Patronsuz Medya

Korona virüsü bize bir ayna tutuyor

Evren Balta → İrfan Aktan (Duvar) 28 Mart 2020

Felaketler, toplumun kör noktalarını görünür kılar. Korana virüsü de bizlere ayna tutuyor. Virüs herkese değse de mevcut eşitsizlikler üzerinden yara açıyor. Bu yaralar da nasıl bir toplumda ve nasıl bir sistemde yaşadığımızı resmedip önümüze koyuyor. Korona virüsünün yaşlıları, bağışıklık sistemi zayıf olanları, hastaları veya sağlık sistemine erişimi olmayan alt sınıfları yıkıma uğratması sadece bu virüsün özelliği değil, bu aynı zamanda insan eliyle yarattığımız toplumsal eşitsizliklerin dışavurumu. Bu virüs hepimize dokunuyor ama hepimizi aynı şekilde öldürmüyor, aynı şekilde etkilemiyor! Virüsle mücadele yöntemleri de hepimizi aynı şekilde etkilemiyor. Örneğin virüsün yayıldığı topluluğun özelliklerine göre yaş ortalamaları, ölüm oranları değişiyor. Bu bize toplumlarla ilgili çok şey anlatıyor. Şimdilik salgının ana odağı Kuzey Yarımküre ama Güney Yarımküre'nin daha yoksul bölgelerine virüs yayılmaya başladığında bize bambaşka ve daha korkunç şeyler söyleyecek olmasından korkuyorum ben.

Korona salgınında siyaset neden ödevlerini yapmıyor?

Önder Algedik (Duvar) 27 Mart 2020

Aslında büyük bir siyasî formüle ihtiyacımız yok. Bugün iktidarın halkla bağlantısı yok. KBK'nin başında Medipol Hastanesi Mütevelli Heyeti Başkanı, sağında seyahat şirketi sahibi Turizm Bakanı varken halka dair bir sonuç beklenmesi imkânsız. KBK içinde (14) Medipol Hastanesi doktoru bile varken ve bir tane bile Türk Tabipleri Birliği ya da Sağlık Emekçileri Sendikası'ndan temsilci yokken aklın, bilimin, halkın gözetildiği bir karar çıkabilir mi? Benzer şekilde muhalefetin de halkla bağlantısı yok. Halksız iktidar, halksız muhalefet tabii ki doğayı, toplumu ve bilimi dikkate almayacak. Ama çözümü halka indirgemek de ne bilimi, ne de doğayı, toplumu gözeten bir siyaseti getirecektir. Nasıl su ve sabun gibi iki bileşen hijyenin asli aracı ise, demokrasi için hesap veren bir siyaset de bunun en temel aracı.

Doğanın Bir Tokadı Olarak Koronavirüs!

Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı) 26 Mart 2020

Makinalaşma ve teknolojik atılımlarla kavuşacağımız vaat edilen daha kısa çalışma saatleri/günleri, daha stressiz bir hayat, kendimize daha çok vakit ayırabilme gibi vaatlerin hiç biri gerçekleşmedi. İnsanlar (özellikle de fakir ülkeler ve fakir insanlar) ayın sonunu getirebilmek için daha çok çalışıyor ve daha yorgunlar, bu da hastalıkların önünü açıyor. Daha geniş bir kitle, varlığın daha azını elinde tuttukça (eşitsizlikler arttıkça), bu şekilde yaşayan insanların sayısı artıyor. Fakirlik, yorgunluk, hijyen noksanlığı, insanların sağlıklarını umursayacak kadar enerjiyi bulamaması gibi faktörler, bir virüsün yayılabilmesi için harika ortamlar hazırlıyor!

Salgın nasıl devam edecek?

Yeni Yaşam (WDR) 25 Mart 2020

Bilim insanları ve araştırmacıların, aşı geliştirebilmeleri ve hastalığa karşı ilâç bulmaları için bu zamana çok acil ihtiyaçları var. Hızlı ve daha iyi testler, hastalığı yönetmemizi ve yayılma sürecini daha iyi anlamımıza yardım edebilir. Hastalığa yakalananların büyük bölümü, hiç ya da en azından yalnızca çok küçük semptomlar gösterirken, tam da bu testler çok daha önemli hale geliyor. Yine de bu insanlar, potansiyel olarak virüsü başkalarına bulaştırabilir. Testler sonucu enfekte olanların hızla tespit edilerek karantinaya alınmasıyla hastalığın yayılmasını daha kolay engelleyebiliriz. Bundan başka ihtiyaç duyduğumuz şey, daha önce birisinin koronaya karşı antikor geliştirip geliştirmediğini, yani daha önce bağışık olup olmadığını gösteren testlerdir. Bu insanlar çok önemli, çünkü rahatça dolaşabilirler, kimseye bulaştırmazlar, kendileri de hiç bir riske girmezler. O zaman bu insanlar sistemi ayakta tutmaya yardım edebilirler. Zira bağışıklığı olan doktorlara ihtiyacımız var. Onlara bulaştırmadan yaşlılarla ve risk grubu ile ilgilenecek insanlara ihtiyacımız var. Bununla beraber zaman en yakın arkadaşımız, çünkü zamanla hastalığı yenmiş ve ona karşı bağışık olan daha fazla insan olacak.

