Patronsuz Medya

İki Ayten, tek devlet

Gökçer Tahincioğlu (T24) 23 Haziran 2019

Gizli bir yerde, 'Biz devletiz' diyen kişiler tarafından gayrı resmî biçimde 6 ay boyunca alıkonularak işkence gördüm. 6 aydan sonra, bir minibüsle senaryo gereği ıssız bir yere bırakıldım, gözlerim bağlıydı, kulaklık takılıydı. Uzaktan Ankara'nın ışıkları görülüyordu. Ortaya TEM polisleri çıktı. 28 Ağustos 'bilinmeyen merkezden' çıkarıldığım tarihtir. Gözaltı tutanağındaki tarih sahtedir. Gözaltına alındığım yerde süngerli bir odaya alınıp zorla çırılçıplak soyuldum. Ellerim arkada kelepçeli, gözlerim bağlıydı. 'Konuşmazsan, yıllarca burada tutarız. Vücut bütünlüğüne zarar vermeyiz. Organ nakli dahi yapabilecek imkânımız var. Bizi devlet yetiştirdi. Ölmek için yalvarırsın. Profesyoneliz, burası başka yere benzemez' dediler… 'Burada onur, edep, ahlâk yok. Burası cehennemin dibi. Burada Allah, avukatlar, mahkeme yok, biz varız' diyorlardı…

Post-Erdoğan döneminin başlangıcı

Yektan Türkyılmaz (Duvar) 22 Haziran 2019

31 Mart sonrası artık post-Erdoğan dönemde yaşıyoruz. Bu cumhurbaşkanının koltuğunu, etkisini ve nüfuzunu hemen kaybettiği veya 23 Haziran ardından hemen kaybedeceği olarak okunmamalıdır. Buradaki kasıt bir kişi kültü olarak Erdoğan'ın erimesi ve artık hem kalabalıklar arasında coşku ve sadakat sağlayan, hem de blok içerisinde ayrık seslerin kakofonisini susturacak bir lider figürü olmaktan uzaklaşmasıdır. Erdoğan iktidar blokundaki güçlü seslerden bir ses haline gelmiştir, diğer sesleri yok etme marifetini kaybederek. Bu tespiti önümüzdeki seçim sonucundan bağımsız yapıyorum. 23 Haziran'da İstanbul'da kurulacak sandıklar siyasal temsiliyetin teşhisine yaramayacak, çünkü ülkede seçim o işlevinden hızla uzaklaşmış durumda; ancak çok daha önemlisi blok içerisindeki hesaplaşmaların, yeniden şekillenmenin veya dağılmanın biçim ve şiddetini belirleyecek gibi görünüyor.

Akıntıya karşı kürek ve 'akıntı'…

Hakkı Özdal (Duvar) 22 Haziran 2019

Sınıfsal temellerden yoksun, dinin ekonomik sömürü süreçlerine nasıl katıldığını görmek ve göstermek yerine, gündelik yaşam detaylarına, şekilciliğe, kültürel fetişlere saplanan bir 'laiklik hassasiyeti'nde donmuş 'eski merkez', bu kalabalıklarla arasında anlamlı bir ilişkisi kalmadığını görmekten bile acizdi. Önce Refah'ın, sonra AKP'nin seçim 'başarıları' da böylelikle sadece alerji ve öfke üreten bir 'sapma' olarak görüldü.

Bugünkü iktidarın durumu, kendi var oluş koşullarını yaratan o günkü statükocu bakıştan farklı değil. Vaktiyle, sıla nostaljisine sarmalanmış bir gurbet muhafazakârlığını kemirerek beslenen AKP aygıtı, iktidar imtiyazlarıyla geçirdiği uzun yılların ardından iki türlü başkalaşım ile karşı karşıya bir süredir.

Toplumlarımızın çöktüğüne inanmak, direnişten ve sorumluluktan kaçmaktır

Hamit Bozarslan (Medyascope) 21 Haziran 2019

Tartışma mekânlarının olmaması acı veriyor bana — bu konuda yalnız da değilim. Basın sadece bir duraktır; önemli olan, tartışma platformları yaratabilmektir, çoğul demokratik tecrübelerle ve katılımlarla yaşamaktır demokrasiyi. Toplumumuzun üzerine çöken öyle bir kadercilik var ki, gitgide daha az insan yazıyor. Önceden, sendikacılar, ilkokul ya da lise öğretmenleri yazıyorlardı. Entelektüel yaratıcılık üniversiteyle sınırlı kalmamalı, her yerde bulunmalı. 70'li yıllarda, yazı kurullarından çalışma gruplarına kadar, her yerde tartışılırdı. Tartışmanın taşıyıcılarından biri militanlıktı. Elbette muayyen bir iyimserlik de lâzım bize. Her yaşam mekânı bir sosyalleşme, tecrübe, icat ve direniş mekânıdır. Dünyaya bakışım ne kadar buruk olursa olsun, öğrencilerime, mahkûm olmadığımızı, demokratik toplumların ölmediğini söyleyebilmek zorunda hissediyorum kendimi. Hayır, her şey çökmeyecek; çöküşe inanmak, her tür direnişten vazgeçmektir.

Kurumsuzlaşma, rasyonalite kaybı, paramiliterleşme

Hamit Bozarslan → İrfan Aktan (1+1 Forum) 21 Haziran 2019

Şef ve ulus arasındaki bu organik bütünleşme ve böylesi bir müessesesizleşme düşünüldüğünde, rejimin rasyonalite üretebilme kapasitesi de haliyle sıfıra yakın olur. Tam da bu noktada alışıldık otoriter rejimler ve Erdoğanizm arasındaki önemli bir farkı görüyoruz: Zira otoriter rejimlerin de çoğunda belli ölçüde denge mekanizmaları bulunur ve her şeye rağmen, rasyonaliteden tamamen çıkmazlar. Halbuki Türkiye'deki bu sürekli ileriye kaçış hali, bizatıhî rejimin kendisinin de ihtiyacı olan rasyonaliteyi imkânsız kılıyor.

