Patronsuz Medya

Protestocu vatandaş değil, linççi güruh!

Murat Sevinç (Diken) 23 Nisan 2019

Diyeceğim; mesajı aldık almasına da, bu memleket de Dingo'nun ahırı değil. Linççi ahlâksızların, saldırganların babasının malı değil. Bu memleket, üzerinde yaşayan milyonlarca yurttaşın. Biri diğerinden daha değerli, daha öncelikli değil.

İşte o linççi utanmazların da bu mesajı alması, anlaması gerek. Maltepe'deki yüz binlerce insanı, ülke genelindeki milyonları görmesi gerek. O saldırganların, Türkiye'nin sahibi olmadıklarını ve faşizmin suç olduğunu, canları istediğinde insan taşlayamayacaklarını o kalın kafalarına sokmalarında büyük ve anlatılmaz yararlar var.

Linç, protesto ve toplumu imha eden devlet

Kemal Göktaş (Diken) 23 Nisan 2019

Devletin linci ayrı bir suç olarak düzenlememesi ise tam da onu meşrulaştıran ve bir alt hukuk normu haline getiren, bu haliyle de devletin kendisini inkâr eden tavrına işaret ediyor. Modern devlet, diğer birçok unsurun yanı sıra, cezalandırma tekelini elinde tutan devlet olarak tanımlanır. Linci suç olarak düzenlemeyen devlet ise kendisini inkâr ederek kendisinin dışındaki güce ve zora meşruiyet veren devlet haline geliyor. Bu aynı zamanda modern devletin, kendisi ile birlikte toplumu tahrip etmesinin de bir başka anlatısı oluyor.

Farkında mıyız, bu ülkede 7 bin kişi açlık grevinde!

Koray Düzgören (Artı Gerçek) 21 Nisan 2019

Açlık grevlerindeki insanlarımıza sesleniyoruz!

Sesiniz duyuldu. Bu sesi kamuoyuna daha yaygın duyurma, iktidarı göreve davet etme çabalarımız sürüyor. Dönülmez noktalara gelmeden, daha büyük kayıplar yaşanmadan eyleme son vermenizi, ölümü değil yaşam hakkını savunmanızı umutla bekliyoruz.

Ülke gündeminin demokrasinin büsbütün ortadan kaldırılması tehdidine kilitlendiği şu günlerde açlık grevlerinin hedefine ulaşabileceği bir ortamın mevcut olmadığı, her geçen günün telâfisi olanaksız kayıplara yol açacağı düşüncesindeyiz.

Psikopatinin anahtar belirtileri

(Gizli Psikopat) 20 Nisan 2019

Oğu Psikopat, erken bir yaşta ciddi davranış sorunları göstermeye başlar. Bunlar içinde, sürekli yalan söylemek, kandırmak, hırsızlık yapmak, yangın çıkarmak, okuldan kaçmak, sınıf düzenini bozmak, madde kullanımı, yıkıcılık, şiddet, kabadayılık, evden kaçma ve erken gelişmiş cinsellik olabilir.

Erken dönemde hayvanlara zalim davranmak da, genellikle, duygusal sorunların ya da davranış sorunlarının bir işaretidir. Yetişkin psikopatlar, çocukluklarında hayvanlara yaptıkları zulmü sıradan, olağan, hatta eğlenceli diye betimlerler.

Genç psikopatın, normal insanların sinirlendikleri zaman bile acı verme içgüdülerini kontrol altında tutan empatiyi duymamasının bir parçası da, kardeşleri de dahil olmak üzere diğer çocuklara karşı zalimce davranmasında görülür.

Bilmeniz gereken 6 plastik gerçeği

Deniz Aytekin (Yeşilist) 8 Haziran 2016

Plastik atıkların yalnızca doğayı ve hayvanları etkilediğini, sizin sağlığınıza zarar vermediğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Aslına bakarsanız beslenme alışkanlıklarınıza bağlı olarak ciddi miktarda plastik atık tüketiyor olabilirsiniz.

Balıklar hem bilerek hem de farkında olmadan plastik sindirirler ve bu plastikler su yüzeyinde kalma sürelerine bağlı olarak ağır metal, PCB ve diğer kirleticiler gibi zehirli maddeler içerirler. Balıkların sistemine giren bu maddeler besin zincirinde yukarıya doğru tırmanarak insan bedenine kadar ulaşırlar. Balık yiyorsanız siz de bu zehirli kimyasallara maruz kalıyor olabilirsiniz.

Ev nasıl bir nesnedir?

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 19 Nisan 2019

Konut, ister barınmak için ister yatırım olarak alınsın, bir zaman sonra satılabileceği, daha iyisinin ya da ikincisinin, üçüncüsünün ve artık piyasa koşulları neyi gerektiriyorsa o kadarının alınıp satılabileceği bilinir. Bu bilgi, insanın ev ile olan ilişkisini tümden değiştirmiştir. Geleneksel dünyada üç nesil bir arada yaşar ve genellikle insan doğduğu evde ölürdü. Günümüzde böyle bir şeyi söylemek ya da bilmek imkânsızdır.

Alınan dış borcu seçim kampanyasına harcadılar

Murat Muratoğlu → Minez Bayülgen (Diken) 18 Nisan 2019

Kısa vadede yapılabilecek hiç bir şey yok. Sağlamakta çok geç kaldığın adaleti düzeltmen şart. Ancak adaleti sağladıktan sonra da yatırımcılar seni uzun bir süre izleyecek. Dediklerini gerçekten yapıyor musun, yoksa yapmıyor musun diye… Ne de olsa inandırıcılığını kaybetmiş durumdasın.

Bence alnımıza bir damga vurulması daha doğru olur!

Murat Sevinç (Diken) 18 Nisan 2019

Son seçimde oy verirken, sandık kurulundaki görevli Boğaziçi'nden öğrencim çıktı. Sağolsun hâl hatır sordu, karşılıklı teşekkürleştik. Eve yürürken, ''Ulan inşallah çocuğun başı derde girmez; KHK'li olmamakla birlikte bir KHK'lıya hâl hatır sorma yoluyla iltisaklı durumuna düşer mi acep'' diye düşündüm. Oysa alnımda bir işaret olsaydı ve oy hakkım bulunmasaydı, böyle bir endişe yaşamayacaktım. Değil mi ama? Bence öyle.

