Patronsuz Medya

Zamanımızın Kahramanı

Ümit Kıvanç (P24)

Seni sevmiyorlardı, parayı bastırıyordun, kalçalarını elleyebiliyordun. Üzerlerinde egemenlik kuramıyordun, senin gibi yüzlerce dallama görmüş geçirmişlerdi. Sana sadık değillerdi, olmazlardı, şampanyayı söylüyordun, seninle fotograf çektiriyorlardı.

Sadece, belki senden korkabilirlerdi, çünkü sahiden korkabilecekleri insanlarla fotograflar çektirebiliyordun.

İsmiyle mahallenin yeniyetme Ülkücülerinde Altaylardan gelen yiğit beklentisi yaratan, her fotografında başka ceketli, dar pantolonlu zamanımız kahramanı, bugün nasıl iflâs simgesi olduğunu bilmiyorsa, para ezdiği yerlerdeki tuhaf kılıklı kadınlarla milyonluk arabalarını yıkattığı yoksulları gururuna tatlı besin yaparken de bir kültürel harabeden dışarı uzanmış zehirli bitki filizi olduğundan bîhaber dolaşıyordu.

Daha âlâ yerli-millî kültür yok. Bu kadar işte.

* * *

Ayrılan yollar: 10 üzerinden 6.7

Ayşe Çavdar (Duvar)

Gene Diyanet İşleri Başkanı, biliyorsunuz korona olup şifa bulduktan hemen sonra koştura koştura Diyarbakır'a gitti ve Gençlerimizi batıl anlayışlara kaptırmayalım. Çocuklarımızı İslam'ın dışındaki ideolojilere, inançsızlığı pompalayan, ateizmi, deizmi, zerdüştlüğü pompalayan birtakım örgütlere, yapılara kaptırmayalım. Kaptırırsak bu bizim için çok büyük bir vebal olur buyurdu. İslam'ın dışındaki ideolojiler dedi ya Hu! İlkokulda öğrendiğimiz kümeleri hatırlarsınız, karşılaştırılamayan şeyler aynı kümede duramazlar. Demek artık İslam'ı cümlede saydığı diğer şeylerle aynı kümede görüyor. Biz görsek, Allah muhafaza, suç işlemiş, milletin hassasiyetlerini incitmiş oluruz. Dil sürçmesi midir acaba? Ama biliyorsunuz, dil sürçmeleri yanlışlıkla olmaz. Dille dimağ arasındaki tutarsızlıkta şekillenirler. Dimağ dile isyan eder ve cebren hakikati/niyeti söyletir. İslam'ı din mertebesinden alıp, ideoloji derekesine indiriverdi Diyanet İşleri Başkanı. Testere sesini duyuyor musunuz siz de? Nasıl da kösnül bir telâşla gidip geliyor çürük dalın üzerinde.

* * *

Toplumsal cinayet çağı

Chris Hedges (Sheerpost + Açık Radyo)

Bu toplumsal cinayeti mümkün kılan kötülük kollektiftir. Bunun uygulayıcıları iş idaresi yüksek okullarından, hukuk fakültelerinden, iş yönetimi programlarından ve elit üniversitelerinden yetişen renksiz bürokratlar ve teknokratlardır. Bu sistem yöneticileri, sömürüye ve ölüme işlerlik kazandıran yaygın, karmaşık sistemlerin gerekli kıldığı işleri adım adım gerçekleştirirler. Bizimkişisel verilerimizi dijital tekeller için, güvenlik ve gözetim devleti için toplarlar, depolarlar ve manipüle ederler. Exxon Mobil'in, BP'nin ve Goldman Sachs'ın çarklarını yağlarlar. Satın alınmış ve parası ödenmiş siyasî sınıfın geçirdiği kanunların metinlerini yazarlar. Afganistan'daki, Irak'taki, Suriye'deki ve Pakistan'daki yoksulları dehşete düşüren insansız hava araçlarının pilotu onlardır. Sonu gelmeyen savaşlar onların işine yarar. Şirket reklamcıları, halkla ilişkiler uzmanları ve medyayı yalanlara boğan televizyon üstadları onlardır. Bankaları onlar yönetir. Hapishaneleri onlar denetler. Doldurulacak formları onlar yayınlar. Belgeleri onlar düzenler. Kimilerinden yemek kuponlarını tıbbî bakım hizmetlerini esirgerken, kimilerinin işsizlik fonlarından yararlanmasını engelleyen onlardır. Evden çıkartmaları gerçekleştirenler onlardır. Kanunları ve yönetmelikleri yürürlüğe geçiren onlardır. Onlar soru sormazlar. Entelektüel bir boşlukta, boğucu bir dakikliğin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşar onlar.

* * *

Mars'ı sömürgeleştirmek neye hizmet eder?

Christopher Schaberg (Slate + Duvar)

Bu var sayımlara eşlik eden şey, gizli kaynak rezervlerine, hatta belki de 'şahsi' ilân edilip sahip olunacak ve başkalarından sakınılabilecek mülklerle ilgili fantezilerdir. Mars'ı yaşama elverişli olarak hayal ettiğimizde, araştırmaların bilinç altında, içten içe bu tür fanteziler kaynamaktadır. Issız ufuklar ve kayalık araziler, ustaca geliştirilmiş dijital görüntüler halinde kesilmiş ve hazırlanmış olsa da, asıl noktayı aşırı biçimde belirginleştirir: Mars yalnızca ele geçirilmek için oradadır ve sayısız olasılıkla doludur. Öte yandan, eğer Mars, dünyevî doğanın insanlardan ayrı biçimde kabul edilmiş bir benzeriyse, aynı zamanda kendimizi yansıttığımız ve daha şimdiden yerle bir ettiğimiz bir şeydir.

