Patronsuz Medya

Kürek: Cemaati nasıl bilirdiniz?

Süreyya Karacabey (Artı Gerçek)

Evrenin tarihinde belki bir kesinti, süreksizlik, eklemlilikten başka bir şey olmayan insan, - henüz ne olduğunu bile anlamayan insan, kendini yüce bir varlık olarak kutsayan dinlerin/ideolojilerin aparatı olarak insan, geldiği noktayı tarihsel olarak bir incelmişlik olarak gören insan, rafineliğinin göstergesi olarak elindeki kürekle kendi için önemsiz olduğunu hissettiği-düşündüğü değil, o bile yok- başka canlıları parçalıyor. Ve bütün barbarlıkların öznesi olarak dünyaya zarardan başka bir şey vermeyen bu tür, elindeki yıkım projelerini havaya kaldırarak, kendini ağaçtan, sudan, hayvandan üstün görerek durmadan böbürleniyor. Her şey insan için!

* * *

Dağdakiler ile hiçbir farkı olmayanların öldürülmesi

Kemal Göktaş (Kısa Dalga)

Avukatların mahkemeye sunduğu bilgilere göre, katilin telefonu, iki ayrı tarihte Ankara'da Koza Sokak'taki bir güvenlik şirketinde sinyal alıyordu. Ticaret sicili kayıtlarına göre 2014'den beri faaliyeti olmayan bu şirketle katilin organik ve yasal bir bağı, dolayısıyla orada olmasını gerektiren bir durumu yok. Ama katilin telefonu 3 Haziran 2021 tarihinde saat 17. 49'dan 22. 01'e kadar ve 9 Haziran'da bu şirketin adresinden sinyal veriyordu.

Katilin telefonu 4 Haziran 2021 günü saat 10. 24'den 13. 58'e kadar bu defa Kara Kuvvetleri Komutanlığı nizamiyesine ait baz istasyonundan sinyal alıyordu.

Katil, 29 Haziran tarihinde Ankara'ya dönmüştü ve 30 Haziran tarihinde 0542 70 70 xxx numaralı ve HTS kayıtlarına göre Emniyet Genel Müdürlüğü Destek Başkanlığı Hizmetleri Şube Müdürlüğüne ait bir telefondan aranıyor ve 9 saniye süren bir görüşme yapılıyordu.

Yetmiyor, telefon 13 Temmuz 2021 günü, 19. 38'de Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğü ana binasından sinyal alıyordu.

* * *

Ukrayna'da nükleer bomba kullanılırsa ne olur?

Clare Roth (Dw + Kısa Dalga)

Son araştırmada ise Rusya ile ABD arasındaki bir nükleer savaşın havaya 150 teragram duman yayılmasına yol açabileceği, Hindistan ile Pakistan arasındaki bir savaş durumunda ise havaya yayılacak dumanın 16 ilâ 47 teragram arasında olabileceği öngörüsünde bulundular.

DW'nin sorularını yanıtlayan Robock, makalenin stratejik silâhların etkisine dayalı tahminleri yansıttığını söylerken, yani sadece çok uzaklardan gelenler dedi.

* * *

Seyit Rıza'yı nasıl asmıştık

Baskın Oran (Artı Gerçek)

Uluslararası Hukuk Boyutu: İran, Irak, Afganistan'la Sadabad Paktı imzalandı. Tek önemli maddesi olan Md. 7, bu ülkelerin düzen ve güvenliğini sarsmak veya siyasal rejimini bozmak amacıyla silâha sarılacak olanları ortaklaşa engellemekti. Çünkü devlet büyükleri aynen şöyle ilân etmişlerdi:

«Dersim'i bir koloni gibi ele alıp idare etmek lâzımdır→ (Gn. Kur. Bşk. Mareşal F. Çakmak; Gizli ve Zata Mahsus Dersim kitabı). Bu ülkede sadece Türk ulusu ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur (Başvekil İsmet Paşa; Milliyet, 31. 08. 1930). Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler (Adliye Vekili M. E. Bozkurt; Milliyet, 19. 09. 1930).

Sonuna eklerim dediğim cümleyi de yazayım: O zamandan bu zamana değişen fazla bir şey yok. Hâkimler boş kâğıda imzaları atıp üstünü doldurmaya devam ediyorlar.

* * *

Kullanışlı kokteyl terörün geri dönüşü

Aydın Selcen (Artı Gerçek)

Kuşkusuz çok daha düz ayak çıkarım seçim arefesinde iktidarın yaparsak ancak biz yaparız, bunlar iki kazı güdemez diyerek can güvenliğinin hayat pahalılığından daha önemli olduğunu öne çıkarmak isteyeceği. ABD anayasasında yazdığı gibi bu sırayla: Önce can, sonra özgürlük, en sonra dilediğince mutluluğun peşinde gitmek. Sorsak mı canlarımızı emanet ettiklerimize: Sorumlu Kandil ise, hedef neden Kobane? Yahut sınırboylarımızdan terör yapılanmasını söküp attıysak, neden aynı sınırboyları böyle yolgeçen hanına dönmüş görünümde?

