Patronsuz Medya

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Bülent Şık (Duvar) 16 Ekim 2018

Sorunları daha da çoğaltmak mümkün ve karşı karşıya olduğumuz sorunların karmaşıklığının insanda bir çaresizlik duygusuna yol açtığı da söylenebilir. Ne yapacağız sorusuna verebileceğim tek yanıt politika yapmaktan vazgeçmemektir. Politika deyince akla sadece partiler, sendikalar ve meslek örgütleri de gelmemeli. Gıda inisiyatifleri, ekolojik tarım örgütleri, kooperatifler, tüketici örgütleri, topluluk destekli tarım örgütlenmeleri, tohum takas ağları, çevre kirliliğine karşı mücadele eden örgütler başta olmak üzere içinde yer alabileceğimiz ve mevcut yıkıcı gidişata karşı farkındalık yaratacak, alternatifler üzerinde birlikte düşünmemizi mümkün kılacak irili ufaklı pek çok yapı var. Ne kadar aşınmış olursa olsun kamusal düşünmenin, kolektif çalışmanın geçmişte hiç olmadığı kadar önem kazandığı ve kazanacağı zamanlarda yaşıyoruz. Elimizden geleni yapmaktan başka bir çare de şimdilik yok. Açlık sorunu nereye doğru gidiyor sorusu dünya nereye doğru gidiyor sorusuna bağlı. Ve her iki soru da biz nerede duruyoruz sorusuna kapı aralıyor.

Altıncı Kitlesel Yokoluş Rekor Düzeyde Yangınları ve Sıcaklığı Beraberinde Getiriyor

Dahr Jamail (Açık Radyo - Truthout) 11 Ekim 2018

Bu yaz Avrupa kıtasında sıcaklıklar tepe noktalara ulaştı. İsveç en az 260 yıldan beri gördüğü en sıcak Temmuz ayını, son 74 yılın en şiddetli kuraklığını yaşadı. Kuzey İrlanda ve Galler'de tarihte kaydedilen en sıcak Haziran yaşandı. Berlin kavruldu, Britanya'yı orman yangınları kırdı geçirdi, Paris'te sıcak alarmları verildi.

California eyaletindeki Death Valley (Ölüm Vadisi), gezegen üzerinde kaydedilen en sıcak yer olma konusunda kendine ait olan rekoru bir kez daha kırdı: Ölüm Vadisi'nde Temmuz ayı ortalaması 108. 1 F (42. 3 C) derece ile, sadece bir yıl önce kırdığı sıcaklık rekorunu yarım derece (Fahrenheit) aştı. Geçen yılki sıcaklığın son 100 yılın rekoru olduğunu da ayrıca belirtmeye değer.

Türkiye tarihini değiştiren 10 Ekim katliamının anatomisi

Kemal Göktaş (Diken) 10 Ekim 2018

Kokteyl örgüt ve Gökçek'in televizyon programlarındaki performansı, kamuoyunda katliamın arkasında PKK ve HDP'nin olduğu algısına yol açtı. Anketler halkın yaklaşık yüzde 40'ının patlamanın PKK veya HDP tarafından gerçekleştirildiğine inandığını gösteriyordu. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu da seçime ilişkin bir anketi televizyon ekranlarından paylaşırken 'patlamadan sonra oylarının arttığını' söyleyecekti.

Nitekim, AKP, yeniden başlayan savaşın ve patlayan bombaların yarattığı dehşet duygusuyla gidilen seçimde yüzde 50 oyla tek başına iktidar oldu ve yeni partneri MHP ile birlikte ülkeyi 'başkanlık' sistemine taşımayı başardı.

Kıtlık geliyor ve çare küçük çiftçilik

Abdullah Aysu → İrfan Aktan (Duvar) 1 Ekim 2018

Oysa genel kanı endüstriyel tarımla daha fazla ürün elde edildiği yönünde değil mi?

Öyle değil işte! Bir kere endüstriyel tarımda hibrit tohum kullanılıyor. Bu tohum ancak çok su olduğu ve gübre verildiği zaman verimli olabiliyor. Gübreyi toprağa attığınızdaysa sadece ana ürününüzü değil, topraktaki tüm bitkilerin tohumlarını beslemiş oluyorsunuz. Dolayısıyla bu sefer de yabancı otlara karşı ilâç kullanmanız gerekiyor. Böcekler o yabancı otların altına yumurtalarını bırakıyor. Bir de bunları öldürmek için ilâç kullanıyorlar. Ayrıca kullanılan gübre de granül bir kimyasal olduğu için toprağın içindeki canlıları da öldürüyor. Bir hektar arazinin 15 santimlik kalınlığında yaklaşık 20 ton canlı yaşıyor. Bu canlıların birçoğu da bu şekilde zehirlenip ölüyor. Dolayısıyla toprak toza dönüyor ve kendi kendine üretemez hale geliyor. Endüstriyel üretimde dışarıdan ne kadar gübre verirsen, ona musallat olan böceği ne kadar öldürürsen o kadar verim elde ediyorsun. BM bu tespiti yapınca birden bire el frenini çekti ve endüstriyel tarımın dünyayı kıtlığa sürüklediğini açıkladı.

Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…

Murat Sevinç (Diken) 27 Eylül 2018

Tedavi için önce teşhis gerekiyor malûm. Eğer mümkünse riyakârlık yapmadan, samimiyetle ne denli berbat durumda olduğumuzu kabul ederek başlayabiliriz. Anlamsız, romantik yalanların ve temelsiz milli manevî masalların ardına sığınmadan; açık yüreklilikle itliğe itlik, edepsizliğe edepsizlik, haksızlığa haksızlık diyebilmeliyiz.

Hiçbir hareketinin cezalandırılmayacağının farkında olmanın pervasızlığıyla davranan şımarık ahlâksızlarla ve her toplum açısından büyük felâket olan 'cezasızlık' kültürüyle mücadele edecek gücü, kendimizde bulabilmeliyiz.

