Patronsuz Medya

Alevîler düşman mı?

  Necdettin Abdal - 6 Haziran 2013


Yıllar önce bir konservatuarın öğretmen ve öğrencilerinin sahnelediği temsili bir cem ayini izlemiştim. Her şeyden önce müzikalitesi ve görselliğiyle az rastlanır güzellikte olan bu gösteriyi izlerken büyülenmişçesine cezbeye kapıldığımı hatırlıyorum.

O gün bu gündür Alevî deyişlerini ve ilâhilerini başka bir duyarlılıkla ve büyük bir hazla dinlerim. Bu güne kadar dinsel kısmına dair neredeyse hiç bir bilgi sahibi olmadığım alevi külliyatını, bu toplumun en nadide kültürel bileşenlerinden biri olarak görürüm ayrıca.

Zaman zaman sorarım kendime, toplum olmak ne demektir diye. İçinde doğup büyüdüğümüz, hep birlikte beyin yıkama tezgâhlarından (okullarından) geçirildiğimiz düzen, bize hep tek tipleştirilmiş, homojenize edilmiş, tüm farklılıklarından ve renklerinden arındırılmış bir kimlik modelini dayattı durdu.

Sünni İslâm'dan alel usul bir millet şablonu yaratıp, onu da fransız ihtilâlinden ve az biraz da bolşevizmden esinlenilmiş çarpık çurpuk bir tür laisizme indirgeyip, müftülere her hafta -ya da her ay- cami cemaatinin beyninin hangi resmi görüşle yıkanacağına dair genelge göndererek, kendilerince bir toplum inşa eden, tuhaf, egzantrik, despotik yönetim anlayışıyla bugüne geldik.

Artık kapak kalktı, yönetici elitin kafa yapısı hâlâ tek tip vatandaş fantezisinde takılı kaldıysa da toplum rengârenk.

Diyelim ki Alevîlik ve ona bağlı tüm ritüeller bir tür kafkaesk mucizeyle bizi biz yapan kültürel alaşımdan ayırılıp yok oldu. Ortaya çıkacak olan şey nedir?

Muazzam bir yoksullaşma değil mi? Onca deyiş, onca deyim, onca atasözü, onca şiir, onca masal, mesel, kısas, yeme içme oturma kalkma adabı ve daha kim bilir başka ne çok şey bir anda hayatımızdan silinip yok olurdu.

Bu sadece alevilik için değil, kültürel bileşenlerimizi oluşturan her şey için söylenebilir. Benimsediklerimizle ve reddettiklerimizle… Örneğin, bu mecrada -özellikle de bendeniz hakir tarafından- yerden yere vurulan Kemalist geleneğin hayatımıza kattığı artılar hiç mi olmadı? İlla birinden birinin yok mu olması gerekiyor benzemezlerin? Bir arada yaşayamazlar mı?

Velev ki şu halkın bir bölümü de budist, şintoist, pastafaryan olsa neyimiz eksilir? Yoksa daha da mı zenginleşiriz?

10 yıl kadar önce telefonla arayıp farkında mısınız üstad, son yıllarda Türkiye'de ardı ardına yoga dernekleri kuruluyor, bunlar ülkemizi içten yıkmaya yönelik uluslar arası bir komplonun parçası, uyanık olmalıyız, ben araştırıyorum diyen eski bir üst düzey devlet bürokratını hatırladım şimdi. Adamı, biraz da uykumdan böyle boktan bir konu için uyandırılmış olmanın kızgınlığıyla, bu acaip tezlerinizi konuşmak için benden daha uygun birilerini bulabilirsiniz diyerek tersleyip ve telefonu kapatışımı…

Bu kafanın sağ, sol, islâmcı, lâik, milliyetçi, liberal izdüşümleri de var tabii ki. Ne yazık ki hayatımıza hükmedebilecek konumlarda bulunuyorlar.

Bu tiplerin alevilikle ne alıp veremediklerinin olduğunu ise, hem anlıyor hem anlayamıyorum.

Yorumlar

Aleviler bu ülkenin zencileridir dersek abartmış olmam herhalde. Ancak daha da kötü durumdalar. Demokrasi denilen yönetim biçiminin olmazsa olmazı, toplulukların istatistikden anlamda temsil edilmelerini de içerir. Her ne kadar başkaları yönetse de her toplumun mutlaka temsil edilmesi gerekir.

Bugün Aleviler; Parlamentoda on beş kişi ile temsil ediliyor. Alevilerin nüfusa oranı yüzde 20 olmasına rağmen parlamentoda yüzde üç oranında temsil ediliyor. Bir tane bile Alevi vali yok yüze yakın vali arasından. Emniyet amiri yok. Belli başlı bürokrat yok.