Şu yaşlılar meselesi

Ümit Kıvanç (P24) 24 Mart 2020

Ne yazık ki, başta merak, yoğun ilgi, odaklanma, öğrenme kabiliyeti ve yeni şeyler öğrenmekten alınacak zevk, eğitim sistemimizin ve devlet düzenimizin biz küçük yaştayken öldürmeye çalıştıkları düşmanlar. Bunlardan yoksun birey, nelerden yoksun olduğunu asla fark edemiyor. İnsanın zihinsel imkânları aslında sonsuz olduğu ve sahibi dahil herkes durdurmaya çalışsa da algılama ve bilgi işleme mekanizmaları işlemeyi sürdürdüğü için, pek trajik ama, birey, nelerden yoksun olduğunu kavrayamasa da temeldeki yoksunluğunu sezebiliyor. Üstelik galiba, bunun kolay giderilemeyecek olduğunu, hızla uzaklaşan trenin arkasından koşup tehlikeyi göze alarak vagona atlamayı gerektirdiğini, trene yetişmenin artık pek zor olduğunu falan da seziyor. Cehalet bu yüzden yeniye, bilinmeyene yönelik şirretçe reddedişle birlikte bulunuyor. Muhtemelen kendini olmadığı yerlerde görmeye yönelik tutkulu ve hastalıklı arzunun kaynağı da buralarda.

Uzaylı kalmadı, korona verelim…

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 20 Mart 2020

Korona virüsü ilk yayılmaya başladığında ünlüler, zenginler, siyasetçiler bile bu hastalığa yakalanınca, kendimizi onlarla eşitlenmiş hissettik. Ama öyle değildi. İleri teşhis ve tedavi hizmetlerine kolayca ulaşanlar ve ulaşamayanlar olarak dünya yine tekrar bölündü, muktedirlerin karşısında ezilenler olduğumuzu bir kez daha fark ettik.

Bu nedenle korona virüsü doğal bir felâket olduğu kadar politiktir. Bir yandan ondan ölümüne korkuyor ama bir yandan da sistemin yıkılma ihtimali karşısında onu gizliden kutsuyoruz.

Örgütlü düşüncesizlik

Besim F. Dellaloğlu (Duvar) 19 Mart 2020

Genel toplamda içine doğduğumuz, oluşmasına pek de katkı vermediğimiz ama kolay edindiğimiz mahalli, kültürel, ideolojik kodlar aslında düşünmenin önündeki en büyük engeldir. Elbette özellikle toplumsal meseleler açısından ülkenin demokrasi seviyesini, temel haklarını kullanım imkânlarını da buna eklemek gerekir. Düşüncesizliğin örgütlü olmasından kasıt ise hep mahalli, kültürel, ideolojik, dini, mezhebi bir kolektivite tarafından yeniden üretiliyor olmasındandır. Düşünebilmek ise daha çok bir yolculuğa benzer. Turizm gibi cebinde dönüş biletiyle yapılan bir yolculuk değil ama. Gerçek bir yolculukta yol yolcuyu dönüştürür. Düşünmek de öyledir. Bir kez düşünmeye başlayınca nerede mola vereceğinizi, nerede duracağınızı peşinen belirleyemezsiniz.

Saraylara milyarlık koruma, kulübelere kolonya

Hakkı Özdal (Duvar) 19 Mart 2020

Türk burjuva devleti, sermaye sınıfı ve bürokrasisiyle birlikte, bu salgını bir fırsat olarak gördüğünü ilân etti. Ekonomik krizin yol açtığı çöküntüler, İdlib fiyaskosu, bunlara paralel olarak halk sınıfları nezdinde görülen destek çözülmesi ve eş zamanlı olarak alternatif çıkışlar, restorasyon arayışları gibi sorunlar karşısında Saray rejimi; yanıltıcı olmaya çok açık, geçici ve riskli bir zaman kazanmış gibi görünüyor. Kalıcı ve gerçek çözümler üretmek konusunda eli kolu bağlı olan rejim, virüs salgınının, hem ekonomik sorunların hem de siyasî tıkanmışlığın önünü açacak bir fırsat penceresine dönüşmesini umuyor.

Covid-19, kapitalizm ve küresel çaresizliğimiz

Eşref Avcı (Duvar) 18 Mart 2020

Dünya ölçeğinde sağlık sistemlerinin özelleştirildiği/paraya tedavül edildiği bir zemin haliyle virüsün yayılmasının kontrol edilemeyeceğini gösterir. Diğer yandan ezen sınıfların korunaklı alanlarda yer bulma çabalarına rağmen bu virüsün eşitlikçi bir yanı var; herkese bulaşıyor ve veba gibi sınıfsal ayrım yapmadığını da gösteriyor. Ezenlerin bu virüsten muaf olmaması bir kısmının ölmesi ezen sınıfın sağlık olanaklarını paylaşacağı anlamına gelmez. Bir kaç gün önce bir Alman firmasının çalışmalarını ve patentini satın almaya çalışan Trump'ın küstahlığı ezen sınıfların dertlerinin virüsü değil kârı ve insanlığı kontrol olduğunu net bir biçimde önümüze koymuştur. Virüse karşı aşının ya da diğer tedavi olanaklarının geliştirilmesi için en önemli engel yine özel şirketlerin maliyet ve kar hesaplarına takılıp kalmaktadır. Kamu sağlığı ile ilgili önemli bir sorunun özel firmaların maliyet kâr hesabına göre dizayn edildiği bir toplumsal sistemde ezen sınıflarda hırslarından ve alıklıklarından dolayı ölümlerden muaf değildir. Ancak ölüm yine ezici bir yoğunlukta ezilenlere misafir olacaktır.