Ekolojik çatı ve ihtiyaçlar zemini

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

Kültürel hegemonya da en az ekonomik ve politik hegemonya kadar önemli. Çünkü bir sistem insanların düşünme biçimlerine hükmetmediği sürece hegemonik hale gelemez. Kapitalizmin en büyük zaferi, toplumun çoğunluğunun çerçevesini onun çizdiği iyi yaşam, zenginlik, ilerleme veya özgürlük gibi kavramları içselleştirmesi. Kültürel hegemonya bastırılmış, fakirleştirilmiş, sömürülmüş ve yağmalanmış toplumsal sınıfların onları ezen sistemin devamına bizzat katkıda bulunmasını sağlıyor.

Büyüme miti ve ölümcül sonuçları

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

Gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) göstergelerinde bu durumu daha net görüyoruz. GSYH ekonomik faaliyetlerle üretilen değeri ölçmeye yarayan bir gösterge. Bu gösterge temiz bir nehri zenginlik saymıyor. Ama eğer nehir kirliyse bir değeri var, çünkü temizlemek için para harcamak gerekiyor. Düz anlamıyla hasta olmama, yani sağlıklı bir bünyeye sahip olmak da hesaba dahil değil, çünkü ekonomik büyüme yaratmıyor. Ama hastalık büyüme yaratıyor, çünkü ilâç endüstrisi insanların hastalanıp ilâç satın almasına dayanıyor. Ekonomik değeri bu şekilde belirleyen mekanizma üretimi ihtiyaçlarla ilişkilendirmeyen, doğanın sınırlarından kopuk bir model. Ekonominin ne pahasına olursa olsun büyümesini makbul sayan, kalkınmacı modele hiç bir engel çıkartılmamasını salık veren büyüme miti sorunuyla karşı karşıyayız.

Acılı bir alıştırma

Yayo Herrero (1+1 Forum) 15 Nisan 2019

İnsanlık istese de istemese de daha az enerji tüketerek yaşayacak. Bu yüzden şu anda aslında sorun gibi gözükmeyen bazı konularda acil değişikliklere gitmek zorundayız. Örneğin ben Madrid'de yaşıyorum. Madrid'e tüm gıda, su, kısaca tüm ihtiyaçlar dışarıdan geliyor. Bugün gezendeki 7 milyar insanın yarısı Madrid gibi büyük yerleşim birimlerinde yaşıyor. Endüstriyel gıda üretim modelini düşünelim. Bugün İspanya'da masamıza gelen herhangi bir besin ortalama 5600 km. Yol kat ediyor. Yine İspanya için konuşacak olursak, kullandığımız enerji ve mineraller de dışarıdan geliyor. Şu an İspanya sınırlarına bir tel örgü çeksek, gıdanın ve enerjinin girişini, atıkların çıkışını durdursak, 15 gün bile dayanamayız. Bu maddî bağımlılık hali zengin diye tabir ettiğimiz tüm ülkeler için geçerli. Kendi topraklarındaki kaynakların kullanımının sınırlarını çoktan aşmış bu ülkeler dünyanın geri kalanından besleniyor, engin coğrafyaları büyük bir maden yatağı ya da devasa bir çöplükmüşçesine sömürerek büyük bir kutuplaşma yaratıyor.

Neolitik devrimin koşulları

Tolga Yıldız (Duvar) 15 Nisan 2019

Akrabalık sistemlerinin farklı gruplarda farklı biçimler almasıyla diller de çeşitleniyordu. Bugün dillerin evrensel biçimsel yapıları olmasına rağmen bir yabancı için çözülemez görülen yerelleşmiş anlam ve kullanım düzenlerinin olmasının altında yatan mekanizma bu olabilir. Araştırmalar, Avrupalı sömürgecilerin Avustralya'ya ilk vardıklarında tuttukları kayıtlara bakılırsa, dünyanın en küçük kıtasında o dönem yaşayan yerlilerin birbirinden tümüyle farklı 200 civarında dil ve 600 kadar lehçe kullandıklarını gösteriyor. Daha ilginci, bir Avustralya yerlisinin en az üçü anadili olmak üzere 56 dili akıcı şekilde konuşabilmesiydi.

Syrer raus!

İrfan Aktan (Duvar) 15 Nisan 2019

Irkçılığın belli gizlenme, örtünme kodları da var. Bu kodları kullandığınızda pekâlâ ırkçılık yapmamış gibi yapabiliyorsunuz. Almanya'daki ırkçılar bunu mizahla, bizdekiler de yoksulluk, hırsızlık, kendi helâl emeğini pazara getirip satan ihtiyar vatandaş vs, manipülatif kodlarla yapıyor.

Fakat her halükârda ırkçılar aynı dili, aynı argümanları, aynı yaftaları kullanıyor. Dahası, ırkçılık mağdurları da uygun koşullar oluştuğunda, kendilerini ezen, yoksullaştıran, ötekileştiren, sömüren iktidara ses etmeye korktuklarında, kendilerinden daha zayıf bir halkaya karşı aynı dili kullanmaya yöneliyor veya bizzat zenginler, kanaat önderleri veya iktidarlar tarafından bu dile yönlendiriliyor. Böylece esas sömürücü, yoksulluğun müsebbibi olan kalburüstü, hakiki manada asalak zenginler ve iktidarlar aradan sıyrılabiliyor oluyor. Haliyle yoksulların üst sınıflar ve iktidarlar tarafından da beslenen, olgunlaştırılan ırkçılığı hedefi şaşırtır, zenginlere ve iktidarlara rahatlık sağlar, onları açların gazabından korur.

Enerji üretenler ile tüketenler

Gülgün Türkoğlu (Duvar) 15 Nisan 2019

İçinde yaşadığımız toplumu, kendimizi ait hissettiğimiz grupları eleştirebilmemiz gerek. Önceleri kaba saba, arsız, densiz olan düşünmelerimize öğütmesi için, başkalarını değil de kendimizi-aidiyetlerimizi verdiğimizde; içinde, hilâfsız paramparça olduğumuz bu makina, giderek öğütecek bir şey bulamıyor, 'ben' ortadan kalkıyor. Yerini, müthiş bir birlik bilincine terk ediyor. Etmiyor mu? Hepimiz deneyimledik bunu ucundan da olsa. Kendimizi kollarına bıraktığımız bir müziği dinlerken, meditasyon yaparken, namaz kılarken, severken, dua ederken, orgazm olurken… Zaman ve mekân bağımızı koparan her şeyle bunu deneyimlemiyor muyuz? 'Öğütücü makina' ürkütücü gibi görünse de, tıpkı bedensel boşalmada olduğu gibi, zihinsel boşalmada da alınan bir zevk var. Acı hissi, direnen egodan gelir.