Bana sorarsanız en kötüsü nedir biliyor musunuz? En kötüsü işte bu veya benzeri yazıları yazmak zorunda kalmak. Bizi yönetenlere güvenebiliyor muyuz? Herkes, hepimiz istisnasız güvenebiliyor mu? Belki en acısı güvensizliğin sıradanlaşması, kanıksanması.

* * *

Türkler açısından Kürt Sorunu

Ali D. Ulusoy (T24)

Türkiye'nin dününün-bugününün-geleceğinin en önemli siyasî sorunu olan Kürt sorununu bıçakla keser gibi hemen çözüvermek mümkün görünmüyor. Hemen çözerim diyen yalan söyler. Bunu kabul edelim. Salt güvenlikçi otoriter yaklaşımların çözüm olmadığı defalarca kanıtlandı.

Bazen bir sorunun mucizevi bir kesin çözümünün olmadığının tespit edilmesi de çözüm perspektifi için önemli bir aşamadır.

Buna karşın, ya bu sorunu demokratik biçimde makul uzlaşmacı bir anlayışla pey der pey belli bir noktaya getireceğiz.

Ya da yıllardır şaşmaz bir azimle yaptığımız gibi, sürekli olarak elimize yüzümüze bulaştırmaya devam edeceğiz.

* * *

Kozağaçlı, ÇHD'liler ve Kill Bill

Gökçer Tahincioğlu (T24)

ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı'ya 12 yıl diğer ÇHD'li avukatlara 6 yıl 3 aydan 12 yıla kadar hapis cezaları verildi.

Günlerdir savunmalarını okuyoruz avukatların.

Düşüncelerini de açık açık söylüyorlar, korkmadıklarını ve avukatlık yapmaya devam edeceklerini de.

Örgüt üyesi gösterilmekten kolayı yok bu ülkede, malûm…

Ancak keşke daha çok tanık dinlemek isteseydi mahkeme…

Bu memlekette dağlar, taşlar, kuşlar, böcekler, adliye duvarları, emniyet kapıları, adli tıp soğuklukları, mezarlıklar…

Köylüler, işçiler, emekçiler, cezaevlerinde operasyon görmüş mahkûmlar, madenciler, öğrenciler seve seve tanıklık yaparlardı avukatlar için mahkemede.

* * *

Herkes söndürür sevdiğinin ocağını – Fetihtepe ve AKP'li olmak

Ayşe Çavdar (Medyascope)

AKP döneminde, muhafazakârlar eliyle hakiki mahalleler ortadan kaldırılırken ülke iki büyük ve gerçek olmayan mahalleye bölündü. Bu mahallelerden birine Bizim Mahalle dediler, geriye kalanına Öteki Mahalle. En büyük, ama en büyük başarıları bu… Bizim Mahallenin haracını toplayabilmek için Öteki Mahalleyi canavarlaştırmaları gerekiyordu. Öyle de yaptılar. Kentsel dönüşüm bu yüzden en ağır hak kayıplarına ehl-i AKP'nin Bizim Mahalle dediği hayali yerin hakiki sakinlerinin yaşadıkları semtlerde sebep oldu.

Ana akım muhalefet bütün bu mevzuyu okuyamadığı, belki de okumak istemediği için AKP'nin Bizim Mahallesinin sembolik diliyle oraya dahil olmaya çalışıyor. O sembollerin, o insanları AKP'nin Bizim Mahallesinde yalnızlaştırıp köşeye sıkıştırmaktan başka bir işe yaramadığını ve başkaları tarafından kullanıldığında da bir şekilde bu tuzağı hatırlattığını fark etmek istemiyor bir türlü.

* * *

TOGG meselesi: 'Neyse parası verelim'le olmaz

İbrahim Ekinci (Kısa Dalga)

Erzurum oto sanayide akıllı bir usta da araba üretiyor. Haberlerini okuyoruz. Siz eğer böyle bir sektörde olmak istiyorsanız patenti size ait olan teknolojilerle yürümeniz gerekir. O teknolojinin de ileri olması gerekir ki rekabet de edebilesiniz.

Otomobili Çin, Alman, İtalya teknolojisiyle üret, sonra Çılgın Türkler geliyor denileceğini san. Oluyor mu? Avrupalı, Avrupa'da kısmetse yola çıkacak TOGG'a baktığında demeyecek mi; Çılgın Çin'li (pil), Çılgın Alman (motor), Çılgın İtalyan (tasarım) geliyor!

* * *

Türkçe-Osmanlıca tartışması üzerine bir kaç cümle (tümce)!

Samim Akgönül (Kısa Dalga)

Osmanlıcanın öğrenimi, Osmanlıcanın öğrenimi olsaydı bu kesinlikle savunulacak bir şey olurdu. Ama değil. İdeal bir dünyada Arapça, Farsça, Latince ve Helencenin okullarda öğretilmesine taraftar olmamak imkânsız. (Bunu yanında elbette bütün bölgesel dillerin ve bütün azınlık dillerinin öğretilmesi bu dillerde eğitim verilmesi gibi). Dil kendi başına korkulacak bir şey değil ama burada söz konusu olan dil değil din ve ulusal proje.

