Patronsuz Medya

'Soner Yalçın'ın hakkımda yaptığı her hakaret benim için çok değerli'

Eren Keskin → Seran Vreskala (Artı Gerçek) 15 Aralık 2019

Yüzlerce kez ifadeye çağırılmış ve gözaltına alınmış bir hukukçu olarak, bugüne kadar hiç gözaltına alınmamış vatandaşlar için önerileriniz nedir?

Yalnızsanız önce polis kimliğini istemek ve görmek gerekiyor. Kimliği görmeden hiç bir yere gitmeyin. Toplu olaylarda zaten polis olduğunu biliyorsun zaten, o zaman gerek kalmıyor. (Gülüyor) Eve geldilerse mutlaka arama izni olup olmadığını sorun ve o izne bakın. Yalnızsanız eve giremezler, komşulardan birinin yanlarında olması gerekiyor. Çıplak arama yapmak istediklerinde bunun yasal olmadığını hatırlatın. Çıplak arama kesinlikle yasal değil! Karşı çıkıp, eğer zorla yapılıyorsa zabıt altına aldırın mutlaka çünkü zorla yapıyorlar. Çıplak arama işkencedir deriz hep ve maalesef sürekli çıplak arama yapıldığına dair başvurular alıyoruz. Gözaltında mutlaka avukat isteyin.

Makata cop sokulması kibarca nasıl anlatılır?

Ömer Faruk Gergerlioğlu → İrfan Aktan (Duvar) 14 Aralık 2019

Köşeyi sıkışmışlık duygusuyla ne yapacağını bilemeyen ve bu nedenle zulme başvuran bir iktidar var. Bu nedenle giderek ruhen daha da kötü insanlara dönüyorlar. Çünkü tüm bu zulmü kendimlerine anlatabilmek için vicdanlarına da büyük bir baskı uyguluyorlar.

AKP'li milletvekilleriyle bunları hiç konuşuyor musunuz?

Kimisi mırın-kırın ediyor. Geçen birisi bana, sadece sen mi KHK mağdurlarıyla ilgilendiğini sanıyorsun? Ben de bir KHK'lıyla yarım saat konuştum dedi. Biz iktidarda kalmalıyız, dış mihraklar bize düşman gibi hikâyelerle kendi vicdanlarını baskılamanın bahanelerini üretiyorlar. Hamile kadınları anlatıyorsunuz, bunlar talimat hamileliğidir yanıtı alıyorsunuz. Yahu bu mu yanıtınız? Çaresiz kaldığı için Ege'den, Meriç'ten geçerken otuza yakın insan boğuldu ve bunların 18'i çocuk ve bebekti, diyorsunuz. E onlar da darbe girişimi yapmasaydı yanıtı alıyorsunuz. İslâmi kamuoyu uzun süre bu dille vicdanını bastırdı. Herhalde bu iş biraz abartıldı diyen az sayıda insan bu aralar çıkıyor. Ama sonuçta bu süreçte İslâmi kamuoyunun vicdanını kaybettiğini gördük.

'Organik tarım tümüyle bir rant kapısı'

Homeros Gıda Grubu → Nuray Pehlivan (Duvar) 14 Aralık 2019

Biz diyoruz ki, toprağını sürme, üzerini kapatabildiğin kadar kapat. Yani açık toprak bırakma. Domates dikiyorsan aralarına semizotu, yer örtücü dik. Toprağı işlemeye başladığınız andan itibaren toprağın bağışıklığını düşürürsünüz. Bitki hastalanmaya başlar. Toprağın bağışıklığını güçlendirirseniz zararlılar yine gelir ama o bağışıklılık onu korur. Çiftçiye, sürmeyi ve zehir atmayı öğrettik. Ancak bir yemek kaşığı kadar toprakta dünya nüfusuna eşit sayıda canlı mikroorganizma olduğunu anlatmadık. Doğal tarım yaptığınızda masrafınız yüzde elli düşer. Mazot harcamazsınız. Ot yolmak ya da çapalamak için adam tutmazsınız. Bunların hepsi sizin cebinize kalır. Bu yüzden masrafsız tarım diyoruz. Doğal tarımın babası Fukuako da bu yüzden doğal tarımı tembel tarımı olarak nitelendirmiş.

Toplumca narsistik bir şişme yaşadığımızı düşünüyorum

Hande Aydın → Akgün İlhan (Açık Radyo) 13 Aralık 2019

Doğa savunuculuğunun halk sağlığını bire bir ilgilendirdiğini daha çok anlatmamız lâzım. Türcü bir yaklaşım olsa da bir yerde aranan madenin yine bizim susuz kalmamızla bizim kanser olmamızla doğrudan ilişkili olduğunu daha çok insana anlatmamız lâzım. Ağacın bize faydası oranında değil ağaç olduğu için korunması gerektiği bilincine ulaşabileceğimiz konusunda ise karamsarım. Bu ancak kuşaklar boyunca anne babalardan aktarılanlarla mümkün olabilir. Arendt'in dediği gibi iyi insan olmak kisvesinden sıyrılıp daha iyi bir dünya bırakmak adına doğruyu söyleyebilmek, kötü bilinmeyi göze alabilmekle mümkün olabilir.

