Patronsuz Medya

Hayatımız Afazi

  Durmuş Düşünür - 6 Nisan 2013


Durdum, düşünüyorum. Bu celbedilmiş toplumsal sözyitimi (kısacası afazi; biraz daha uzunu, kelimelere gerçekte olduğundan daha farklı anlamlar yüklemek) denen illet hakikaten de bizim toplumun önemli bir bölümünü pençeleri arasına almış.

Örnek mi? Manav, hıyarını badem, badeem diyerek satar…

Biz adam olmayız diyen adam, bir sonraki cümlesinde de bir Türk dünyaya bedeldir der ve bu ikisi arasında hiç bir çelişki algılamaz.

Toplumdaki her türlü değişimi yozlaşma olarak gören ve toplumu 1930'lardaki asrı saadete döndürmek isteyenler, karşıtlarını mürteci ya da gerici gibi sıfatlarla yaftalar; ve tabii ki kendisini de çağdaş ve ilerici diye…

Emperyalizm kavramı, sınıfsal özünden tamamen soyutlanarak, kaba totaliter milliyetçiliğin zenofobik (yabancı düşmanı) simgesine dönüştürülür.

Kontrgerillacılıktan yargılanan generali savunmak solculuk, darbecilerin yargılanmasının yolunu açan referandumda evet oyu kullanmak liboşluk ve iktidar yandaşlığı olur.

Irkçı ve kafatasçı neonazi hareketin yuvalandığı partinin adı İşçi Partisi, seçkin partisinin adı Halk Partisi, CIA'nın vurucu kontra örgütü olarak zamanında ülkeyi kan gölüne döndürmüş olan partinin adı da Milliyetçi Parti olur…

Mesleği gazetecilik, artistlik, akademisyenlik falan olan kişiler, hükümetin icraatlarını kamuoyunda aklasın diye Başbakan tarafından görevlendirilip sahaya gönderilir. Ve adlarına da akil denir.

Hâlâ durdum ve hâlâ düşünüyorum; acaba Türkçe'yi hurdaya ayırıp, onun yerine dışarıdan Japonca ya da Almanca mı ithal etsek?

Sıfırdan öğreniriz, ama belki o zaman doğrusunu öğreniriz.

* * *

Konuyla ilgili yazı: Sinem Hürmeydan → Alev Alatlı ve Afazi

Yorumlar

İnsanoğlu, kendi 'Afazi'sinin farkına varabilir mi? Hayır, başkasına muhtaçtır.

Alev Alatlı Afazi mi demiş?

Siz, altında Alev Alatlı'nın da imzası olan 300 imzalı Anayasa uyarısı nı okudunuz mu? Hükûmetin yapıp ettiği her şeye karşı duranlara da aydın deniyormuş bir yerlerde, ben öyle duydum. O bildiriyi aramayın şimdi, ben vereyim:

Aşağıda imzası bulunan bizler, Türk Milleti'nin akl-ıselîmine sesleniyor, tarihin bu dönemecinde Türk Milleti adına hareket edenleri aşağıdaki hususlarda uyarıyoruz;

1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti'nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa'dan çıkarılamaz.

2- Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz.

3- Anadolu coğrafyasında Selçuklu ile başlayıp Osmanlı ile devam eden Türk Milleti'nin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk'ün kurduğu milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.

Merak eden varsa, 12 Eylül Anayasası'nın dibace-başlangıç kısmına bakabilir benzerlikleri görmek için.

Bir de üstteki yorumda geçen iki cümleyi tekrarlayayım:

… Darbecilerin yargılanmasının yolunu açan referandumda 'evet' oyu kullanmak 'liboşluk' ve 'iktidar yandaşlığı' olur.

… Hükûmetin icraatlarını kamuoyunda aklasın diye Başbakan tarafından görevlendirilip sahaya gönderilir. Ve adlarına da 'akil 'denir.

Bir masa etrafında komünist, faşist, liberal ve şeriatçi 4 'aydın' kişi milliyetçilik nedir? diye tartışsa, bir sonuç mu çıkar kavga mı?

Şimdi benim 'afazi'lerimi de siz tespit ediverin, sevabına.

Ali Sedat Çetinkoz - 6 Nisan 2013 (17:20)

Bu çaptan düşmüş zihnimle doğru anlayabildimse, Afazi, kelimelere olduklarından farklı anlamlar yüklemek suretiyle, lâfı kıçından anlamaktı galiba. Ya da o minval üzre bir şey…

Algılama ve ifade etme zaafiyetim sebebiyle, bu konuyu da öyle yorumlamış olabilirim.