Ey Xûde, edî bese lo!

Abdurrahman Aydın (Duvar) 13 Nisan 2019

Gerçekten edî bese! Bütün bu suçluluk kültünün, bu türlü bir duygusal ekonominin dünyasında, artık nefes alacak gücü zar zor bulabiliyoruz. Son 4-5 yılda yaptıklarımızın, yapamadıklarımızın muhasebesi altında ezildiğimiz, bir daha, bir daha ezildiğimiz, yalnızca hayatta kaldığımız için bile suçluluk duyduğumuz bir dönemde, elbette açlık grevindekilerin ne iradesine, ne de kararlılığına bir şey söyleme hakkımız var. Ama… Insana yüklenmez yüklerin altında da boynumuz belimiz büküldü son birkaç yılda. Ne diyeyim? Kurbanınız olayım bizleri bir de açlığınızın, ölümlerinizin imtihanıyla sınamayın.

HDP 'Kristal Gece'yi yaşadı, oyunun düşmesi normal

Nazan Üstündağ → Burcu Karakaş (Diken) 13 Nisan 2019

Şunu söyleyebiliriz belki. Daha önceki araştırmalarımız bize Kürt muhafazakâr orta sınıf ile Türkiye'deki liberallerin ilginç bir biçimde benzer davrandığını gösteriyor. Niye böyle bu? Çünkü ikisi de aslında düzenden memnuniyetsiz ancak düzenin değişmesinin bedellerini de minimalize etmek isteyen yarı entegre kesimler. İlişkiler söylemsel düzeyde kalırsa evet belki ondan dolayı bu kesimdeki yüzde 3 oy kaçmış olabilir. Ancak zaten mesele bu ilişkiyi derinleştirmek, süreklileştirmek, örgütlemek meselesi. Hem Kürt muhafazakâr, orta sınıf, hem de diğerleriyle. Ve bu grupları başka heyecanlara, başka hesaplara, başka beklentilere, başka reflekselere açabilecek siyasî zemini inşa etmek.

AKP'nin artık legalite diye bir derdi yok

Hamit Bozarslan → İrfan Aktan (Duvar) 13 Nisan 2019

Kürt hareketinin çökmemesi ve iktidarın artık anlam üretememesi, kitlelerin şiddet diline topluca dahil olmaması olumlu gelişmeler; bununla birlikte devletteki kartelleşme ve paramiliterizasyon sürecine ilâve olarak ekonomik krizin ne tür sonuçlar doğuracağı henüz net değil. Bu olumsuz olguların ağır basması direnmemek, direniş platformlarının, mekânlarının oluşturulmaması anlamına gelmiyor. Burada da Nazi Almanya'sından bir fark var. Hitler iktidara geldikten sonra, 27 Şubat 1933'te Reichstag binasını kundaklattı ve ardından komünist avı başlattı. Toplama kampları Reichstag'ın yakılmasından sonra kuruldu ve artık Almanya'da bir muhalefetin oluşmasının imkânı kalmadı. Türkiye'de her şeye rağmen bir yığın anlam üretebilme ve direnme sahaları var. Çok kısa zamanda demokratik bir değişime yol açmasa bile bu sahaların geliştirilmesi, direniş potansiyelinin korunması gerekiyor.

Açlık grevleri hakkında bir yazı

Ali Duran Topuz (Duvar) 12 Nisan 2019

Yurttaş yoksa kamuoyu da yoktur artık. Kimsenin bu kadar temel meselelerde ses çıkarmadığı yerde kamuoyu yoktur. Kamuoyu olabilmesi için sadece bağımsız, özgür medya yetmez, hak ve ehliyet sahibi, konuşabilen yurttaş da gerekir. Hak olmayan, hukuk olmayan, özgür yurttaş olmayan, kurallara riayet olmayan, kamuoyu olmayan yerde toplum da yoktur. Toplum denilen şey iki gruplu bir kalabalık halindedir: Iktidardan yararlanabilenler ve iktidarı finanse etme dışında hiç bir işe yarama ihtimali olmayanlar. İktidar, İstanbul'u Ankara'ya kaybetmenin bedelini son nispi hukuki mevziyi de imha ederek ödetiyor. Güvendiği şey, bir toplumu değil ikiye bölünmüş bir kalabalığı, bir izdihamı yönetiyor oluşudur.

Leblebi tozu…

Murat Sevinç (Duvar) 11 Nisan 2019

Diyorum ya, öleceğiz ve öte dünyada 'Ne yaptın?' diye sorarlarsa, Vallahi Arınç, Gökçek, AKP, Soylu, Bahçeli… Öyle geçti işte diyeceğiz. Bu nasıl bir çile? İnsanlar hangi yolla mutlu olsun Allah aşkına? Devletin ve toplumun bir kesimi nezdinde, memleketteki tüm muhalif akademisyenlerin toplamı, Sedat Peker kadar prestij sahibi değil! Son yıllarda en çok işittiğimiz ifade 'bedelini ödeyecekler' değil mi? İyi kötü düşünebilen bir insana, şu koşullarda 'huzur' ve 'mutluluk' önerilebilir mi? Belki de, sırf 'benzer biri olmamak' dahi tek başına moral vesilesi sayılabilir artık, ne dersiniz? Düşünsenize, doğmuşsunuz, büyümüşsünüz, yaşamışsınız yaşamışsınız yaşamışsınız, sonunda vardığınız nokta Burhan Kuzu! Olup bitene iyi yanından bakmak için hiç bir fırsatı harcamamak gerek…

Sorun dini metinlerin ataerkil bakış açısıyla okunması

Kahina Bahloul → Beraat Gökkuş (Diken) 9 Nisan 2019

Neden özellikle bir cami, çünkü cami inancımızı, dini aidiyetimizi gösterdiğimiz kamusal bir alan. Ben son yüzyıllarda maalesef bir ideolojinin tek başına dini norma dönüştüğüne inanıyorum. Yani kökten dinci ve aşırıcı İslam anlayışı İslam'ın kendisine dönüştü. Bu tamamen yanlış bir şey. Aslında biz bu proje çerçevesinde İslam okumalarının çeşitliliğini ve İslam düşüncesinin zenginliğini göstermek arzusundayız. Gerçekten üzücü olan ise şu: Müslüman düşünce yapısı o kadar geri gitti ki örneğin bugün size felsefe 'Haram' diyecek insanlar var. Kelam'ın yani akılcı islâm teolojisinin size tamamen haram olduğunu söyleyecek insanlar var. Bütün bunlar kabul edilemez. Kuran'ı okunduğumuz zaman her yerde Aklınızı kullanın diyen ayetler görüyoruz. Ayetleri düşünün diyen ifadeler görüyoruz. Bu Kuran her seferinde zekâmıza, aklımıza bir çağrı yapıyor, aklımızı kullanmamızı söylüyor demek. Bugün görünen ise bunun tam tersi.

