Patronsuz Medya

Alev Alatlı ve Afazi

  Sinem Hürmeydan - 4 Nisan 2013


Evimizin salonunda oturmuş kitap okuyordum. Şükür misafirimiz eksik olmaz, yabancı değil ailemiz gerçi ama şöyle bir dinledim. Yanımdaki koltukta sevgili anneannem, karşımda teyzemle annem ve kucağımda kızım… Bir yandan televizyon açık, yine beylik cümleleriyle haykıran siyasetçiler ordusu… Yani anlayacağınız bir uğultu bir uğultu…

İşte böyle bir anda geldi aklıma afazi kavramı. Tespitlerini her zaman hayranlıkla izlediğim Alev Alatlı'nın kitabı, Schrödinger'in Kedisi'ni okurken öğrendiğim ve o gün bugündür zihnime kazınmış bu kavram sık sık uzatır başını pusuya yattığı yerden, doğrularcasına toplumun algılamasının kurban gittiği vahameti.

Afazi aslında nörolojik bir terim. Beynin ilgili alanlarında meydana gelen hasar sonucu konuşma, dili anlama, konuşulanları anlamlandırma veya görülenleri adlandırma gibi konularda meydana gelen bilişsel bir bozukluk olarak tanımlanabilir. Alev Alatlı'nın bahsettiği afazi kavramı ise, buradan hareketle toplumumuzun maruz kaldığı bir afazidir ki; bu metaforik afazide insanlar anlamlandırma yeteneğinden mahrum hale gelmiştir. Zira günlük hayatımızda durmaksızın bilfiil tanık olduğumuz, etraftan duyduğumuz, haberlerde dinlediğimiz trajikomik olaylar insanlarda pek çok kavramın zihinsel karşılığının olmadığına işaret etmektedir. Yani bir anlamda toplumca bir şuursuzluk hali içindeyiz.

Toplumsal afaziyle yaşamın her alanında kolayca karşılaşabiliriz. Örneğin her bayramda trafik terörü ne onlarca hatta yüzlerce kurban verildiğini işitiriz sürekli haberlerde. Yollar kan gölü ne dönmüştür. Kazaların pek çoğu hatalı sollama, aşırı hız ve alkollü araç kullanımı yüzünden gerçekleşmiştir. Bayram trafiği paranoyasıyla ben mümkünse bayramın ilk günü hiç bir yere gitmemeyi, hatta bayramları Ankara'da geçirmeyi tercih ederim. Sürekli işittiğimiz onca habere, uyarıya rağmen bu kadar kaza olması bana göre toplumsal afazinin bir sonucudur. Çünkü Türkiye'nin acı trafik gerçeğine rağmen sürücülerin halen hatalı sollama veya aşırı hız yapması ya da alkollü araç kullanması, hatalı sollama, aşırı hız, kan gölü ve alkollü araç kullanımı kavramlarını işitmelerine rağmen beyinlerinde bu kavramların zihinsel karşılıklarını oluşturamadıklarını göstermektedir.

Afazi'nin sosyal hayattaki bir başka yansıması ise, siyasetçilerden sanatçılara medyada ve dahası halk arasında herkes tarafından savrukça dillendirilen kavramlarda görülüyor. İşte bu ise beni kelimenin tam manasıyla çileden çıkarıyor. Herkesin dilinde milliyetçilik, sosyal demokrasi, laiklik, dincilik, dindarlık, İslamcılık, eşitlik, eşitsizlik vs, onlarca kavram; ama gel gör ki bu kavramları dillendirenden dinleyene muhatapların hiç biri bu kavramların gerçekte ne anlama geldiğine dair tam bir fikir sahibi olmadığından, konuşulanlar üzerinde hemfikir olunamıyor. Olunamadığı gibi herkes aynı sözcükler üzerinden farklı şeyler konuşmuş oluyor. Aslında her biri sosyolojik birer terim olan kavramların pek çoğu da bu toplumsal afazi neticesinde popülist konuşmalara kurban gidip içi boşaltılmış, itibarını yitirmiş oluyor.

Diyorum ki, dilimizle zihnimiz arasındaki şu bağlantıyı yeniden kurup da konuştuklarımızın ne anlama geldiğini öğrensek ya da anlamını bilmediklerimizi konuşmayı bıraksak ya… Havada uçuşan onlarca sözcük de usul usul yerine otursa meselâ. İnanın susmak da bir erdemdir çoğu zaman. Dilimizden tam bir farkındalığa sahip olmadığımız konuşmaları eksiltsek boş lâkırdıların ne kadarı kalır kim bilir? Ağzımızdan çıkan her sözcüğün ağırlığını gerçekten anlasak konuşmaya mecalimiz kalır mı acaba? Öyle ya boğaz dokuz boğumdur, dokuz düşünüp bir konuşalım diye…

* * *

Konuyla ilgili başka bir yazı: Durmuş Düşünür → Hayatımız Afazi

Yorumlar

Önemli konu. Elinize sağlık Sinem Hanım.

Birbirimizi anlamaya çalıştıkça dağılan bir afazi türü bence bu. Tabi anlamak istersek…

Kavram kayması hissettiğim ya da derinleştirmek istediğim bir konuşmada 'ne demek' sorusu işe yarayabiliyor. 'Sevgi 'ne demek, 'Tanrı 'ne demek vb Çoğu zaman aynı sevgiden, aynı tanrıdan bahsetmediğimiz ortaya çıkıyor ve konuşma ürküten miktarda derinleşiyor.