Halbuki dil canlı bir varlık olarak her dilden etkilenir, halbuki dil devamlı devinim halindedir. Halbuki dil keser, biçer, birleştirir, yaratır. Aynen günümüz Türkçesindeki en sevdiğim kelime Halbukide olduğu gibi. Bu tek kelimede Hal Arapça, Bu Türkçe, Ki Farsçadır…

* * *

Muasır medeniyet ve biz

Ali Hakan Altınay (Medyascope)

Tabii Hangi Batı? sorusunu da sormalıyız. 2020'de yayımlanan The WEIRDest People in the World adlı kitabında Harvard Üniversitesi'nden bilim insanı Joseph Henrich, modern Batı'nın insan tanımının hem coğrafî hem de tarihi bir istisna olduğunu son derece ikna edici şekilde betimler ve bunun arkasındaki toplumsal süreçleri araştırır. Henrich'e göre, Batı'nın insanı gayet bireyselci, otonomisi konusunda kıskanç ve mal-mülk konusunda sahipçidir. Uzun zaman evrensel insan modeli olarak sunulmuş bu istisnaî tanımın sadece toplumsal değil, fikri arka planı var tabii. Descartes'ın 17. Yüzyılda ben ve öteki, akıl ve beden arasında çok keskin çizgiler çektiğini hatırlayanlar vardır herhalde. Hobbes bize İnsan insanın kurdudur tespitini verdi. Adam Smith, akşam yemeğimizi bakkalın, kasabın merhametine değil de çıkarına hitap ederek sağladığımızda herkesin daha müreffeh yaşayacağını vaaz etti. Charles Darwin ve Herbert Spencer doğadaki acımasız rekabetin insan ilişkileri için de norm olarak kabul edilmesini sağladılar. Milton Friedman ise aç gözlülüğün iyi bir şey olduğunu buyurdu.

* * *

Her kafadan bir ses çıkmasının yararı ve siyasetçi alınganlığı

Murat Sevinç (Diken)

Bu toprakta başkasına yapılan adaletsizlik çoğu insanı ilgilendirmez ve dehşet verici yolsuzluk iddiaları vs doğrudan keseye dokunmadığı sürece pek umursanmaz, doğru olmasına doğru da, kamusal yaşamdaki baskı, bitip tükenmeyen aşağılama, kibir ve hayat pahalılığı fena bezdirdi insanları. Ülke tarihi ömrümden ibaret olmasa da, bu yaşıma dek ne böyle bir aşağılanma, ne de böyle anormal bir fiyat artışı hatırlıyorum. Ortalama yaşam süren yurttaşın canı burnunda. Yurt dışına 'okumuş' göçü ve göçme isteği gözle görünür halde.

Ve şu koşullarda, canı yanmış, tanık olduklarından ikrah etmiş herkes gözünü seçimlere, özellikle muhalefetin muhtemel cumhurbaşkanı adaylarına dikmişken, muhalefet partilerinin, vekillerinin, genel başkanlarının hal ve tavırlarının bu denli yakından izlenmesinde, eleştirilmesinde, hesap sorma isteğinde, insanların telâşa ve bazen endişeye kapılmasında yadırganacak bir şey yok.

* * *

Yeni başlayanlar için: Kürt Sorunu nedir?

Selahattin Demirtaş (Artı Gerçek)

Bizler, Kürt Sorununun çözümü için iktidarla aynı yöntemleri önermiyoruz. Bizim HDP olarak silâh, şiddet, çatışma dışında bir çözüm önerimiz var. Cumhuriyetin ikinci yüz yılına birkaç ay kala, ülkemizde evrensel çağdaş standartların uygulanmasını istiyoruz. Türkçeden başka dil konuşulmaz anlayışını kabul etmiyoruz. 5

Türkçeyi de seviyoruz ama kendi anadilimizden de asla vazgeçmiyoruz. Bütün dilleri değerli görüyoruz.

Kaldı ki, dünyada benzer sorunları yaşayan ülkeler, bu sorunlarını çözmeyi başardılar ve şimdi gayet huzurlular. Örneğin Bulgaristan'daki Türkler Türk olarak, İspanya'daki Basklar Bask olarak yaşayabiliyorlar ve kıyamet de kopmuyor.