Direniş sahalarını derinleştirmek, genişletmek

Hamit Bozarslan → Yücel Göktürk, Alican Tayla (1+1 Forum) 21 Haziran 2019

İki asli rakip var: CHP'de vücut bulan orta sınıf ağırlıklı laik-cumhuriyetçi kesimler ve HDP'de vücut bulan emekçi ağırlıklı Kürt hareketi ile sol-demokrat kesimler. Asıl ittifak, Millet İttifakı'ndan ziyade –Erdoğan'ın zillet ittifakı dediği– bu iki partinin tabanları arasında. Zaten Cumhur İttifakı'nın liderleri, sözcüleri ve medyası bu ittifaka vuruyor; bölmeye çalışıyor. 23 Haziran'da ve sonrasında bu ittifak nasıl bir rol oynayabilir? Tek adam rejimini geriletip parlamenter rejimin yolunu açabilir mi?

Bu soruya verebileceğim cevap aslında bilinenin tekrarı olacak: Bu ittifak Türkiye'de ve Ortadoğu'da bir Kürt halkının, bir Kürt sorununun olduğunu ve bu sorunun şiddetle çözülmeyeceğini kabul edebilecek mi? CHP soykırımla, Kürt katliamlarıyla, 1920'lerin, '30'ların azınlık düşmanı, anti-semit siyasetleriyle belirlenmiş ulusalcı mirasından kopabilecek mi? Hem kendisini hem de İyi Parti'yi inancın inançsızlığa, bir dinin diğer bir dine, bir mezhebin diğer bir mezhebe, bir milletin diğer bir millete, erkekliğin kadınlığa, hetero-cinselliğin eşcinselliğe üstün olmadığına ikna edebilecek mi?

Seçimin tekrarına 2 gün kala: 'Yıkılmadık, Ayaktayız' mı?

Baskın Oran (Artı Gerçek) 21 Haziran 2019

Yâ Rab! Kişisel beka sorunu politikacılara neler yaptırıyor! Habere bakınız:

Valimiz [Ordu valisi] feraset sahibi, bana şunu söyledi; 'Başkanım bu seçim arifesinde davayı açarsam, doğru olur mu düşünüyorum' dedi. Ben de kendisine 'Sabırlı ol seçimlerden sonra açarsın' dedim

Bunu söyleyen kişi, 28 Şubatçı askerler tarafından 1998'de muhtar bile olamasın diye mahkûm ettirilmiş kişi. Şimdi aynı şeyi o uyguluyor; inanılır gibi değil. Bunu yapması da söylemesi de resmen siyasî intihar.

İflas da demek mümkün.

Din genel bir çatı verir, ama önemli olan uygulamadır

Emrah Safa Gürkan → Işıl Öz (Medyascope) 20 Haziran 2019

Ben burada da Osmanlıların çok kötü bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. İmparatorluk yıkıldı belki ama arkasında geniş topraklı, Batı bloku tarafından kabul görmüş, NATO üyesi bir devlet bıraktı. Alfabesini değiştirecek kadar güçlü bir Batılılaşmanın sonucu, dünyaya entegre bir millet yarattı, bakın bu çok zor bir şey. Tüm kodları bir anda değiştirmek, hem de bu konu savaşlar kaybederken yapmak. E sanayileşti ve modernleşti bir de. Türkiye'yi hep Fransa ile karşılaştırıyoruz, ama meselâ bir Hindistan, İran, Mısır'la karşılaştırıldığında bence durumu o kadar da fena değil. Sömürge olmamış, 2-3 yıl hariç işgal edilmemiş, NATO'ya kabul edilmiş, Avrupa Birliği'nin kapısına kadar gelmiş. Bunlar az şeyler değil.

Vicdanlarının sesini dinlediler

Yavuz Özcan (Artı Gerçek) 16 Haziran 2019

Savaş boyunca Amerikan savaş uçakları Vietnam, Kamboçya ve Laos'da, 113 bin 716 yere toplam 6 milyon 727 bin 84 ton bomba attı. Yanlış okumadınız. 6 milyon 727 bin küsur ton. İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkelerin Avrupa ülkelerine yağdırdığı toplam bomba miktarı ise 2 milyon 700 bin ton. Dünyanın en güçlü ülkesi, yoksul ve Fransa'yla savaştan daha yeni çıkmış, ekonomisi tarıma dayalı küçücük bir ülkeyi nasıl oldu da yenemedi? Amerikan ordusu Vietnam'da çok sayıda helikopter kullandığından, savaş, askeri çevrelerde helikopter savaşı diye de bilinir.

Farklı ol, tutkulu ol: Kabusu tat

Mühdan Sağlam (Duvar) 16 Haziran 2019

Klemp ve beraberindeki mürettebat, 2017'de Akdeniz'de seyrederken, boğulmak üzere olan bin kişiden fazla mülteciyi gemisine alıyor. Bunu yapmasının nedeni insanî değerlerinin yanında 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi. Sözleşmenin 98'inci maddesi, denizde boğulma ya da ölüm tehlikesi altında olan bir insanın görüldüğünde ona yardım edilmesi ve kurtarılması gerekir diyor. Maddenin kendisi insanî bir düzenleme. Uluslararası Deniz Hukuku'na uyduğu için Klemp'e madalya verilecek ya da onurlandırılacak sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

Klemp, İtalya'da açılan dava çerçevesinde 20 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor.