Milliyetçiliğin panzehiri politikayı geri çağırmadır

Kemal Can → Serpil İlgün (Evrensel) 8 Nisan 2019

Milliyetçilik sembollere ve mitlere ihtiyaç duyuyor. Batılı anlamdaki aksiyoner milliyetçilik, küçük hedef düşmanlardan ziyade, büyük güç etkisi üzerine kuruludur. Örneğin büyük Almanya! Dünyaya nizam verme hedefin vardır. Eğer bu tür aksiyon hattın yoksa savunmacı, küçük, biraz da imal edilmiş zafer sembollerine ihtiyacın olur. Örneğin bu ülkeyi büyük bir ekonomi yapabilmiş, bir bölge lideri filân yapabilmiş değilsen kendi imal ettiğin küçük zafer hikâyelerine ihtiyaç duyarsın. Bunu da en kullanışlı biçimde ölen genç, yoksul çocukların şehitliği üzerinden veya bir darbe direnişi hikâyesi üzerinden kuruyorsun. Bu gündelik olarak işliyor ama böyle yıllarca sürebilecek bir şey değil. Bunun çok kullanılıyor olması kamuoyu kimyasını bozan bir etki yaratıyor. İlkokul çocuklarına sınav sorusu olan, ders kitaplarına giren, öğretmenlerin öğrencilerinin eline idam ipi tutuşturduğu, liselilerin JÖH, PÖH filân yazdıkları resimler çektirdikleri bir şey tabii ki algıyı ve soru soran politik zemini zehirleyen, imha eden bir şey. Bunun aşırı kullanımı henüz ters tepmiyor ama bunun bir sınırı var, bir sonu var. Ama onun döneceği alan neresi henüz onu görmüş değiliz. Yani bu tırmanmanın üst noktasıyla, toplumsal reaksiyonsuzluğun dip noktasının neresi olduğu henüz görülmüş değil.

Sosyal bilimlerin krizi: Psikoloji örneği

Tolga Yıldız (Duvar) 7 Nisan 2019

Davranışsal ekonomi çalışmalarına göre insan doğuştan rasyonel değil. Meselâ diyorlar, bir seçim döneminde hangi aday daha fazla görünürse onu seçme olasılığımız artar (Hitler'in propaganda bakanı Goebbels'i anımsadım). Yani demokrasi, seçmen iradesi filân fasa fiso mu? Çalışmalara göre öyle, çünkü davranışlarımız aslında otomatik. Kökleri, evrimsel bir karanlık geçmişe uzanıyor. Hâlâ mağara adamlarıyız diyorlar bir bakıma. Biraz abartılı değil mi? Hemen şu ek geliyor: İnsan doğuştan rasyonel değil ama rasyonel olmayı öğrenebilir. Hani insanların doğal hali özgür ve rasyoneldi? Şimdi özgür ve rasyonel olabilmek için hangi eğitim şart oldu?

'Türk milliyetçiliği olmasaydı da Ermeni Soykırımı yapılabilirdi'

Yektan Yılmaz → Emre Can Dağlıoğlu (Agos) 6 Nisan 2019

Kürtlerin soykırım sürecine aktif katılımı üzerinde duruluyor. Anadolu'da yaşayan her grubun büyük mesuliyeti var elbette ki, ancak 'Kürtlerin mesuliyeti' demek bana biraz garip geliyor. Kürtlerin çoğu, oraya Kürtlük davasıyla gitmediler. Soykırıma aktif katılanların büyük kısmı, orada 'Allah için' savaştılar. Kürt meselesinin ortaya tam olarak çıkışına kadar gruplar arasındaki kitlesel çatışmalardaki kelime dağarcığımız din üzerine kurulu. Bana öyle geliyor ki, bugün Müslümanlar kimlikleriyle yüzleşsin diyemeyenler, Kürtler kimlikleriyle yüzleşsin diyorlar. Fakat bu soykırıma katılım süreci de, Kürt kimliğini kuran şeylerden biridir ve önemli kurulma noktalarından birisidir. Bugün Kürdistan denilen coğrafyanın Kürdistan olarak tahayyül edilebilmesine yol açan şeydir, Ermeni Soykırımı.

Greta Thunberg'den şüphe etmeyi bırakın artık

Erol Malçok (Duvar) 6 Nisan 2019

Sorulan sorulara ve Greta'nın psikolojisinin ne olacağına dair duyulan kaygılara bakacak olursak burada gizli bir gerontokratik davranış olduğunu gözlemleyebiliriz. Çocuk yaşta olması, kandırılabilme ihtimali, arkasında birisinin öğüt verici olarak bulunma zorunluluğu gibi argümanlar bunu yeterince destekler niteliktedir. Böyle bir durumda yaş söz konusu edildiğinde aslında şunu demiş oluyoruz: Kendi hayatını etkileyen kötücül sosyal-ekolojik durumlara tepki vermek için belli bir yaşı geçmiş olmalısın. Kandırılmamak ve kullanılmamak için de yine yaşın büyük olmalı. Acaba bu yaş kaç olmalı? Farkındalığı genç yaşta gelişen insanlar daha küçüğüm diye tepkilerini sonraya mı saklamalı? Psikolojim bozulur diye böylesine önemli bir konuda popüler olmamak için saklanmalı mı bu çocuklar ya da ebeveynleri onları eve mi kapatmalı?

25 yıl önce açılan sayfanın kapanışı

Ruşen Çakır (Medyascope) 4 Nisan 2019

Ben bu hareketin, –Erdoğan hareketi diyelim buna hadi– Erdoğan hareketinin doğuşuna, yükselişine, zirveye çıkışına tanık oldum. Şu anda da bu hareketin, bu sayfanın, 25 yıl önce açılan sayfanın kapanmakta olduğuna tanık oluyorum. Bu anlamda tarihî bir andan geçiyor Türkiye. Erdoğan'ın bu saatten sonra bunu döndürebilme imkânı var mı? Daha önceki birçok yayında söylediğim gibi olduğunu sanmıyorum. Bu üslûpla, bu tutumla, çevresindeki bu kişilerle çok mümkün olduğunu sanmıyorum.