Aksi halde, muhtelif siyasî görüşlere sahip aklı başında tüm yurttaşların bir yerlere 'gitmek istediği' ve fırsatını bulanın 'gittiği' bir toprak olacağız. Zaten var olan söz konusu eğilimin, böyle giderse, artarak süreceğini tahmin etmek güç değil.

Hastaya 'hasta' demek lazım

Kemal Can (Duvar) 26 Eylül 2018

Koşulların yarattığı veya daha belirleyici olduğu rahatsızlıklar söz konusuysa, sadece bir kesimin bundan etkilenmesi pek mümkün değil. Ve her türlü hastalıkla ilgili iyileşme, fark ve kabul edilmesi ile başlıyor. Artık koşulların değişmesiyle kendiliğinden iyileşmesi zorlaşan ve geniş bir alana yayılan hasarlarla yaşıyoruz. İnkara ve haklı nedenlere odaklanmak yerine yüzleşmeye yer açmak, kaybedilenler muhasebesine kendimizde eksilenlerden başlamak önemli. Bir de hastalanmaya başladığını gördüklerimize, iyisin yalanı söylememek.

Bildiğimiz devlet neye dönüşüyor?

Ümit Kıvanç (P24) 25 Eylül 2018

Mühim mevzular. Bu kadar çıtlatmış olayım da hep beraber üzerine düşünmeye başlayalım yavaş yavaş. Eski modellerimiz, teorilerimiz çok sağlam zeminlere oturuyor, çok haklı dayanaklardan güç alıyor olabilir. Fakat dünya değişiyor ve değişimleri kavrayabilmek lâzım. Bütün bu özelleşme furyası, bildiğimiz -beğendiğimiz, doğru bulduğumuz, demiyorum- devlet-toplum ilişkisini ortadan kaldırdığı gibi, seçilmişler otokrasilerinin kitle desteğiyle yükseldiği ve ilk iş, geçerli devlet tanımının ve meşruiyetinin temeli, zemini ve çerçevesi olan hukuk kavramını ortadan kaldırdığı bugünün yüksek debili akışı bizi bildiğimiz anlamıyla bir toplumun var kalmayabileceği aşamaya sürüklüyor.

Kuralsızlık intiharı

İrfan Aktan (Duvar) 24 Eylül 2018

İntihar edenin yasını tuttuğumuz kadar, onun aslında kendisini öldürerek bize kestiği cezayı çekmeye, dolayısıyla kendi yasımızı tutmaya neden meyletmiyoruz?

Her ne kadar ani değil süreğen bir karışıklığın içinde olsak da, bireyi taşıyacak bir toplumsallığı yitirdiğimizi epeydir gözlemliyoruz. Ortak düzene kasteden, dayanışmayı, örgütlülüğü dağıtan bir zor aygıtına boyun eğmek, bireyin olduğu kadar toplumun da yavaş intiharıdır.

5 litre kaç santimetrede kaynar?

Metin Solmaz (Duvar) 20 Eylül 2018

Okul zaten miadını doldurmuş bir kurum. Vaktinde aristokratlara vasıfsız işçi yetmez olmuş, ayak takımına vasıf gerekmiş, sınıflara doldurup öğretmeye başlamışlar. O gün bu gündür sürüyor. İkame edecek bir şey yok çünkü.

Sadece yaşına göre sıralara dizilmiş onlarca insana aynı anda aynı şeyi öğretmeye çalışmak zaten saçma. Bu saçmalığa rağmen bir şeyler öğrenmeyi değil, kazanmayı beklemek daha da saçma.

Hepimiz biliyoruz ki okullarımız özgüvenli, meraklı çocuklar mezun etmeye çalışmıyor. 'Sınavda hızlı soru çözebilen', 'vatanına milletine bağlı', 'Sünni Müslüman' bir şeyler mezun etmeye çalışıyor.

'Hükümet fındığımızı tekellerin insafına bıraktı'

Ekin Alyaz (Birgün) 17 Eylül 2018

Tarıma yönelik politikalar çok yetersiz. Türkiye 2000'li yıllarda hayvan ve tarımsal ürün açısından kendisine yeten 7 ülkeden bir tanesi şimdi ise patatesi bile dışarıdan alıyoruz. Fiskobirlik seçimleri üzerinde AKP çok durdu, seçimleri alamayınca krediyi kesti ve Fiskobirlik bitti. Fındıktan sadece Ferrero diye bir firma kazanıyor. Başka da kimse kazanmıyor. Şu ana kadar devlet fiyat açıklamadı, üç yıldır TMO alıyor güya ama ne fiyat açıkladı ne alım başladı. 15 gün sonra fiyat açıkladığını düşünün öğrencisi olan şu an ne yapacak? Yaşam burada fındığa endeksli olur, düğünler bile onlara göre yapılır. Vatandaş da mecburen fındığını satacak.

Cumhuriyet tartışması

Kemal Can (Duvar) 13 Eylül 2018

Biraz önce yüklü bir ihaleyi bağlamış, yaptığı işle oran kabul etmez maaş veya ödemeyi cebine indirmiş biri, işinden olmuş, yeni bir işe girmesi yasaklanmış, anketörlük veya düzeltmenlik yaparak evinin kirasını ödemeye çalışan bir akademisyene satılmış diyor. Tam olarak ne satmış olduğunu ve karşılığında ne almış olabileceğini, kendisinin bunu söylemek karşılığında istihdam edildiğinin tartışılmaz bir hakikat olduğunu düşünmüyor bile. Birileri birilerini iktidarın yolunu açmakla suçlarken, iktidarın yolunda devam etmesinin parçası olmanın günahıyla, zaten hep böyleydi diyenler bir zamanlar başkaymış gibi yapmış olmanın ezikliğiyle yüzleşmek istemiyor. Hainlik, ahmaklık kavramları sanki aşıyla önlenebilir bir hastalık veya özel bir bağımlılıkmış gibi muamele görüyor. Bir zamanlar iktidara yakın olmanın kanıtı olarak Cemaatle ilişki kurmaktan bahsedilirken, şimdi iktidara karşı olmak Cemaatle ilişkinin kanıtı sayılıyor. Dolaylı destek, açık destekten daha affedilmez oluyor.