'Şahsım' olmanın tarihsel hafifliği

Nur Betül Çelik (Duvar) 13 Aralık 2019

Devletin en üst temsil kurumu olan Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi, egemenliğin simgesidir, reis midir? Siyasal partiler çete midir ki liderleri reis olsun? Ülke bir tekne midir ki dümendeki reis olsun? Ama işte her şey bir şahsa indirgenirse, o şahıs kendisini tıpkı feodal hükümdar gibi bütün ülke topraklarının sahibi sanmaya başlar. Bir karış toprağı bile kendi sadık bendeleri dışında kimse sahiplenmesin ister. Hatta kendi malı gibi gördüğü toprakların üzerinde yaşayan herkesin kendisine neredeyse doğuştan sadakat borcu olduğuna hükmedebilir.

İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine…

Murat Sevinç (Duvar) 12 Aralık 2019

Allah bilir burada yazmayı ihmal ettiğim başkaca yetkilere de sahip olan Recep Tayyip Erdoğan'ın, İngiltere, Fransa, Almanya ve şahsım, dörtlü zirve yaptık, ifadesinde bir gariplik yok.

Yeni rejimin hukuk düzenine göre, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı'nın 'şahsının, ' İngiltere, Fransa ve Almanya ile dörtlü zirve yapması, anayasa-yasa-kararname hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, olağan karşılanmalıdır.

Şahsım hükümet sisteminde 'terörist' ne anlama gelir?

Dinçer Demirkent (Duvar) 12 Aralık 2019

15 Temmuz darbe girişimi ve ardından 20 Temmuz'da yeni rejim inşa edilmeye başlandığında AKP-Erdoğan'ın terör ekseninde yarattığı korkunun zemini bir bütün olarak hazırdı. Herkesin terörist ilân edilebileceğini Fethullahçı çetenin operasyonları sırasında öğrenmiştik zaten. Genel Kurmay Başkanı da terörist olabildikten sonra bir akademisyen, sanatçı kimdi ki? Suçlu ile terörist arasındaki kurallar bakımından sürekli genişleyen bir ayrım da buna hizmet etti. Erdoğan Fethullahçıların terör kavramı aracılığıyla kurduğu düzeni bir ileriye taşıdı. Terörist olarak tanımlanan kişi suç işlemek zorunda değil artık, yani terörist olabilirsiniz, buna yönelik suçlanacak hiç bir eyleminiz olmayabilir hatta savcılar dava açmayabilir, yargıçlar sizi yargılamayabilir. Sadece ilân yeterlidir. Cezanızı da mahkeme vermez böylece. Ceza sürecinin işleyişi ilân ile başlar, ardından linç süreci gelir. Mahkemelerde hakkınızı savunamazsınız, masumiyet karinesi burada işlemez. Linççi güruhlar mahkeme önüne çıkarılmaz. Başınıza ne geleceğini öngöremezsiniz. Birisi, özellikle iktidar blokunda yer alan birisi size terörist diye bağırdığı anda artık hukuk koruması kalkmış olur. Erdoğan'ın terör aracılığıyla yarattığı korkunun temel stratejisi budur.

Ümmetin kurdu kendinden olur

Tayfun Atay (T24) 11 Aralık 2019

Beş yıl önce Diyanet İşleri eski başkanı Mehmet Görmez açıklamıştı yukarıdakine benzer bir başka buluşma olan Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi toplantısında: Yapılan araştırmalara göre son yıllarda günde ortalama 1000 Müslüman katledilmekte diye…

Amma ve lâkin bunların yüzde 90'ı yine Müslümanlar, yani kardeşleri tarafından katledilmekte diye!.

Keyfiyet bu: Hurmanın yüzde 90'ını ürettikleri gibi, günlük ümmet katlinin yüzde 90'ını da yine Müslümanlar üretiyor!.

12 Eylül, Sol, Muhasebe

Tanıl Bora (Birikim) 10 Aralık 2019

'En önemli' tartısına çıkaracak değilim de, çok önemli bulduğum bir muhasebe kalemiyle bitirmek isterim. Anı yazarlarının büyük çoğunluğunun takıntı halinde tekrarladığı bir mesele: Sol içi husumetin delice girdabı. 'Öteki' sollara kahrettikçe kendini arınıyor, yüceliyor zannetmek; en yanlış veya 'en rakip' bulduğu sol grupla cebelleşmeyi en acil –her halükârda en zevkli– politik uğraş addetmek. Temel esaslarda ve vahim tehditler karşısında asgarî müştereklerin stratejik aklından da, arkadaşlık hukukunun ahlâkından da uzak düşmek.

'İsraf' edilen, bizim yurttaşlığımızdır!

Murat Sevinç (Diken) 9 Aralık 2019

Devlet bize 'ekmek' vermiyor. Biz emek harcıyor, emeğimizin pek azını kazanabiliyor ve kalanını bizi sömürenlere 'hediye' ediyoruz. Bunun adı 'sömürü', malûm. Ezcümle biz devletluya ekmek veriyoruz. Sayemizde ekmek yiyorlar. Hatta pasta! Fakat bizi yönetebilmek için, bütün resmi ve gayrı resmî araçlarıyla bizi 'ekmek verdiklerine' ikna etmek zorundalar. Şükran duymalıyız ki, buyurabilsinler.

Sözün özü, hani şu 'israf' olarak adlandırılan işler var ya, işte onlar, temel yurttaşlık 'hakkımızın' ihlâli, devlet ile aramızdaki en somut bağın hiçe sayılması anlamına geliyor.