* * *

Kahve ve kamu

Besim F. Dellaloğlu (Duvar)

Son yıllarda Türkiye'de çok kullanılan bir kavram var: Kültür Savaşları. Kavram ilk kez Almancada Bismarck döneminde ortaya çıkmıştı. Ancak Türkçede ancak 21. Yüzyılın başında yaygınlaşması yeterince manidar değil mi? Mevcut kültürel kutuplaşma aynı zamanda Türkiye'nin son dönemde her şeye rağmen ciddi bir kamusallaşma yaşadığının işareti olarak okunamaz mı? Bu gerilim kültürel genetiğinde ciddi bir kamusallaşma tecrübesi biriktirmemiş kişilerin, kendisinden oldukça farklı olanlarla bir anda karşı karşıya kalmasında da kaynaklanıyor olamaz mı? İnsanlar belki de kendilerini yüzme öğrenmeden havuza itilmiş gibi hissediyorlardır! Çünkü kamusal bilinç ancak ve ancak ciddi bir kamusal tecrübeyle gelişebilir.

* * *

Helâl muhalefet

İrfan Aktan (Duvar)

Merkezden başlayıp yerele, büyükşehirden başlayıp ilçeye, kasabaya, köye, mezraya kadar uzanan ve partililik kalkanıyla meşruiyet zemini bulan bu çıkar grubu mensuplarına, merkez-taşra zenginlerine AKP'nin neden göz yumduğu, neden bunları sorgulamadığı sorusunu soranlar iktidarı olup bitenden bîhaber gösteriyor.

Halbuki iktidar partisini yerelde ayakta tutan, halka ulaştıran temel ağlardan biri de bu saadet zincirinin tek tek halkaları. Elde edilen rantın büyük kısmı tepede pay edilirken en alttakilere de sadaka mahiyetinde fitre-zekatlar verildiğini ve parti ağının bu şekilde sürdürülebilir kılındığını muhalefet tespit edip göstermeyecekse kim yapacak? İki kelime ettiğinde kapısı koçbaşıyla yıkılan veya sokak ortasında saldırıya uğrayıp kalem dışında bir şey tutmayan parmakları kırılan gazeteciler mi? Yoksa hakikatin ilânı için sokak röportajlarına yansıyan açların iniltileri mi gerekiyor illa?

* * *

Bitmeyen Tanzimat sendromu muhalefeti de yönetiyor

Polat S. Alpman → İrfan Aktan (Duvar)

Ezilenler, baskı altındaki gruplar, görmezden gelinenler, ölse bile umursanmayacak olanlar hiç bir iktidarın insafına ve güç odağına terk edilemez. Soyut ahlâka değil, somut hukuka dayalı bir sistem kurmak durumundayız. Bugün iktidara yaslanarak ortalığı kasıp kavuran, istediğine istediği şiddeti uygulayabileceğine inanan erkekliği gemleyecek olan da budur. Toplumu soyut bir ahlaka veya vicdana çağırarak kadınları, mültecileri, Kürtleri, ezilenleri, LGBTIQ+'ları koruyamazsınız. 'Kirasını ödeyemeyen birisinin kirasını ödemek iyidir' diye düşünürüz ama gidip kirasını ödemeyiz. Bu sorumluluk bizden toplanan emek, zaman ve para ile bizi yöneten devlete aittir. Devlet o kişinin eşit ve onurlu bir kişi olarak barınma güvencesinden sorumludur, yurttaş olmasa dâhi. Aynı şey kişi güvenliği için de geçerli. Dolayısıyla tek çıkış, şu an kapatılmaya çalışılan kapıda. O kapıyı açık tutmak gerekiyor.

Nedir o kapı?

Hukuk devleti, sosyal devlet. Hak ve özgürlüklerin vicdana, toplum ahlâkına değil kanuna, hukuka bağlandığı demokratik bir sistem.

* * *

Toplumsuz millet

Nilgün Toker → İrfan Aktan (Bir + Bir)

İstibdat rejiminin toplumun geneline egemen olmasını engelleyen toplumsal direnişler ve inatlar var. Sadece Kürtler, kadınlar, LGBTİ+'lar değil, modern yurttaşlığı talep eden cumhuriyetçi kesimler de bu inadın bir parçası. Ortaklık idesini bir şekilde savunan, yurttaş olmaya ya da eşitlik tesis etmeye çalışanlar az değil. Eşitlik ve özgürlük talepleri aynı zeminlerden, aynı ideolojinin içinden savunulmuyor olabilir. Ama savununun, direncin eşitlik ve özgürlük kavramları çerçevesinde yürütülmesidir önemli olan. İstibdat rejimi bu direnç yüzünden yerleşemediğinin ve yerleşemeyeceğinin farkında olduğu için şiddetini her geçen gün daha da artırıyor. Bu şiddeti sonuna kadar kullanacağı da görülüyor. Sonuna kadar derken, kendi sonunu getirene kadar. O son ne kadar yakın, ne kadar uzak, bilemiyoruz. Öte yandan, sadece iktidarı değiştirerek mevcut toplumsallığı onaramayız. Aynı zamanda, şu an yaşadıklarımız dahil, tüm bu kırk yılla tek tek hesaplaşmak, bu hesaplaşmanın üzerine bina edileceği yeni bir anayasa oluşturmak gerekecek. Yoksa AKP gider, yerine bir benzeri gelir.