Dünya Gezegenine Elveda Derken

Chris Hedges (Açık Radyo) 31 Ağustos 2018

Yeryüzü hakkında düşündüğümüz her şey, onu önümüzde bulduğumuz şu tek andan ibaret aslında diyor Frank. Biz onu [yani gezegeni] itekleyip duruyoruz ve fena itekliyoruz. Bu geçişleri yapmak için fazla zamanımız yok. Artık şunu anlamamız lâzım: İklim değişikliği bizim kozmik ergenliğimizden ibaret. Bunun böyle olacağını önceden bilebilmeliydik. Sorulacak soru 'acaba iklimi değiştirdik mi?' olmamalı. Soru şu olmalı: 'Elbette değiştirdik iklimi. Başka ne olmasını bekliyorduk ki?' Kendisine büyük güç bahşedilmiş olan bir ergen gibiyiz biz. Hani şu bizim oğlana ya da genç kıza arabanın anahtarlarını verirsin ve 'Allah yardımcın olsun, inşallah başarırsın!' filân gibi bir şey dersin ya, işte tıpkı onun gibi. Halimiz tam da budur işte.

Bir kısım 'laik' yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…

Murat Sevinç (Diken) 30 Ağustos 2018

Tarih boyunca, başka ülkelerle ilişkilerinde olmadık işler yapmaya niyetlenen ve yapan devletler, kişi ve gruplar, örgütlenmeler oldu tabii. Bundan sonra da olacak. Herhalde şu anda ABD ya da Avrupa'da birileri, dünyanın geri kalanını ele geçirmeyi düşlüyordur. Kimi Hristiyanlar, 'Sabah yola çıksak akşam İstanbul'daki kilisede ibadetimizi yaparız' diyordur. Böyle şuursuzlar, başkasının toprağında, huzurunda gözü olan ruh hastaları her yerde, her ülkede var. Başka dinlerin, mezheplerin, etnik grupların mensuplarından nefret eden ve tüm kötülüklerin kaynağı olduğunu düşünen ırkçı faşistler, her coğrafyada üreyebilir.

Ancak devletler arasındaki ilişkileri ve toplumsal gelişmeleri anlamak ve açıklamak için tuhaf fanteziler dışında, mebzul miktarda kavram mevcut. Uluslararası ilişkiler, devlet menfaatleri, reel politik, siyasal ve kültürel hegemonya, ekonomik tercih ve gereklilikler, sınıf mücadelesi, emperyalizm, kapitalizm vesaire… Onlarca kavram, sayısız açıklama biçimi var.

Sabuuun

Sevilay Çelenk (Duvar) 30 Ağustos 2018

Kısa bir yazının sınırları içinde bu konuyu tartışmak zor, fakat en yalın haliyle ifade etmeye çalışırsam, Kurban Bayramı'nı katliam ve hayvan boğazlama gibi aşağılayıcı bir zeminde tartışmanın kimseye bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Kurban kestiren kişilere serinkanlı ve açıklayıcı bir eleştiriyle yaklaşmak yerine, aşağılayıp durmayı da ilginç buluyorum doğrusu. Kasaplar, marketler, şarküteriler et ve işlenmiş et ürünleriyle dolu maalesef. Her gün kitlesel olarak tonlarca hayvan öldürülüyor. Kesilip biçilip sofralarımıza getiriliyor. Dünya nüfusunun yeterli alım gücüne sahip olan çok geniş bir kısmı, her gün veya her öğün et yiyor. Hal böyleyken, vejetaryen ya da vegan bile olmayanların, Kurban Bayramı'na ateş püskürmesi çok anlamlı gelmiyor insana.

Politikacılar kitleler halinde insanları zehirliyorlar

Ömer Madra → Filiz Gazi (Duvar) 29 Ağustos 2018

Sadece son haftalarda olanlara bakalım. Kuzey Kutbu'nda 30 derecelik bir sıcaklık düşünülebilir mi? İsveç'te ağaçlar yanıyor ve hayatlarında o soğukta orman yangını falan hiç görmedikleri için hazırlıksız yakalandılar. Avrupa Birliği'nden yardım istediler, nasıl söndürülür diye. Finlandiya'da sıcak dalgasından dolayı, hiç bir evde klima cihazı olmadığı için bir AVM zengin, hatırlı müşterilerine Gelin bir geceyi bizim klimalı mağazalarımızda geçirin dedi. Kaliforniya tarihinin en büyük yangınını yaşıyor. 226 bin hektar alan çatır çatır yanıyor. 300 küsur bin futbol sahası kadar yer demek bu. Ne zaman söneceği konusunda en erken tahmin Eylül'ün başları. Japonya'da birçok insan öldü sıcaktan. Alışık değiller çünkü. Yaşlılar özellikle. Kanada'da sıcaktan insanın öleceği aklınıza gelir mi? Geçen ay Montreal'de 90'ın üzerinde insan öldü. Yunanistan'da Yunan tragedyaları gibi bir şey yaşandı. En büyük yönetmenlerden biri olan Theodoros Angelopoulos'un evi dahi yandı. Bütün yazışmaları gitti. Laos'ta bitirilmemiş bir baraj patladı. 6 bin 500 kişi ve yüzlerce köy su altında kaldı. Cehennem gibi.

Toplumsal krizde felsefeciler sınıfta mı kaldı?

Hamza Celâleddin (Duvar) 24 Ağustos 2018

Dil, her toplumda, bütün eylem alanlarını düzenleyen ve toplumun varlıkta kalmasını sağlayan bir paradigmadır ve bu paradigma krize yol açacak denli tahribata uğramış ya da bile-isteye tahribata uğratılmış ve yozlaştırılmışsa; yapılacak şey artık dilsel bir devrimdir (1). Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu krizin kaba özeti budur ve bu kriz, kimi zaman iktisadî, kimi zaman politik, kimi zaman kültürel, kimi zamansa ahlâkî olarak kendisini hissettirir. Biz ise son derece iyi niyetli (!) ve budalaca şekilde, iktisadî bir krizin gerçekten iktisadî, politik bir krizin gerçekten politik olduğunu ve hatta bu krizlerin dış güçlerin bize bir oyunu olduğunu kurgulayarak (ki bu aslında patolojiktir) tarihsel yükümlülüğümüzden kurtulmaya çalışırız; oysa ki kriz bütünüyle dilseldir ve bütünüyle bizimle alâkalıdır.