Büyük Birader'in mutasyonu

Shoshana Zuboff → John Naughton (1+1 Forum) 8 Aralık 2019

Gözetim kapitalizmine savunmasız yakalandık, çünkü eylemlerini tahmin edebilmemizin hiç bir yolu yoktu, tıpkı Karayip halkının, İspanyol monarşisinin bayrağını dalgalandırarak aniden ortaya çıkan denizcilere karşı konukseverliklerinden bir kan deryasının akacağını tahmin edemedikleri gibi. Biz de Karayipler halkı gibi, benzeri görülmemiş bir şeyle yüz yüzeydik.

Bir zamanlar Google'da arama yapardık, ama artık Google bizler üzerinde arama yapıyor. Bir zamanlar dijital hizmetlerin ücretsiz olduğunu düşünüyorduk, ama artık gözetim kapitalistleri bizim bedava olduğumuzu düşünüyor.

Dünya tarihindeki en büyük propaganda makinası: FACEBOOK

Sacha Baron Cohen (Açık Radyo) 1 Aralık 2019

Neyse ki şimdi internet şirketleri, pedofillerin, çocukları hedef alarak kurdukları siteler nedeniyle sorumlu tutuluyor. Bence din ve ırklarından dolayı çocukları kitle halinde katletmeyi öneren şirketleri de bu sorumluluk ağı içine almalıyız. Ama belki bu bile yeterli olmaz. Belki şirketleri parasal ceza ödemeye mecbur etmek de yerli değildir. Belki Mark Zuckerberg'e ve benzer şirketlerin genel müdürlerine şunu deme zamanı geldi: Halen bir yabancı ülkenin seçimimize müdahale etmesine izin verdiniz, Myanmar'daki soykırımın gerçekleştirilmesinde kolaylaştırıcı rolü oynadınız; bir daha benzer bir şeyler yaptığınızda gideceğiniz tek yer var: Hapishane.

Yumurtaya ihtiyacımız yok, ne sağlık ne de lezzet için

Işıl Karaelmas (Açık Radyo) 1 Aralık 2019

Kafesten çıkarıldıklarında, elle tutulduklarında kemikleri kolayca kırılıyor. Kafesten alınıp mezbahaya götürülürken de tabii çok hassas bi şekilde kucaklanmadıklarını tahmin edebiliriz. Baya hoyratça tutularak hatta fırlatıp atılarak götürülüyorlar ve hayvanların kemikleri bu esnada kırılıyor. Bu tavuklar fabrika çiftliklerinden kurtarılamıyorlar bile çünkü başka sağlık problemleri de yaşıyorlar aşırı şişmanlıktan ötürü; kafesten çıktıktan sonra da bu tavuklar en fazla 1 ay içinde kalp veya solunum sorunları sebebiyle ölüyorlar.

Milyarlar el değiştiriyor

Çiğdem Toker → Hüseyin Şimşek (Birgün) 27 Kasım 2019

Bu hastaneler öyle büyük ki doktorlar bina içinde bir yerden bir yere akülü araçla gidiyor. Hasta aleyhine bir durumu reklam vesilesi yaptılar. Şehrin göbeğindeki köklü hastaneleri kapattılar. Yeter ki o şirket para kazansın, tek amaç bu. İnsanlar mağdur. Yapılan sözleşmeler saklanıyor. Devlet diyor ki Ticari sır. Akıl almaz işler. Kendimizi saymayalım ama çocuklar, torunlar hatta onların çocuklarının gelirinden çalan modeli yürütüyorlar.

Çarın çizmesine cila: 27 milyar dolarlık kazık

Bahadır Özgür (Duvar) 26 Kasım 2019

Akkuyu'dan alınacak elektriğin fiyatı, Türkiye'de şu anda üretilen elektriğin fiyatının dört katından fazla.

Resmi fiyat üzerinden bir hesap yapıldığında, Akkuyu'dan alınacak yıllık garanti elektriğin tutarının aslında 551 milyon dolar olması gerekiyor. Yani devlet Rusya'ya her yıl fazladan 1 milyar 795 milyon 500 bin dolar ödemeyi taahhüt etmiş durumda. 15 yıl boyunca ödenecek fazla para da tam 26 milyar 932 milyon 500 bin lirayı bulacak. Üstelik kurun bugünkü düzeyinde kalacağını var sayarsak…

İki çocuk, bir avukat, bir ölüm ve "iyi çocuklar"

Gökçer Tahincioğlu (T24) 23 Kasım 2019

Büyüse, bu aralar genç bir adam olacak Uğur Kaymaz için söylenenler gibi.

Boyu kadar kalaşnikofu yanına koyanların, 12 yaşındaki çocuğun sırtında sıralı biçimde yer alan 13 mermi izinden utanmadan çatışmaya girdiğini söyleyenlerin o dönem anlattıkları gibi:

Zaten tüylenmişti, 12 yaşında olur mu, kaç saat çatıştı?