Hasankeyf'te betona gömülen hepimizin hikâyesi…

Pelin Cengiz (Artı Gerçek) 15 Haziran 2019

12 bin yıllık antik kent Hasankeyf'i, 199 köyü ve üstün biyoçeşitliliğe sahip Dicle Vadisi'ni sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı Projesi'nde sona yaklaşıldı. Türk hükümet yetkilileri 10 Haziran 2019 tarihinde, Ilısu Barajı'nda suyun tutulacağını açıkladı. Yerel halk ve dünyanın farklı yerlerindeki çok sayıda grup, 20 yıldır bu projeye karşı çıkıp tepkilerini demokratik bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu kampanyalarla üç defa proje durdurulabilse de, devlet yetkilileri inadına yasaları değiştirmiş ve yeni kaynaklar bulup projeye devam etmiştir.

Üç tekerlek çamurda, dördüncü de yok

Ümit Kıvanç (P24) 15 Haziran 2019

11 Ekim 2017 • … Mâkûl olanın takipçisi değil tutkularının esiri, ne zaman ne yapacağı belirsiz kimselerce yönetiliyoruz. (…) Rusya+İran+Suriye, İdlib'i elbette 'temizlemek' istiyorlar. (…) İmha etmek, silâhsızlandırmak, dağıtmak, ezmek, sürmek vs istedikleri herkesi -DAİŞ hariç- (…) [İdlib'e] toplamaya çalıştılar. (…) Hedef, ilkin, imha etmek istediklerini, kolay bombardıman hedefleri olarak topluca bir arada bulmak, ikincisi, bir kısmını Türkiye'ye doğru sürmekti. Her iki hedeften de vazgeçilmiş olduğunu var saymak için herhangi bir sebep yok. Değişiklik, Türkiye'yi de işin içine katabilmiş olmalarında. (…) Rusya, eline geçirmişken, Ankara'yı böyle bir operasyona da alet veya en azından ortak edebilir ve böylece mevcut iktidarın (…) Ortadoğu'da etkinlik hayali (…) ebedîyen son bulabilir. Ve Erdoğan+AKP iktidarı kendini birden, mümkün yegâne müttefikleri Beşar el-Esad veya başka Baas türevleriyle, kendilerine tahsis edilmiş odada, aynı divanda çekirdek yiyerek Dünya Kupası izlerken bulabilir.

Binali Bey, sırrını ver, oyumu al!

Mehmet Y. Yılmaz (T24) 14 Haziran 2019

Bu devirde üç çocuk büyütmek, okutmak kolay mı? Semiha Hanım'ın öğretmen maaşı da malûm. Muhtemelen çocuklarının büyüme sürecinde de ay sonunu zor getiriyordu.

Ancak herkesten farklı olarak bildiği bir şey vardı ki onu çocuklarına öğretti.

Çocukların bugün 17 şirketi 28 gemisi, iki adet de süper yatı var.

Bunların sayısı biraz az olabilir, biraz çok olabilir, bu da benim suçum değil. Alıyorlar, satıyorlar takibi kolay değil.

Binali Bey işte bu işin sırrını kendisine sakladığı için oyumu alamayacak.

Şu açık oturumda bu sırrı bir anlatsa, hem oyumu vereceğim, hem ikna edeceğim arkadaşlarımın oyunu kendisine verdireceğim.

Binali Bey, bu işin sırrı nedir? Benim 28 gemide gözüm yok vallahi, bir bonzai tekne alabileceğim kadar sır verseniz işimi görür.

Bu işler kurulurken hangi duaları ettiniz? Başkasının indirdiği hatimleri de bu dualara eklemek gerekiyor mu? Kestiğiniz kurban sayısı kaçtır, kurbanları nerede kesmemizi önerirsiniz? Küçük tasarruflarınızı gemi alabilecek hale getirirken hangi faizsiz bankacılık işlemlerini yaptınız? Sukuk piyasasında gelecek var mı?

Şehir hastanesi değil, hasta ticaret merkezi

Önder Algedik (Duvar) 14 Haziran 2019

Bu ve benzeri bir dizi haber şehir hastanesi tesislerinin kim tarafından finanse edildiği sorusunu akla getiriyor. Projenin finansmanını elli belki yüz şekilde biz sağlıyoruz. Şöyle ki firma işe başlayınca yatırımı kendi parası ile değil halkın bankalardaki mevzuatı ile yapıyor. Meselâ Bilkent Şehir Hastanesi için yerli ve yabancı 8 banka 890 milyon avro kredi vermiş. Yani sadece halkın değil halkların mevduatlarını da peşkeş çekmişler. Arazi kamudan. Binayı müteahhit kredi ile yaparken kadrolar kapatılan hastanelerden. Ayrıca kira geliri, ticarî alanların geliri, hastalık ücretleri filân derken hakikaten her yolla bir karşılıyoruz. Zaten Sağlık Bakanlığı binasının şehir hastanesi tesisine komşu olması bunun imgesel karşılığı gibi duruyor.

Haysiyet…

Murat Sevinç (Duvar) 13 Haziran 2019

Bir KHK'de olmak, atılmak, iş bulmanın engellenmesi, yurt dışı yasağı vs zerre kadar umursamıyorum bunları. Hikâyenin devamını tahmin ediyorum çünkü. Ciğeri beş para etmez haysiyetsiz çakalın biri, politik bakımdan hazzetmediklerinin adını bir listeye yazdığı için, üzülecek değilim. Hiç birimiz değiliz. Nasıl bir rejimde yaşadığımı ve diğer insanların ne çektiğini, yaşadığını da biliyorum. Hepimiz biliyoruz.