Şempanzelerden politika hakkında öğrenebileceğimiz 5 şey

(Bbc) 23 Ağustos 2018

Prof. Petersen, Hâlâ küçük gruplar halinde yaşıyormuşuz gibi kararlar veriyoruz. Beynimiz küçük bir toplulukta yaşadığımızı düşünüyor ve doğru olduğunu düşündüğümüz ilk çözümler genellikle küçük topluluklarda işe yarayacak çözümler oluyor diyor.

Petersen buna örnek olarak fiziksel açıdan güçlü kişilerin gelir dağılımı konusuna daha az önem vermesini gösteriyor ve ekliyor:

Onlar gelir dağılımının fiziksel güçleriyle sağlanamayacağı ve parlamentodaki gruplar tarafından yönetilen bir şey olduğunu unutmaya yatkın oluyorlar.

Az iken muhalefet çok olunca kibir

Kemal Can (Duvar) 23 Ağustos 2018

Çocukluğumun şehrinde geçirdiğim günün ardından, biraz geçmişe gittim. Gelecek olan tehlikelerden (komünizm gelecek) bahseden kalabalığın değil de, içinde olduğumuz duruma itiraz eden azların neden bana daha doğru söylüyormuş gibi geldiğini hatırladım. Hiç bir açık avantajları olmadan, hatta korumaları gerekenleri riske atarak mücadele edenlerin neden daha inandırıcı geldiğini düşündüm. Az olunan, güçsüz görünülen yerde direnç göstermenin çoğaltan etkisini düşündüm. Muhalif olmak büyük parantezinde herkesin eşitlenmediğini, bazılarının da hakkının yendiğini hissettim. Hapse girmeden önce yeterince cesur olmadığı için eleştirdiği yazarların davaları için adliye önüne gelmeye üşenenlerin karşısına, bahçesinin ilk fındığını kırıp Alev Şahin'e getirenleri koydum. Öyle işte…

#çoktanunuttuk…

Murat Sevinç (Diken) 21 Ağustos 2018

Tarihi boyunca hiç bir kötülüğüyle yüzleşmemiş, yüzleşmemesiyle gurur duyan bir devletin uyruğu, koskoca bir kalabalık. Gayrimüslimlerin malına mülküne, toprağına çökerek büyüyen yerli ve milli sermaye. O sermayenin sırtını sıvazlayarak yerli burjuvazi yaratmaya çalışan bir devlet. Devletin iyi ve eşitlikçi yurttaşları olmak yerine, kendisi sayesinde var olan devlete 'tapınan' milyonlarca insan.

Tarihimiz, teflon yüz gerektiriyor. Hiç bir şey durmamalı o yüzde. Olmadı ki öyle bir şey… Yok ki öyle bir şey… Yalan hepsi… Görmedik ki… Duymadık ki…

Muhalefet ve bazı sinir bozucu olgular

Ümit Kıvanç (P24) 19 Ağustos 2018

Sosyalistim diyen birileri bile, ABD ile papaz olunmasına dair konuşurken, ABD emperyalizmine karşı olmakla eşdeğer tutup olumlayarak Amerikan karşıtlığından sözedebiliyorsa, -aslında ortaya getirmek için vesileye de ihtiyacımız olmayan- şu soruyu sormaya hakkımız yok mudur: Acaba bu memlekette muhalefet, çeşitli sûretlere bürünebilen aslî iktidarla çok derinde bir şeyleri paylaştığı için mi yapısal olarak zayıftır? Zira, şurası açık ki, teşhisi pek kolay olmasına rağmen telâffuz edilmez, iflâh olmaz bir milliyetçilik damarı, metre metre kesilmiş, ülkedeki bilumum bünyelerin gerekli uzuvları bundan imal edilmiş gibi. Şu anda Washington'la karşılıklı babalanma yarışına giren ve bundan içeride çıkar sağlamayı uman, fakat dışarıda da Üçüncü Dünya'dan belirli bir destek temin edebilecek olan Tayyip Erdoğan+AKP iktidarına karşı yürütülen muhalefet neredeyse bir milliyetçilik yarışından ibaret.

İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz 'masa' mıyız?

Murat Sevinç (Diken) 17 Ağustos 2018

Kapitalizmi savunmak, bir seçenektir. Kapitalizme, sömürüye karşı ve eşitlikten yana olmak da bir diğer seçenek. Neoliberal siyasete taparcasına bağlı olanların, yaşamda ve tarihte başka bir seçenek yokmuşçasına, hiç olmamışçasına, asla olamazmışçasına, sermayenin başı her sıkıştığında 'İdeolojilerinizi bir yana bırakın' çağrısını tekrar etmeleri, vatan sevmek filân değil, siz de kapitalist olun, demektir. Siz de, milli gelirin yarısından fazlasının yüzde 1'in elinde olmasını takdir edin, demektir. Siz de, kendisini Sabancı ile aynı güvertede zanneden asgarî ücretlilerden olun, demektir.

Devletten 'altın vuruş' bekleyenler!

Bahadır Özgür (Duvar) 7 Ağustos 2018

Fransız Sosyolog Alain Touraine, ABD'de patlak veren 2008 ekonomik krizini analiz ederken, daha öncekilerden en büyük farkın 'sessizlik' olduğunu söyler. Şaşırtıcı olan şey; göstere göstere şirketler, bankalar kurtarılırken krizden acı çekenlerin el vereceği bir şiddet sarmalının doğuşunu duyuran toplumsal bir sessizliğin hızla yayılmasıdır.

