti yok. Öldü. Artık dava yok, Erdoğanizm var.

'Oblomovluk'tan sıyrılmak ve 'hayır!'

Halûk Sunat (Duvar) 3 Şubat 2017

Kuşkusuz, 'Meclis'i esasta hükümsüz kılma ('yasama'yı berhava etme); yasama, yargı ve yürütmeyi tek adamın tasarrufuna -sorgusuz sualsiz- teslim etme, dolayısıyla, düzeni 'anayasal' kılan en temel hükümleri geçersiz kılma niyetini 'anayasa değişikliği' olarak takdim eden, kılıfına uydurup 'halk oyu'na sunmayı seçen siyasî irade karşısında tüm 'Hayır'lar hayırlıdır ve karanfil -koşulsuz- elden ele ulaştırılmalı, herkesin 'hayır'ı ötekininki ile buluşturulmalıdır. Ancak, bizim muradımız, basitçe 'Hayır' demekle sınırlı olamaz. Anayasalar gerçekten 'toplumsal sözleşme'ler ise; hepimizin (koşulsuz/ ayrımsız) eşit yurttaşlar olarak bu ülkede yaşamamızın, -en geniş anlamda- haklarımız ve ilgili hukukun sözbirliği ve güvencesi olacaksa, 'Hayır!'ımız, Geçmişte nasıl gidiyorsa benzer şekilde yolumuza devam etmeye de 'Hayır!' diyen bir 'hayır' olmalıdır. Farklılıkların demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerine şiddetle mukabele eden, toplumsal barış talebini 'teröristlik'le suçlayan ve kovuşturan, altı milyon yurttaşın yasal siyasî temsilcilerinin dokunulmazlıklarını (mevcut anayasal hükümleri de çiğneyerek) kaldıran zihniyeti 'milli mutabakat cephesi' hassasiyeti ile mazur görüp paylaşan, Ermeni yurttaşımızın Meclis kürsüsünden seslenişini dahi şarta ve yaptırıma bağlayan anlayışla ortaklaşabilen, sonrasında, Geçmişte nasıl gidiyorsa benzer şekilde yolumuza devam etmeyi içine sindirebilenlerin 'hayır'ını aşan bir 'hayır' ufkuna sahip olmalıyız.

Suç sende be kardeşim!

Musa Özuğurlu (Duvar) 2 Şubat 2017

Trump karşıtlarının çoğu muhtemelen bilmiyor ama kendileri için gösteri yaptıklarının arasında Yemenliler de var. Yemenliler için sokaklara çıkan aynı göstericiler, Yemen halkının ABD'nin sıkı müttefiki vahşi Suud rejimi tarafından hastane, okul, düğün alayı demeden bombalandığını ve binlerce kişinin bu bombardımanlarda öldürüldüğünü de bilmiyor muhtemelen. Daha da ötesi Suudi Arabistan'ın bu katliamlarına ses çıkartılmamasının müttefikin mezhep savaşı nedeni ile olduğunu da bilmiyorlar.

Osmanlı niye çöktü?

Cemal Yardımcı (Marksist) 1 Şubat 2017

Yirminci yüzyılın başlarında Ortadoğu'da din ve milliyetçilik arasındaki kapışmanın galibi milliyetçilik oldu.

İmparatorluğun egemen ulusuna ait Türk milliyetçiliği ile lekelenmiş bir İslamî propaganda, imparatorluk halklarının bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme haklarına seslenen bir milliyetçilik karşısında etkisiz kaldı.

Modern çağın çağrısına uyan Müslüman dünyada, Hindistan'da İngilizlere, Endonezya'da Hollandalılara, Magrib'de Fransızlara karşı direnerek gerçekleşen ulusal uyanış, Ortadoğu Arapları arasında İslam halifesinin ordularıyla savaşarak gelişti.

Darwin Sansürü: Kargo Kültünün Kültü ya da Çakma Bilim

Mustafa Arslantunalı (Bianet) 1 Şubat 2017

Darwin'in kuramı, Kopernik devriminden beri başka hiç bir alanda olmadığı kadar sert bir saldırıydı genel ahlâka ve dini inanışlara.

Darwin saldırdığı için değil, kuramın kendisi bir tehdit oluverdi ansızın. Evrim fikrine tiksintiyle bakan, şempanze ve bonobo kuzenlerimize değil, Âdem'le Havva'ya inanmakta ısrar edenler hep oldu; olacaktır da.

İnsanların neye, ne kadar inanacağına bilim karar veremez. Ama evrim kuramına karşı ahlâki refleks, reaksiyonerlikten (şimdilerde rağbet görmeyen ismiyle gericilikten) çıkıp kendini bir bilimsel kurammış gibi sunmaya kalkınca kargo kültü bilimselliğinden söz edilebilir artık: Bilimsel yöntemin hiç bir adımını uygulamayan, sadece belâgat ve sağduyuya dayanmaya çalışan bir sözde-bilimle karşı karşıyayızdır.