Fakat o kapıdaki davranış kazındı kaldı zihnime. O haysiyetsizlik. Bir de o kapının ardında oturup olanları 'hiç umursamayan' sahtekâr meslekdaşların hâli. Haysiyet? Ne ağır ve güzel bir sözcük…

Vapuru bıçaklamak: Edebiyatta kötülüğün temsili, ahlâk ve ahlâkçılık

M. Barış Gümüşbaş (Duvar) 11 Haziran 2019

Bir gün içinde, örneğin televizyonda şiddet içeren kaç tane görüntüye maruz kaldığımız ve bunun için ekstra hiç bir gayret göstermemiz gerekmediği, ama buna karşılık hayatımızda Suç ve Ceza türünden, vahşet sahneleri de içeren kaç tane roman okuduğumuz ve Dostoyevski'yi keşfedip Raskolnikov'un cinayetine gelene kadar ne kadar emek harcamamız gerektiği üzerine biraz düşünürsek meselenin anlaşılacağını sanıyorum. Elbette şiddete ya da pornografiye gerçek hayatta yatkın olan bir kişinin suç ve pornografi edebiyatına ilgi duyması akla yakındır; ama aynı kişinin, asıl meselesi bu olmamasına rağmen şiddet ve pornografi içeren eserleri de bir ihtimal bulabilmek için 600 sayfalık kitaplar devirmesi pek akla yakın değildir. Edebiyatın zararlı etkileri konusunda ampirik çalışmaların yokluğu ya da yetersizliği gerçek olsa da (bu daha çok psikologların ve belki psikiyatristlerin alanına giren bir konudur), Türkiye ile ilgili verilere dayanarak şunu söyleyebiliriz: UNESCO verilerine(7) göre kitap okuma oranı açısından dünyada 86. Sırada bulunan Türkiye'nin, çocuk istismarı da dâhil olmak üzere her türden suç karnesini önümüze koyup düşündüğümüzde, suç işlemek için kitap okumaya gerek duymadığımız ortadadır.

Çöpünüzü kim alıyor?

Mühdan Sağlam (Duvar) 11 Haziran 2019

Türkiye'den bir örnek vererek durumu anlaşılır kılalım. İstanbul'un Tuzla ilçesine bağlı Orhanlı beldesinde 2006'da toprağa gömülü halde bulunan zehirli atık varilleri tespit edildi. Söz konusu dönemde açıklama yapan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi konu hakkında şu açıklamayı yapmıştı: Bir işçinin vicdanî rahatsızlığı sonucu ortaya çıkartılan varillerin üzerindeki tarihlerin, varillerin iki yıldır orada gömülü olduğunu gösterdiğine dikkat çekti. Büyük ölçüde okside olan varillerin gömülü olduğu toprağı da kirlettiğini kaydeden İstanbul Şubesi, şu açıklamada bulundu: İlk incelemelere göre varillerin içinde fenol maddesi bulunuyor. Bu madde atık haline dönüştüğünde, ekolojik sisteme zarar veriyor. Kısa vadede yüksek zehirlilik ve hastalık yapıcı özelliğe sahip; uzun vadede ise bu tehlikelerin yanında kanserojen ve mutojenik etki yaratıyor. Mutojenik etki, üremeyi engelleme gibi sonuçlar ortaya çıkartıyor.

Süleyman Soylu'ya akıllı ol diyen insanı tanıyorum!

Erhan Bilgin (Sendika) 10 Haziran 2019

Bu kardeşimiz Bay İçişleri Bakanı'nın bir vakitler başka bir muhalif partinin genel başkanı iken AKP iktidarını yolsuzluk, kayırmacılık, hukuksuzluk bakımından eleştirmesini önemsiyor. Ve şöyle düşünüyor: Eskiden eleştiriyordu. Şimdi eleştirmediğine göre ve eleştirdiği partinin bakanı olduğuna göre muhakkak bir bildiği vardır. Belki de bakan olmayı belge toplama fırsatı bulmak için tercih etti.

Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) ya da Vahşetin Estetiği

Derviş Aydın Akkoç (Birikim) 9 Haziran 2019

Devlet özgülünde gerçekleşen süreç, bir bakıma PKK için de geçerli. PKK de yılları bulan bu savaşta militanlarından hayatlarını talep ederken eski manevi karşılıkları epeyce bir aşındırdı. Gerillalar niçin ölmektedirler? Bu soru aslında Türkiye kamuoyunda bir başka önemli sorudan sonra geliyor: PKK ne istiyor? PKK'nin siyasî talepleri, militanlarının ölme ve öldürme gerekçesidir. PKK tarafından öne sürülen gerekçelerin belirsizliği, dahası politik taleplerin mütemadiyen değişmesi, sanırım Türk halkından önce Kürt halkı nezdinde kimi soruların sorulmasına neden olacak, oluyor. Hakikaten Kürt gençleri niçin ölüyor? Parçalanmış bir vatan imgesi olarak Kürdistan için mi, kültürel-anayasal haklar için mi, devrim için mi, demokratik özerklik için mi? Niçin bu ölmeler, öldürmeler?

Kitaplarda okuduklarımızı unutuyorsak hâlâ neden okumalıyız?