Türkiye'nin yaşadığı krizin de her halde en belirleyici özelliklerinden birisi, 'altın vuruş' isteyenlerle bunu tereddütsüz yerine getirenlerin pervasızlığı olacaktır. Dolayısıyla krizin gidişatını da sonucunu da dolar 5 liraya çıkınca yeni imtiyazlar kazanan başkanın sofrasındaki yeni aferistlerle, yıllık geliri kâğıt üzerinde 3 bin dolar eriyen millet bahçesindekiler arasındaki 'dehşet dengesi' belirleyecek. Ya pervasızlık sessizlik duvarıyla yanıt bulacak ya da…

Şiddet tekeli bayii

İrfan Aktan (Duvar) 6 Ağustos 2018

Yine teorik olarak toplulukların, örgütlerin, çetelerin, kişilerin şiddet kullanımını engellemek üzere toplumların belli bir mutabakat/rıza sonucu devleti ve aygıtlarını oluşturduğu ve şiddet kullanımını onun tekeline verdiği, daha basit anlatımla elindeki silâhları toplayıp ona devrettiği söylenir. Tabii bazı devletler, lehlerinde kullanılacağını bildiği sürece kendi dışındaki kişi, grup veya örgütlerin silâhlanmasına müsaade eder. Kendisi tekeldir ama hukukun dışına çıktığını belli etmemek kaydıyla gizli bayilikler açma kudreti vardır! (Bkz: 1990'larda Hizbullah, JİTEM vs)

'Yavan süt tozu'

Hakkı Özdal (Duvar) 3 Ağustos 2018

Türkiye sağcılığı ve onun her cinsten ünitesi, zaman zaman ciddi sorunlar, yöntem ve yol anlaşmazlıkları, hatta küçük çaplı açık çatışmalar yaşansa da hiç bir zaman 'antiemperyalist' olmadı. Dini muhafazakârlık ve ulusalcılığın hassasiyetlerini, mazlumdan yana olan yaygın folklorik kültürü kaşıyan; sembolik, hatta genellikle fetiş nesnelere hapsedilmiş; emperyalist paylaşım karşıtlığından daha çok yabancı düşmanlığına yakın olan bir anti-Amerikancılık, zaman zaman bir kravat iğnesi gibi takınılabilir; ama kostümün kendisi değildir. En az 1945'ten beri değildir. Türkiye'nin iktisadi ve siyasî egemenleri Amerika'yla barışmanın yolunu bulur. Bu kadar eskimiş ilişkilerde bazen kavgalar işin tuzu biberidir –hatta.

Mülteci krizi ile ilgili beş mit

Daniel Trilling (P24) 29 Temmuz 2018

Mültecileri savaşlar üretir. İnsanlar yaşam kalitelerini arttırmak için yola düşmeye devam edecekler, sırf aşırı yoksulluktan da değil, küresel kültürle ve küresel iletişim ağlarıyla bağlı oldukları için. İklim değişikliği geçtiğimiz yıllarda gördüğümüzden çok daha yüksek sayılarda yerinden edilmeler yaratma potansiyeline sahip; savaş mültecileri için olduğu gibi, bu insanlar da muhtemelen en büyük etkiyi hissedecek olan yoksul ülkelerden olacak. Bunların olup olmaması bizim kontrolümüzde değil; önemli olan nasıl yanıt ürettiğimiz ve bu krizin hatalarını tekrarlayıp tekrarlamayacağımız.

Rahip Brunson ve Yorgun Savaşçı

Hakkı Özdal (Duvar) 27 Temmuz 2018

Bugün, bir yandan uluslararası gerilimlerin tehlikeli patikalarında -belli ki haddinden fazla cüretkâr- blöfler ve hayallerle yol ararken, diğer yanda içeriyi bastırmak için girişilmiş her türlü hukuksuzluğu karşısına bir zaaf olarak çıkan; madem her şeyle birlikte yargı da senin uhdende, hadi bakalım gör şu işimizi denilen yeni rejimin hareket alanının da; bütün bu olan biten karşısında kendi kör kısır gündemi içinde debelenen bir kısım muhalefetin geleceğinin de giderek tükendiğine tanık oluyoruz.

Bunların hiç biri belli ki 'geleceğe' hazır değiller. Ve 'gelecek' ne zaman geleceğini haber vermeden çat kapı geliyor.

Olağanüstü Cumhurbaşkanlığı Sistemi

Dinçer Demirkent (Duvar) 19 Temmuz 2018

Saray 2014'te yeni konumuna yerleştiğinden beri bir hayalle yaşamaktadır. Türkiye'yi tek kişi olarak yeniden kurma hayali. Yalnız olmak istemektedir, bu nedenle tarafsız Cumhurbaşkanı olarak katıldığı partinin 2014'teki birinci olağanüstü kongresinde anayasaya aykırı biçimde parti lideri sıfatıyla konuşmuş, yeni Türkiye'nin kuruluş ilkelerini anlatmıştır. Evet yeni bir devlet kurmak istemektedir, bu nedenle başta anayasa olmak üzere önüne çıkabilecek bütün engeller, zor ve baskı, olmadı geçici saray ittifakları yoluyla yok edilmelidir. Bu devlet düzeninin temeli hükümdarının belirlediği adalet ilkeleridir, yani düşmanına (demokratik bir dilde bu muhalefet olarak söylenirdi) zulmün hak olduğu, dostuna cömertliğin (demokratik bir dilde bu ayrımcılık ya da yolsuzluk olarak söylenirdi) görev olduğu bir adalet sistemi. Bu yüzden örneğin barış için akademisyenlerin davaları cezalarla sonuçlanırken, kan banyosu sevdalısı organize suç örgütü liderlerinin söyledikleri beraatla sonuçlanmaktadır. Adil midir? Bu adalet anlayışı içinde elbette. Bu yüzden Soma'da yakınlarını kaybeden aileler değil; usulsüz kömür çıkaran şirket kollanmaktadır. Bu adalet anlayışı içinde adil değildir diyebilir misiniz? Bu yüzden Fethullah Gülen'e övgüler düzenler Sarayın güvenli mevkilerinden yer bakarken, bu İslamcı tarikatla mücadele edenler cezaevlerine yerleştirilmektedir. İşte kendi içinde tutarlı olan bu adalet anlayışı yeni devletin temel ilkesidir. İntikam ve kayırma.