* * *

Türkiye ve Balkanlar'da hafıza ve diziler

Samim Akgönül (Kısa Dalga)

Muhteşem Yüzyılın başarısı sosyolojik ve siyasî açıdan Türkiye'de anlaşılabilir olsa da Balkanlar'daki başarısını anlayabilmek daha zor. 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye, bu bölgede DİB-TİKA-TOKİ işbirliğinin sunduğu araçlarla son derece aktif faaliyetler yürüttü. Bu doğrultuda din ve popüler kültür konuları kısmen Türkiye'nin kontrolü altına girdi. Bunda Cizvit okulları örneğinde kurulan ve bölgede seçkinlerin çocuklarına eğitim veren Türk okulları ve artarda restore edilen Osmanlı camilerinin yanı sıra Diyanet tarafından yeni açılan cami ve medreseler de önemli bir rol oynadı. Bölgenin simgesi Bektaşi tekelerinin yüzüne ise kimse bakmadı. (…)

Tarih dünün bugünü. Bugün kim neye ihtiyaç duyuyorsa tarih o kılığa sokuluyor. Diğer bir deyişle tarih dinamik bir kavram. Yarın, bugünün tarihi yazılırken ve araçsallaştırılırken, bugünün değil yarının gerçekleri ve değerleri göz önünde bulundurulacak.

* * *

Fıtrat, kapitalizm, kültür savaşı…

Dağhan Irak (Diken)

Modern Türkiye projesinde kendisine özel bir kültürel rol biçilmiş orta sınıflar, bir yandan da Türkiye koşullarında emek-sermaye çelişkisinin neresinde duracağını kestirmeye çalışıyor. Türkiye'de neo-liberalizm neredeyse çeyrek asrını dolduracak, orta sınıflar prekârlaşmayla hâlâ yüzleşmekte güçlük çekiyor. Maaşının yüzde 60'ını kiraya vererek Kadıköy'de ya da Ataşehir'de yaşamak, açıkça yoksulluğa işaret ederken; yüksek kültürel sermaye sahipliği, onu zenginmiş gibi yaşamaya itiyor. Orta sınıfların en büyük fobisi olan sınıf düşme korkusu, onu hem alt sınıflarla dayanışmaktan alıkoyuyor hem de üst sınıfların tahakkümüne daha açık, hatta gönüllü hâle getiriyor. Bunu, CHP'li belediyelerde grev yapan işçilere karşı sosyal medyada gösterilen tepkide de görmüştük. Dahası, orta sınıflar, kendilerini şehirle olan ilişkileriyle tariflerken, bu tarifin dayanak noktası genelde tüketim oluyor. Dolayısıyla kendisini üretim değil tüketimle tarif eden bir sınıfı merkez alarak sol politika üretilmeye çalışılıyor.

* * *

Kemal Bey'in adaylığı

Soli Özel (Politikyol)

Bu partinin başkanı son 11 yıldır Kemal Kılıçdaroğlu olduğuna göre kaybedilen tüm seçimlerin ve referandumların, referandumdaki hesabı sorulmamış damgasız oy pusulası zarfı rezaletinin, partinin kendi değerlerini yansıttığı düşünülebilecek ve topluma hitap edecek bir lâik ve demokratik söylemin oluşturulmamasının sorumluluğu ondadır. CHP'nin sosyal demokrat bir kimliğin gerektirdiği özellikleri taşıyan bir parti olamamasının, sınıfsal meseleleri gündeme getirememesinin, bu ekonomik ortamda kitleye bunlar ülkeyi yönetebilir hissini yaşatamamasının, toplumu cezbedememesinin, kendi tabanını çantada keklik diye gördüğünden olsa gerek onları cesaretlendirecek, onlara umut aşılayacak herhangi bir söylem üretememesinin de.

* * *

Devletler neden seküler yurttaşlardan hoşlanmaz?

Ayşe Çavdar (Medyascope)

Her devlet için, hükümranı olduğu topraklar üzerinde yaşayan insanlar evvela birtakım rakamlardan ibaret. O rakamların büyüklüğü, meselâ nüfus, büyük bir güç kaynağı da olabilir çeşitli türden felâketlere de kapı açabilir. Rakamların ötesini, yani her bir yurttaşı, kendi hakikati içinde görmeye çalışmak devletlerden bekleyebileceğimiz bir iş değil. Çok çok çeşitli kümeler halinde görmeye çalışır ve işini daha da kolaylaştırmak, talep çeşitliliğini azaltmak için o kümeleri de mümkün olduğunca birbirine yakınlaşmaya, benzeştirmeye zorlar. Eğitim çok iyi bir mekanizma sunar bunun için. Dili ortaklaştırırsınız meselâ orada, şiveleri, lehçeleri, hatta topraklarınızda konuşulan başka dilleri adeta ampüte ederek bir kenara atar, herkesin birbiriyle aynı dilde konuşmasını sağlarsınız. Ama hayat basitleştirmeye çalıştıkça karmaşıklaşan bir şeydir aynı zamanda. Her müdahaleniz bu kümeleri sizinle ilişkileri üzerinden parçalar, yeni kümeler oluşturur. Çıldırtıcı bir şeydir bu.