* * *

İktidarın cür'etinin kaynağı ve Meclis'i göreve çağırma görevi

Önder Algedik (Duvar)

Şu an muhalefet, iktidar gitmesin diye sadece görüntüde muhalefet yapıyor. CHP gibi görece büyük bir ana muhalefet partisinin başkanının bu sene hiç bir kanun teklifi çalışmasına katılmaması bir yana, bir kere bile RED oyu vermemesi da bir yana, çarşamba günü Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun yanında Meclis'te olmaması nasıl açıklanır? O gün kalabalık bir CHP'li vekil heyetinin Urfa'da olmasına ne demeli? Ya gündemde hiç böyle bir konu yokmuş gibi davranan, eski sözcüsünün hezeyanlarına teslim olan İYİP için ne diyeceğiz?

Böylesi bir süreç iktidarın cür'etinin kaynağı değil mi?

* * *

Sözün gücü var mı?

Göksel Aymaz (Duvar)

Çok fazla konuşuyoruz.

Tiwit'lerimizle, Twitch'lerimizle, Clubhouse'larımızla, Youtube kanallarımızla… Sürekli konuşuyoruz.

Aralıksız konuşuyoruz.

Tespit ediyor, analiz yapıyor, yorum getiriyoruz.

Her günün yeni konusuyla bütün bunları yeni baştan bir daha, bir daha yapıyoruz. Bitmiyor. Sonu gelmiyor.

Fazlasıyla lâkırdıcı bir çağ bu.

* * *

Koşun, koşun! Batırılan partinin oyları bunlar!

Oya Baydar (T24)

Nasıl mı yapacağız? Yolunu yordamını bulabiliriz. Meselâ HDP yerine yeni bir parti mi kurulacak: Benim gibi 80'liklerden on sekiz yaşlarındaki gençlere, Müslüman muhafazakârından özgürlükçü laik'ine, CHP'lisinden, diğer muhalefet partilerinden vicdanlı AKP yandaşlarına kadar, demokrasiye inanan, hak-hukuk-adalet diyen herkes kurulacak yeni partiye -sembolik de olsa- katılmak için harekete geçebiliriz. Bu partiye katılıyoruz, çünkü ülkemizi seviyoruz, çünkü demokratik bir Türkiye istiyoruz, çünkü Kürt siyasî hareketini yok etmeye çalışarak yaptığınız bölücülüğün suç ortağı olmak istemiyoruz, diyebiliriz.

* * *

Bir kabak tohumu macerası

Metin Yeğin (Duvar)

Bununla da bitmiyor ki kapitalist tekerleme, endüstriyel sistem. O traktörün, meselâ motor pistonu, hani aşağı yukarı inen, sanayi devrimi simgesi cüce şey. İşte onu yapan dünyanın bir tarafındaki düşük ücretli işçiler, onun çeliğine su verenler, daha da öncesi toprağın dibine, hayatlarını yatırıp, demiri madenciler, piston yapan makineler, makinelerin makineleri, bankaları, mesai saatleri, her birinin sonu bir diğerinden iyi olmasın patronları ve burada saya saya bitiremeyeceğim, bu gülünç ve aşağılık şeyler, bir kabak tohumunun kabak olma halinin içinde ne işi var?

Düşününce size de çok saçma gelmiyor mu, bu pişmemiş kabağın başına gelen metalaşma hali?

* * *

Toplumdaki güvensizlik duygusu otoriterliği besliyor

Ferhat Kentel → İslam Özkan (Duvar)

Evet, Anadolu irfanı, Anadolu sağduyusu, hoşgörüsü demekten, kavimler kapısından bahsetmekten hoşlanıyoruz ama madalyonun öbür yüzü çok dolu… Bütün bu trajik geçmiş, bu topraklarda yaşayan insanları çok üst derecede güvensiz yapmış; tam da bu yüzden meselâ bütün dünyada yapılan karşılaştırmalı güven araştırmalarında Türkiye insanların başkasına en az güven duyduğu ülkeler sıralamasında en üstlerde yer alıyor. Türk Kürde, dindar sekülere güvenmiyor, komşu komşuya güvenmiyor. Belli ki bu toplumsallığın içindeki ruh hali tepedeki otoriterliği de besliyor en azından ortadan kaldıramıyor, kaldırmakta çok zorlanıyor. Ama şunu da söylemeden geçmeyelim; bütün bu harabata rağmen, madalyonun tekrar öteki yüzüne bakıp, insanların yaşama arzusunun sadece başkalarını yok sayan bir mantığı değil, bir arada yaşama mantığını da sürekli beslediğini görmemiz ve bu mantığın sesini daha çok duymamız ve yükseltmemiz gerekiyor.

* * *

Andımız olduğuna emin misiniz?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Kendini Türk olarak tanımlamayıp, çocuklarına her sabah bu andın okutulmasından rahatsız olanlara, çocuğunun herhangi bir şeye varlığını armağan etmesini istemeyenlere, çocuğunun her sabah herhangi bir şey için ant içmesinden rahatsız olanlara ne diyor bu andı savunanlar?

Burası Türkiye, ya andı oku, ya terk et mi?

Haklı olarak okullarda din dersinin zorunlu olmasına karşı çıkanlar, istemedikleri bir andı çocuklarının okumasını istemeyen ailelere bu çelişkiyi nasıl açıklayacaklar?

* * *

Gene karmakarışık

Sezin Öney (Duvar)

HDP'nin kapatılmasının somut bir gerçeklik kazandığını bana asıl düşündüren ise, öncelikli biçimde para konuşması oldu. HDP'nin tüm maddî varlığının sıfırlanması öngörülüyor: Hazine yardımının geri alınmasından, kurumsal olarak partinin üzerine ne varsa el konulmasına, maddî bu kadar teferruatın vurgulanması, hedefin kapatma olduğuna işaret ediyor.