Bu arada 'lâkırdı' tam olarak ne demek:)

Betül - 5 Nisan 2013 (13:47)

Afazi ya da celbedilmiş afazi, Alatlı'nın dilimize kazandırdığı kavramlardan biri. Normalde bir darbe/travma sonucu beynin Wernicke alanı hasar görürse afazi arazları gösteriyor, beyin duyumları ve algıları düzenleme, değerlendirme ve tutarlı, mantıklı konuşma yeteneğini yitiriyor, ağzından çıkanı kulağı duymaz oluyor.

Celbedilmiş afazide ise beyin fiziksel bir hasara uğramadığı halde aynı arazları gösteriyor.

İnsan beynini bir bilgisayara benzetirsek, bilgisayarın yazılım ve donanımdan oluşması gibi, beynimiz de biyolojik yapısıyla ve bilgiler, düşünceler ve bunları işleyip yeni sonuçlara varmamızı sağlayan dil ve mantık yazılımıyla bir bilgisayarla kıyaslanabilir, elbette bilgisayarın yüz yıllık bir geçmişi var, oysa beyin milyon yıllık bir evrimin ürünü, ama çok zayıf bir tarafı var ki bu da onu bilgisayarın gerisine düşürüyor.

Bilgisayarlara musallat olan virüsler, trojanlar ve benzeri kötü amaçlı yazılımların bilgisayarın işletim sistemini tahrip etmesi gibi, toplumda sürekli üretilen ve medya üzerinden yayılan virüs-mesajlarla insanların beyinleri, wernicke alanı tahrip ediliyor, bir tür formatlama ve beyin yıkama işleminden geçiriliyor, bu yüzden dilin doğru kullanılması, sözcüklerin, özellikle soyut kavramların doğru tanımlarının beyne kalıcı olarak yerleştirilmesi gerekiyor, bu da eğitimle olabilir, ama toplumdaki afazi tablosuna bakılırsa, eğitim sistemi bu görevi başaramıyor, sonuçta dilin hızla tahrip edilmesi, sözcük dağarcığının 300 sözcük civarına düşmesi ve herkesin konuştuğu fakat iletişim kuramadığı bu günkü tablo ortaya çıkıyor.

'Konuşuyor işte!' (s. 234)

Virüs-mesajlarla bombardıman edilen biyolojik beyinleri koruyacak anti-virüsler olmadığına göre tamamen savunmasız durumdayız, Alatlı romanın sonlarına doğru Türkiye'de iletişimin beden diline gerilediğini yazar. (s. 607)

Aytunç Altındal, yıllar önce yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'de ortalama sözcük dağarcığının 300 sözcük olduğunu, bu rakamın bölgelere göre değiştiğini söylüyor.

Pertev Dural - 5 Nisan 2013 (19:22)

Sinem Hanım, yazınızı okurken her cümlenizin sonunda başım emme basma tulumbası gibiydi. Evet, evet…

Ben öğretmenim, (özel bir dershanede) öğrencilerimde üzülerek gözlemlediğim bir durum metaforik afazi. Kullandıkları kelimelerin anlamını bilmiyorlar. Bunu fark ettiğim günden beri derslerimde, örneğin kayaçlar konusu işlenirken konuya 'kayaç 'nedir sorusuyla başlıyorum. Öğrencilerim de şaşkınlıkla bakıyorlar yüzüme ve tanımlayamıyorlar. Tabi ki benim yüzümde de şaşkınlık… Anlamını öğrendiklerinde konu nasıl da anlaşılır hale geliyor… Ezberi bozuyoruz ve öğrenmenin keyfini yaşıyorlar.

Öğrencilerim çantalarında bir sözlük bulunduruyor artık. Kimi de akıllı telefonuyla ulaşıyor bilgiye. Çünkü biliyorlar ki Züleyha öğretmenleri mutlaka kullandıkları kelimelerin anlamını sorar:)

Cumhuriyet, Yasama, TBMM, Hükûmet, Laiklik, Mühendis, Toprak… Daha birçok kavram tanımlanamıyor öğrencilerim tarafından. Oysa ki her yıl okulda milli bayramları kutluyor, günün anlam ve önemini belirten programların içinde yer alıyor, şiir okuyor, konuşmalar yapıyor, oyunlar oynuyorlar coşkuyla. Ne yazık ki içi boş bir kutlama, öylesine. Buna tanık olmak inanın ki çok üzücü…

Züleyha Ekici - 8 Nisan 2013 (22:21)

Sevgili Betül Hanım, Züleyha Hanım ve yorum yapan değerli tüm okuyuculara öncelikle yazıma yaptığınız yorumlar için çok teşekkür ediyorum. İkinci olarak ise henüz dergiye ilk defa yazı gönderdiğim için (yani bu sitenin biraz acemisi olduğum için) yorumlarınıza geç cevap verdim, ayrıca özür diliyorum. Çünkü yazımın yayınlandığından haberim geç oldu.

Afazi kavramı gerçekten mühim bir kavram. Alev Alatlı hakkında kişisel olarak ne düşünüldüğünden çok (zira kendisini bizzat ben de tanımam) zannediyorum toplumdaki arazları ve boşlukları iyi gözlemleyebilen ve iyi ifade edebilen bir araştırmacı olması önemli. Bu bakımdan, Züleyha Hanım sizin de belirtmiş olduğunuz gibi, çok küçük yaşlara kadar inen afazi, toplumuzdaki temel boşlukları tanımlayan yerinde kullanılmış kavramlardan biri.

Sinem Hürmeydan - 14 Nisan 2013 (13:45)

diYorum

Sinem Hürmeydan neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

78