* * *

Ağza alınamaz olanı konuşmak

Erol Köroğlu (Artı Gerçek)

Köylüsü olan bir Ermeniye herkesin iftira olduğunu bildiği bir suçlamayla saldırıp saatlerce döven ve etrafta gezdirerek aşağılayan, kardeşinin getirdiği para sayesinde salıvermeye razı olan dört kişinin aile mensupları, daha sonra Agop'la karşılaştıklarında hep utanç duyacak ve başlarını öne eğeceklerdir. Burada ağza alınamaz kötülüğün, faili de bağlaması durumuyla karşılaşırız. Agop'un ilk konuştuğu fail, genç adamdan korktuğu için değil, neden? sorusuyla ilk defa karşılaştığı için allak bullak olmaktadır. Çünkü o ana kadar kötülüğü yapanlar da buna maruz kalanlar da neden diye sormamışlardır. 1915'ten bu yana uygun rüzgâr esmiş ve kötülük bir orman yangını gibi yürümüştür. Failler, herhangi bir ihtiyaçla değil, sadece başkalarından öyle gördükleri ve kötülüğü yapabildikleri için kötülük yapmaya devam etmişlerdir. Kötülüğe dur diyecek bir toplumsallık mevcut olmamıştır.

* * *

HDP ve PKK, ister istemez bir karar ânına doğru gidiyor

Vahap Coşkun (Serbestiyet)

HDP ve PKK, bu bağlamda, ister istemez bir karar anına doğru gidiyorlar. Yaklaşan seçimlerden ötürü, harareti artırmanın herkese zarar vereceği düşünülerek şimdilik bu tartışma buzdolabına kaldırılabilir. Ama kesin olan şu ki, bu tartışma ilelebet buzdolabında tutulamaz. Yarın ya da ertesi gün başka bir vesile olur ve tartışmanın fitili yeniden yakılır. Bu nedenle, taraflar eninde sonunda bu gerilimle yüzleşmek ve bir karar vermek mecburiyetinde kalacaklardır.

Peki, kaçınılmaz an geldiğinde ne karar çıkacak diye sorarsanız, ben PKK'nin siyaseti geri plana çekme ve siyasî aktörleri susturma gayretinin akıntıya karşı kürek çekmekle eş anlamlı olduğunu ve nihayetinde ibrenin siyaseti göstereceğini düşünüyorum. Çünkü zaman siyasetten ve dolayısıyla HDP'den yana akıyor.

* * *

Suçluların telaşı içindesiniz

Ayşe Yıldırım (Kısa Dalga)

Yapmak istedikleri şey suç ortaklığıyla gerçekleri gizlemeye çalışmak.

Nafile çaba;

Türkiye'de gerekirse duvarlara yazsalar bile gerçekleri duyurmaya devam edecek gazeteciler olduğunun farkında değiller.

Yaratmak istedikleri korkuya teslim olmayıp gerçeğin duyulması için çabalayacak binlerce belki milyonlarca insan olduğunun da…

İran örneği ortada. İnterneti kesseler bile ülkede yaşananları dünyadan gizleyemiyorlar…

Türkiye'de yaşananlar, yaşanacaklar da gizli kalmayacak.

Ama onların işledikleri suçları gizleme çabaları ve bunun için oluşturdukları suç ortaklığıyla verdikleri bu pozlar tarihte yerini alacak.

* * *

Cinsiyet eşitliği için geçmişte 'altın çağ' yaratmak zorunda değiliz

Fatmagül Berktay → Nuray Pehlivan (Duvar)

Kadınların saygın olan ve olmayan olarak bölünmesi ataerkil düzenin yürütülmesi açısından çok önemlidir ve neden bir kamu hukuku meselesi olarak ele alındığını da ortaya koyar. Bu anlayış, binlerce yıl sonra, eski TCK'da kadına tecavüz gibi kadın bedeninin bütünlüğünün ihlâl edilmesini içeren suçları kadın-bireye değil, aileye ve topluma karşı işlenmiş sayan anlayışında yankılanmıştır. Bugün, örtünmenin daha karmaşık bir toplumsal olgu haline gelmesi ve İslamiyet'in egemen olduğu toplumlarda Batı etkisinden uzak, otantik bir kimlik adına yaygınlaşması ve bir zorunluluk gibi algılanmasını değerlendirirken kültürel adetlerin gücünü ve sürekliliğini hesaba katmak gerekir. Bu geniş sürekliliğin içeriği ve neyin unutulup nelerin hatırlandığı hem yapıya ilişkin ipuçlarını verir, hem de toplumsal belleğin ne denli seçici ve politik olduğunu ortaya koyar.

* * *

Başörtüsü

Nuray Mert (Politikyol)

Kılıçdaroğlu'nun bu tabloyu samimi biçimde değiştirmeye çalıştığının farkındayım, tam da bu nedenle 'geçmişte yanlışlarımız oldu' özeleştirisi çok değerli ve yeterli. Bu sorunun ortadan kalktığı bir dönemde, 'başörtüsünü yasalaştırmak' önerisi, iktidar partisinin bu konuyu yeniden siyaset malzemesi yapması için altın bir fırsat oldu. İhtiyacımız olan, muhalefetin tüm kesimlerin hak ve özgürlükleri konusunda duyarlılığının altını çizmesi, o kadar. Şapka kanununu eleştirirken başörtüsü kanunu çıkarmaktan bahsetmek tam bir siyasî şaşılık. Bu bir.

