Patronsuz Medya

Obama, The Rock Star

  Ahmet Faruk Yağcı - 19 Nisan 2009


Bu yazıda kullanacağım örnek hikâye ve model tamamen tarafımdan uydurulmuştur. Gerçek hayatla bir ilgisi yoktur. Olması da düşünülemez. Bilgilerimi değil hislerimi kullanarak oluşturduğum bu modeli yazarken daha önceleri okuduğum Frederick Forsyth, Robert Ludlum, Jeffrey Archer, Tom Clancy ve biraz da Don de Lillo romanlarının etkisi ise yadsınamaz. Eh onlar yazmışlar bunca ayrıntılı, bana da hayal etmek düşer.

* * *

Hayalimde Wyoming'de geniş toprakları olan bir çiftlikte ahir ömrünü geçirmekte olan bir amca canlandırıyorum. Yetmişli yaşlarını geride bırakalı çok olmuş, vücudunun beyaz tüyleri kahir ekseriyette. Sağlam yapılı vücudu, güzel klâsik kesimli Levi's pantolonu ve kareli gömleği var. Kovboy şapkası ve Timberland outdoor pabuçları ile şık görünüyor. Yanık teni buruş buruş ve adamımız pos bıyıklı. Güzel mavi gözleri var. Görmüş geçirmiş insanların bilge çehresine sahip. Çevre ise olağanüstü güzel. Çiftlik binaları abartısız ve fakat fonksiyonel. Bir römorklu traktör, tarla kısmında çalışan birileri, samanlık binası ve büyücek bir su deposu tabloyu tamamlıyor.

Çok ısrar ederseniz bu tabloya kışın şöminede yakılmak üzere kırılıp istiflenmiş odunları, güneşte yatmış yalanmakta olan tekir kediyi ve çiftliğe doğru kıvrıla kıvrıla gelen yoldan yaklaşan siyah Lincoln Navigator'a havlayan yaşlı köpek Barky'i de eklerim.

Camları koyu renk Navigator'ın arka sağ kapısından ellili yaşlarında bir adam iner. Takım elbiseli, orta boylu, beyaz saçlı ve koyu renk gözlüklüdür. Barky adama doğru havlamaya devam eder. Yaşlı adam köpeği kısık sesi ile çağrır ve yanında yere uzanmasını sağlar. Takım elbiseli abi sağlam adımlarla yaklaşır ve ihtiyarın elini samimi şekilde sıkar.

Bu esnada şoför samanlık binasının yan duvarına paralel park etmektedir. Alışkın olmayan gözlere sahipseniz onun arabayı gölgeye çektiğini zannedersiniz. Halbuki yoldan ve dağdan görünmeyecek kör noktaya çekmiştir.

Takım elbiseli adam bir süre yaşlı adamın çok iyi göründüğünden, yol boyunca gözüne çarpan ona ait tarlaların güzelliğinden bahseder. Sonra birlikte yürüyüp ana binanın önündeki gölgelik kısımda karşılıklı iki kalın kütüğe otururlar. Genç olan cebinden çıkarttığı kraker paketini uzatır. Bir süre de bu markanın en iyisi olduğundan bahsolunur.

Derken, takım elbiseli adam bunlar çuvalladılar der. Belliydi diye yanıtlar yaşlı adam. Tek ata oynanmaz, oynansa da bütün paranı yatırmak olmaz. Medeniyetler çatışmasına her şeyi bağlamak bok yemekti diye devam eder. Genç adam Bu aralar insanlar parayla, borsayla, gayrimenkulle meşgul; ancak bu da çok uzun sürmeyecek ve çok büyük bir kriz geliyor. Öyle az bir depresyon değil, düpedüz açlıktan bahsediyorum John diye konuyu açar. Biz de bu vesileyle yaşlı adamın ismini öğreniriz.