Son on yıl içinde, Yargı'da, bürokraside ya tasfiye edildiler ya da engellendiler.

Yapıları gereği cemaati olmamaları, bireysel davranmaları, kendilerini saklama ihtiyacı yüzünden ve devlette onları koruyacak mekanizmalara ve yasalara sahip olmadıkları için kayboluyorlar yavaş yavaş. Ya da vuruluyorlar sokaklarda gözdağı için.

Bugün, o kadar zayıflar ki. Yok oluyorlar. Kendilerini saklamaya çalışıyorlar. Ya da kaçıyorlar bu ülkeden.

Ermesi - 22 Eylül 2014 (23:05)

Otomatik klavyenin azizliği bir tarafa. Bir de konuyu görünce, hızla cevaplama isteği yüzünden yukarıdaki yazım hataları ve ismimi yanlış yazdığım için kusura bakmayın.

Ama başlık o kadar vurucu ve çok şey anlatıyor ki! Yıllarca (binlerce yıldır) (Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri dahil) merkezi otorite Alevileri düşman olarak gördü. Katletti, yok saydı, sürgünlere yolladı, dönüştürmeye çalıştı. Alevileri düşman olarak gördüler.

Anadolunun bu kadim ve dönüşmek istemeyen yerli halkı, otoritenin görmek istediğine dönüştürülmek istendi hep.

İnançları gereği şekilsel inanç ritüellerinden uzak, içsel bir yerel inanç yaşayan bu dönüşmemiş yerli halk istilacılara hep direndi. Asimile olmuş soydaşları, merkezi otoriteye boyun eğerek dönüşmüş soydaşlarını buldular çoğu kez karşılarında.

Şeyh Bedrettin oldular, Seyit Gazi oldular, Battal gazi oldular, Cogi baba oldular halklarını savundular. Dağlara çekildiler, oralarda yaşadılar yıllarca. Adalet istediler.

Koskoca Roma yeni bir din oluşturuken onlardan kopya çekti. Hiristiyanlıktaki ''Baba, Ana, Pir, 12 Havari'' gibi bazı kavramlar bu kadim yerel Anadolu halkı inançlarından devşirildi.

Haçlı akınlarına karşı korudular halklarını. Boyun eğmediler, yeni Hiristiyanlık dinine de.

Selçuklu'ya direndiler Malga ovasında. O Selçuklu ki Bizansla birlik olmuştu o savaşta. Yenildiler bu birlikteliğe.

Osmanlının (Ottoman) başlangıçtaki inancı iken sonra düşman gördüğü insanları oldular. Meydanlarda idam hükümleri verildiğinde ateşe yürüyerek gittiler Hak'larına. Sünni bir İmam olan Şeyh Bdrettini etkilediler ''Varidat'ı '' yazdı. Koskoca Mevlana'yı 60 yaşından sonra bir Alevi gezgini olan Şems Tebrizi ettkileyerek bildiğimiz Mevlana haline getirdi.

Ama asıl yıkımları Cumhuriyet'le geldi. ''tekke ve zaviyeler'' yasası ile yok oluşları başladı. Şehirleşmeyle yokoluş hızlandı. Globalizm ile bitme noktasında malesef.

Günümüzde Kürt sorununun yanında esamisi bile okunmayan Alevi sorunu hakkında ne içte ne de dışta hiçbir haber duymamamızın sebebi vardır elbet. Bu sebep başlıktadır. ''Aleviler düşman mıdır?''.

Bu kadar barışçı, hiçbir dönem katliam yapmamış, aksine ezilenlere her zaman kapılarını açmış, inançları içsel ve belli başlı dinlere ilham kaynağı olan bu insanlar neden düşman olarak görülür ben anlamadım.

Ne İsa'ya ne Musaya yaranamamalarının altındaki sebeb belki de her dönem muhalif olmalarıdır otoriteye. Peki ama dışarısı, diğer ülkeler onlar neden yok sayar? İşte bunu hiç anlamadım.

Eyvallah…

Ernesto - 23 Eylül 2014 (20:36)

Bu yazıyı ilk benim yazdığım bir yazının altında yorum olarak okumuştum. Benim haftalarca uğraşıp anca toparlayabildiğim o yazının altında, tahminim bir solukta yapılıvermiş bu yorum öyle güzel, duru ve konuyu can damarından yakalar biçimde ışıldıyordu ki, Büdütör'den rica edip sayfayı başaşağı çevirmesini istemeyi bile düşünmüştüm:).

Neyse ki sevgili Büdütör başka bir çözüm bulmuş. Böylesi bence daha iyi olmuş.

Yalçın Şahin - 27 Eylül 2014 (22:33)

diYorum

Necdettin Abdal neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

232