İkincisi, Kılıçdaroğlu'nun 'geçmişteki bazı hatalarımız' diye tanımladığı anlayışta ısrar edenlerin, yeniden alevlenen bu tartışma vesilesi ile ortaya dökülmüş olması. İktidar partisi tam da, sürekli olarak tüm muhalefeti, artık çok dar bir kesimle sınırlı bir anlayışın sesi olarak yaftalama siyaseti güderken, bu dar kesimin din, özgürlük, laiklik, demokrasi konusundaki dar görüşlülüğünü sergileme fırsatı elde etmiş olması, tam bir felâket.

* * *

Dar kitle partisine karşı – Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü çıkışı, Kürtler ve yoksullar

Alphan Telek (Medyascope)

Kılıçdaroğlu merkez inşaasında ayrıca sadece muhafazakârlar konusunda da söylem üretmiyor. Kürtler arasında inşa ettiği CHP'nin yeni ve farklılaşan algısı ona Kürt büyükşehirlerinde önemli bir destek sağlıyor. Rawest'in Güneydoğu'da yaptığı araştırmalar CHP'nin oylarının yüzde 2'lerden yüzde 10'lara çıktığını gösteriyor. Bu bir maksimum oran da değil yükselen bir eğilim var. Oylar HDP'lilerden değil merkez arayışında olan muhafazakâr Kürtler'den geliyor. Dahası, Selâhattin Demirtaş'ın son dönemde Kılıçdaroğlu hakkındaki olumlu sözleri de liderler seviyesinde önemli bir gelecek algısına ve bir merkezleşme ihtimaline işaret ediyor.

* * *

İsviçre çakısı

Vahap Coşkun (Serbestiyet)

Silah-külah işlerinden kimseye bir hayır gelmez; dolayısıyla silâhı reddetmeden ne Kürtlere ne de Türkiye'ye bir katkıda bulunulabilir. Türkiye'yi değiştirecek olan sivil siyasettir; silâh ise, sivil siyasetin önünü tıkar. Mevcut şartlarda sivil ve siyasî aktörlerin en mühim vazifesi, PKK'nin Türkiye'ye karşı silâh bırakması için irade ortaya koyması ve inisiyatif üstlenmesidir. Bu çerçevede, Demirtaş'ın ve HDP'nin demokratik siyaseti savunmada ısrarlı olacaklarını belirtmeleri, son derece değerlidir ve desteklenmelidir.

* * *

Belki de çok karanlık bir oyun değildir

Yıldıray Oğur (Serbestiyet)

Şiddetin ve terörün kendi mantığını ve önceliklerini anlamayanlar sadece Türkiye ve siyaseti yanlış analiz etmekle kalmıyorlar, bu şiddete karşı sesini yükseltme başlayan, bu yüzden ilk kez PKK tarafından açıkça eleştirilen Demirtaş ve HDP içindeki siyasetçilere de yardımcı olmuyorlar.

Çünkü eğer ortada terörü yöntem olarak kullanma meselesi yoksa sadece karanlık komplolar varsa bu eleştirilerin de çok anlamı yok.

Ayrıca iktidarın seçimler için PKK'ya eylem yaptırtıp, kendi polislerini feda ettiğini düşünenler siyasî analizcilikle ve siyasetle vakit kaybediyorlar.

Böyle bir mutlak ve sınırsız kötülüğü siyasî analiz yaparak bitiremezsiniz.

Ama belki de kötülerin ve kötülüklerin sayısı zannettiğinizden çoktur.

* * *

Kontrgerillanın İlk Kurşunu

Cengiz Erdinç (Kısa Dalga)

Karanlık bir el uzanmıştı: Polis ağzıyla yazılan haberlerde Taylan Özgür'ün silâhlı çatışmada öldüğü ileri sürüldü. Aynı gün bizzat Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı'nın tezgâhladığı tuzakla Deniz Gezmiş tutuklandı. Haseki Hastanesi'nin hasta kabul defterindeki sayfaları bile yırtıp aldılar.

Kontrgerillanın ilk kurşunu ateşlenmişti. Cinayetleri 12 Mart darbesi izledi.

Deniz Gezmiş iki yıl sonra idam sehpasına çıktığında üzerinde Taylan'ın boğazlı kazağı vardı. Beni Taylan'ın yanına gömün demişti vasiyetinde.

Komer'ın otomobilini yakanlar birer ikişer öldürülecekti.

* * *

Bozkurt Kemal, Kılıçdaroğlu Roboski'de, Ortak Aday Bay Kemal

Aydın Selcen (Artı Gerçek)

Unutmayalım Erdoğan gökten zembille inmedi. Gidecekse de raf ömrünü, miadını doldurduğu için, biz değiştiğimiz o aynı kaldığı için gidecek. Dönüşüm (tagayyür) başlayacak mı? Buna ilişkin bir umut, bir vizyon, bir plan var mı, varsa önümüze konacak mı? Belki göreli umutsuzluğu, var oluşsal kaygıyı perçinleyen soru bu. Çok yorulduk, çok yıprandık, çok kırıldık. Ben de sözü çok uzattım. Duygu biraz duygu / Bütün isteğim buydu / Biraz deniz biraz uyku sözleri gibi biz de biraz refah, biraz huzur, biraz akıl, biraz izan ama çokça hukuk ve özgürlük istiyoruz. Ne diyelim, korkmayalım kendimizden. Değiştireceksek bozuk düzeni biz değiştireceğiz. Yinelemem gerekirse seçmenin sağduyusuna güveneceğiz.