Kapitalist tarım ve Covid-19: Ölümcül bir kombinasyon

Rob Wallace → Yaak Pabst (Sendika - Marx21) 17 Mart 2020

Yeni virüs salgınlarının ortaya çıkmasını azaltmak için gıda üretimi kökten değişmelidir. Çiftçi özerkliği ve güçlü bir kamu sektörü, çevresel felâketleri ve kontrolden çıkmış enfeksiyonları azaltabilir. Hem çiftlik düzeyinde hem de bölgesel düzeylerde çeşitli stok ve mahsulleri (ve stratejik yeniden yabanlaştırmaları) tanıtın. Gıda hayvanlarının test edilmiş bağışıklıklarının sürmesi için yerlerinde çoğalmalarına izin verin. Adil üretimi adil dolaşım ile birleştirin. Sübvansiyonlara ve agroekolojik üretimi destekleyen tüketici satın alma programlarına mali destek sağlayın. Bu deneyimleri, neoliberal ekonominin hem bireylere hem de topluluklara dayattığı zorlamalardan ve sermayenin yönetimindeki devlet baskısı tehdidinden koruyun.

Koronavirüs Pandemisi Üzerine Hatırlatmalar

Demir Küçükaydın (Demir'den Kapılar) 17 Mart 2020

Bu Koronavirüs belki de insanlığın tarihinde tüm dünyanın eş zamanlı olarak ve gerçek zamanda yaşadığı ilk ortak kader olacak.

Sınırların, ulusların ve ulusal devletlerin ne kadar saçma olduğunu, tüm insanlığın aynı yeryüzü adlı küçük uzay gemisinde ve kader ortaklığı içinde bulunduğunu, pasaportları, ulusları, ulusal sınırları tanımayan bir virüs bizlere öğretecek.

Uluslar ve ulusal devletlerin saçma, akıl dışı görünmesi, onların tarihsel ömürlerini doldurmalarının zihinlerdeki bir yansımasıdır. Çünkü bir toplumsal olgu ancak tarihsel olarak ömrünü doldurduğunda insanları akıl ve ahlâk dışı görünmeye başlar.

Sınırlara karşı ayaklarıyla oy veren milyonlarca mülteci bu paradigma değişimini gerçekleştirmeye yetmiyordu. Çünkü onları sınırlarda durdurmak mümkündü.

Ama şimdi pasaport ve sınırları tanımayan Koronavirüs insanların zihninde, hemen bilince çıkarılmasa da muhtemelen köklü bir paradigma değişikliğine yol açacak gibi görünüyor.

Bugünkü uluslar ve ulusal devletlerle düşünme ve bunu normal kabul etmenin, hiç sorgulamamanın sorgulanması başlayabilir.

Yaklaşan Felaket ve İflasını Gizleyen Devlet

Demir Küçükaydın (Demir'den Kapılar) 17 Mart 2020

Türkiye'de hastalığın byayılma hızı en azından Çin veya İtalya gibi olacaktır. Hastaların yoğun bakım gerektirme oranı da % 5 ve üzerinde olacaktır.

Bu geliyorum diyen bir felâkettir.

Bu geliyorum diyen felâketi gizleme de bu şark despotluğunun karakteridir. Yurttaşlara güvenmemek, tüm gerçekleri devlet ve millet kutsallığı şalıyla yurttaşlardan gizlemek.

Bu tam bir iflâstır aslında.

Türkiye'de Şark despotu devlet ve onun başındaki Erdoğan bu iflâsı gizlemek için her şeyi yapacaktır.

Çünkü halk onun iflâs ettiğini hissettiğinde başını kaldırmaya başlar. O zaman da sonu gelir. Bu nedenle yapacakları bellidir.

Ölümler gizlenecektir. Bunlardan söz edenler susturulacaktır. Bunlarla gizleyemez olduklarında haberleşme ve sokağa çıkma yasağı, sıkıyönetim, savaş hali gibi tedbirlerle oluşabilecek tepkileri daha doğmadan boğmaya çalışacaktır.

10 yıl sonra

Musa Özuğurlu (Duvar) 17 Mart 2020

Felaketin yaktığı Suriye halkı için birkaç gözlemi daha aktarmak lâzım:

Selefi, Vahhabi, tekfiri, Müslüman Kardeşler gibi oluşumların Suriye halkı arasında karşılığının olmadığı görüldü.

Halk şeriat yönetimleri yerine laikliği tercih ettiğini gösterdi.

Bütün sorunlara rağmen müesseselerinde çalışmaya devam ederek yaşama olan bağlılığını ortaya koydu.

Mezhep savaşı yaşanmadı, birlikte yaşayabilme olgunluğu gösterildi. Suriye'yi bu süreçte ayakta tutan etkenlerden biri de bu olgunluktu.