Peki ya sıralı mermi izleriyle delik deşik olmuş o küçük kıyafetleri… Korkunca babasına sığınacak 12 yaşında bir çocuğun silâh uzunluğundaki cansız bedeni…

Orta sınıfa uydurulan tarih

Kemal Can (Duvar) 21 Kasım 2019

70'li yılların sonunda ve 80 darbesinin ardından çeşitli versiyonları kullanılan bir uydurma hikâye vardı: Güya bir gün yoldan geçen bir hurdacı (kapıcı, sokak satıcısı, dilenci versiyonları da var) apartmanın camından bakan kadına dönüp Bir gün orada biz oturacağız demiş. En vahşi otoriter kıyıcılığa onay veren kaybetme endişesi o zamanlar böyle gerekçelendiriliyordu. Bugün yeni orta sınıf olduğuna ikna edilmiş olanlar da, ilk boşluk anında gelip kendilerine yumruk atmaya hevesli, onları dahil olmaya başladıkları alanlardan sürecek laiklerin aportta beklediği hikâyelerini çoğaltıyor. Büyük kalabalıklar aslında ellerine korunmaya değecek fazla bir şey geçmemiş olsa da, hâlâ kaybedebilecekleri olduğuna ikna edilebiliyor. Sahiden epey palazlandırılmış küçük bir yüzdeye, eline geçeni azgın bir teşhirciliğe çeviren dar vitrine yönelen tepkiler de, çekememezlik olarak kodlanmaya çalışılıyor. Fakat çocuğuna tek taş takma lüksünü savunan ile artık başörtüsüyle üniversiteye gidebilen kızının aylarca iş bulamamasıyla yüz yüze olanı aynı yerde tutmak giderek zorlaşıyor. Hak ettiği halde alamadığını isteyenle, hak etmediğini aldığını en iyi kendisi bilenin refleksi aynı değil.

Trump, Erdoğan'ı neden seviyor?

İlhan Uzgel (Duvar) 18 Kasım 2019

İlginçtir resmi rakamlarla işsizliğin yüzde 15, genç işsizliğin yüzde 30'a yaklaştığı, kayyım atamalarıyla seçilmiş belediyelerin el değiştirdiği, gerçek hayat pahalılığının çok altında maaş zammı yapıldığı bir ülkede 2013'ten bu yana kitlesel gösteri yapılamıyor. Sokağa çıkmak, Soma madencileri, çevreciler, KHK mağdurları, kayyım atanan belediyelerde iradelerine el konmuş seçmenler de dahil olmak üzere son derece maliyetli hale gelmiş durumda. Adı konmadan yürütülen bu istikrar tedbirleri dönemini şu anki koşullarda Erdoğan yönetimi dışında toplumun bir kesimini adeta hipnotize ederek, kalanını da zor araçlarıyla baskı altında tutarak istikrarı sağlayabilecek bir lider bulmak hem Batı kapitalizmi hem de yerli sermaye açısından zor görünüyor.

Bizim mahallenin hocası Mümtaz Soysal

Taner Akçam (Duvar) 17 Kasım 2019

İslami kesim, 1990'lı ve 2000'lerin başında, Bizim Mahallenin ülkemiz zihniyet dünyası üzerindeki hegemonyasını kırma konusunda ciddi bir potansiyele sahipti. Ama kısa sürede iktidar olmaları ve paranın şehveti ile bu potansiyellerini gemi güvertesinden atmayı tercih ettiler. Ve kendilerini kısa sürede devletleştirdiler ve Bizim Mahallenin zihniyet dünyasına epeyce yanaştılar ve hatta benzeştiler. Bugün Mümtaz hocada vücut bulmuş, Ermeni, Kürt ve Kıbrıs konusunda resmi devlet tezlerinin en sıkı savunucuları artık onlar.

Zamana ve mekana güven kayboldu

Hamit Bozarslan → Oğul Tuna (Medyascope) 16 Kasım 2019

Erdoğan için Mustafa Kemal hiç bir zaman bir model olamaz. Ama aynı zamanda Mustafa Kemal'i tarihten silmesi de mümkün değil çünkü Türkiye'nin İslamlaştırılmasını gerçekleştiren İttihatçı ve Kemalist bir elit. 1914'te bugünkü Türkiye nüfusunun yüzde 25'i Hıristiyan, 1924'te yüzde 1. Bu İslamlaşmayı gerçekleştiren, aynı zamanda İttihatçı ve Kemalist, Batılılaştırmayı hızlandıran bir elit.

Dört kardeş, yokluk, yoksulluk ve büyük laflar

Gökçer Tahincioğlu (T24) 11 Kasım 2019

Gerek yok ileri kapitalizmi yaşayan ülkelerden parlak örneklere, intihar istatistiklerine, yoksulluktan ölüm rakamlarına.

İşte çaresizlik hep ve hemen dibimizde…

Görmeyen, konuşmayan, dokunmayan, pastadan nasıl fazla pay alacağı öğütlenen, dersini vermesi, haddini bildirmesi tavsiye edilen, dayanışmayı, aşkı, sevdayı, emeği, emeğin karşılığını unutmuş sakatlanmış varlıklarız artık.

Duygu siyaseti

Kemal Can (Duvar) 6 Kasım 2019

Hukuki –belki siyasi- bir sürecin, ortaya çıkan yeni bir durumun, insanların duygu haliyle politikleştirilmesinin tek örneği Ilıcak ve Altan'ın tahliyesi değil. Son yıllarda siyasî meselelerin hemen hepsinde bir duygusal bagajın devreye sokulduğunu, buna artan bir hevesle katılanların arttığını görüyoruz. Ucu savaşa açılan bir dış politika hamlesinde, herhangi bir tarihi yüzleşme girişiminde hemen duygu siyaseti karşımıza çıkıyor. Sıfatlarla bezeli büyük lâflarla hissetme mecburiyetleri ilân ediliyor. Öyle hissetmeyenin düşman, en azından eksik olduğu anlatılıyor. Başka türlü hisseden veya farklı bir duygu mecburiyeti kurmaya çalışanlar duyar kasma suçlamasıyla karşılaşıyor. Hatta bir şey hissetmeden soğukkanlı bakmayı deneyenler küçümseniyor. Örneğin Suriye'ye asker göndermek, askerlerin yeterince sevilip sevilmediği üzerinden tartışılabiliyor. Milliyetçi eğitim doktrinasyonunu veya (AP'de) kayyım eleştirisini hakaret gibi algılayanlar çıkıyor. Bütün çocuklara Talât ismini koymanın siyasî bir tepki olabileceğini akıl edenler oluyor. Seçim stratejileri üzerine yapılan sert siyasî tartışmalar, vefa, küsme gibi duygusal argümanlara yaslanabiliyor. Tamam insan pek duygusal bir varlık, aşırı rasyonellik de hayırlı bir şey değil ama sevgi-nefret parantezi de açık siyaset yapmak ve adil bir dünya kurmak için fazla dar.