Bir yurtsuzluk sembolü: Kızıl elma

Ahmet Murat Aytaç (Duvar) 3 Nisan 2019

Her yeri kendine ait kılma arzusunun altında, aslında hiç bir yere ait olamamanın yarattığı endişe yatmaktadır. Bu endişenin, Berlin Konferansı'nın gizli, Sevr'inse açık amacının Türkleri Anadolu'dan söküp atmak olduğu yönündeki milliyetçi retorikte bariz bir şekilde açığa çıktığını görüyoruz. Retoriğin dışa vurduğu şey, milletin üzerinde yaşadığı toprakla olan bağının eğreti olduğu ve kolaylıkla geri alınabilir olduğudur. Sembol yoluyla idealize edilen sürekli hareket içinde olma hali, esasen huzursuzlukla baş etmek üzere vazifelendirilmiştir. Hareket, bir yandan aidiyet hissinin geçiciliği ve kırılganlığıyla ilgili kaygıları tazmin edip bastırırken, diğer yandan bu kaygıların kaynağı olan yoksunluğu doğrular ve sürekli kılar. Kızıl elma, yurtseverin aslında bir yurttan yoksun olduğu gerçeğiyle yüzleşmesinin önüne geçtiği ölçüde popüler ve başarılı olur.

Toplum ve psikopati

? (Gizli Psikopat) 3 Nisan 2019

İnsan evriminde vicdan son ve en önemli aşamadır. Kişilik bozuklukları ve içlerinde en vahimi psikopati evrimin bozuk halkasıdır aslında. Çoğunluğun gelişmiş bir vicdana sahip olduğu bir dünyada, bir grup bozuk halka tarafından yönetilmeyi ironik buluyorum. Bir yandan ortalama bir psikopatın onca insan üzerinde başardığı yönetme becerisini ve yıkım gücünü düşündüğümde, evet, milyonlarca insan bir grup vicdansız tarafından yönetilebilir, neden olmasın?

Kalabalıkların dinamiği, kalabalıkların statiği

Yektan Türkyılmaz (Duvar) 1 Nisan 2019

Şimdi buradaki paradoks şudur ki, devlet, parti ve hatta toplum üzerindeki kontrolünü tümden konsolide etmeye çalışan, bunu yaparken de tek söz sahibi olmayı isteyen kişi-kültü ironik bir biçimde bu amaçla piyasaya sürdüğü yöntemlerin kendisine karşı, temel destek saydığı güçler tarafından manipüle edilmesi vaziyetiyle karşı karşıya kalıyor. Bir başka deyişle, güvenilemez eski devletin tasfiyesi için yaslanılan taban, pasif piyonlar olarak kalmıyor, tam tersine, yapılmak isteneni karnavalsı bir coşkuyla hem nicelik olarak öngörülmedik seviyelere getiriyor, hem de rejimin daha da istikrarsızlaşmasının aktörleri haline geliyorlar. Kısacası iç düşmanlara karşı kuvvet ifşası için kullanılan alt kademeler, sempatizan tabanı, devletin kalan kudretini daha da emiyor, kemiriyor ve merkezin rota tutturmasını neredeyse imkânsızlaştırıyor. Bu halin daha da yüksek harla kaynattığı paranoya kazanı ise, tekrardan devlet mekanizmalarına yönelik yıkım olarak dönüyor ve dönmeye de devam edecek gibi.

Bir beka aracı olarak Rus ruleti

Yektan Türkyılmaz (Duvar) 31 Mart 2019

Doğrudan ifade edersem mevcut rejim kurucu bir rejim olmak niteliklerinden oldukça uzaktır; kalıcı, ebedî bir yeni nizam yaratma vizyonuyla değil, her an kendi ölümünü düşünerek hareket eden bir sosyal dayanışma ağına dönüşmüştür; siyasî hamleleri, daha doğrusu tepkileri, stratejik değil refleks silsilesinden oluşmaktadır. Bundan bir yıl önce tartıştığım gibi (bkz. Quo Vadis Türkiye 5) eğer Hannah Arendt'ten ödünç alıp kuvvet (force), kudret (power) ayrımı yaparsak, mevcut rejim kuvvetli ancak, Cumhuriyet ve hatta geç Osmanlı tarihi dahil olmak üzere en kudretsiz yönetimdir.

ABD'de bilim çıkmazına önerilen bir model olarak Atatürk

Gülgün Türkoğlu (Duvar) 31 Mart 2019

Bir yanda, kâfirin bilgisine kaş çatan, bu bilgiyi, kiliseden gelen, sonunda kimliğimizi değerlerimizi yok edecek türde bilgi olarak tehlikeli bulan cahillerden; diğer yanda, Avrupalı gibi yiyip içen, giyinen, geleneğe ve dîne karşı saygısız, tartıştığı konularla ilgili konularda bilgisi olmayan yazarın fop olarak adlandırdığı züppelerden oluşan bir halk. Atatürk'ün bu sözünün, bir asır süren bu yorucu kültürel çatışmanın sentezi olması bakımından önemli bulduğunu belirten Crease, bu bakış açısının, bilim karşıtlarının önünü kesmekte uygulanmasının faydalı olacağını söylüyor. Bu tartışmanın her iki tarafını da ilgilendiren sorunların; değerlerimizin ne olduğu, eylemlerimizin sonuçlarından nasıl etkileneceğimiz, eylemlerimizden etkilenecek olan kesimlerin kimler olduğu gibi hususlar olduğunu belirtiyor.

Aynı hayatların cici replikaları: Olmayan ev

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 28 Mart 2019

Kendisini bugünün gerçeklerine kapamış bir mimarlık entelijansına ya da elitine sahibiz. Soracak olsanız, hepsi kendilerini daha güzel bir dünyaya adamışlardır. Hepsi eşitlikten ve özgürlükten yana, biraz ucundan da solcudurlar. Ama derste, bahçıvanın müştemilâtı da o gizli köşede kalmalı, herkes yerini bilmelidir. İşte, kimseye söylemedikleri gizli mesaj budur.

Derste planlar masaya serilir, o mekanlarda geçecek ömürlere yukarıdan bakılır. 'Tanrı mimar'ın doğduğu andır bu. İnsanlar şuradan eve girecekler, şurada yemek yiyecekler, şurada televizyon izleyecekler, şurada ölecekler. Tek bir kalem çizgisi ile insanların yaşamlarını değiştirmeye muktedirlerdir.