Koronavirüs salgını totaliter rejimleri güçlendirebilir

Yuval Noah Harari (Medyascope) 16 Mart 2020

Bu acil durum hali sona erdiğinde, bu geniş kapsamlı gözetimlerden elde edilen veriler halihazırda depolanmış olacak ve bu da yakın zamanda ekstra totaliter rejimlerin ortaya çıkmalarına sebep olabilir. Şu anda gözetim hali ve gizlilik kavramları arasındaki büyük bir soruna tanıklık ediyoruz. Bu durum, gelecekte gizlilik ve sağlık arasında büyük bir savaşı da beraberinde getirebilir. İnsanlar, yakın zamanda 'salgın hastalıklardan korunma' adı altında bütün gizliliklerini yitirebilir. Bu konuda da teknoloji oldukça etkili olabilir çünkü bugün teknoloji sayesinde bütün potansiyel hastalıkları keşfedebiliyoruz ve aynı zamanda bu hastalıklardan etkilenen insanların kim olduklarını ve aktif bir şekilde ne yaptıklarını görebiliyoruz. Fakat bu tip bir gözetim sistemi, gelecekte insanların ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini görmeye çalışan totaliter rejim unsurlarının da hızlı bir şekilde gelişmesine sebebiyet verebilir.

Bilim, Ahlakı Açıklayabilir Mi? Tanrısız/Dinsiz Ahlak Mümkün Mü?

Elif Helvacı (Evrim Ağacı) 16 Mart 2020

Toplumu gözeten bu ipuçlarını, ahlâkın insanoğlundan önce inşa edilmeye başladığının işareti olarak görmek mümkündür. Bugün olduğumuz yere nasıl geldiğimizin açıklamasında Tanrı'ya ihtiyacımız yoktur.

Diğer taraftan, eğer dini toplumdan koparabilseydik ne olurdu? Bilimin ve doğalcı dünya görüşünün bu boşluğu doldurabileceğinden ve insanları iyiye yöneltmek için gerekli ilham kaynağı olabileceğinden şüpheliyim. Belirli ahlâkî bakış açısını savunmak için geliştirdiğimiz her tür sistem kendi ilkelerini, peygamberlerini ve kendini adamış müritlerini üretir, yani bir süre sonra herhangi bir din gibi görünmeye başlar.

Sosyopat dünyada mülteciler

Orhan Kemal Cengiz (P24) 15 Mart 2020

Avrupa, sınırsız zenginliğinin küçücük bir parçasını paylaşacak diye büyük bir korku içinde.

Küçücük çocuklar ölüyor; küçük çocukların kalpleri söküp atılamayacak bir şekilde nefretle doluyor; çaresiz aç susuz kapılarına dayanan insanları tekmeleyerek, batırarak, kovalamaya çalışanlar insanlıklarından oluyorlar.

Dünyanın çarpık düzeninin kurbanlarıyla bir dilim ekmeği paylaşmayacağız derken, insanlığın vicdanı, ruhu bilinmez diyarlara göç ediyor.

Onların bedenleri göç etmeye çalışırken bütün bu dramlara seyirci kalanların ruhları çoktan göç edip gitti bile.

Virüs

Gökçer Tahincioğlu (T24) 15 Mart 2020

Hayır, kaç gündür yazıldığı gibi küresel dersler alınmaz, insanlar dayanışmanın güzelliğini fark edip buna sığınmaz, bundan sonrasını günlük gülistanlık yaşamaz. Aksine, kendini kurtarabilmenin dayanılmaz cazibesi gelip çarpar yüzüne. Tam da o günlerde akıp giden zamanın içinde bir derde deva olmaya çalışanlarla, hiç ölmeyeceğini sananlar arasındaki derin vadi, uçuruma dönüşür. İnsanlık tarihi, örnekleriyle doludur.

Nasıl bir dünyaya döneceğiz?

Ümit Kıvanç (Duvar) 15 Mart 2020

Yalnız emekçilerin gelişen teknoloji tarafından ekonomi-dışı bırakılacak kısmı değil, gereksiz-yararsız görülüp dışlanacak olan. Birilerinin ekonomi-dışılığı, maksimum kâr âlemi için gereksizliği, yararsızlığı konu edildiğinde ilk akla gelen, ama insanlığın hatırı sayılır bölümü birtakım insanca kaygıları hâlâ taşıdığından sözü edilmeyen mâlûm kesimi kastediyorum: Yaşlılar. Maalesef virüs salgını yaklaşan tehlikeye fazla acımasızca ışık tuttu. Virüs en çok yaşlıları öldürüyor. Bağışıklık sistemleri başka nedenlerle zayıf düşmüş olanlarla birlikte. Bu, şimdiye kadar gereksiz nüfusu ekonominin sırtından atmayı kim bilir kaç defa aklından geçirmiş yerleşik düzen iktisatçıları ve CEO'lar şunlar bunlar tarafından tam anlamıyla Allah'ın lütfu olarak görülmüyor mudur? Birilerinin zihninde, hazır başlamışken…li müstakbel girişimler şekillenmiyor mudur?

Covid 19 Demokratik bir Virüs mü?

Evren Balta (Birikim) 15 Mart 2020

Gerçek şu ki karşı karşıya olduğumuz riskler sadece büyük değil aynı zamanda var oluşsal. Küresel salgınlar, açlık, kıtlık, yoksulluk, işsizlik, iklim krizi, suları biten kentler. Bunların hepsi var ve yanı başımızdalar. Ama içinde yaşadığımız bu toplumsallık maalesef bize bu gerçek tehditlerin hiç biri ile samimi bir biçimde baş edebileceğimiz araçları sunmuyor. Tam da bu tehlike ile o tehlikeyi karşılayacak araçlara sahip olmayan bir toplumda yaşadığımız derin bilincinden otoriter liderler çıkıyor. Bizi yanlış krizlere yönlendirip, tamamen işe yaramayacak çözümlere inandırıyorlar. Kolektif panik hali ile yaşamaya alışıyoruz. Ve tıpkı böyle yaşamaya alışan her insan gibi gerçek tehditlere duyarsızlaşıyoruz. Hiç kimse sürekli tehdit altında kalarak mutlak bir çaresizlik duygusu ile yaşamını devam ettiremez.