Her zaman söylediğim gibi, Türkiye'de asıl politika, paranın olduğu yerlerde dönüyor: İrili ufaklı ihale masaları, tapu daireleri gibi yerlerde. Bizim siyasi gündem diye konuştuğumuz birçok konu ise, para odaklı olmadığından, aslında Ankara'da veya Türkiye'nin kendisindeki gerçek politik gündemde bir izdüşümü yok. HDP'nin kapatma iddianamesinde de, para konuşuluyorsa, karar alınmıştır zaten.

* * *

Uzadı geceler sabah olmuyor: Neden olmuyor?

Ayşe Çavdar (Duvar)

Hal böyle olduğu için muhalefetteki siyasî partiler ne tek tek ne de bir araya gelme performanslarıyla inandırıcı olabiliyorlar. Neden biliyor musunuz? Hikâyede yalnız onlar var, biz yokuz. Ne tek tek ne de yan yana gelerek söyledikleri, yaptıkları hiç bir şeyde biz yokuz. Giremiyoruz bir türlü hikâyeye. Gaspedilen haklarımız ve hayatlarımız yok, işsizliğimiz, açlığımız, ortada bırakılmışlığımız, canından vazgeçilmişliğimiz, sesi kısılmışlığımız, sözü kesilmişliğimiz, her gün şu ya da bu nedenle cezalara çarptırılmışlığımız yok. Yine de bizden kahramanın kendileri olduğu bu hikâye karşısında duygulanmamızı istiyorlar. Siyasetin yerine propagandayı koyuyorlar; fotografları, sloganları, el işaretlerini, jestleri, mimikleri, bağırış çağırışları, lâf sokuşları, ima edişleri. Fakat duygularımız yorgun. Bitmek bilmez müşterek travmalarla uğraşıyoruz. Yaslarımızı tutamıyor, öfkelerimizi dile getiremiyor, evlerimizde huzurla uyuyamıyoruz. Herkes tedirgin ve sebebi halin kötülüğü değil, kimsenin çözüm önerileri konusunda çalışmaması, çalışır görünenlerin rahatlarına düşkünlükleri. İnisiyatif alsınlar diye seçip bilmem nerelere gönderdiğimiz insanların çoğu zaman hiç olmayacak saçmalıklarla bizi oyalamaları.

* * *

Peki siz bu meseleyi nasıl çözeceksiniz?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Peki neden 1991'den beri Meclis'te bulunan, seçimlere giren, meşru alanda siyaset yapan ve bu çizgide kurulmuş partiler içinde, askeri olarak zayıflayan PKK karşısında en güçlü siyasî temsile sahip olan HDP, sanki daha önce böyle bir parti hiç olmamış gibi bugün bu kadar şeytanlaştırılıyor, neden kapatılması acil bir mesele haline geldi?

Neden terörün zirveye çıktığı günlerde değil, neden hendekler zamanında değil, Kobani olaylarının olduğu günlerde değil, HDP'lilerin daha sorunlu açıklamalar ve davranışlar içinde olduğu zamanlarda değil de bugün?

Bu sorunun cevabının HDP'nin siyaseten elde ettiği güç dışında bir cevabı var mı?

* * *

Tehlikeli bir adam!

Ümit Kıvanç (Duvar)

Kendisine yönelik önyargılı, hastalıklı yaklaşımlarda elbette kabahati yok, ancak Levent Gültekin'in de ihmali var: Propagandasını yaptığı siyasî-toplumsal hedefe dair söylediklerinin çoğu, asgarî demokrasi, hukuk vs isteyen herkesin kolayca katılacağı sözlerdi, ama bugünden bakıldığında pek anlamlı görünmeseler de büyük bedellere mal olmuş tartışmaları, bunlardan doğmuş ayrışmaları, hangi mesele hangi terimlerle dile getirildiğinde hangi kırmızı çizgilerin nereden çekilmekte olduğunu bilmeyen biri, haliyle, en doğru sözü de söylese bazen boşa düşüyor. Ayrıca tavrı, bir tür hafifseme ve kolaycılık olarak algılanabiliyor. Gültekin böyle bir yanlışa sık düştü. Belki şu soruyu kendine gerektiği kadar sormadı: Bana bu kadar açık, basit görünen şeyler hakkında bu insanların bu direnci, lâf anlamazlığı niye?

* * *

Ben büyüyünce Perihan Pulat olacağım

Acun Karadağ (Bianet)

Perihan annemizdi: Emekli maaşı oldukça yüksekti. İstese her ay dünyanın bir ülkesini gezecek gelire sahipti. Lüks yaşama para harcamazdı. Dışarıda yemek yemez, çok acıkırsa bir simit alırdı. İştahı olmadığından değil. Zira davet ettiğim bazı günler memnuniyetle gelir, bizde kalır, birlikte hazırladığımız sofrada dolu dolu iştahla yerdi yemeğini. O, dışarıda yemeğe harcanan parayı israf olarak görüyordu. Para ancak ihtiyacı olanlara harcanabilirdi. Öğrencilere, direnişçilere, grevdeki işçilere, yoksul ailelere ve işçilere… Kapalı zarf içinde verdiği öğrenci bursları, yoksul harçlıkları benim verdiğim bilinmesin uyarısı ile teslim edilirdi. Bu dünyada şaşılacak bir nahifliğe sahipti Perihan anne. Ah annemiz!