Oy vermenin muhtelif yararları

Murat Sevinç (Diken) 26 Mart 2019

Diyelim ki bu seçimde muhaliflerin beklentilerinin hiç biri gerçekleşmedi ve atı alan Üsküdar'ı bir kez daha geçti. Ertesi sabah kalkıp işimizin başına
oturacağız ve o güne dek karşı olduğumuz her ne varsa, karşı olmayı sürdüreceğiz. Buna mukabil, bir de güzel ihtimaller var işte!

Türkiye, fazlaca umut ve umutsuzluk için yanlış ülke. Ve çok büyük deneyimi sahibi, tarihsel birikimi azımsanmaması gereken bir ülke. Biz umutlu olmayı deneyelim, zararı olmaz. Oy, katılımın yalnızca bir yolu. O yolu böylesine 'tekleştirmek' yerine, başka yollar üzerine düşünelim, arayalım. Ararken elimizdeki araçları yok saymayalım.

Parti içi sorunların çözüleceği yer, seçim sandığı olmamalı

Murat Sevinç (Diken) 26 Mart 2019

Burada asıl önemli konunun 'yurttaşlık' meselesi olduğunun altını bir kez daha çizmekte yarar var. Türkiye henüz bu tartışmaları hakkıyla yapamıyor ne yazık ki. Ne eski 'eşit yurttaşlık' ideali başarılabildi Türkiye'de; ne de değişen, değişmesi gereken yurttaşlık konuşulabiliyor. Dünyada her şey alt üst olurken, yüzlerce yıllık bir ekonomik/siyasal/toplumsal sistem ve ahlâk gözümüzün önünde çöküyorken üstelik… Örneğin 100'ün üzerinde ülkede birkaç milyon 'çocuk ve gencin' 'iklim boykotuna' katıldığı gün, yeryüzünün bize düşen kısmında bir muhalefet partisi lideri diğer parti liderlerinin adlarındaki harf sayılarını hesaplayarak komployu çözmeye çalışıyordu!

Oy verecek olmak 'apolitik' bir tavır mı?

Murat Sevinç (Diken) 26 Mart 2019

İşte burjuva demokrasinin bu nefis icadı 'genel oy' bugün o günkü işlevini dahi yitirmek üzere. İki şey söyleyerek bitirmek istiyorum ilk yazıyı: İlki, 'burjuvazinin icadı' ifadesi küçümseme değil, tarihsel gerçeğin dile getirilmesidir. Oy hakkı için çok çile çekildi. Özellikle kadınlar, yüzyılın başında ABD ve İngiltere'de bu hakkı açlık grevleriyle elde etti. İkincisi, işlevini yitirmek üzere olsa da hâlâ önemli bir katılım aracı oy. Verildiğinde de, verilmesi reddedildiğinde de işlevsel olabilen bir araç.

'Kıyamet yaklaşıyor' duygusu

Ümit Kıvanç (P24) 25 Mart 2019

Seksen sekiz yaşındaki Fransız tarihçi her şeye rağmen iyimser. Robotları insanların icat ettiğini düşünme eğiliminde ve doğal zekânın yapay zekâda bulunmayan bir yaratıcılık kapasitesine sahip olduğuna inanıyor. Yazısının sonunda, İngiliz tarihçi Toynbee'yi anarak, uygarlıkların ölümlü olduğunu hatırlatıyor. Ve bir dünyanın sonunun dünyanın sonu olmadığını.

Yayılması, dünyayı sarması muhtemel feci olayların tehdidi altında, insan var oluşunun zeminine, ortamına dair bugüne kadar bildiğimiz koşullar bir bir ayağımızın altından çekilirken, bir uygarlığın tükenmekte olduğunu kabullenmenin zamanıdır. Onun yıkıntısının altında kalmak yerine, yaklaşan iklim felâketi konusunda herkesi uyandırmak için sokaklara dökülen çocukların peşine takılmanın yolunu mu düşünmeliyiz acaba?

Şenliksiz belediyeler, Dersim'deki devinim

Miraz Rusipi (Duvar) 15 Mart 2019

Bu şenlikli umut dahi seçimlere kurban ediliyor. Kurmak istedikleri belediyecilik anlayışı birbirine yakın olan iki hareket SMF ve HDP eskiciye satsan yüz lira etmeyecek bir koltuk yüzünden Dersim'de iktidar mücadelesine girdi. Anlaşmak, kentin en az yüzde altmışı arasında şenlikli dayanışma ve paylaşma ruhunu örmek varken her iki taraf da iktidar derdine düştü. Sanki kenti fay hatlarından ikiye ayırıp şenliğinden ettikten sonra yerinden yönetim mümkün olacakmış gibi ya da kurulacak şenliksiz kooperatifler bir işe yarayacakmış gibi…

Belediye dediğimiz tuğladan, sıvadan, boyadan ibaret bir bina. Dersim'de yakın zamanda HDP belediyelerine kayyum atanınca binalara bel bağlanarak örülmüş yapılar ve örgütlenmeler elden çıkmamış gibi davranılıyor. Oysa ki şenlikli bir topluma kayyum atanamaz. Kayyum belediye binasını ele geçirse ne olacak ki; bir kahvehane yeter toplaşmaya ve yeni yaşamları örmeye…

Peyzaj A.Ş. hepinize iyi seçimler diler

Önder Algedik (Duvar) 15 Mart 2019

Kapitalizmin aşırı üretim hâlinde beton ve asfalt sadece bir malzeme değil. Aynı zamanda basit bir imar planı değişikliği ile doğayı yok edebildiğiniz iki güçlü ekonomik araç. Yani o kutsal kapitalizm holdingin iki ekonomik şirketi Asfalt A. Ş. Ve Beton A. Ş dersek, kırı ve doğayı ekonomiye kazandırmayı burada Peyzaj A. Ş. Temsil ediyor.

Peyzaj A. Ş. Çok açık ki kent içinde kalan doğal alanları, ardından da kıra da sirayet ederek o toprak örtüsünün mülkiyetini ve kullanış biçimini asfalt, beton ve hafriyat ile değiştirip yüzeyi doğaya değil kapitalizme uygun hâle getirme sektörü olarak karşımıza çıkıyor. Asfalt ve beton ile halkın ve doğanın elinden yeryüzünü alırken Peyzaj A. Ş. Ile kentteki doğal alanları ve kırın betonlaşmasını, asfalta kavuşmasını sağlıyor, doğayı kapitalizme kazandırıyor.