Yargıçların ülkeyi kurtarma görevleri yok

Sami Selçuk → İrfan Aktan (Duvar) 13 Mart 2020

Aralık 2012'de Siirt'te bir evdeki eşyaların sürekli yanması üzerine sözüm ona bilimle uğraşan bir ilâhiyat profesörü bundan cinleri sorumlu tutmuş; aile bireyleri sürekli namaz kılmaya başlamışlar, Siirt Valiliği de, cinleri kovdurmak için bütçesinden aileye para ayırarak onların İstanbul'da ünlü bir din hocasına gönderileceklerini açıklamıştı. Haziran 2015'te TÜBİTAK, hadron çarpıştırmak Allah'a şirk koşmaktır sonucuna ulaşmıştı. 12 Aralık 2016 tarihinde bir bakan, terörden ölen arkadaşlarının acısıyla yanan polisleri sözde şu sözlerle teselli etmiştir: Şehit olun! Oysa şehitlik, Tanrı'nın takdir tekelinde kalan bir iştir. Devlet yönetimi ve politikanın işi ise bu dünyadır ve insanları mutlu yaşatmaktır. Onları ölüme özendirmek değil. Evet, ilkel insana acıyor ve onu anlıyoruz. Doğaya karşı çaresizdi. Elinde sadece bir sopası vardı. Ama o insan zamanla beynini kullandı; düşünen ve yaratan insana dönüştü. Bu beyin sayesinde uçağı, televizyonu, cep telefonu, televizyonu buldu, uzaklıkları yakın etti. Hayali'nin dediği gibi polislere ölmeyi salık veren Ol mahiler ki, derya içredirler; deryayı bilmemektedirler. Acıyalım mı onlara, ama neden? Kızalım mı onlara, ama neden? Çoğu üniversite çıkışlı bu insanlarla aynı dünyayı, Atatürk'ün aynı ülkesini, aynı devleti paylaşmak çok üzücü. Dahası yüz kızartıcı, kahredici!

Çok gezenin ayağına toz bulaşırmış

Metin Solmaz (Duvar) 11 Mart 2020

Benim reklamını yaptığım şey şu: Gitmek bir oranda belirsizliktir. Yaratıcılığa zorlar insanı. 100 kişisel gelişim kitabının niyet ettiğini tek başına becerir. Çakralarınızı pompayla açar.

Kaçmaktan bahsetmiyorum. Gitmekten bahsediyorum. Joyce'un dediği gibi Kaçtığını sanırsın ve kendine çarparsın… neticede. Bana sorarsanız insan zorunlu olmadıkça kaçmamalı.

Ama hep gitmeli.

Faşizmin Halleri

Tanıl Bora (Birikim) 8 Mart 2020

Sıradan faşizm, etki alanının genişliğine mukabil 'ele gelmez'dir. Çok durumda faili belirsiz veya anonimdir, savunusu yapılmaz - hattâ fark edilmez, normal sayılır. Oysa, 'hakikî' bir faşist hareketle bağlantılı olmasa da başlı başına vahim bir politik problemdir ve sıradan faşizmi üreten 'normalliği' değiştirmek, anti-faşist ezberin asla altından kalkamayacağı çok boyutlu ve uzun vâdeli bir mücadelenin konusu olmalıdır.

10 kişinin serveti 500 bin liralık 316 bin eve denk

Ozan Gündoğdu (Birgün) 8 Mart 2020

Türkiye'de milyonların herhangi bir serveti olmadığı gibi, servet edinme ihtimalleri de bulunmuyor. 10 milyon yurttaş asgarî ücretle geçinmeye çalışıyor ve herhangi bir tasarrufu bulunmuyor. Oturdukları eve sahip olmak için dahi 10 yıllık konut kredileriyle borçlanmak zorunda kalan kesimler 70-80 bin dolarlık bir konut varlığına sahip olabilmek için yıllarını ipotek altına alıyor. Öte yandan Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir de düzenli olarak azaldığı için küçük de olsa servet sahibi olabilmek hayalden öteye geçmiyor.

Hepimiz tiranın suç ortağıyız

Mehmet Ali Ağaoğulları → İrfan Aktan (Duvar) 7 Mart 2020

Suç işleyen bir iktidarı onaylıyorsak, özgürlüğümüzü yitirmiş ve yozlaşmış sayılırız. Dolayısıyla da bu toplum, çöküş içindedir. Suçtan kasıt sadece var olan yasalara aykırı hareket edilmesi değil, çok daha genel. Bir iktidarın işleyeceği en önemli suçlardan biri, insan ve yurttaş haklarını çiğnemesi, bunları ezmesidir. Gerçekleri saklamasıdır. Gereksiz yere halkın üzerinde çıplak şiddet kullanmasıdır. Veya ülkeyi, savunma amacı olmaksızın savaşa sokmasıdır suç. Fakat tam da bu suçlar nedeniyle de rıza üretiyor. Çünkü gönüllü kulluk, suça ortaklık hakim. İnsanlar gönüllü kullukta ısrar ettikleri, siyasal iktidarın aldığı kararları sorgulamadan onayladıkları sürece, onun suçlarına iştirak etmiş olur. Tek çıkış ise özgür düşünmeye, sorgulayabilmeye, Kant'ın tabiriyle erginliğe ikna olmak, gönüllü kulluktan vazgeçmektir. Bunu yaptığımız zaman, gerçeğe giden kapıyı aralamış oluruz. Bunun çok zor olduğunu Kant da söyler. Çünkü insanlar bu durumdan memnunlar. Ne de olsa onların yerine düşünen bir başkası var!