* * *

Aşırılıkçı mısınız? Liberaller çatışmadan çok korkar hale geldi

Terry Eagleton (Ayrıntı + Unherd)

Liberal şüpheye düştüğünde bir denge düşünür ama dengeyi rüzgâra bırakmamız gereken pek çok konu vardır. Gezegeni ve petrol üreticilerini aynı anda destekleyemezsiniz. Tecavüzcülerle tecavüz karşıtları arasında orta yol yoktur. Sorun neo-faşistlere uyum sağlamak değil, ellerini iktidarın manivelalarından uzak tutmaktır. Liberalin dengeye olan bağımlılığının arkasında, çatışmanın başlı başına kötü olduğu önyargısı yatar. Ama bu da kesinlikle saçmadır. İnsanların savaşmak zorunda oldukları bir duruma getirilmemesi gerektiği doğrudur. Batı, diğer uluslara sömürge yönetimini dayatmasaydı, bu ulusların sömürge karşıtı devrimler başlatmasına gerek kalmayacaktı. Atalarımız Afrikalıları köleleştirmemiş olsaydı, köle ayaklanmalarına çağrı olmazdı. Bununla beraber koşullar göz önünde bulundurulduğunda, bu mücadeleler tamamen haklıydı. Onlar olmadan, apartheid Güney Afrika'da hâlâ hüküm sürecek ve Dublin Kalesi, yerli halk hakkında düşünmeden atıp tutması için hâlâ bir Britanya Viceroy'una[2] ev sahipliği yapacaktı. Çatışmayı tatsız bulmak, çıkarları bu çatışmalar tarafından tehdit edilenler için hoştur.

* * *

Yine Malatya, yine tehdit!

Aris Nalcı (Artı Gerçek)

2015'ten bugüne pek de değişen bir şey yok gibi. Ama burada anlatmaya çalıştığım iktidarın ve insanları birbirlerine kışkırtmak isteyenlerin birkaç ay içerisinde bizleri dostluktan, düşmanlığa nasıl evirdiğidir.

Yani aslında kimsenin Malatya'da komşusunun Hristiyan olmasından bir rahatsızlık duymaması mümkündür. Ama siz baskın güç olarak bak bu Hristiyan (farklı) derseniz artık yaşam alanı bırakmazsınız o topluluğa.

Yavaş yavaş erir içindeki korku büyüdükçe.

* * *

İktidarın mütemmim cüzü olarak muhalefet ya da savaş şehveti

Ali Duran Topuz (Artı Gerçek)

Sonra da konuşuyoruz, gelecek seçimler var, iktidar bir daha kazanırsa durum çok kötü filân. Sosyal demokratı bile konu savaşken, üstelik o savaşta acı çeken ve çekecek halklar ile seni halkların arasında akrabalıklar, ortaklıklar varsa, savaşın bir an önce bitmesi, meselelerin başka yöntemlerle çözülmesi için ortaya atılacağına soydaşlık esası üzerinden nutuk yarışına giriyorsa, iş yapan (savaş çıkaran, savaş çıkaranlara arka çıkan, komşulara gece baskını yapma tehdidi savuran, Aliyev'le bol kahkahalı buluşmalar düzenleyen) iktidara karşı hamasi lâf yetiştirme çiftliğinde yaşayan muhalefetin ne şansı olur?

Hadi oldu da kazandı, demokrasi, barış, eşit yurttaşlık, adalet umutları açısından ne değişir?

* * *

42. yılında 12 Eylül 1980 darbesi: Darbeciler neyin olgunlaşmasını beklemişlerdi?

Ayşe Hür (Kısa Dalga)

Demirel'e göre Kenan Evren, 4 Aralık 1979 tarihli Sıkıyönetim Koordinasyon Kurulu toplantısında, Biz bu sıkıyönetimi başarıya ulaştıramadık. Olmadı. Yapamadık, bunaldık demiş ve askerin yetki istediğini söylemişti. Demirel'in cevabı Ne isterseniz vereceğim, kanun isteyin kanun vereyim. Yalnız şunları istemeyin: Takrir-i Sükûn, Tehcir, İstiklal Mahkemeleri ve Dersim Kanunu istemeyin olmuştu. Demirel'e göre Askerlerin yetmiyor dedikleri yetkiler daha sonra kâfi gelmiş, 12 Eylül o yetkilerle yapılmıştı.

Süleyman Demirel'in yıllar sonra, Kenan Evren'e, 11 Eylül günü akan kanın 13 Eylül'de bıçak gibi nasıl kesildiğini' sorduğunu ancak cevap alamadığını söylemişti.