Allah için savaşa!

Orhan Gazi Ertekin (Duvar) 13 Mart 2019

Beklendiğinin tersine bu sloganda pagan dinsiz bir eğilimin huzursuzluğu var. Bence tanrıyı kendi savaşına çağıran kişi gerçekte ya tanrıyı savaş ve kurban adayarak doyurmaya çalışmakta ya da kendini doyururken tanrıyı da seküler pagan dilinde yeniden yaratmaktadır. Çünkü, bu Allah'ın kan ile doyurulabileceğine ilişkin kadim inanç ile birleştiği yerdir aynı zamanda. Tanrılar ile kurbanlar vasıtasıyla ilişki kurmak en eski insanlık hallerinden birisidir. Kadim putperest dönemin tanrıları kurban adayarak doyurulurdu. Kurban törenlerinden bugünün Allah için savaşına uzanan şiddet ayinleri suç ve günahın kefaretiyle huzursuzluğun teskin edildiği bir pagan hukuku^nu da ifşa ediyor. Allah için savaş gerçekte, İslamcılığın bir kolunun kadim bugününü, başka deyişle putperest geleneğini açığa çıkaran en temel ayinlerden birisi aslında. İslamcılık yasasını buradan çıkarırsa gidebileceği yer bellidir. Hukukunu, adaletini burada ararsa da bulacağı şey bellidir…

'Ezanı protesto' henüz icat edilmedi

Ümit Kıvanç (Duvar) 12 Mart 2019

Evet, sırt duvara dayandı. Gözünü iktidar bürümüş, sırtı duvara dayanmış muhterisler büyük felâketlere yol açabilirler, doğru. Ama zaten, siyasî fasıllardan geçtim, haysiyetini korumak diye bir derdi olan herkes artık her an her şeyi göze alarak yaşıyor. Ve toplumdaki yaratıcı muhalif enerjiyi emerek gizli bölmeden atık sularına karıştırıp heder eden CHP gibi bir mekanizmaya rağmen iktidarın uzağında hayırlı bir cesaret enerjisi birikiyor. Üstelik, bir tarafta AKP'nin inşaat ya resulallahıyla simgelenen, güzel ahlâkı inkâr düzeni, öbür tarafta DAİŞ'in tecavüzcü katilleriyle sahneye çıkıp o korkunç oyununu sergileyen İslâmcılık, oradan bir daha hiç bir yerde sahne alamayacak şekilde indi. Çoktan indi, haberi yok.

Marc İsimli Şahısla İrtibatlı Olmak…

Yıldıray Oğur (Karar) 9 Mart 2019

Bu konuşmayı yapan Soros, Maroviç, Osman Kavala ya da Mehmet Ali Alabora değil. İki çocuğu, eşi ve çocuklar için yarım kalmış projelerinin beklediği Yiğit Aksakoğlu da değil.

Aslında 657 sayfalık iddianamedeki binlerce tapede hiç bir sanık, Gezi Olayları ile ilgili hükümeti bu kadar sert ve acımasızca eleştirmemiş.

Neyse ki bu sert eleştirilerin sahibi bir sivil toplumcu değil, Marc isimli bir şahısla da irtibatı yok.

Bu konuşmaları yapan kişi, iddianamenin ek klasörlerinden çıkan her an şüpheli olabilecek 97 kişiden biri de değil.

Ee kim olduğunu da bir zahmet siz Google'a yazıp bulun.

İktidar oyunları üzerine bir ders

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 2 Mart 2019

Modern iktidarın geleneksel hükümdardan farkı, yaşamı destekleyerek üretken özneler imal etmesidir. Hükümdardan farklı olarak, öldürmek değil yaşatmak üzerine kuruludur. İktidar, normları içselleştirmiş üretken özne-bedenlerin yeteneklerini geliştirmek, daha verimli ve uysal kılmak ve ekonomik sistemle bütünleştirme amacını güder. Ancak, tıpkı anlattığım derste olduğu gibi, bu ilişki tek yönlü değildir. Karşı tarafın kurallara rıza gösterme hakkı olduğu kadar, reddetme ve direnme hakkı da vardır. Bu haklar, iktidar oyunlarının temel ve ön şartıdır. Eğer bunlar yoksa, bir iktidar ilişkisinden ve hatta iktidarın kendisinden bahsedilemez.

Şehir hastaneleri: Hasta üreten fabrikalar

Hakkı Yırtıcı (Duvar) 2 Mart 2019

Mesele sadece teknik bir mesele değil. Bir de orada yaşayan, yaşayacak olan insanlar var. Her tasarımda mimar, yapıdaki yaşamı tek tek kurar. İnsanların nasıl hareket edeceklerini, nerelerde toplanacaklarını, neler hissedeceklerini hesaba katar. Sevdiğim ifadeyle, mimar yapının senaryosunu yazar. Poliklinik odaları, planda görüldüğü gibi yan yana dizilmiş basit kutular değillerdir. Önündeki koridor herhangi bir yapının değil, bir hastanenin koridorudur. Hasta olma durumu ile empati kurulmadan düşünülen bir koridor, birbirine paralel iki uzun çizgiden ibarettir. Hele hasta iken kendini bir AVM'de hissetmekten daha sinir bozucu ve insanın güvenini sarsan bir şey olamaz.

Komünizm ve din

Tayfun Atay (T24) 26 Şubat 2019

Tam bu noktada Mihri Belli'nin şu değerlendirmesini aktarmak da uygun olacaktır:

Marksistler din konusunda radikal burjuvazi kadar müsamahasız değildir. Karl Marx'ın meşhur 'Din halkın afyonudur' sözünün yer aldığı paragrafın tamamını okursanız orada kötüleme yoktur. 'Sömürü düzeninde insan dine sarılmasın da ne yapsın' denir. O anlam vardır (Yeni Harman, 12 Temmuz 2003).

Hadi gelin hemen o sözün yer aldığı paragrafa bir göz atalım ve Marx'ın nasıl da çarpıcı ve düşündürücü şekilde, metaforlarla zengin ama asla romantik ya da duygusal olmayan bir felsefi-sosyolojik çözümlemeye gittiğine bakalım:

Dinsel sıkıntı, aynı zamanda hem gerçek sıkıntının ifadesi hem de gerçek sıkıntıya karşı protestodur. Din, ruhsuz bir durumun ruhu olduğu kadar, ezilmiş yaratığın iniltisi, kalpsiz bir dünyanın kalbidir de… O, halkın afyonudur.