Yaşam kaynağı olarak varoluşsal hınç

Ümit Kıvanç (P24) 11 Temmuz 2018

Uzun yıllar önce, AKP'nin A'sı yokken, gelin görün ki, cami hoparlörlerinin volümleri sürekli artırılırken, üstelik o vakitler korkunç kötü okunan ezanların berbat hoparlörlerden, amplifikatörlerin mâkûl gücünü zorlayarak verilmesinden ötürü ezan ezanlığından çıkarılır, rezalete sebep olunurken hep düşünürdüm, 'neden böyle yapıyorlar?' diye. Bir gün nihayet, ezanın müminleri namaza çağırmak için değil, birilerine bir şey ispat etmek için bu şekle sokulduğunu akıl edebildim. O bir egemenlik iddiasının seslendirilmesiydi. İbadetle alâkası ikincildi. Derinden gelen, güzel okunan ezana inanmayan insan da kulak verebilir, kim bilir, dinlerken zihni veya ruhu belki kimi ufuksuz dindarın asla ihtimal veremeyeceği şeylerle meşgûl olabilirken, bizzat o derinlikte bir şeyler arayanlar çıkabilecekken, dindara göre din eğer kâinatın topyekûn izahı ise, en başta ona derinliği yakıştırması gerekirken, tam aksi tercih ediliyor, ezana sesi köklenmiş cızırtılı belediye hoparlöründen yapılan siyasî propaganda muamelesi revâ görülüyordu! Neden?

İnce'nin mitingleri muhafazakâr seçmeni ürküttü

Özlem Akarsu Çelik (Duvar) 27 Haziran 2018

Türkiye'de son yıllarda toplumun her hücresine sirayet eden ya bendensin ya karşı taraftan hastalığının sosyal medyayı da etkisi altına aldığı görülüyor. Kullanıcıların büyük çoğunluğu kendisiyle aynı mahallede yaşayanları takip ediyor, farklı mahallelerden bir söz duymaya dahi tahammül edemiyor. Bu durum, sosyal medya kullanıcılarının geniş bir kesiminde gerçeklik algısının kaybolmasına yol açmış görünüyor. Seçim gecesi açıklama yapmayan İnce ile Akşener hakkındaki kaçırıldılar, tehdit edildiler gibi uçuk kaçık iddiaların sosyal medya paylaşımlarıyla yayılması tam da bu durumun sonucudur.

'Nasıl koyduk', 'size müstehak' ve ihtiyar köstebek

Hakkı Özdal (Duvar) 27 Haziran 2018

Hiçbir zaman kendisine ait olmayan ve bundan sonra da olmayacak olan bir devleti, cahil yığınların lehine düzeltmek isterken yorgun düşen bu 'iyi insan'larda; 'erdem' gibi görünen şeyin, bir çırpıda acımasız bir bencilliğe dönüşmesi sadece bir 'sonuç' değil; var sayılan yenilgi açısından bir 'neden'dir de aynı zamanda… Nitekim orada erdem ile bencillik aslında baştan beri aynı şeydir ve toplumsal devinimin üzerine düşürdüğü ışık ve gölgelerle, önce biri sonra diğeri olarak yansımaktadır. Adliye ya da hastanede taşeron çalışan işçinin artık bir devlet partisine dönüşmüş egemen sınıf fraksiyonuna karşı çaresizliği, sadece iktidarın değişmesi gerekliliğini değil; onun yerine kendi sözde 'kurtarıcılığını' geçirmeye çalışan, oysa gerçekte kültürel ve ideolojik olarak iktidar imtiyazlılarınınkiyle kardeş olan bir başka sınıfsal kibrin esiri olan 'muhalefet' unsurlarının ve argümanlarının da değişmesi gerekliliğini göstermiyor mu?

Hayvanları koruma şovları yalan çıktı: Yeni yasa belediyelere katliam yetkisi veriyor

Metin Yıldırım → Meltem Yılmaz (Birgün) 18 Haziran 2018

En büyük mağduriyet petshoplardan heves uğruna hediye amaçlı alınan ve sonra sokağa bırakılan hayvanlar. İkincisi; hemen hemen her yerde sokaktaki hayvanlarımız aç ve perişan. Belediyeler şimdi modern, yer altı çöp konteynırları kurdu ama bu defa da hayvanlar çöpten dahi beslenemiyor. Bu ülkede en çok zulme uğrayanlar kediler, köpekler olduğu için öncelikle bunu gündeme taşıyoruz ama atlar da zulme uğruyor, civcivler diri diri makinelerin içerisine atılıp öldürülüyor. Türkiye'deki kesimhanelerin yüzde 95'i kaçak. Yanı sıra, nesli tükenme durumunda olan hayvanlar kaçak avcılar tarafından yok ediliyor.

Pitbull dövüşleri son dönemde giderek daha sık duyduğumuz bir sorun. Bu, büyüyen bir sektör mü?

Bunların genelde sosyal medyada kapalı grupları var, orada organize oluyorlar. Örneğin Niğde iline bağlı bir ilçede bir turnuva düzenleniyor. Milyonlar kazanılıyor.

Polis de çok önemsemiyor. Bu ülkede insan haklarını önemseyen bir anlayış yok ki hayvan hakları önemsensin. Bunun dışında, denek hayvanlarının ticareti de had safhada. Amerika'da bazı derneklerle Türkiye'deki derneklerin ortak çalışmasıyla golden'lar gidiyor. Bu kişiler köpek başı 6 bin 500 dolar alıyorlar.

Yayılan söylentiler iktidarın kaybetme ihtimalinin ciddi alâmeti

Melek Göregenli → Nuray Pehlivan (Duvar) 31 Mayıs 2018

Kronik hale gelen bu kaybetme psikolojisinin önüne nasıl geçilir?