'Türkiye'ye sığınan Suriyeliler misafir değil, mülteci'

Pırıl Erçoban → Emre Can Dağlıoğlu (Agos) 7 Mart 2020

Suriye'deki savaş şartları dışında ülkemize kaçan Suriyelilerin de pek çoğu, özellikle kamplar dışında yaşayanlar son derece kötü, hijyenik olmayan şartlarda yaşıyor. Tek göz odada 10 kişi yaşayanlar var, ya da 2-3 aile bir odalı evlerde bir arada yaşıyor. Çoğunun şu anda düzenli geliri ya hiç yok ya da çok çok sınırlı. Barınma, beslenme, ısınma, giysi ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Karınlarını yardımlarla doyuruyorlar. Geçtiğimiz haftalarda soğuklardan ölen çocuklar oldu, Diyarbakır'da bir ailenin son anda soğuk yüzünden donmaktan kurtarıldığı basına yansıdı. Evlerini ziyaret ederseniz, yaşadıkları koşulları görmek mümkün olur. Örneğin, biz geçen hafta Gaziantep'de bazı Suriyeli mültecilerin evlerini ziyaret ettik. Tek odada 6 çocukla yaşayan vardı, camlarına naylon geçirilmiş evlerde yaşayanlar vardı, iki metrekarelik bir yerde tuvalet, banyo ve mutfağın bir arada olduğu evler gördük. Bu durumda yaşamak zorunda kalan insanların ne kadar sağlıklı olmasını beklemeyebiliriz? Bu koşullarda yaşamak zorunda kalan insanlar hasta oluyorlarsa bunu kendileri mi istiyorlar?

Ne dediler, niye güldüler?

Bahadır Özgür (Duvar) 3 Mart 2020

Ali Ağaoğlu'nun yarım bıraktığı, Hazine'nin geçen yıl dışarıdan borç bulup satın aldığı İstanbul Finans Merkezi inşaatının bir bölümü için, Yıldızlar İnşaat ile 509 milyon 200 bin liralık sözleşme imzalandı. TOKİ, Elazığ'daki 781 konut inşaatını 186. 4 milyon liraya Saray'ın inşaatçısı Rönesans Holding'e verdi. Rönesans son 5 yılda değeri 3 milyar lirayı bulan TOKİ ihalesi almıştı.

* * *

Erdoğan'ın 20 gündür devam ettiğini söylediği İdlib harekatı ile aynı dönemde Türkiye'nin gündeminde tartışılan bazı olaylar böyle. Şehitler tepesini niye boş bırakmak istemediklerinin yanıtının bir parçası da bu gündemde yatıyor işte.

'Memleketimde Suriyeli istemiyorum'

Azmi Karaveli (Duvar) 2 Mart 2020

Söz konusu bir yerden diğer yere -zorunlu ya da değil- göç olduğunda yüzyıllar içinde kavramlar da altüst olur. Sözgelimi 1071'de Malazgirt'ten bu topraklara göç etmek günümüzde dahi hâlâ gurur vesilesiyken, başka bir topraktan zorunlu göç edenlere aynı hoşgörü esirgenebilir. Üstelik Suriye'deki savaştan Türkiye'ye kaçmayı başaranlar, bu sefer de Türkiye'den kaçmak için ölümü göze alarak botlara biniyorken… Kabul edelim ki savaştan kaçmıyorlar aslında, savaştan zaten kaçtılar onlar, artık bizden kaçıyorlar. Çünkü Türkiye uğruna ölmeyi göze alabilecek riskler barındıran bir ülke haline dönmüş durumda. Aksi takdirde neden onca riske, onca belirsizliğe rağmen dalgalı sulara yönelir ki insan?

Cüzdanımı geri ver

Metin Yeğin (Duvar) 27 Şubat 2020

Cetvellerle çizilmiş Afrika haritasına baktığınızda, Afrika'daki bütün çatışmaların, parçalanmış halkların, coğrafyanın eseri olduğu hemen anlaşılabilir. Kuraklığın ve kıtlığın temel nedeni de doğal yaşamın akışını engelleyen sınırlardır. Afrika'nın kuraklık alanlarının daha çok sınır bölgelerinde olması tesadüf değildir. Aynı zamanda sadece köle ticaretinin, sömürgeciliğin geçmişte kalmış izleri değildir bunlar. Bugün de elmas, altın, petrol, kömür ve aklınıza ne geliyorsa her türlü ham madde kaynaklarının talanının savaşlarının sonucudur hepsi. Son zamanların savaşlarının, Hutular ve Tutsiler arasındaki katliamların, Somali trajedisinin arkasında, obez endüstrisine kaynak bulmak isteyen Çin ile bu kaynakları elinden kaybetmek istemeyen, başta Fransa olmak üzere mülteci olarak sığınılan Batı olduğu unutulmamalı. Meselâ birçok katliamın nedeninin her fırsatta değiştirdiğimiz cep telefonlarında, bilgisayarlarda kullanılan bir ham madde savaşı olduğunu biliyor musunuz?