Aşırı sağ: küresel bir fenomen

Michael Löwy (Dünyadan Çeviri) 24 Şubat 2019

Kapitalist sistemin, özellikle de kriz dönemlerinde faşizm, darbeler ve otoriter rejimler gibi fenomenleri sürekli ürettiği ve yeniden ürettiği de dikkate alınmalı. Bu eğilimlerin kökenleri sistemdedir ve alternatif de radikal, yani köklü, sistem karşıtı olmalıdır. Frankfurt Okulu Eleştirel Kuramının öncü düşünürlerinden Max Horkheimer, 1938'de şöyle yazmıştı: Kapitalizm hakkında konuşmak istemiyorsanız, faşizm hakkında söyleyebilecek bir şeyiniz kalmaz. Yani, tutarlı antifaşizm, antikapitalist olmalıdır.

İstibdat normalleşiyor, Cumhuriyetçiler cezaevine giriyor

Kemal Göktaş (Diken) 23 Şubat 2019

Vakıf yönetimi 'bağımsız' mahkemelerin kararıyla değişti ve yeni gelen ekibin yaptığı ilk işlerden biri sıkıyönetim bildirisi tadındaki açıklamalarla gazetenin hangi konularda gazetecilik yapmaktan vazgeçeceğini ilân etmek oldu: Kürt sorununda barışı savunmak ve hükümetin Suriye politikasına eleştirel bakmak artık Cumhuriyet'in işi değildi.

Gidenle gelen arasındaki farkı hemen göstermeleri gerekiyordu. Cezaevlerinde dördü asker 28'i devrimci mahkûm 32 kişinin öldürüldüğü katliamın sorumlularına sayfalarını açıp yazı yazdırmak yaptıkları ilk işlerden biri oldu.

Rakam değil insan olmak

Kemal Can (Duvar) 23 Şubat 2019

Bir süredir iktidar seçmeninde mahcubiyet duygusunun arttığı söyleniyor. Doğrudan siyasî pozisyon içermeyen anket sorularında ve bazı sokak röportajlarının alt metinlerinde bunun işaretleri görülüyor. Kulislerde ve kayıt dışı görüşmelerde, iktidar çevrelerinden pek çok kişinin artık daha fazla yapılan yanlışlardan bahsettiği söylentileri dolaşıyor. Artık ciddiye alınması biraz zorlaşsa da alternatif arayışların bunlardan cesaret aldığı anlatılıyor. Ancak, kimse tavrını değiştirmeden, bunu açıklamadan, itiraz etmeye başlamadan utanmaya ne kadar devam edilebileceğini söylemiyor. Tıpkı ırkçılık yapmamak değil, ırkçılığa karşı olmak; adaletsizlik yapmamak değil, adaletsizliğe karşı olmak gerektiği gibi, birilerinin inandığınızı iddia ettiği yalanlara itiraz etmemek de sizi yalancı yapar.

Benim kuşağım dünyanın canına okudu: Büyüklerine karşı gelen o çocukları selâmlıyorum

George Monbiot (Açık Radyo - Guardian) 18 Şubat 2019

Torunlarımın yaşlandıklarında başlarına geleceğinden korktuğum felâketler daha şimdiden olmakta: Çöken böcek popülasyonları, kitlesel yokoluş, orman yangınları, kuraklıklar, sıcak dalgaları, seller. Size miras bıraktığımız dünya bu işte. Tüketimimiz arş-ı âlâya çıkarken dikkate almayı ihmal ettiğimiz o doğmamış kuşaklar arasında sizinki ilk kuşak oluyor.

Ama aramızda uzun yıllardır bu mücadele içinde bulunanlar sizleri terk etmeyecek. Siz Hodri Meydan! dediniz ve biz de buna cevaben ayağa kalkmalıyız. Sizinle dayanışma içinde olacağız. Biz yaşlıyız, siz de gençsiniz, ama buna rağmen bize siz öncülük edeceksiniz. Size en azından bu kadarını borçluyuz.

Kuyruktakiler

Murat Sevinç (Diken) 13 Şubat 2019

Her birimiz koşullarımızın ürünüyüz. Herkes insan gibi yaşamak ister ve o herkesin insan gibi yaşaması için gerekli koşulların yaratılması büyük emek ve zaman gerektirir. Zengin-yoksul ayrımı, yeryüzündeki en alçak ayrımdır. O kuyruklarda bekleyip hâlâ iktidar partisini destekleyen insanların talihsizliği, yaşamları boyunca kendilerine başka bir 'yol' ve 'üslup' olabileceğini gösteremeyenlere mahkûm bırakılmış olmalarıdır.

Halk yığınları, Türkiye'de başka siyaset erbabı olmak üzere muhtelif çevrelerce çoğu zaman yapıldığı gibi 'küçümsenecek' ya da 'pohpohlanacak' bireylerden oluşmaz. Bu hem ayıp hem yanlış hem de aptalcadır. İnsanlar akıl fikir sahibidir. Kitleler çoğu zaman duygularıyla hareket ediyor olsa da, o duyguların ve vicdanın oluşum süreci de verili koşullarda gerçekleşir. Bütün mesele o 'verili' koşulların dönüştürülebilmesinde.

Twitter, Facebook kullanımı ve linç

Gülgün Türkoğlu (Duvar) 11 Şubat 2019

Sosyal medya birçok şeyi değiştirebilecek güçte bir platform. Kullanıcıların, içerik üretenler ve tüketenler olmak üzere kabaca ikiye ayrıldığı bu ortak bölgede, toplumsal değerler, etik anlayış, görgü kuralları gibi birçok alanda yeni tanımlara ihtiyaç duyuluyor. Kes-yapıştır paylaşımlar, içerik üretimi anlamına gelir mi? Bu tür kullanıcılar, bilgi kirliliğinin artmasına ne ölçüde sebep verirler? Yalnızca içerik tüketen kullanıcı olarak konumlanmak, tepkisizliğimizi meşru kılar mı, sorumluluklarımızı azaltır mı? Tanığımız, tanımadığımız yüzlerce, belki binlerce insanın düşündüklerini, söylediklerini, yedikleri-içtiklerini, gezdikleri yerleri bilmeye bu kadar meraklı olduğumuz halde, kendi ayak izimizi bırakmamaya özen göstererek başkalarının sayfalarında saatler harcamamız normal midir?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

206