Zombi istilaları kıyamet değil yeni bir başlangıç

Onur Kartal → Doğuş Sarpkaya (Duvar) 5 Kasım 2019

Ama bir de orta sınıfın hijyen ve güvenlik saplantısı var. Zombi bu ikisini de tehdit eden bir figür; üstü başı yırtık pırtık giysilerle örtülmüş, çamura sıvanmış, gözlerinden kulaklarından irini akan, mideleri karınlarına yapışmış figürlerin hayatımızda yeri olmamalı değil mi? Bir Suriyeli meselâ, yolda yürürken yüz metre mesafe ötede çöpleri karıştıran ve bulduğu şeyleri yiyen bir zombi değilse nedir? Onu yok etmek isteyişimizin arka planında onun sağlıksız, hastalıklı, ahlâksız, kültürsüz, görgüsüz ve yabancı oluşu yok mu? Ve evet bir de pek çoklar! Üç milyon dört milyon beş milyon Suriyeli! Tıpkı bir zombi istilâsı gibi istilâ ediyorlar yaşam evrenimizi! Bütün bulaşıcı hastalıkların, bütün salgın hastalıkların onlardan geldiğini bir Google aramasıyla hemen öğrenebilirsiniz. Daha önce hiç grip olmuyorduk, hiç ciğerlerimizi üşütmüyorduk; her şey onlar geldiğinde başladı (!)

Duymak istediğini dinleyen kalabalık…

Murat Sevinç (Duvar) 5 Kasım 2019

Ne oldu bu kadar insana? Ermeni'ye? Gayrimüslime? İttihatçılar ne yaptı? Hangi suçları işledi? Ben o İttihatçıların yediği haltların avukatı mıyım? Neden olayım? Sonrasında bitti mi? İki gün önce sokaklarda Kürtler aleyhine yürüyüş yapanlar, sağa sola Ermeni dölü diyerek sövenler, kim? Daha bugün İYİP'li bir profesör, Çatlı'yı rahmetle anmış. Demokrasi bloku? 2019'da böyle işler yapanlar, yüz yıl önce neler yapmıştır? Bir kez olsun 'sormaya' değmez mi şu soruyu?

Anlatı ve gerçek

Aydın Selcen (Duvar) 3 Kasım 2019

İç politikada, adeta yarınlar olmayacakmış gibi doludizgin yaşıyoruz ileri demokrasiyi. Dış politikada da neo-Osmanlıcılık, İhvancılık derken Turancılıkta karar kıldık. Hem Turancı, hem Rusya-Çin yanlısı (ne demek olduğunu halen bilemediğim) Avrasyacı nasıl olunacak belli değil. Önemli de değil sanırım. Yerküreden ateşlenip, Mars'a kondurulan uzay aracının rotası milimi milimine önceden bilinir de, ağzını düğümleyemeden elinizden kaçan balonun havada çizeceği yol kestirilemez. Anlayacağınız yahut benim anlayabildiğim, gittiği yere kadar gider.

Taşlıtarla'da mahallenin Kürtleri yolda yürürken, tark-turk diye…

Murat Sevinç (Diken) 28 Ekim 2019

Sahi, sizin Ermeniler ve Yahudilerle de bir sorununuz olmamıştır muhtemelen. Eh hiç Ermeni arkadaşınız var mı ki? Yok mu? Neden yok? Ne oldu bu insanlara? Yüzyılın başında, Müslüman olmayanların nüfustaki oranını hiç merak ettiniz mi? Neden etmediniz? Yoksa bu konuları merak dahi etmemeniz mi sağlandı?

Ermeni bir memurla karşılaştınız mı? Ah çok garip! Hani yıllarca 'kamuda dini ve siyasî semboller' tartışıldı ya, o sembollere gayrımüslimlerin özel kılık kıyafeti ve dini sembolleri de dahil mi? Yoksa hiç gündeme gelmedi mi? Allah Allah, neden ki? Onlar da yurttaş değil mi yoksa!

Mülksüzleştirmeden sahip olma mecburiyetine

Ferda Koç (Yeni Yaşam) 25 Ekim 2019

Ekmek giysi veya ev birer üretim aracı değildir. Ama telefon, bilgisayar, otomobil günümüz toplumunda üretim aracı olarak da kullanılabilen mallardır. İşçinin işini yapacağı bir avadanlığa sahip olması elbette doğaldır. Bir inşaat işçisinin kazması, küreği, malası, terazisinin olması normaldir; bir elektrikçinin kontrol kaleminin, keskisinin, ampermetresinin olması beklenir. Ama buradaki durum, herhangi bir vasıflı, yarı vasıflı işçinin işini yapmak için gereksinim duyduğu basit, bir kısmını kendisinin yapabileceği aletler değildir. Burada, yüksek teknoloji ürünü olan ve kullanmak için özel bir eğitim gerektiren üretim araçlarından ve bunların toplumun bütün bireyleri için zorunlu ihtiyaç haline getirilmiş olmasından söz ediyoruz.