Cemal Tunçdemir (T24) 9 Haziran 2019

Sığ ve basit okumalardan farklı olarak, kitap okumak, bir kişi, bir konu, bir olay veya bir öyküye zamansal, mekânsal, fikirsel ve ruhsal olarak derin ve farklı bakış olanağı sunar. Her konunun, kişinin, yerin, öykünün, olayın farkları olduğu gerçeğine farkındalık yaratır. Bu da en başta bizi, esasında bir ergen hastalığı olan, üstünkörü yaklaşımlarla, ezbere şablonlarla, yaftalarla kestirip atan, 'her şeyi bilen', sinik, uzlaşılmaz ve köşeli bir karakter olmaktan çıkarıp her şeyi anlama çabası gösteren olgun bir insan olmaya evriltir…

Büyük hayvanlarla birlikte doğayı da yok ediyoruz

Damian Carrington (Guardian + Duvar) 8 Haziran 2019

Daha büyük vücuda sahip hayvanlar, daha fazla hedef alındıkları ve yaşamlarını sürdürebilmek için daha geniş vahşi yaşam alanlarına muhtaç oldukları için, insanlar karşısında daha korunmasız durumdalar. İstikrarlı ve üretken ekosistemler yaratmada hayatî önem taşıdıklarından, yok olmaları zincirleme bir etki yaratacak. Örneğin, filler büyük bitkilerin tohumlarını dağıtır, akbabalar çürümeden ve hastalık yaymaya başlamadan önce büyük hayvan cesetlerini ortadan kaldırırlar.

Neneme Atina'nın Yunanistan'ın başkenti olduğunu söylemeyin…

Yıldıray Oğur (Serbestiyet) 8 Haziran 2019

Üzerinden imparatorluklar geçmiş, sürekli göçler almış, zengin bir medeniyetin üzerine kurulmuş bir ülkede etnik köken avcılığı da toplumun sağlığına zararlıdır.

Kazdığınız o ırkçı tünelin ucu evinizin önüne de çıkabilir.

Bunun siyaseten de pek işlevsel olduğu söylenemez.

Potomyalılık, etnik kökeni hakkından bestseller olmuş onca ırkçı kitap Erdoğan'a bir zarar veremedi. Bu etnik köken avcılığına tenezzül etmiş siyasetçilerden Canan Arıtman'ı en son CHP'nin ümitsiz bir İzmir Belediye Başkan aday adayı olarak gördük. 7 Haziran miting meydanlarındaki Zerdüşt lâfının Kürtleri nasıl rencide ettiği de malûm.

Bir belediye seçimi uğruna edilen Pontuslu lâflar da emin olun Karadenizlilerde aynı hisleri uyandırıyor.

Sedat Peker ve Cavit Özkaya: Yakın tarihin bir resmi

Hakkı Özdal (Duvar) 8 Haziran 2019

Mehmet Ağar'dan Süleyman Soylu'ya, Tansu Çiller'den Sedat Peker'e, 'eski Türkiye'nin başlıca tüm aktörlerinin tepkimeye girdiği bu 'yeni Türkiye' bileşiği de sermaye sınıflarının dönemsel ihtiyaçları ve uluslararası bağlantıları açısından dönüştürücü etkisini kaybediyor belli ki… Ama geride bıraktığımız 28 yıl, 40 yıl, 100 yıl, devlet mimarisinde egemen ihtiyaçlarla yapılan dönüşümlerin kayda değer hiç bir 'iyileşme' sağlamadığını; geçmişle, 'eski'yle hesaplaşmayan 'yeni Türkiye'lerin, o eskilerin bir mutasyonu olmaktan öteye geçemediğini gösteriyor.

Tarımı 17 yılda yok ettiler

(Birgün) 7 Haziran 2019

JES'lerin çoğalması ile birlikte Yenilenebilir, Temiz Enerji denilen şeyin Temizliği(!) ortaya çıkmaya başladı; Evet Canlıları Temizliyor! Ve öyle bir Temizliyor(!) ki, o topraklarda bir daha tarımsal üretim yapılamaz hale geldiği gibi insan sağlığı da yok oluyor. Bu bölgelerde yaşayan insanlarda artık KOAH, kanser gibi hastalıklarda artışlar gözleniyor. Jeotermal kuyuları ve santralleri yüzünden kullanılan sular da kirlenmekte. Birçok kuyuda yapılan analizde olması gereken değerlerin çok üstünde birçok ağır metale rastlanmaktadır. Bir avuç şirket para kazanacak diye binlerce üretici ve tüketicinin hem sağlığıyla, hem de sosyal yaşamı ile oynanmakta.

Topal Osman

Ayşe Hür (Birikim) 7 Haziran 2019

Bu günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi bakanlar kuruluna başvurur, bir çobanın ihbarıyla boğulduğu anlaşılan ölüsü Ankara civarındaki Mühye köyü civarında bulunur. Kurulan bir komisyon bazı somut delillerden (örneğin Ali Şükrü Bey'in sıkılmış yumruğunun arasında bulunan hasır parçasının Topal Osman'ın evindeki sandalyeden kopmuş olduğu tespit edilmiştir) hareket ederek Topal Osman'ın suçlu olduğuna karar verir. Anlaşıldığı kadarıyla, Topal Osman, Ali Şükrü Bey'in Mustafa Kemal'i sürekli üzmesine tahammül edememiş, (yani durumdan vazife çıkarmış) ve Ali Şükrü Bey'i, Mustafa Kemal tarafından kendisine bağışlanan Papazın Bağı denen yerdeki evine davet ederek öldürmüştür.

Topal Osman seven Yeşil de sever

Ali Duran Topuz (Duvar) 7 Haziran 2019

Tekrar edelim: Arşiv devletinse hafıza bizimdir.

Arşiv devletindir, ister açar ister açmaz ister öyle sunar ister böyle sunar. Hafıza bizimdir, işte bu Koçgiri şarkısı bir hafıza şarkısıdır. Tarihi yazılmamışsa da, yazılmayacaksa da, hafıza buradadır.

Topal Osman, yakın tarihin kanlı figürlerinden Yeşil'e benziyor bir yanıyla. Benzer pis görevlere koşulmuş devlet tarafından, ya da kendi koşmuş devlet de beğenmiş işlerini. Yeşil'in sonunu bilmiyoruz, Topal Osman'ın biliyoruz. Bugün Topal Osman'ı davet edenler, Yeşil'i de edebilir, bu akılla. Hiç altını alınanlarla altını alanlar birlikte yazabilir mi zaten herhangi bir tarihi?