* * *

Dedemizin tebessümü, ninemizin örekesi

Ümit Kıvanç (P24)

İnsanlık, Orwell'in distopyasından geçerek Huxley'inkine yaklaşacak gibi görünüyor, işler egemenlerin istediği gibi giderse. Yani katıksız zor ve ezilmiş bireylerden, kendini mutlu sanan robot bireyler âlemine. Ancak egemenler de dönüşecek. Özellikle geçiş döneminde, hâlâ inisiyatifleri ve iradeleri var olan insan topluluklarını yönlendirmeye, ikna etmeye, rıza üretmeye yarayacak araçlar, veri-bilgi belirleyici olacak. Muhtemelen, şimdiye kadar dünyanın dört yanında iktidarlar devirebilmiş, düzenler değiştirebilmiş petrolcüsü, silâhçısı, her türlü geleneksel egemen ya Mark Zuckerberg'i yola getirecek, hizmetine koşmayı becerecek ya da onun önünde diz çökecek. Orada yeni bir güç var. Sivil bilgi-veri alanının patronlarıyla, devletler içerisinde bu verileri toplayıp işleyip muazzam bir gizil güç oluşturan istihbaratçıların koalisyonu neden yeni egemen zümre olmasın? Devletin silâhlı güçleri neden kendilerine petrol şirketi CEO'sundan çok daha yakın görebilecekleri bu kesimin emrine uymayı tercih etmesin?

* * *

Levent Gültekin yalnızdır

Aydın Selcen (Duvar)

Her devrin adamları, şamandıra gibi yarın da su üstünde kalacakken, Levent Gültekin öbür gün de yalnız kalacaktır. Onun için Levent Gültekin yalnız değildir diye boşuna oturduğumuz yerden esip savurmayalım. Tek gezenler, hep yalnızdır. Benimse burada yaptığım iş ruhumu yelpazelemekten, tavana sıkmaktan ibarettir. Levent Gültekin İstanbul'un göbeğinde, herkesin hepimizin gözü önünde yirmibeş kişiden dayak yer, ben bunu yazmaktan ekmek yerim. Zira en kolayı, en güvenlisi budur.

* * *

Zehirli kokteyl: Tek adam ve piyasa

Bahadır Özgür (Duvar)

10 milyon işsiz, çalışırken yoksullaşan milyonlarca kişi, eğitim dahil herhangi bir kamusal faaliyette görünmeyen milyonlarca genç, her an işini kaybetmekle yüz yüze 8 milyona ulaşan kırılgan istihdam, 17. 2 milyon yoksuldan oluşan; her 10 kişiden 7'sinin borçlu olduğu yığının önüne nasıl bir reçete konulacak?

Dünya piyasalarında kaynayan doları çekebilmenin yolunun, AKP'nin gitmesinden değil, yüksek getiri vermekten geçtiği ve bunun da zaten toplumun altında kaldığı iktisadi yaklaşım olduğu bilinmiyor mu?

* * *

Toprağa hasret kalmamak için…

Gaia Vince (BBC)

Verimli toprağın oluşması 10-12 bin yıl alıyor. Önce kayaların yağmur ve rüzgârla aşınması, sonra bunların böcekler ve mikroorganizmalar yoluyla parçalanması, sonra bunların çürüyüp bitkiler de dahil yeni organizmaları beslemesi gerekiyor. İşte bu organik maddelerin yüzlerce yıl birikmesi sonucu toprak oluşuyor. Ancak her santimetresinin oluşması yüzlerce yıl alan toprak birkaç saat içinde yok olabiliyor.

* * *

Halk grev yaptı, vatandaş iktidara gelemiyor

Dağhan Irak (Blog)

Orta sınıf, işçi sınıfından tiksine dursun, kendi çocuklarının işçi sınıfıyla orta sınıf arasına, yani prekaryaya saplandığının farkında değil. Orta sınıfın çocuklarına sınıf yükseltme hayalleri günleri çoktan geride kaldı, yeni bir işçi sınıfı doğdu. Şu anki tartışma, üniversiteden çıkıp üç kuruşa freelance çalışan gencin hayatına dokunmuyor. Orta sınıf, emeğe sırtını döndükçe kendi çocuklarını da boğuyor. Orta sınıfın ezilmesine destek çıktığı hakların yokluğu, yarın kendi çocuklarını fakirliğe mahkûm edecek. Dünyanın freelance çalışanlara sendika ve grev hakkı konuştuğu bir dönemde, biz grev hakkının askıya alınmasını tartışıyoruz.

Orta sınıfın insanca yaşayamamasının nedeni, işçi sınıfı değil, hâlâ bilmeden hizmet ettiği egemenlerdir. Hesap sorulması gereken de onlardır. Onlardan sorulacak hesabı başkasından sormak, günümüz koşullarında işbirlikçiliğe girer.

* * *

Yalanlar, yalanlar ve siyasî yalanlar

Önder Algedik (Duvar)

Ama bu yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde olmuyor ki. Meselâ her hafta bir Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Meclisi kavgası görüntüsü servis ediliyor, değil mi? Peki TBMM'dekine benzer bir manzaranın, o ateşli kavgaların yaşandığı mecliste de süreğen hale geldiğini söylesem ne dersiniz? Şubat 2021'de ABB Meclisi'nin AKP, MHP, CHP ve İYİP'li üyelerinin 212 kararı oyladığını/onayladığını, bu kararlardan 198'inin oybirliği ile çıktığını söylesem ne düşünürsünüz? Peki bu 212 karardan 88'inin içinde imar sözcüğünün geçtiğini de eklesem? Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde durum yalnızca birazcık farklı. Başkanlık CHP'de, belediye meclisinin çoğunluğu ise AKP ve MHP'de. Fakat her nasılsa, orada da imar işlerine dair kararlar oybirliği ile geçiyor.