CHP kaybetti ama kazandı

İrfan Aktan (Duvar) 21 Ekim 2019

AKP'nin artık Kürtlerin oyuna ihtiyacı yok. Hatta belki de yeni rejimin artık oya ihtiyacı yoktur!

AKP'nin tek ihtiyacı, uzun süreceği anlaşılan geleceği lehine çevirmek için dozajı her gün biraz daha artırılacak militarizmle toplumu ve icazetli muhalefeti yönetmesi.

İcazetli muhalefetin yönetilebilir olduğunu AKP defalarca görmüş durumda. Peki bir toplum bu şekilde yönetilebilir mi? Şimdilik evet ama militarizm iksirinin de hiç bir iktidarı ilelebet ayakta tutmadığına tarih şahit.

Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…

Murat Sevinç (Diken) 18 Ekim 2019

Beni daha çok ilgilendiren, konuşan 'din adamının' rahatlığı. Dehşet verici cümleleri kurarkenki doğallığı, özgüveni. Yoksa bunu yargılasan ne olur, yargılamasan ne olur. Karşısına oturmuş 'amin' diyenlere, seçim öncesinde ziyaret edenlere, peşine takılan binlerce müridine ne diyeceğiz?

Ermeniyim, Yahudiyim, Kürdüm ve etek giyiyorum.

Diyeceğim budur.

Kutsal devlet refleksi

Fikret Başkaya (Yeni Yaşam) 17 Ekim 2019

AKP asla iktidarı bırakmak istemiyor. Onlar için iktidardan düşmek, sadece sömürü, yağma ve talan ayrıcalığını ve olanaklarını kaybetmekten ibaret değil. Ballı börekten olmak onlar için çok zor. İktidardan düşerlerse yargılanacaklarını da biliyorlar. Zira, çok fazla suça battılar, çok fazla pisliğe battılar, çok fazla haksızlık ve ahlâksızlık yaptılar. Sınırlı hakların ve özgürlüklerin köküne kibrit suyu döktüler… Üstelik tüm bunları dinin bir gereği olarak yaptıklarını söylemekten de geri durmadılar… O zaman, bir 'kahramanlık destanı' yazıp, iktidarlarının ömrünü uzatmak istiyorlar… Böylece kitleleri aldatmanın- oyalamanın, bir sonraki seçimi kazanmanın mümkün olacağını düşünüyorlar…

Neymiş bu antiemperyalizm!

Veli Saçılık (Yeni Yaşam) 17 Ekim 2019

Türkiye'nin kaynaklarını, emekçileri sömüren AB'ye karşı hareketsiz olan ulusalcılar, demokratikleşme ve Kürt sorunu gündeme geldiğinde AB'yi terörü desteklemekle, emperyalist olmakla suçlamakta çok cevvaller. ABD, AB ve Rusya'nın emperyalist politikalar icra ettiği sır değildir. Ancak ulusalcı olarak kendini adlandıran aşırı milliyetçilerin amacı emperyal politikalara karşı koymak değil, emperyal güçlerin politikalarını, kendilerinin asimilasyoncu politikalarıyla aynı çizgide tutmaya çalışmaktır. Antiemperyalizmi yavan bir ABD karşıtlığına indirgeyen, Rusya, Çin, Fransa, Almanya gibi emperyal devletlerin sömürgeciliğini görmezden gelen, sol siyaset içinde jammer (sinyal bozucu) rol oynayan ulu-solculuk gerçek anlamda ne liberalizm, ne de emperyalizm karşıtı değildir. Demokrasi ve Kürt düşmanlığını antiemperyalizm, antiliberalizm cilasıyla örtmenin güncel adı ırkçı-ulusalcılıktır. NATO üyesi orduya devrimci, ulusal haklarını isteyen halka işbirlikçi diyerek sol jargonun prestijini kullanıp egemen ulus milliyetçiliğinin suçlarını bu yolla temize çekme peşindeler.

Yaşadığımız şey!

İlhan Cihaner (Birgün) 17 Ekim 2019

Şimdi bu saçma senaryodan kademe kademe yaşadığımız şeye gelelim. Şey diyorum çünkü, bakanlardan birisine göre savaş, bir başkasına göre terörle mücadele, TOKİ'ye göre inşaat, Trump'a göre izin verdiği sınırlar içerisinde IŞİD'lilerin sorumluluğunun Türkiye'ye devri ve aptal savaşın sona erdirilmesi, Cumhurbaşkanı ve Diyanete göre Fetih! Ama hepsinin dilinden düşürmediği Suriye'nin toprak bütünlüğü ve istikrarı! Cihatçılardan ordu kurup, eğitip donatıp maaş verip önünüze geçirmişsiniz, paralel ordu kurmuşsunuz istikrardan bahsediyorsunuz! Şaka gibi! Henüz amacı/hedefi konusunda bile aktörlerin ortaklaşmadığı ortada. Cesur ve namuslu kalemler, emekli askerler muhalif basında bu belirsizliklere dair yeterince sorgulama yaptılar. Hatta koşulsuz destek veren bir siyasî yapılan harekât, sınırı 30 km ileri taşımaktan başka bir işe yaramaz diyerek sağlam bir eleştiri getirdi! Belirsizliklere ve risklere dair yazılacaklar artık tekrara düşmek olacaktır. Bu kadar belirsizliğin olduğu ortamda soran, sorgulayan, barış diyenlerin şeytanlaştırılmasıdır asıl vatana ihanet.