Bu mega projeler sonra ne olacak?

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 6 Haziran 2019

II. Dünya Savaşı'nın asker- sivil ayrımı yapılmayan aklı, iki tarafın da birbirlerinin altyapısını yok etmek üzerine kuruluydu. Türkiye'nin altyapısı ise herhangi bir savaş olmadan teslim edilmiş durumda. Yakın ve orta vadede ülkenin en büyük sorunu bu olacak. Lise tarih dersinde vasat bir şekilde sadece antlaşmaların tarih ve maddelerini ezberleyerek bir imparatorluğun nasıl geliştiğini, zirve noktasına çıktığını, sonra gerilediğini ve dağıldığını öğrendik. Ancak şimdi bir canlı tarih dersindeymişçesine bunun nasıl gerçekleştiğini kavrayabiliyorum.

Bizim milletvekillerinin evi neden 16 metrekare değil?

Metin Yeğin (Duvar) 6 Haziran 2019

Ev sadece kalacak bir yer değil tabii ki bir prestij durumu. Bu Viranşehir'de yoksullarla birlikte kerpiç ev yaparken daha iyi çarptı yüzümüze. 90-100 ve 120 metrekarelik evler önermiştik, katılanlar 'hani demokratik mimari idi, biz karar veriyorduk hocam' deyip 140 metrekareye çıkarmışlardı evleri. Bu hepimiz için daha çok emek, onlar için daha fazla tavan kirişi direği meselâ ya da kapı pencere masrafı demekti ve sonra yer silmek evde. 140 metrekare sil sil bitmez.

İstanbul'un kuzeyindeki cinayet şebekesi

Bahadır Özgür (Duvar) 4 Haziran 2019

Ya biz? Kuzey Ormanları'na dikilen kente bakınca ne göreceğiz? Körfez ülkelerinin zenginlerinin yatlarıyla havalimanından rahatça Boğaz'a ulaşması için kazılmış kanalı, lüks villâları, otelleri, AVM'leri, çirkin konutları… Bir de seçkin azınlığın ranttan kazandığı milyarlarca dolarlık serveti. Genel mutluluk ve toplumsal adalet mi? Onlar çoktan İstanbul Havalimanı'nın temeline işçilerle birlikte gömüldü bile…

Önce, çocuk haklarını çaldık hep birlikte

Gülgün Türkoğlu (Duvar) 3 Haziran 2019

Modern eğitim, çocuğun istediğini yapmakta özgür olması demek değildir. Özgürlük, kendini sınırlayabilmek, böylece dışarıdan belirlenmeye gereksinim bırakmamaktır. Her istediğini yapabilen, her istediğine ulaşabilen çocuk mutlu değildir, derin bir tatminsizlik duygusu yaşar. Çocuğa, sahip olamadıkları üzerinden de, kendini tanımlayabilme şansı verilmelidir. Bu ve benzeri bir başıboşluğu normal olarak algılayan bir çocuk, yaşı ilerledikçe rahatsızlık verici bir hâl alır. Daha önce sevimli bulunduğu için, çevresindekilerin içten ilgisini üzerinde toplayan çocuk, artık aynı şeyleri yapıyor olsa da rahatsızlık verdiği için dışlanır: Aile, akraba, arkadaş ortamlarında engellenir ve bu tür ortamlara girmeden önce yapılan tehditler veya ödül vaatleri sonucunda yalan yapmayı bir beceri olarak algılamaya başlar. Bu tür istikrarsızlıklar, çocuğun güven duygusunu zedeler, sevildiğine iknâ olmaz. Bu durum, bir bireyin sevgi dilencisi olmasına ilk adımdır. Yaşantımızda kurduğumuz ilişkilere yayılacak, baskın senaryolar, bebeklik ve çocuklukta yazılır.

İmdat pestisit!

Esra Gürses (Yeşilist) 31 Mayıs 2019

Pestisitler, havaya püskürtülerek uygulamaları sırasında rüzgârla sürüklenebilirler ancak genellikle bu yolla dağılımları azdır. Daha çok toprak ve su sirkülasyonu sonucunda havaya karışan pestisit; yağmur, sis veya kar yağışıyla tekrar yeryüzüne dönüyor.

Bu şekilde pestisitin zararlı kalıntıları ekosistem içerisinde sürekli bir döngü ile hedef olmayan diğer organizma, bitki ve canlılar üzerinde toksisiteye neden olabilir. Tarım ilâçları nedeniyle her yıl yaşam alanları biraz daha yok olan pek çok kuş; pestisitten etkilenmiş böcekler ile beslenmeleri sonucunda da hayatlarını kaybetmektedir.

Yerelde ekolojik özerklik

Sema Kaygusuz (T24) 30 Mayıs 2019

Ekososyalist Michael Löwy bir söyleşisinde, özgürlüğün soyut bir felsefî kategori olmadığını söyler. Özgürlük her şeyden önce insanlığı soyut, gayrı insanî ve sapkın kapitalist sistemin bu totaliter iktidar biçiminden kurtarmaktır. Devrimi Benjamin'in sözleriyle tanımlar Löwy, Marks devrimi tarihin lokomotifi olarak tanımlardı, şimdi biraz değişik bir kavramsallaştırmaya başvurmamız gerekir. Devrim gerçekte bu trenin imdat frenini çekmekte olan insanlıktır.