John mavi gözleri ile uzaklara bakar ve biraz düşündükten sonra konuşur. Depresyon şanstır. Bunu iyi değerlendirmek gerekli. İnsanlar bu dönemlerde ümidin peşine düşerler. Onlara birisini talih gibi sunmalı.

Takım elbiseli: Ama nasıl? der. Bunlar içte de dışta da çuvalladılar. Dünyada şekillenmiş büyük bir nefretle karşı karşıyayız John. Enikonu nefretten bahsediyorum, bizim bilerek yaptığımız klâsik tüccar Amerikalı veya çıkarcı Amerikalı sıfatlarının çok ötesinde gerçek bir nefretten.

Yaşlı adam kahkaha atar: Larry, oğlum, hemen ümidini kaybediyorsun. Bu devlet hiç bir zaman sahipsiz kalmadı. Birisi olmazsa diğeri. Seçmen dediğin iki ayda kıvama gelir.

Larry sessizce oturur. John'un sözlerini kafasında tartıyor gibidir.

Sizinkilerin epeydir üzerinde düşündüğü o ince uzun siyahi senatör ne oldu? diye sorar John. Larry yüzünü ekşitir.

Adam mükemmel ama önemli bir derdimiz var. Müslüman zannedilmesine sebep olacak bir ailesi ve bir de Müslümanlara özgü ikinci ismi var.

John bir kez daha yüksek sesle güler. Larry, benim çalışkan oğlum, sana böyle mi öğrettim? Sizden başkan değil de rockstar hazırlamanızı istediklerinde nasıl davranırsanız öyle davranın.

Ayağa kalkar. Birlikte araziye doğru yürürler. John, Larry'ye kızını sorar. Aldığı cevaptan memnun olur ve ona sevgilerini iletmesini söyler.

Tekerlerinden tozlar çıkartarak gelen büyük siyah arabaya binmeden önce ölmeye falan kalkma sana çok ihtiyacımız var diyen adama yaşlı John o ne biçim lâf, ben daha çok Başkan gömerim.

John'un eliyle yaptığı çek git işaretinden konuşmanın bittiğini anlarız. Larry sahneden çıkar.

* * *

Hayal bu ya, meğer bu tonton amcalardan yedi-sekiz tane daha varmış. Kimisi münzevî, kimisi senatör, kimisi iş adamı. Onlar da Navigator'lı ya da Chevy Tahoe'li adamlardan önceden kararlaştırılmamış sıradışı ziyaretler alıyorlarmış meselâ. Ziyaretleri yapanlar da zaman zaman kapısında küçük metal bir levhada sıradan bir şirket isminin yazılı olduğu bahçeli bir binada toplanıyorlarmış. Aldıkları fikirleri çarpıştırıyorlarmış. Kağıt, kalem, bilgisayar, ses ve görüntü kayıt cihazı olmuyormuş bu toplantılarda. Toplandıkları yapı, düzenli olarak böcek taramasından geçirilen ve ortam dinlemesine karşı tedbirler alınmış bir akıllı binaymış meselâ. Yine de isimlerden bahsedilmiyor tarifler ile yetiniliyormuş.

Bizim hikâyemizde bu çalışkan ekip de aralarında önce epey bir tartışırlar. İlk günlerde uçuk bir fikirmiş gibi gelen John'un tavsiyesi giderek mantıklı bulunmaya başlar. Sözkonusu siyahî senatör, profosyonel politikacı olmasının etkisiyle gerçek bir star gibi davranmayı becerir. Kriz tam beklenen zamanda patladığı gibi, rakipleri de evlere şenliktir.

John sonuçları haber aldıktan sonra sadece seçimden seçime yaktığı purolarından birisini yakar. Dışarıda Kasım akşamı ayazı vardır. Şöminede çıtırdayarak yanan odunların alevlerine dalar gider. Meşe odunlarının kokusu ile Havana purosunun kokusu karışarak odaya yayılır.