Çok basit bence… Kendime verdiğim aklı paylaşabilirim; bir duvar yazısı gibi ufkumuzu esir eden gitmeyen iktidar yapmışlar cümlesinin yerine, gördüğümüz bütün duvarlarda artık böyle yönetilemeyen halk yaptık yazdığını hayal edelim… Daha da ötesi bütün yalanlara direnen halk yaptık… Seçimler dünyamızı değiştirmez ama bu cümlenin anlattığı ve benim de inandığım fikir, daha çok bu dünyanın nimetlerinden görece daha çok pay alanların, büyük iyilikleri gelecekte kurabilmek uğruna bugünün küçük adımlarını küçümseyebilme lüksüne dönüşmemeli. Başka bir dünyanın mümkün olduğu hayali ve çabası, bugünü, hepimiz için daha yaşanabilir kılmak için seçimleri önemsemekle çelişmez. Bu iktidara itirazı olan herkes, bu ülkenin bütün yurttaşlarının temsil edileceği bir yönetim için inancını ve gelecek hayalini hiç kaybetmeden elinden geleni yapmalı ve siyasal iradelerinin gücüne güvenmeli. Ayrıca, seçimlerin matematiksel sonuçlarına kafa yormaktan çok, kalıcı sol bir söz üretmenin ve yalana karşı hakikati bıkmadan savunmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Fotoğrafta muktedirin kâbusu görülüyor

Ümit Kıvanç (P24) 29 Mayıs 2018

Hiç mi hiç tesadüf değildi: Tam da Gezi İsyanı zamanı. Aşırı dozda demenin hayli hafif kaçacağı polis müdahaleleri nedeniyle İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürünün istifalarını isteyenlere, yani âdetâ Yeniçeri'nin o isyancı grupları gibi, 'şu valiyi görevden alacaksın, şunu görevden alacaksın, bunu görevden alacaksın' gibi ultimatom sallayanlara doğru kükredi başbakan -hâlâ başbakandı- Erdoğan: Sen hangi iktidarla konuşuyorsun ya! Ak Parti iktidarıyla bunlar konuşulur mu? Şimdi kalkıp da bazı yazılı veya görsel medyada olanlar bu tiplere haddini bildirmiyor. Bundan daha büyük haddini bilmemezlik olur mu? Kalkacaksın hükümete, 'şu valiyi, şu emniyet müdürünü görevden al, şunu açığa al, şunu şuraya götür, bunu buraya götür.' Önce haddini bileceksin ya! Yok bilmem ne platformuymuş. Ne platformu olursan ol ya! Ayaklar ne zamandan beri baş olmaya başladı?

'Dünyanın sadece yüzde 0, 01'ini oluşturan insanlar, canlıların yüzde 83'ünün yok olmasına yol açtı'

Guardian (Bbc) 26 Mayıs 2018

Bazı bilim insanları yeryüzünün içinde bulunduğu çağı Anthropocene yani İnsan Çağı olarak adlandırıyor.

Yapılan bu son araştırmada da bu tanımın izlerini bulmak mümkün.

Araştırma, kümes hayvanlarının dünyadaki bütün kuşların 70'ini oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Böylelikle kuşların sadece yüzde 30'unun vahşi olduğunu görülebiliyor.

Memelilerde ise durum daha da çarpıcı.

Memelilerin yüzde 60'ı çoğu büyükbaş hayvan ve domuz olmak üzere çiftlik hayvanı.

Yüzde 36'sı insan, yüzde 4'ü ise vahşi memeliler.

563 milyar doları nasıl yaktık?

Önder Algedik (Duvar) 23 Mayıs 2018

Bu ülkede 2000 yılında 13 milyon ton kömür, 31 milyon petrol ve 14, 8 milyar metreküp doğalgaz ithal ediliyordu. 36 milyon ton çimento üretiyordu, kara yolları da 7, 2 milyon araca sahipti.

Şimdi 36 milyon ton kömür, 50 milyon ton petrol ve 46 milyar metreküp doğalgaz ithal ediyoruz. Yerli ve yabancı çimento lobilerinin eline geçen çimento pazarı yıllık 83 milyon ton çimento üretimine ulaştı. Sokaklarda petrol yakan 22 milyon araç var artık. Sonuç, Türkiye 2002-2017 arası enerji ithalâtı ile 563 milyar doları dışarı verdi!

Dünyanın fosil yakıt üreticilerinin cebine bu halk 563 milyar dolar koydu. Yani 563 milyar dolar birilerinin cebine gitsin diye 549 milyar dolar cari açık verdik. Şimdi bu açığı ödememizi isteyecekler.

Ayvayı Yedik

Mayer Hillman → Patrick Barkham (Açık Radyo) 18 Mayıs 2018

Medeniyet, ömrünü bu yüzyıl sonuna kadar uzatmayı başarabilir mi, diye soruyorum. Ne yapmaya ne kadar hazır olduğumuza bağlı diye cevap veriyor. İklim faciasını durdurmak üzere orantılı eylemlere girişene kadar çok vakit kaybedeceğimizden korktuğunu söylüyor.

Önümüzdeki engel, kapitalizm. Şu anda dünyanın her yanında yüzlerce yeni hava limanı ve sayısız pist inşa edilip dururken küresel havacılık endüstrisinin sökülüp atılacağını düşünebiliyor musun kuzum? Sanki kasıtlı olarak doğaya meydan okumaya kalkışıyormuşuz gibi bir halimiz var. Ne yapmamız gerekiyorsa bunun tam tersini yapıyoruz; herkes de gıkını çıkarmadan, gözünü bile kırpmadan onaylıyor bunu.

'İyi' Parti iyi mi kötü mü?

Ümit Kıvanç (Duvar) 7 Mayıs 2018

O meşum sorunun yeri geldi: Meral Hanım ve etrafında toplanan Ülkücü ekip bundan rahatsız mı olacak yoksa artık iyice yıpranan ve bağımsız şahsiyeti tartışmalı hale gelen MHP'nin geniş devlet şeması içindeki -yine, isterseniz: Kıyısındaki- yerine mi talip olacaklar? Buna başka söz eklemeyeyim, siz bir zahmet soruyu tekrar okuyun.

Bitirirken, saldırıya uğrayan İyi Parti'lilere geçmiş olsun demek isterim. Durun siz kardeşsiniz! Birbirinize vurmayın, haydi barışın, yine hep beraber bize saldırın, diyemeyeceğim, müsaadeleriyle.