Bir Baltaya Sap Olamamak Korkusu

M. Sinan Mert (Karşı Mahalle) 30 Mayıs 2019

Bu açıdan sokakta kendisine iş bulamıyoruz diye çıkışan kadına herkesin işi olmak zorunda mı? diye yanıt veren Erdoğan'ın sözleri son derece önemli. Cumhuriyet tarihinin işsizlik rekorunu yaratan ekonomik düzenin mimarının böylesi bir soruyu sorabilmesi de aklımızın sınırlarını zorluyor. Meclis'te iş cinayetleri ile ilgili komisyon kurulması talebini Bizim işimiz mi yok damdan düşmüş, traktörden arabadan düşmüşü komisyona getiriyorsun diye gülerek tersleyen AKP ve MHP milletvekilleri bir kıyamet alâmeti olarak algılanabilir mi? Kontrolünü yitirmiş, frenleri patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı hızlanarak felâketine doğru ilerleyen iktidar, kriz koşulları milyonların hayatlarını yaşanamaz hale getirirken bu söylemlerle sonunu hızlandırdığını bile fark etmekten aciz durumdadır. Yaşananların boyutları Sodom ile Gomore'yi, Pompei'nin son günlerini anımsatıyor. Edip Cansever haklı çıktı ve bu düzen size insanlığınızı unutturdu.

'Devletin Tunç-eli' yine mi inecek Dersim üzerine?

Tayfun Atay (T24) 30 Mayıs 2019

Üstelik bu ad, esas olarak, 1935 Tunceli Kanunu'nun ihdası ile birlikte bölgeye bir tür olağanüstü hâl komutan-valisi olarak atanmış General Abdullah Alpdoğan'ın 37-38 olaylarında ağzından çıktığı söylenenDevletin 'Tunç eli' Dersim'in üzerine inecek sözü ile yerleşip kökleşmiştir insanların zihinlerinde.

Demek ki tablo şu: Bir coğrafyada, o coğrafyanın tarihsel/kültürel bir parçası olarak yaşıyorsunuz ve parçası olduğunuz bu coğrafyanın adı, sizin varlığınıza reva görülmüş korkunç bir resmi ameliyenin pratisyenlerinin dilinden dökülenlerle irtibatlanıyor.

Yani, katilin adının maktulün çocuğuna verilmesi gibi bir şey!

Birkaç yalan ve bazı gerçekler

Oray Eğin (Habertürk) 30 Mayıs 2019

Kimsenin gerçeklikle işi kalmadı ne yazık ki. İmamoğlu o esnaf gibi yalana inananları ikna edip lâflarını kesmektense sonuna kadar dinleyip içlerini boşaltmalarına fırsat vermeli, karşısındaki sözünü bitirince de bir-iki cümleyle düzeltmeli ya da baktı ki olmuyor, Peki, deyip ayrılmalı. Yalana inananların zaten gerçekle ilgileri yok, isteseler videonun tamamını dinlerlerdi zaten. Hiç siyasî kampanya incelemediyseniz bile siyasetçinin en başta dinleyen taraf olması gerektiğini bilirsiniz her halde.

Asalakların hayrete şayan vakaları

Güven Güzeldere (Açık Radyo) 29 Mayıs 2019

Guguk kuşunun davranışı, kan donduran bir planı izleyen mükemmel bir cinayet uygulaması mı?

Yoksa çok etkileyici bir ama otomatik bir dürtüsel davranış mı?

Etolojinin açtığı yolda ilerleyen Karşılaştırmalı Kognisyon araştırmaları, tam bu gibi soruları soruyor.

Çağdaş zihin felsefesinin en yaratıcı isimlerinden olan Daniel Dennett, son kitabı Bakterilerden Bach'a ve Geriye: Zihinlerin Evrimi kitabında, hayvan davranışında marifet-anlayış ('competence-comprehension') ayrımı yapılması gerektiğini savunuyor.

Dennett'e göre, zümrüt yaban arısı veya Guguk kuşu gibi hayvanların çarpıcı derecede becerikli davranışları, içinde bilişsel anlamda bir anlayış olmayan, evrimsel süreçte yer etmiş, otomatik bir marifete işaret ediyor.

Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı

Berrin Sönmez (Duvar) 28 Mayıs 2019

Leyla Güven, 7 Kasım'da açlık grevini duyurmadan haftalar önce hapishanelerde yeni bir eylem dalgası başlayacağı haberi bana kadar ulaşmıştı. Bana bile geldiğine göre herkesin bildiği sırlardandı kuşkusuz. Haberin can alıcı tarafı bu sefer ölümlü olacak hükmünü(?) içermesiydi. Birilerinin 'ölüme yatırılacağı' anlamı aşikâr olan bu haberin doğru olmaması, gerçekleşememesi umuduyla kendime sakladım duyduğumu. Ki büyük olasılıkla başkaları da benzer duygu ve düşüncelerle yazmamış, söylememiştir. Açlık grevi eylemi yapanlara saygısızlık olmaması için de bugüne kadar dilimi ısırmak zorunda hissettim kendimi. Artık eylemlere son verildiği için de konuşma zamanı geldi bence. Hatta konuşma zamanı değil, söyleme mecburiyeti diyebilirim. Çünkü önceden ölümlü olması planlanan böyle bir eylem dalgasının bir kere daha başka insanların yaşam hakkını, sağlığını tehdit edecek şekilde önemli bir siyaset yapma biçimi olmasını engellemek gerekir. İnsana yakışan bu eylem biçiminin insanlık dışı olduğunu görüp, göstermektir bence.