* * *

Çanta, kuşku ve hurma

Metin Yağin (Duvar)

Bilsem, belki söylerdim, neden oraya gittiğimi…

Dolaşmak gittikçe zorlaşıyordu. Evliya Çelebi şimdi yaşasaydı mutlaka gözaltına alınırdı sürekli ya da vize alamazdı kesin.

Sonra onlar aylak bir yazar olduğuma karar vermiş, rahatlamışlardı.

Üniversite filân bitirmenin en iyi tarafı bu, sana 'aylak' demeleri yoksa 'serseri' oluyorsun. Ivan Illich diyordu; okullar çok bölücü…

* * *

Bir süper bulaştırıcı olarak AKP

Banu Güven (Deutsche Welle)

Hükümet 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını salgın önlemleri çerçevesinde yasakladı. Ne var ki bu kurallar Cumhurbaşkanı ve AKP'liler için geçerli değildi. Erdoğan sel felâketinden sonra 31 Ağustos'ta Giresun'da binlerce kişinin sosyal mesafe kuralı falan olmadan katıldığı bir miting yaptı.

Konuşmasının sonunda kalabalığı çay dağıtarak hareketlendiren Erdoğan, Biliyorsunuz, Rizeliyim ya. Dedim ki, hiç olmazsa hemşerilerimin yanına giderken şöyle Rize'nin keyif çaylarından onlara ikram edeyim diyerek otobüsün tepesinden kalabalığa çay attı. Sonuç, izdihamdı.

* * *

Trump tarihin en büyük canisi

Noam Chomsky (Harvard + Açık Radyo)

Biz zekânın ölümcül bir mutasyon olduğunu gösterme çabası içindeyiz hep birlikte. Dünya üzerindeki hayatı yok edecek eylemlerin ortalık yerinde bulunuyoruz. Bunu hali hazırda, altıncı kitlesel yok oluş ile aynı ölçekte yapmaktayız. Her nasılsa, tüm bu benzersiz – belki de evren tarihinde biricik– olan nitelikler, dilin var olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden, eğer sadece insanları değil, aynı zamanda evrenin doğasını da anlamak istiyorsanız, bu konuda çalışmanın büyüleyici bir şey olduğunu düşünüyorum.

* * *

Garê sonrası bir durum değerlendirmesi denemesi

Aydın Selcen (Duvar)

Teröriste mahkeme terörist der. Siyasetçilerin, yurttaşların, ülkelerin terörist tanımı farklı olabilir. Idlip'te her Astana toplantısında terörist denilen HTŞ ile çalışmıyor mu bir yandan devlet? Öcalan, diğer 80M+ yurttaş gibi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı. Diğer mahkûmlarla da aynı haklara sahip ve aynı kısıtlamalara tabi. Öcalan veya bir başka mahkûm için eylem yapan kimseye bakan (bu sistemde memur) terörist diyemez. Ancak savcıya/mahkemeye verebilir. Bakan (bu sistemde memur) hiç bir milletvekiline yalaka diyerek hakaret edemez. Milletvekilleri, Öcalan'ın veya bir başka mahkûmun, tecrit gibi bir durumunu meclise veya kamuoyuna taşıyabilir, taleplerini dile getirebilir. Bir veya daha fazla sayıda milletvekilinin dilediği bir konuyu meclise yahut kamuoyuna taşıması İçişleri Bakanı'nın (bu sistemde memur) iznine tabi değildir. İçişleri Bakanı'nın herhangi bir siyasal girişim veya barışçıl toplumsal eylem için izin verir miyiz? diye sorabildiği düzene demokrasi veya hukuk hatta kanun devleti denemez. Bu yazdıklarımı dile getirmek için Öcalan/PKK destekçisi olmak gerekmez. Her eşit anayasal yurttaş kendi hak ve özgürlüklerine titizlik ve hatta kıskançlıkla sahip çıkmalıdır ki, ülkemiz daha yaşanır bir yer olsun.

* * *

Faşist olmanın dayanılmaz hafifliği

Metin Yağin (Duvar)

Íñigo Errejón Galvân bu konuşmada, Vox'un politikasının temeli olan yabancı düşmanlığına karşı, Ulusal bir ilâç şirketimiz, ulusal bir telekomünikasyon, elektrik veya otomobil şirketimiz yok. Susun dedi. Yabancı şirketlerin sahip olduğu sektörlerden örnek verdi. Pazarın çok büyük kısmına yabancı şirketler hakimdi. Sonra dönüp faşistlere, seslendi. 'Siz yabancılardan nefret etmiyorsunuz, fakirlerden nefret ediyorsunuz.'

* * *

Meclis'i güçlendirmek ya da tatava yapmak lâzım

Ayşe Çavdar (Duvar)

Kaç seçimdir tatavalarımız kursaklarımızda kaldı. Bu muhalefetle olmaz ama işte ne yapalım çaresizliği kolumuzu kanadımızı kırdı. Vaktiyle tatava yapabilseydik, muhalefet partilerinin bize çaresizliği bir tarz-ı muhalefet olarak dayatmasına eyvallah demeseydik, yine kendilerinin şu ucube ve bîçare hallere düşmesini de engelleyebilirdik. Biz tatava yapmadıkça onlar hata yaptılar. Yani iş başa düştü. Önerim şu: Seçimi, sandığı, referandumu vs beklemeden (çünkü çok geç olacak) muhalefet partilerini muhalefet yapmaya ikna etmek, nasıl yapacakları konusunda yol göstermek üzere harekete geçelim, gerekirse örgütlenelim. Biliyorum bize katlanamadıklarını, biz de pek onlara katlanabiliyoruz sayılmaz. Lâkin bizim açımızdan, amaaaan bunlarla bir yere varılmaz aşaması hayli geride kaldı. Bu defa belki tatava yaparak, üstelik tatavayı sürdürülebilir şekilde örgütleyerek, siyasileri de tatavayı dinlemeye mecbur bırakarak kalkarız işin altından.