Aslında ortada şaşılacak bir şey yoktu. Kenan Evren ve ekibinin amacı, şiddet olaylarını kontrol altına almak değil, bu olayları bahane ederek iktidara el koymaktı. Ancak bunun için halkın darbenin haklılığına inandırılması gerekiyordu.

* * *

Devletin içinde iç savaş var, herkes dişinin kestiğini yutmaya çalışıyor

Yektan Türkyılmaz → Mehmet Şahin (Kronos)

Düşünebiliyor musunuz? Her kriz olduğunda hiç yeni bir şey yok. Bugün hâlâ öğretmenlere çapulcu, başka bir şey deniliyor. İki üç tane dini referans, hani orijinal, yaratıcı bir durum da yok bakın rejim tarafında. Ne stratejik bir duruş var ne orijinal, yeni bir yaratıcı bir söylem, uygulama var. Ellerinde tabii çok önemli güçler var. Devlet gücü var. Çaresiz, radikalleşmiş ve endişeli bir elit var. Bunlar tehlikeli kombinasyonlar şüphesiz. Ekonomik kriz vs bunlar tehlikeli kombinasyonlar ama beraberinde çok rasyonel davranan, çok ince hesaplarla davranan bir elit olduğunu sanmıyorum. Şimdi diyeceksiniz sokaktaki vatandaş… Bütün bu kötümser tabloda bence iyimser olmamıza neden olacak bir nokta olmuş olabilir. O da şu, Erdoğan kimsenin yapamadığını yaptı aslında. Erdoğan Türkiye'deki ceberut devlet yapısını hücre hücre çökertti. Yani şu anda baktığınız zaman, orduyu çözdü, istihbaratı çözdü. Çözdü derken yapı sökümüne uğrattı. Yani dağıldı ve yerine kurumsal olamayan, bir fonksiyon var ama kurum yok.

* * *

Kraliçe, 9 Eylül ve bitmek bilmez oto-oryantalizmimiz

Dağhan Irak (Diken)

Türkiye'nin ezelden beri hep zayıfa karşı güçlüden yana tavır almasının arkasında çok ilginç bir çelişki var aslında. Lozan sonrasında Mustafa Kemal, Türkiye ulus-devletini modern ve lâik bir devlet olarak projelendirdiğinde, ulusun Batılılığını ve beyazlığını kanıtlama çabasına girişti. Bugün Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi gibi ideolojik manevralar, haklı olarak dalga konusu oluyor. Ancak bunlar gerçekten inanılarak değil, yeni kurulan devleti, Ortadoğu'da hâlâ devam eden paylaşım planlarından korumak için ortaya atılmıştı. Bu strateji, Türkiye'yi belki Irak ya da Suriye olmaktan korudu ama bugüne kadar hâlâ çözülmemiş bir kimlik krizi de yarattı. Türkiye, başta pragmatik nedenlerle ortaya attığı Batılılık-beyazlık savına, daha sonrasında fanatikçe bir inançla tutundu. Türkiye'nin Üçüncü Dünya ülkelerine karşı nobranlığının da Türklerdeki Kürt, Arap ve diğer Doğulu toplumlara karşı olan alerjinin de kaynağı bu dogmalaşmış beyazlık iddiası. O beyazlık iddiası ki, tutarlı olması için, topluma kendi sömürge geçmişini bile unutturabiliyor.

* * *

Tokatköy'de yıkım, Huzur Sokağı'nda yangın var!

Ayşe Çavdar (Medyascope)

İktidarı ele geçirdikleri günden itibaren, kaybedecekleri anın kâbusuyla yaşadıkları için yaptıkları hiç bir işi bir usule büründürmediler. Önlerine kurumlar çıkıyorsa kurumları, yasalar çıkıyorsa yasaları, anayasa çıkıyorsa anayasayı ortadan kaldırdılar. Kentsel dönüşüm, tıpkı derelerin baraja, ormanların madene, kıyıların betona dönüşmesi gibi karşılarına insanların çıktığı bir etkinlik alanıydı onlar için. İnsanları, geçmişleri ve gelecekleriyle birlikte ayaklarının önünden çekmek üzere her türlü yola olanca nobranlıklarıyla ve akçe dışında kıymet bilmezlikleriyle başvurdular. Dahası, mesele köylüye, işçiye, gecekonduluya değdiğinde Bu bizdenmiş, değilmiş ayrımı da gözetmediler. Başvurdukları kutuplaştırıcı otoriterliğin onlara en büyük yararı da bu oldu. Elindeki değere göz koydukları insanları birbirlerine düşürmekle kalmayıp, destek bulabilecekleri kurumların, toplulukların, dayanışma ağlarının da dışına çıkarttılar. Her anlamda yürüttükleri özsömürgecilik hareketini bugün bile hiç bir maniayla karşılaşmaksızın bir tufan gibi her şeyi silip süpürdükleri, adeta kursaklarına indirdikleri bir dava görünümüne bu sayede kavuşturdular.

* * *

 

72
Derkenar'da     Google'da   ARA