İslamcılığı başlatanlar bitiriyor

İlhan Uzgel (Duvar) 24 Şubat 2020

Kısacası, Batı, Müslümanlara yaklaşırken, onların karşısına Hıristiyan kimliğiyle çıkmıyor. Bu Batı için kapanmış bir hikâye, sonucu çoktan belli olmuş bir mücadele. Batı Müslüman dünyaya sekülerleşmiş, rasyonelleşmiş bir çıkar perspektifinden bakıyor. İslamcılar karşılarında bir Hıristiyan dünyayı görüyor olabilirler ama Batı dünyası Müslümanların yaşadığı coğrafyaya baktığında petrol, doğal gaz, boru hatları, ekonomik pazar, dolar, yaptırım, yerine göre insan hakları, terörizm vs görüyor. Onları Müslüman oldukları için sömürmüyor, baskılamıyor. Bu küresel üstünlüğünün sonuçlarından biri. Eğer mesele din olsaydı dindar Katolik Orta ve Latin Amerika'nın ihya olması gerekirdi.

Kavala o kuyuya nasıl atıldı?

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 23 Şubat 2020

Osman Kavala, hakkında üretilen komplo teorilerini ispatlamak için orasından burasından çekiştirilen, çarpıtılan delillerle suçlanıyor dört yıldır.

Bu komplolara inanıp zamanında büyük lâflar etmiş devlet büyükleri lâflarının altında kalmasın diye de bir adamın yılları hoyratça harcanıyor.

Ne de olsa Kavala sadece bir TC vatandaşı, Ankara'nın ona adaleti imtiyaz olarak vermesini sağlayacak arkasında güçlü bir ülke yok.

Herhalde Osman Kavala'nın bu komploların hedefinde olmasının esas sebebi siyasî kimliği ya da yaptıklarından çok Türkiye'de pek benzeri olmayan kentli, eğitimli, dünyayla ilişkileri olan, muhalif, aktivist iş adamı profili.

Kapitalizm gezegenin kanseridir, çok geç kalmadan operasyon yapalım

George Monbiot (Açık Radyo - Double Down News) 22 Şubat 2020

O zaman gezegen faciasına birazcık bakalım şimdi. Ve unutmayalım ki bu sadece iklimin çökmesi değil; gezegen sistemlerinin tam tekmil arıza yapması: Toprağı kaybediyoruz, temiz suyu kaybediyoruz, böcekleri kaybediyoruz, bu gezegeni paylaştığımız tüm diğer canlı türlerini kaybediyoruz, mercan kayalıklarını kaybediyoruz, yağmur ormanlarını, denizleri, her şeyi her şeyi kaybediyoruz ve bu kaybediş olağanüstü bir hızla gerçekleşiyor. Nefes kesici bir hız bu. Her şey ömrüm boyunca asla görmeyeceğimi sandığım hızla gerçekleşiyor. Torunlarım görür diye korktuğum şeyleri daha şimdiden görüyorum ben – ve o kadar da yaşlı değilim.

Sınırlarda yaşanan duvar utancı

Ahmet Murat Aytaç (Duvar) 22 Şubat 2020

Bir toprak parçası üzerinde yaşayan her halk kendini kuşatan toplumsal ve ekolojik çevreyle sürekli bir etkileşim içindedir. Söz konusu süreklilik sınır duvarları yoluyla kesintiye uğratıldığında, bunun insanlar ve doğa açısından kaçınılmaz bir sonuçları olur. Duvarın kendine özgü kararlaştırılamaz yapısı devreye girer. Bir engel olarak tasarlanmış her duvar sadece dışarıdakinin içeri girmesini engellemez, günü geldiğinde içeridekinin de dışarı çıkmasına mani olur. Bu yüzden bir duvarın ne olduğuna onun özü gereği karar veremeyiz; her duvarın anlamı her somut durumda yeniden kararlaştırılmalıdır. Zira duvar aynı zamanda potansiyel kapatılma mekanını, yani hapishaneyi de çevreler.

Düşünür kime denir?

Mücahit Bilici (Duvar) 22 Şubat 2020

Çok kitap okuma ile düşünce arasında var olduğu sanılan (ve var olmadığı söylenemeyecek) bağ da son derece zayıftır. Çok kitap okumak bilgi için iyidir. Lâkin bilginin artması otomatik olarak düşünceyi doğurmaz. Bilgi niceliksel olarak arttığında bile eğer düşüncenin altyapı unsurları mevcut değilse o bilgi niteliksel bir şey olan düşünceyi üretemez. Düşünceden mahrum okuma insanı bilgisayar yahut kitapsayar yapar. 'Hiçbir zaman' yerine 'henüz' kaydı düşmek zorunda kalsak da yapay zekâ (AI) için de aynı şeyi söyleyebiliriz: Yapay zekâ düşünce üretemez.

Ütopya mühendisliğinin getirdiği felâket

Chris Hedges (Açık Radyo - Truthdig) 20 Şubat 2020

Değişimi nasıl gerçekleştireceğimize dair bir tartışmaya hiç gerek yok. Parçalı ve yavaş yavaş yapılacak reform, iktidar boşluğunun yaratacağı o kaçınılmaz anarşiye daima tercih edilir. Sorun şurada; ütopya mühendislerimiz, ekonomik ve demokratik sistemi baş döndürücü bir hızla yıkarlarken; yürüttükleri denizaşırı savaşlarda devlet kaynaklarının dibine darı ekerken, bizleri kurtarabilecek araçları da dinamitleyip berhava ettiler. Bize de isyandan ve onları iktidardan indirmekten başka hiç bir seçenek bırakmadılar.