* * *

Herkesin kurtuluşu HDP'sizlikte mi?

İrfan Aktan (Duvar)

HDP'nin gücü açık veya kapalı olup olmamasından değil, Kürt sorununun çözümünü isteyen milyonlarca insanın talebinden kaynaklanıyor. HDP o talebin yaratıcısı değil, olsa olsa sözcüsü. Pek çok Kürt milliyetçisine göre de olması gerekenden çok fazla uzlaşmacı.

Dolayısıyla HDP'nin kapatılıp kapatılmaması barış, demokrasi, eşitlik talepkârı kitlelerin değil, olsa olsa sözcünün önünü almak olur.

Bu temel unsuru bile gözardı edecek kadar acelesi olan iktidarın da, sağ muhalefetin de derdinin Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe kavuşturmak olmadığı, temel meselenin taht savaşları olduğu ve yarın HDP'nin kapısına kilit vurulsa, içinde bulunulan karanlığın ertesi gün daha da koyulaşacağı yeterince açık değil mi?

* * *

Meclis'in yasama karnesi ve muhalefetin anayasa ehliyeti!

Önder Algedik (Duvar)

Ortada Emine Hanım'ın kocasının kendisine uygun hale getirdiği bir onayasa zaten var. Elde bir de, bu onayasaya karşı yapılan hayır kampanyasından sonra ortaya tek bir mücadele planı ya da izleme raporu hazırlamamış muhalefet var. Şimdi AK Parti başkanı eski onayasayı beğenmedi ve yenisini istiyor. Bizim muhalefetimiz ise her zamanki gibi karşı çıkıyormuş gibi davranarak bizi kendi tekerinin önündeki o çukura sürüklüyor. Bunu diyecek kadar iddialıyım. Çünkü bir yasama yılında gerçekleştirilmiş 46 birleşime ucundan katılan, hiç bir kanunu okumayan, sorgulamayan, araştırmayan ve yasama sürecini toplumu dahil etmek yerine neoliberal STK'cılık ile idare eden, bu yıl gerçekleştirilen oturumlarda geçiriverilen dokuz kanunda oy bile kullanmayan bir muhalefetin, bırakın anayasa yapmayı, anayasa tartışması yapma ehliyeti var mı? Vekilleri geçtim, işin gösteri kısmına katılıp oylamalarda sürekli sıfır çeken ana muhalefet partisi başkanı ile nasıl olacak?

* * *

Peru'dan Türkiye'ye iktidar ve beden

Mühdan Sağlam (Duvar)

Fujimori, aslında izole edeceği bedenleri tanımlayarak kendine alan açmış; yerli, solcu ve yoksulları seçmişti. İşte Agamben tarafından Roma Hukuku'ndan alınan çıplak hayat (homo sacer) burada devreye girer. Öldürülmesi suç sayılmayan şeklinde açıklanabilecek olan çıplak bedenin mensupları, içleyerek dışlama pratiğiyle hedef alınır, kamplara kapatılabilir, öldürülebilir, kısırlaştırılabilir. Nitekim Fujimori de çıplak bedenleri hedef almıştı. Agamben'e göre bunun nedeni, bu eylemle egemenliğin pekiştiğine dönük inanç. Fujimori'nin anayasayı askıya alması, parlamentoyu devre dışı bırakmasıysa aslında biyo-politik düzlemde egemene dair yeni bir durumu gösterir: İstisna hali. Carl Schmitt'ten alınan bu kavramla, egemen hukuku askıya alır ve bir istisna hali yaratır. İşte Peru'da yerli ve yoksullara karşı yapılan kıyımda görülen, Roman kadınlarına yapılan, ABD'de Kızılderili halka uygulanan, en bilindik örnekle Nazilerin toplama kamplarında uyguladıkları politika da bu durumun örnekleri.

* * *

Stratejik şirketler satıldı, istihbarat teşkilatı 'ne yapıyorsunuz?' demedi

Cengiz Erdinç → Filiz Gazi (Duvar)

Türkiye'nin stratejik şirketlerini kim alıyor, kim satıyor? Lübnanlı bir şirket geliyor sizin Telekom'unuzu krediyle yağmalıyor. 15 milyar dolar kadar borç takıyor ve hiç bir şey olmuyor. Nasıl oluyor bu? Geçmişte Havaş ihalesi için rapor verebilen istihbarat dünyası Telekom'da sessiz mi kaldı? Telekom'da yağmalanan sadece şirketin mali varlığı mıydı? Ülkenin bütün iletişiminin omurgası, bütün kritik verilerinizin ana yolundan bahsediyoruz. Acaba neler oldu? İstihbarat Teşkilatı ihaleyi kime veriyorsunuz, siz ne yapıyorsunuz demiyor mu? 15 milyarlık bir soygun, herkesin gözü önünde yapıldı. Nasıl olur? Böyle baktığınızda Türkiye müthiş açıklar veriyor. Ve biz bu manzarada bir organize suç örgütü liderinin siyaseti tehdit etmesini izliyoruz. Daha kötüsü ne olabilir gerçekten bilmiyorum.