Buna istinaden, değerli Çetinkoz, bir önceki yorumumdan alıntıladığınız cümlelerin neresinde Afazi gördüğünüzü benim -de- anlayabileceğim bir sarahatte izah ederseniz, kafamın basmadığı bir şeyi daha idrak etmeme yardımcı olursunuz.

Durmuş Düşünür - 7 Nisan 2013 (11:27)

Sevgili Durmuş Düşünür, bu kanıya varırken izlediğim mantık (bende var kabulüyle) silsilesi şudur:

Ortada bir hükümet var, kendince bir planı olan… Bu hükümet bir Anayasa değişikliği tasarısı yapıp referanduma sunuyor ve halktan evet demesini istiyor. Hayır diyenler, Evet diyenleri yandaş veya liboş ilân ediyor. Birinci cümle bu tanımlamaları hoş karşılamıyor, hükümetin planını destekler nitelikte…

İkinci olay yine aynı hükümetin kendi planı çerçevesinde, sivil bir inisiyatifi, Kürt sorununda devreye sokma eylemidir. Buna evet diyen insanları hükümetin yaptıklarını haklı çıkaranlar akil oluyor diye hafifseyerek birinci bölümdeki liboş, yandaş klâsmancıları safına dahil olunuyor.

Tabii ki sizin hükümetin bir yaptığını onayladınız diye her yaptığını onaylama mecburiyetiniz yok ve ayrıca demek istediğinize de ben karar veremem ama böyle bir algıya yol açıyor.

Ali Sedat Çetinkoz - 7 Nisan 2013 (12:09)

Değerli Çetinkoz Bey, sizin gibi açık zihinli ve farkları es geçmeyen birine bile meramımı doğru anlatamamış olmak, tamamıyla benim beceriksizliğimden kaynaklanıyor, bağışlayınız.

Sanırım bu beceriksizliğimde dar alana çok lâf sığdırma zorlamasının da rolü var. Büdütör utansın.

Müsadenizle meramımı tekrar izah edeyim…

Ne ilk cümlemde hükümet politikalarını destekleyen, ne de ikincisinde reddeden bir ima vardı. Hükûmet konusu başka bir tartışmanın konusudur. Afazi başlıklı bir yazının altında Kürt sorunuyla ya da referandumla ilgili tartışma başlatmak da istemediğim için, yine özetin özeti bir açıklamayla yetineceğim.

İlk cümlemde, bahse konu referandumu AKP hükümetine karşı topyekûn cephe savaşına dönüştüren bir kesimin, kavramları kendince tahrif edip, bir evet oyundan gaflet, dalâlet, ihanet gibi sonuçlar çıkarmasında afazi gördüğümü anlatıyordum sadece.

Diğer cümlemde ise, Başbakan tarafından belirlendiği medyada yazılıp çizilmiş olan bir seçkinler topluluğunu, toplumun idrakiyle dalga geçer gibi akil ilân etmenin -hangi amaç için olursa olsun- doğru olmadığını ve kavramları çarpıtmak, tersyüz etmek, anlamlarını kaydırmak olduğunu ifade etmeye çalışmıştım. (Bu bana biraz da, zamanında devletin nazarında makbul olanlara ulûfe niyetine dağıtılan devlet sanatçısı payesini hatırlatıyor.)

Siz de bilirsiniz ki, herhangi bir siyasî otoriteye komple yandaş ya da komple karşıt olmak gibi bir tavrım yok. Kürt sorununun -öyle ya da böyle- çözüme kavuşturulmasından mutluluk duyarım. Sayın akil zevatın sürecin olumluya gitmesinde faydası olacaksa, tabii, hay hay, neden olmasın, çalışsınlar çabalasınlar, canıma minnet. Ama ya bazı kuşkularım ve itirazlarım varsa ve bunları ifade edersem, sui zan altında kalma riskini ne yapacağız? (Nitekim, Başbakan, şimdiden açtı ağzını ve akil listesine dil uzatanların ne kıskançlığını bıraktı ne de süreci sabote ettiklerini.)

Dedim ya, yer dar ve bu konunun tartışılacağı yer bu yer değil. (Keşke zatıalîniz -ya da isteyen herhangi biri- bu konuda bir şeyler yazsa da biz de döksek altına eteğimizdeki taşları.)

Bahse konu cümlelerimde icraat yerine strateji, aklamak yerine de rıza oluşturmak deseymişim, belki daha isabetli olurdu. Böylece, siyasî otoritenin bir icraatını makul, başka bir icraatını falsolu buldum diye afazi yaparken suçüstü yakalanmazdım.

Ne yapacaksınız, yaşlılık rezillik işte…

Durmuş Düşünür - 7 Nisan 2013 (14:23)

diYorum

Durmuş Düşünür neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

135