Kin davası

Dinçer Demirkent (Duvar) 20 Şubat 2020

Kuruculuk, siyaset felsefesinin marjinal düşünürü Machiavelli'nin dediği gibi kurucu bir erdeme ihtiyaç duyar. Erdoğan rejimi başından beri bu kurucu erdemden yoksundu. Bu nedenle kurucu bir potansiyeli hiç olmadı. Bu nedenle Machiavelli'nin kurucu erdemi koruyacak, çürümeyi engelleyecek unsurlar olarak tarif ettiği cumhuriyetçi kurumlara da hiç ihtiyacı olmadı. Aksine yağmacı bir sultanlık gibi geldi ve fakat geçmedi. Gezi'ye duyulan kinin nedeni kendilerinde olmayan, taşıyamadıkları, kaldıramadıkları bu kurucu erdemdir. Dün bu kurucu eylem yargılandı, beraat etti ama kinin yöneltildiği Osman Kavala başka bir dosya gerekçe gösterilerek yeniden tutuklandı.

Haylazlığa övgü

Metin Yeğin (Duvar) 20 Şubat 2020

Bütün dünyada haylaz kahramanların bir diğer ortak yanı şiddeti reddetmesidir aslında. Herhangi bir iktidar karşısında yaptıkları, iktidarların ya doğrudan ya dolayısıyla ya da tehdidi ile kullandığı şiddete karşı hiç onun yöntemlerine başvurmamasıdır. Bir sıra dışı direniş halidir daha çok. Bazen sessizce orayı terk etme ama sonunda mutlaka geri gelme, kendi kuyruğundan sıkıştırıp rezil rüsva etme becerisidir haylaz kahramanların sahip oldukları. Kahramanların değişimi de bu yüzden büyük, tek bir darbe, eylem ya da travmanın bir sonucu değil, daha çok ufak sıkıntıların aşılabilmesiyle gelişir.

Modern yaşam insan iskeletini nasıl dönüştürüyor?

Zaria Gorvett (Dünyadan Çeviri) 19 Şubat 2020

Gıdanın yumuşak ve lezzetli olduğu modern, tarım temelli toplumlarda, çok fazla çiğnemek zorunda kalmadan lokmaları yutabiliyoruz. Daha az çiğnemek daha zayıf kaslar demek, bu da çenelerimizin o kadar sağlam gelişmemesine neden oluyor. Başka bir görüş ise, meselenin emzirme ile ilgili olabileceği, çünkü annelerin bebeklerini sütten kestikleri yaş, katı gıda çiğnemeye başladıkları yaş da oluyor.

Darbe spekülasyonları

İrfan Aktan (Duvar) 17 Şubat 2020

Not edelim ki, başka bir ihtimale gönderme yapan farklı bir spekülasyon daha yapılıyor. Bu spekülasyona göre hakikaten de AKP'nin varlığını bildiği halde şu anki haliyle önüne geçemediği, yahut henüz tespit edemediği, fakat bahsini ederek görünür kılmak istediği darbe yanlısı bir grup olabilir. Akla pek yatkın görünmese de, bunu da olasılıklara dâhil ederek yazılı düşünelim:

AKP'nin her alanda tükendiği, ilk seçimlerde iktidardan düşmesinin 18 yılın en güçlü ihtimali olduğu görülüyor. Böylesi bir konjonktürde askeri darbeye girişmek, demokratik muhalefeti henüz iktidara gelmeden tasfiye etmenin veya AKP'nin zaten seçimle kaybedeceği iktidarı darbeyle muhalefetten çalmanın ötesinde bir anlam, hedef taşır mı?

Dolayısıyla eğer ortada gerçekten bir askeri darbe hazırlığı varsa, bu tehdidin esas muhatabı önümüzdeki ilk seçimde iktidarı devralma ihtimali kuvvetlenmiş olan muhalefet değil midir?

Kahkaha Kimden Yana

Coşkun Liktor (Bianet) 15 Şubat 2020

Gülmek devrimci bir eylemdir sözü kulağa ne de hoş gelir oysa. Başka bir şey yapmadan sırf gülerek, eğlenerek düzene meydan okuma fikri pek çekicidir.

Gülmek devrimci bir eylem olamaz mı peki? Elbette olur.

Gelgelelim asıl hikmet gülme eyleminin kendisinde değil de kimin, hangi durumda güldüğündedir.

Hukukla iltisak ve irtibatı koparınca…

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 15 Şubat 2020

Partilerin, liderlerin ortak bir muhasebe yapmak yerine, birbirini FETÖ'nün siyasî ayağı olmakla suçlamayı tercih ettiği bu enfekte ortamın kendi karaborsasını yaratmayacağını düşünmek zaten safdillik olurdu.

O yüzden parası, tanıdığı olan FETÖ'cüler yırtıyor eleştirisi de doğru olsa da bu sorunun çaresi değil. Çare tavizsiz herkesi tutuklamak, herkese cezaları basmak, asla kimseyi tahliye etmemek de değil.

Çare, bu soruşturmalardaki irtibat-iltisak kriterini, mensubiyet avcılığını bırakıp, somut suçlamalara bakmak ve evrensel hukuki standartlara dönmek.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

93