* * *

'Arkandayız' muhalefeti

Ümit Kıvanç (Duvar)

Kısaca şu: Meral Hanım ve partisi, bugün asgarî demokrat insanın kendilerine güven duymasını çok zorlaştıran geçmişleriyle hesaplaşma gibi bir mecburiyeti duymadıkları gibi, geçmişten gelen, başkalarının kaderini tayin etme alışkanlıklarını da sürdürmek niyetindeler. Af edersiniz, siz kim oluyorsunuz da beş-altı milyon insana salak muamelesi yapıyorsunuz? Bu insanlar -biz- ya Demirtaş'ın terörle iç içe, HDP'nin PKK'nin yanında olduğunu göremiyor, anlayamıyoruz, öyle salağız ya da terörle iç içe ve PKKnin yanındayız; çünkü salak değilsek, bile bile oy vermişiz onlara demek ki. Bu durumda da, oy verenleri partiden ayrı tutmanızın, medenî görünme kaygısı dışında anlamı nedir? Selâhattin Demirtaş uzun süreliğine hapsedilsin, HDP kapatılsın, siz de güçlendirilmiş parlamenter sistem ile demokratik siyaset yapın, öyle mi başkan?

Valla siz bilirsiniz. Sizi geçmişinizle yargılamaya insanları mecbur edecek bu tavırla, ulaşabileceğiniz etkinlik alanının sınırını çiziyorsunuz. Meselâ cumhurbaşkanı adaylığınız dünden itibaren hayaldir.

* * *

İnsanlığı barışa kavuşturmak için uzaya gidiyoruz

Tuğçe Tatari (T24)

Hayır terörist ilân edilmeyeceğimi bilsem, Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan operasyonla ayyuka çıkan bilim düşmanlığı algısını milli uzay vaadi ile yıkmak isteyen dahiyane bir fikir ekibinin varlığından ve bunu kabul eden otoritenin elle tutulur bilimi yıkarken hayali bilim vaatleriyle bizleri kandırabileceğini sanacak kadar gerçeklikten koptuğundan söz edeceğim.

Ama tabii ki yapmayacağım bunu, her halde biz de yürek yemedik!

* * *

Cahil-cühela arsızlığı ve faşizm…

Kâmuran Kızlak (Birgün)

Buradaki Filipinli akademisyen dosta ABD, sizin Trump'ı (Dutarte) tasfiye etmek isterse ne yaparsın: 'Ülkemin seçilmiş başkanıdır' diyerek yanında yer alır mısın? diye sordum. Yüzüme şaşkınlıkla baktı ve Bu kapışma halka savaş açmış bir faşist, bir halk düşmanı diktatörle emperyalizm arasındaki bir hesaplaşma olur. Yani Filipinler halkını ilgilendiren bir tarafı yok. Onlar kendi aralarındaki hesabı görsünler; biz Filipinler halkı olarak ABD emperyalizmiyle olan hesabımızı ayrıca görürüz. Bu kapışmada 'ülkenin seçilmiş başkanı' diyerek bir faşistin yanında yer almak, peşine takılmak anti-emperyalistlik değil en hafif ifadeyle siyasî aptallıktır; faşizme payanda olmaktır. Bunu yapanların o faşist diktatörden daha ileri bir siyasî kültüre ve demokrasi anlayışına sahip olduklarını sanmıyorum dedi.

* * *

Mental hegemonya ve süpervizör muhalefet

Ayşe Çavdar (Duvar)

Muhalefetteki siyasî partiler müşteri olarak yalnızca AKP tabanını görüyor ve AKP tabanını da AKP nasıl tarif ediyorsa öyle tanımlıyorlar. Yani AKP tabanı konusunda bizzat bir tahayyül geliştirmiş değiller. O tabana ulaşacak özgün bir dil üretmek gerektiğinin bile farkında değiller. AKP'yi taklit ve tekrar etmekle yetiniyorlar yalnızca. AKP tabanı ile AKP'nin aynı şey olduğunu zannediyor ve bu nedenle AKP'nin suyuna giderek AKP tabanının gönlünü çelmeye çalışıyorlar. Bu, ellerindeki tek yukarıya tırmanma yani kârdan en çok pay alma stratejisi. Hulâsa patron ne diyorsa onu yapıyor ve geriye kalan herkesin de öyle yapması için bahaneler ve diller üretiyorlar. Patronun projesine alternatif bir proje üretmeye ya da başka pazarlar bulmaya cesaretleri yok. Sebebi kendi iyi, güzel, adil ve etik tariflerini akılda tutmak yerine, en büyük payı patronun aldığı şirketin kârına odaklanmış olmalarından başka bir şey değil. Şirketin iflâs etmek üzere olmasının sebebi de bu zaten.

* * *

Türkiye'de Cengiz, Ankara'da Söğüt!

Önder Algedik (Duvar)

Ama asıl bomba 4, 5 milyon tonluk asfalt ihalesidir. Bir ihale yapılır ki dillere destan. Yıllarca Söğüt İnşaat'a iş veren belediye ekibi yeni bir şartname hazırlar. Öyle bir şartname ki serilen asfaltın ömrü bırakın 20 ya da 10 yılı, aşktan bile kısadır. Şartnameye göre 4, 5 milyon ton daha asfalt dökülecektir. Her Ankaralı için bir ton asfalt yani! Ama daha kötüsü, sökülen, dökülen ile sadece nakliye edilecek miktar 14 milyon tondur.

Siz 14 milyon ton hafriyatı ve asfaltı kamyonlarla kentte gezdirirseniz seneye yine asfalt dökersiniz.

* * *

 

85
Derkenar'da     Google'da   ARA