Trump döneminde hegemonik restorasyon

İlhan Uzgel (Duvar) 27 Mayıs 2019

ABD hegemonyasının en güçlü ayağı doların küresel ticaret ve rezerv parası olması. ABD hegemonyasının günümüzdeki işleyiş şeklinden rahatsız olan Rusya, Çin, hatta son zamanlarda Almanya gibi ülkeler bütün eleştirilerine rağmen dolardan vazgeçebilmiş ya da yerine bir şey koyabilmiş değiller. Bugün yabancı döviz rezervi olarak tutulan kaynak içinde doların dünyadaki payı yüzde 62. Toplamda ABD'den daha büyük bir ekonomi olan Avrupa Birliği'nin ortak parası euro'nun payı yüzde 20'de kalırken, ABD hegemonyasının yerine aday gösterilen Çin'in payı yüzde 2'nin altında ve uzun süredir yükselmiyor. Daha da ilginci, 2008 krizinin sonrasında Rusya ve Çin'in yeni bir küresel para çağrısında bulunmasına rağmen, sonrasındaki 10 yıl boyunca dolara olan talebin hiç azalmamış olması. Hatta, bu iki ülke de kendi paralarını kullanacaklarını ilân etmelerine rağmen birbirleriyle ticaretlerini hâlâ dolarla yapıyorlar. AB Komisyon Başkanı da euro gibi bir para birimi varken, AB'nin enerji ithalâtının yüzde 80'ini dolar ile yapmasından şikâyet ediyordu. Dünyanın geri kalanındaki dolar miktarı, ABD'de kullanılan dolardan daha fazla. Yine dünyada en fazla yatırımı ABD çekiyor. 2017'de yaklaşık 354 milyar dolarla ABD kendisine yabancı yatırım çekerken, Çin bunun yarısı alabildi. Bu durumun ABD'ye büyük bir güç, imkân ve hareket kabiliyeti kazandırdığı, ABD'nin, bunu mecburen kapatacak ülkeler olduğu sürece bütçe açığı verebilmesini sağladığını belirtmek gerek. Bunun yerine yerel paralarla ticaret iddiası bir fantezi olabilir çünkü Türkiye gibi orta büyüklükteki bir ülke bile 200'e yakın ülkeyle dış ticaret yapıyor. Bu durumda her birinden kendi parasını aldığınızda bunun yaratacağı karmaşa ortada.

Aydınlanma'nın karanlıkta kalan yanları

Sefa Kaplan (Diken) 25 Mayıs 2019

En azından benim baktığım zaviyeden şaşırtıcı olan, tabiatın tahrip edilmesini ya da mutlak surette korunmasını savunurken kullandıkları ideolojik malzemenin muhteva ve mahiyetindeki paralellikti. O kadar yılın, o kadar neslin heba edilmesinin hesabını soracak hiç kimse yoktu nasıl olsa. Onların da, sol geleneğin sevdiği ifadeyle, 'özeleştiri vermek' türünden bir vicdanî kaygıları bulunmuyordu. Aksi takdirde, genç görünmek adına uzatıp enselerinde topladıkları seyrek saçlarıyla, Gezi Parkı'ndaki masumiyeti örselemeye nasıl cesaret edebilirlerdi ki?

Freud bugün yaşasaydı çevreci kesilmekle kalmayıp Avusturya ya da Alman Yeşiller Partisi'nin ateşli bir savunucusu olur muydu acaba?

Umursamamak ve alışmak, cehenneminiz oluyor!

Murat Sevinç (Diken) 24 Mayıs 2019

Değerli okur,

Çok ve haklı tepki gösterdiğin YSK şeyi, örneğin bir batı demokrasisinde böyle sırıtarak verilemezdi. Burada yapılabiliyor oluşunun nedeni, senin hem çok korktuğun hem de taparcasına sadakat duyduğun devletinle ilişkinin, demokratik ve eşitlikçi bir yurttaşlık ilişkisi olmayışı. Kendinden başka hiç kimsenin derdiyle tasasıyla ilgilenmediğin, hiç bir birliktelik duygusu hissetmediğin için, tek katılım aracın olan 'oyu' dahi böyle gözünün içine baka baka yok sayabildiler.

Görmezden duymazdan geldiğin, umursamadığın ve her yapılana alıştığın sürece… Bunlar iyi günlerin!

Türk Nedir?

Demir Küçükaydın (Demirden Kapılar) 23 Mayıs 2019

Alman Emperyalizminin Hint yolu ve Rusya'yı güneyden çevirme planlarının ihtiyaçlarına uygun bir uydurmadır Orta Asya Türklüğü. Egemenliğini sürdürecek son çare olarak bu Türklüğe sahiplenen Osmanlıya egemen Müslüman devlet kastının ne soyca ne de kültürce Anadolu'daki Türkmen ve Yörükler kadar olsun bu dünyayla bağlantısı yoktur. Osmanlı Bizans'ı fetih ettiğinde onun tarafından fetih edilmiştir ve Bizans'ın devamıdır. Bu fatihler sadece daha önce İslamlık zırhıyla kuşandıkları için, Bizans tarafından din ve dil olarak fetih edilemediler.

'Issızlık Cumhuriyeti' ve bozulamayan adalet

Ahmet Murat Aytaç (Duvar) 22 Mayıs 2019

Sesi kısılan insanların konuşmasını sağlamak, tanıklıkları kayıt altına almak, sessizlik suçuna katılanların artık adaletin zamanının geldiğini düşündükleri günlerde bu hakikatlere ihtiyaç duyacağının bilinciyle yapılıyordu. Suçla mücadele, cezai yaptırım belirleme biçiminde değil, hataların adının açıkça seslendirilmediği bir ortamda, insanlığın acı çekmesine yol açan bu hataların adını doğru bir şekilde belirlemek yoluyla yapılıyordu: Savaş suçuysa savaş suçu, soykırımsa soykırım! Şeyleri bir adla çağırmadığımız müddetçe, onları deneyimlesek ve sonuçlarına katlansak bile anlamlandırmakta güçlük çeker, başkalarına kolay kolay aktaramayız.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

92