Allah kimseyi bu hale düşürmesin

Ümit Kıvanç (Duvar) 31 Ocak 2017

Sahi, ne bekliyorsunuz Trump'tan? Kürtleri ezebilir. Ya da siz ezin diye bırakabilir. Bu mu? Yeryüzünde tahakküme, başkasını ezmeye, dünya malına bu kadar tutkunken, son arzunuz bundan ibaret mi? Yapmayın!. O halde başka? Başka ne bekliyorsunuz? İslâm'ın son kalesine, yeryüzü Müslümanlarının son umuduna filân ne yapacak Trump? Hediye mi alacak? Bedava uçak bileti mi verecek? Zırhlı araç mı, villâ mı, yalı mı ne? Şimdi de gözlerinizi Chicago'da yazlık, Los Angeles'ta kışlığa falan diktiyseniz, yol yakınken vazgeçin, ABD'ye giremeyeceksiniz.

Trump'a sarılmış Türk İslâmcısı…

Dünya böyle acaiplik, böyle şuursuzluk, böyle idraksizlik, böyle hadsizlik ve alçalma görmedi. Adaletsizliğe karşı ayağa kalkmış gâvurların haykırışlarını bastıran, işitilmez kılan şu Müslüman suskunluğu var ya, gürültüsü bebekleri uyandıran, kuşları öldüren, çiçekleri solduran, ağaçları çürüten; şu suskunluk kadar kötü kokulu, kötü renkli bir gaz dolaşmadı tabiatta şimdiye kadar.

Amerika'nın 'aydınlık yüzü'

Nuray Mert (Cumhuriyet) 30 Ocak 2017

Belli ki, pek çok liberal veya Trump karşıtı muhafazakâr Amerikalı, Clinton'un rakibi Sanders'in karşı çıktığı Amerika'dan bile habersiz. Clinton'un temsil ettiği, süslü lâflar ardına gizlenmiş şirketler sultası Amerika, dış müdahaleler ile pek çok ülkeyi savaş ve yıkıma getirmiş Amerika'dan Trump'tan utandıkları gibi utanmıyorlar. ABD'nin uzun tarihinden bahsetmiyorum, o uzun bir mevzu, çok yakın geçmişten ve son seçimlerde yarışan iki aday ve iki kamptan söz ediyorum. Liberallerin pek çoğunun, kraliçeleri Clinton'un onca skandala, yolsuzluk suçlamasına imza atmış olması, onlar için sorun değil. Vaktiyle Irak müdahalesine destek vermiş olması, sonra Libya müdahalesinin mimarlığını yapmış olması, sonuçta bu nedenle Dışişleri Bakanlığı muadili makamından istifa etmek zorunda kalmış olduğu halde pişkinliği elden bırakmadan Başkanlığa aday olmakta ısrar etmiş ve Trump'ın kazanmasının önünü açmış olması da mevzu bahis değil, tek dert Trump'ın Amerika'nın fiyakasını bozması. Onlar bu işlerin kibarca, süslü lâflar ile götürülmesinden yana, dert bu. Liberal kampın kadınlarının da, kocasının Trump'la yarışır kadın avcılığı-tacizciliği siciline rağmen, olayların üstünü kapatmayı seçen bir güç delisi kadının, kadın hakları şampiyonluğuna soyunmasına itirazları yok.

Keep Calm and Enjoy Kemalism

Burak Bilgehan Özpek (Duvar) 29 Ocak 2017

Çok ilginç bir noktaya temas etmek üzereyiz. İslamcılığın ön gördüğü, devleti yönetenler ile tebaanın uyması gereken ilahi buyruk ve sorumluluklar hiç alışkın olmadığımız bir şekilde bozuluyor. Mevzu bahis ilahi buyruğu ihlâl eden şu ana kadar devleti yönetenler iken, İslamcıların devlete tam olarak hakim olmasıyla beraber bu ilahi buyruğu ihlâl eden taraf ilk defa tebaa oluyor. Ve İslamcılığın, ilahi buyruğa uymayan yöneticiye itaat etmeme prensibi, ilahi buyruğa uymayan tebaayı itaat ettirme prensibine dönüşüyor. Üstelik itaat ettirme süreci, şimdilik salt İslami bir retorik ile meşrulaştırılamadığı için, vatanın âli menfaatleri ve milli güvenlik gibi gerekçelerle maskeleniyor.

Ve muhaliflere tek bir yol bırakılıyor. Kemalizmin ipine sıkı sıkıya sarılmak.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

123