Kasabalılığı nereden biliyorsun?

Osman Özarslan (Duvar) 17 Ekim 2019

Öğrenciler, anaokulundan başlayıp üniversitenin kapısından çıktıklarında, Anadolu irfanı denilen, taşranın bütün ilimlerini, yani kendi çıkarları için eğilip bükülmeyi ve her şeyi eğip bükmeyi, gerektiğinde üzerine basmayı gerektiğinde üzerinden atlamayı, ne zaman kimin ayaklarının altında izmarit olacaklarını, ne zaman kimin sigarasını, ne zaman kimin canını yakacaklarını ve bu tüm madrabazlıkları nasıl meşrulaştıracaklarını, mükemmelen talim etmiş oluyorlar…

Böylelikle, merkezin taşrasında başlayan hikâye, taşranın merkezine doğru yani çakma burjuvaların yaşadığı çakma kentlere doğru, helezonik bir şekilde yeniden, yeniden ve yeniden yayılıyor… Sonsuza gidiyor…

Tarım Bakanlığı'nın Firma Teşhiri Hiçbir İşe Yaramıyor

Bülent Şık (Bianet) 17 Ekim 2019

Türkiye'de gıda kontrol ve denetim hizmetleri çökmüştür.

Ortada bir kamu idaresi yoktur.

Aksini iddia edecekler yukarıdaki tabloda yer alan firmalara ne gibi cezai yaptırımlar uygulandığını ve bu yaptırımlara rağmen bu firmaların usulsüz üretim yapmaya neden hâlâ devam edebildiklerini açıklamalıdır. Açıklama sorumluluğu öncelikle bakanlık yetkililerinde elbette.

Toprak Biterken

Erhan Ünal → Nihat Ateş (İnsan Bu) 16 Ekim 2019

Biz sıradan insanlar olarak sahip olduğumuz insanî kriterler ve kısa ömrümüzün bilgi ve tecrübe birikimleriyle, karşımızdaki insanlık düşmanı karanlık yapıyı anlayıp tanımamız kolay değil. Dikkatle olan bitene baktığımızda, etrafımızdaki pek çok ülkede insanları ata topraklarından çıkarıp, birtakım kamplarda topladıklarını görüyoruz. Neredeyse koca Afrika bir toplama kampına dönüştürülmüş vaziyette ve bu insanlar marabadan da kötü durumdalar. Afrika'nın bahtsız insanları gerektiğinde kullanılmak üzere en düşük seviyede beslenerek hayatta tutuluyorlar. Sadece Afrika da değil, Suriye halkının yarısından fazlası topraklarından çıkarılmış durumda. Afganistan'da, Irak'ta geniş insan kitleleri hareket halinde olup üretimden koparılmış vaziyetteler. Bu durum rasgele birkaç sözde terör örgütünün marifeti olmayıp en yukarıdan yönetilen küresel bir sürecin, tabandaki uygulamalarının sonucudur. Bu sefil yaşamdan kurtulabilmek umuduyla yollara düşen insanlardan, kurtuluş olarak gördükleri Avrupa'ya kapağı atabilenler de orada hiç bir zaman üretim sürecine entegre edilmeyip, besleme durumunda tutulmaktadırlar.

Özne sapıtması

Kemal Can (Duvar) 16 Ekim 2019

İktidarın hukuktan ekonomiye, kültürden siyasete kadar her alanda krizleri idare edebilmesini sağlayan şey, yarattığı olağanüstülüklerle siyasî özneyi her durum için yeniden tarif edebilme becerisi. İktidarın haksız (yanlış) politikaları kendisi için sorun üretmeye başladığında, birden Türkiye'nin ortak (siyaset üstü) meselesi haline geliveriyor ve bunu sırtlaması gereken bir biz üretiliyor. Geçiş garantisiyle bedeli halka ödetilen köprüleri bile kendi cebinden yapmış gibi anlatan iktidar, hiç bir faturayı tek başına üstlenmek istemiyor, hemen hesabı bize paylaştırıyor. Bu tarif edilen öznenin dışında bırakılma korkusu büyük bir çoğunluğu hizaya getiriyor, vakanın özelliğine göre bir süre de hizada tutuyor.

Gıdadan neden korkar olduk?

Ali Bülent Erdem (Duvar) 16 Ekim 2019

1980 sonrası devreye sokulan neoliberal politikaların tarım alanında da etki göstermesi kaçınılmazdı; her hükümet kendilerine dayatılan talepleri yerine getirmekten çekinmedi. 1999 ve 2001 yılında IMF ve Dünya Bankası'nın tarımda dönüşüm programları uygulanmaya başlandı, desteklenmeler azaltıldı, taban fiyat uygulamaları kaldırıldı, girdi sübvansiyonları neredeyse yok edildi, tarım kredi faizleri yükseltildi, sulama paralı hale getirilmeye başlandı, tarım satış kooperatifleri devre dışı bırakıldı, tarımsal KİT'ler özelleştirildi. Kısaca devlet tarımdan el çektirilirken, şirketlerin önü açıldı. AKP bu programları iştahla uyguladı. Çiftçileri üretim sürecinde destekleyecek, ürettikleri ürünleri piyasada koruyacak, piyasa düzenlemesi yapacak kurumlar yok edildiği gibi hangi ürün hasat ediliyorsa, o ürün ithal edilerek ürün fiyatları baskı altına alındı. Çiftçiler ne üretirse üretsin kazanamamaya, iflâs etmeye başladı. TÜİK verilerine göre toplam tarım alanları 2001 yılında 41 milyon hektar iken 2017 yılında 38 milyon hektara geriledi, tarımdaki istihdam 17 yılda 2, 4 milyon azalarak 5, 3 milyona düştü.