Bilgilendiriyoruz: Size ayıp şeyler yapacağız

Ümit Kıvanç (P24) 22 Nisan 2018

Peki, verilerimiz kimlere aktarılabilir? Şunlara: (…) dış kaynak hizmet sağlayıcılar, kargo şirketleri, hukuk büroları, araştırma şirketleri, çağrı merkezleri, şikâyet yönetimi ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin yazılım şirketleri, ajanslar, danışmanlık şirketleri, basım sektöründe yer alan şirketler, bankaların emlâk satışları için bankalar, emlâk projeleri ile ilgili olarak müteahhitlik firmaları, sosyal medya mecraları dahil üçüncü gerçek ve/veya tüzel kişiler ile ve yasal zorunluluklar kapsamında yetkili kurum, kuruluş, merci, idari ve yargı organları (…)
Yani sade vatandaş dışında herkese!

Muktedir dinbaz ortamları

Ümit Kıvanç (Duvar) 18 Nisan 2018

Elde edemediğiniz şeylerin -şu kültürel iktidar meselesi ne büyük acılara yol açıyor yarabbim!- yarattığı hırs, artık sadece öğütücü, tüketici bir mekanizma haline gelmiş bulunan ve içine ne boca ederseniz edin asla tatmin olmayan ruhunuzda fırtınalar yaratır. Hırs, ruhunuzu bir yandan yok etme arzusuyla öbür yandan daha çoğunu elde etme tutkusuyla doldurur. Düşman saydığınızı, hattâ sadece kendinizden saymadığınızı yok edebilmek de bir çeşit zenginleşmedir, bu ruhlar için. Ele geçirdiklerini düşünürler. Öldürmek bir çeşit ele geçirmedir. Öldürdüğünü değil, ondan kalan boşluğu.

Din idealinin realitesi şiddet

Ayşegül Karakülhancı Duman (Duvar) 2 Nisan 2018

Hıristiyan ülkelerin politikaları kendi dini inancının temel öğretisine ne kadar uymuyorsa, aynı şekilde İslam dinine mensup ülkelerin politikaları da yine o dinin en temel öğretisi ile uyuşmaz! Toplumlar, birbirleriyle yan yana yaşamak zorunda bırakıldıklarını düşündükleri müddetçe de iç içe geçen toplumlar olmayacaklar.

Bu konu Almanya'da en azından şimdilik AB standartları içerisinde demokratik demokratik tartışılırken, dünyanın sözde en barışçıl dini olduğu iddiasındaki İslam'ı kabul etmiş Orta Asya'dan gelen Türkler, Osmanlı İmparatorluğu zamanlarında, Hıristiyan çocukları devşirirken, azınlıkları ağır vergiye tabi tutarken, Türkiye Cumhuriyeti'nin de öncülünden geri kalmadığını, Anadolu'daki Hıristiyan, Yahudi ve başka inançlara mensup olan insanlara ne kadar hoşgörülü ve dostane yaklaştığını, günümüzdeki nüfus oranlarına bakınca görüyoruz.

Günümüzün Marksizmi nerede?

Ümit Kıvanç (Duvar) 28 Mart 2018

Bir zamanlar önce onu eleştirmeden iktisat konusunda lâf edilemeyen, bir evrensel teorik değer ölçüsü haline gelmiş Marksizmin prestijini birden kaybetmesi, beklenmedik ve acaip bir olguydu. Kapitalist sistemin var gücüyle bu unutturma işine yüklenmesi şüphesiz rol oynadı. Ancak hiç bir kurtuluş teorisi ve siyaseti sadece hasımlarınca yok edilemez. Temsilcileri bastırılsa, ortadan kaldırılsa, görünürlüğü elden geldiğince kısıtlansa bile o bir yerlerde varlığını sürdürür, hissettirir. Marksizmin başına gelenlerin öncelikli sorumluları, yeryüzü tarihinin en eleştirel dünya görüşünden bir nevi totaliter din çıkarmış siyasetçilerdir. Bütün yeryüzü ahalisine seslenen bir kurtuluş umudu olarak sosyalizm, son olarak, Kamboçya'da, ülke nüfusunun beşte ikisini ya doğrudan öldüren ya da ölümüne yol açan Kızıl Khmer'lerle feci bir kapanış yaptı ve kurtuluş hayalleri âleminden çekildi.

İşkence: Egemen karşısında insan

Ahmet Murat Aytaç (Duvar) 24 Mart 2018

Kanımca 12 Eylül söz konusu olduğunda dikkatimizi odaklamamız gereken yer burasıdır. Amaç bilgi toplamanın çok ötesindedir. İşkence, devlet otoritesi ve varlığını sağlamak amacıyla yaygın ve sistematik bir şekilde uygulanmıştır. Şiddet, insan doğasını dönüştürmenin, onları sadık vatandaşlar olarak yeniden yaratmanın aracı olarak uygulanmıştır. O halde, işkence 12 Eylül için özdür ve onun temel yönetme biçimidir. İşte 12 Eylül'ü sadece insanlığa karşı işlenmiş suçlarla bir arada ele aldığımızda gerçek anlamını kavrayabiliriz. Vesayet kültürü ve darbecilik üzerinden geliştirilen 12 Eylül eleştirileri ve tabii ki yargılama süreçleri bu açıdan son derece yüzeyseldir. 12 Eylül Anayasası, sanıldığı gibi Danışma Meclisi'ndeki müzakerelerle belirlenip halkoyuna sunulmadı. Esas anayasal meseleler cezaevlerinde ve sorgu merkezlerinde müzakere edilmiş ve temel ilke ilk olarak buralarda açığa çıkmıştır. Egemenliğin saf şiddeti, yasak karinesini işkence uygulamaları yoluyla mağdurların bedenine kazımıştı. O dönemden bu yana Türkiye'de devletle karşı karşıya kalan her insan yazılı olmayan bu temel anayasa kuralını gördü ve tanıdı: Burada Allah yok, peygamber tatilde.

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

110