İçiniz ne kadar yansa az

Banu Güven (Deutsche Welle) 13 Ekim 2019

Her iki taraftan askerlerin ölmesinin yanında, insanların tepesine bomba yağması, yerleşim yerlerine roket atılması, çocukların da ölmesi demek meselâ. Türkiye tarafında aralarında 9 aylık bir bebeğin, 11 - 12 yaşında çocukların da bulunduğu sivillerin ölmesi demek. Savaş çıkmasa işinde gücünde olacak memurların, çocuklarını okuldan alacak annelerin ölmesi demek. Sınırın öte tarafında esir alınanların Türkiye'nin desteklediği ve donattığı cihatçı milislerce yol kenarında kurşuna dizilmesi demek. Daha önce de gördük ki, kuralsızlığın galebe çalması demek. Acımasızlık demek.

Büyük koalisyona boyun eğmek de, bunları da mecburen sineye çekmek demek. Umudu öldürmek demek.

Türkiye'nin harekâttaki yalnızlığı

Soli Özel (T24) 11 Ekim 2019

Bu harekât başarıyla sonuçlanıp en azından Arap çoğunluklu bir güvenlikli bölge oluşturulsa bile eğer ABD gerçekten tümüyle Suriye'den çıkıyorsa Türkiye'nin üzerinde İran, Rusya ve Şam baskısı da başlayacaktır. Bu ülkeler ve rejim davet edilmemiş ülkelerin silâhlı güçlerinin Suriye topraklarından çıkmasını talep edecektir. Dış politikada yolun bittiği o zaman daha iyi anlaşılacaktır. Böyle bir durumda ya da Amerikan yaptırımları geldiği takdirde Türkiye içine kapanıp nefes alınacak alanı mı daraltacaktır yoksa yanlıştan dönmek için bir toplumsal seferberliğe mi kalkışacaktır? Sanırım önümüzdeki dönemin kader kararı bununla ilgildir.

Savaşçının iktidar çaresizliği

Tayfun Atay (T24) 9 Ekim 2019

Savaş ne kadar çoksa, toplumun savaşa savaşa hep eşitler-arasında birinci konumunda kalan lidere vereceği prestij, saygınlık, karizma ve giderek otorite, hükmetme gücü, iktidar olanağı o kadar çok olacaktır.

Böylece lider, kabilenin hizmetinde bir şef olmaktan, kabilenin kendi hizmetinde olduğu bir şeflik pozisyonuna ilerleme imkânı bulur.

Dolayısıyla sürekli savaş hali, bu toplumlarda bir şefin hep bir adım önde olabilmesinin, kendini kabilenin bütününden yukarıya doğru ayrıştırabilmesinin tek yoludur.

93 milyar dolar: Torunlarınızı bile soyuyorlar

Bahadır Özgür (Duvar) 8 Ekim 2019

Esas mesele iktidarın sadece bugün yaşayanları değil, çocukları, daha doğmamışları, hatta onların torunlarını dahi birkaç şirketin haracına bağlamış olmasıdır. Uzun yıllar DPT'de planlama uzmanı olarak çalışmış, bu aralar KÖİ'ler üzerine kapsamlı araştırmalar yapan Prof. Emek'in hesabına göre, 93 milyar dolarlık bütçede görünmeyen 'gizli bir borç' vatandaşı bekliyor. Bunun 67 milyar doları şehir hastanelerine ait. 26 milyar doları ise İstanbul Havalimanı, Zafer Havalimanı, Gebze-İzmir yolu ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün hanesine yazılı. Üstelik yeni yapılan hastaneler, yollar ve köprüler hesaba dahil değil.

Kadirova'nın cinayet mahalli olarak Türkiye

Hakkı Özdal (Duvar) 8 Ekim 2019

Kimi zaman tek bir 'adli vaka'nın, gerçekleştiği dönemin ruhunun ve o dönemin başlıca sorunlarının anlık bir görüntüsü gibi ortaya çıkması, 'kaderin bir cilvesi' değildir. Bizatihi, her toplumsal ilişki ve bu ilişkilerde yaşanan her 'kriz', her 'sapma'; o dönemin ruhunun ve maddî koşullarının bir bileşkesi olarak ortaya çıktığı için böyle görünür. 23 yaşındaki genç bir kadının şüpheli ölümü ve ardından yaşananlar da, Türkiye'de emek rejiminin, hukuk düzeninin, göçmen politikalarının, kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılığın, iktidar olanaklarına sahip kimseler için geçerli imtiyazların hep birlikte sahneye çıktığı bir mini Türkiye kesiti oluşturmuştur. Kaçak ve sigortasız çalıştırılan bir göçmen kadın, nüfuz sahibi birinin evinde, her yanıyla şüpheli bir şekilde ölmüş ve kadının arkadaşları ve ailesinin cinsel taciz iddialarına rağmen, ortalama bir soruşturmanın en temel gerekleri dahi yerine getirilmemiştir. Türkiye'nin tüm emekçileri, kadınları, göçmenleri, işte böyle, 'nüfuz sahibi birinin evinde' yaşamaktadır.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

86