* * *

Belki yukarıda adını saydığım yazarların romanlarını okumaktan, belki de çokça mevzu üzerinde film seyretmekten (bir çırpıda aklıma gelenler: Başkanın Adamları, Devlet Düşmanı, yakınlarda bu sitede yazılan Akbaba'nın Üç Günü, Komplo Teorisi) kafamda bir Amerikan Devleti modeli oluştu. Benim modelimde sistemin olmazsa olmazı, bu aksaçlı akil adamlar. Bu akil adamlara danışan ve namütenahi operasyonel imkânlara sahip önemli memurlar da yapının ayakta durmasını sağlıyorlar. Kısacası devletin en tepesinde görünenler aslında zannedildiği kadar tepede değiller.

Bu modelde kimi zaman Teksas'lı bir çiftlik sahibinin, kimi zaman da siyahi bir hukukçunun başkan olması sistem için iyi bulunuyor. Öyle de oluyor. Kiminin saf Amerikalı olması, kiminin star mayasına sahip olması kullanılıyor.

Bu fanteziyi okuyan birilerinden vızıltı şeklinde halk, demokrasi, çoğulculuk falan itirazları duyar gibi oluyorum şu anda. Duymazlıktan geliyorum. Kitlelerin bilgeliği (wisdom of the masses) gibi kavramlara da itibar etmeyin, diyorum. Facebook çağında kitlelerin bilgeliği falan bence hikâye. Kendini özgün zanneden aynılaştırılmış kalabalıklar var elimizde. Neyin peşine düşecekleri kolaylıkla tahmin edilebilen insanlar.

Bak halen itiraz ediyorsunuz.

Bir sonraki krizde Asya kökenli bir kadın başkan seçerler, çömlek üzeri oturursunuz.

Yorumlar

Kapitalizm'in en parlak buluşu olan her şey pazarlanabilir düsturuyla jikletten ideolojiye, savaştan bunalıma kadar her şey biz televizyon alığı kalabalıklara iyi mal diye pazarlanabiliyor.

Dünyayı Teksas'taki çiftliğinde inek yetiştiren akil adamlar mı yönetiyor, plaza binalarının en üst katlarındaki kravatlı rolex saatli dallamalar mı, borsa simsarları mı, bankacılar mı, silâh-uyuşturucu-ilâç lobileri mi, televizyon patronları mı, şeytan mı, uzaylılar mı, tam bilemiyorum. Bilemem de. Ama bu saydıklarımın hepsini sanırım Hz. PARA yönetiyor.

Hani bazı bilim kurgu yazarları dünyayı gelecekte robotların yöneteceğini falan yazıyorlar ya, bence bu artık ucuz bir sakız. Gelecekte de dünyayı şu an olduğu gibi Hz. Para ve bizim anlayamadığımız karmaşık iktisat denklemleri (insanlardan gitgide bağımsızlaşarak) yönetmeye devam edecekmiş gibi sanki.

Para'yı kim yönetiyor, işte onu bilemiyorum. Belki de Para Hazretleri çoktan kontrolden çıkmış, kendisi için bir güç olmuştur da biz duruma ayamamışızdır.

Tüm o akil adamlar ve rolex saatliler bu yüce rabbin (Para'nın) alt kadrosuymuş gibi geliyor bana. Dünyayı non-human bir güç yönetiyor olabilir. Kapitalizm, sonu bir çeşit kıyametle bitecek olan bir kâbus sanırım yerküre için.

Belki de bize bir kıyamet lâzım da ondan böyle oluyor.

Böyle buyurdu Bürdüşt…

Büdütör Efendi - 22 Nisan 2009 (08:45)

Büdütör Bey; ben de zatıalîniz gibi kapitalizm sayesinde gezegence lastik yaracağımız kanaatindeyim. Lâkin akil adamların paranın alt kadrosu olması fikrini tam içime sindiremedim.

Hatırlar mısınız? Robert Mitchum'un başrolünü oynadığı Brotherhood of Roses dizisi vardı (benzeri yapıların varlığına inanmak için çok sebebimiz var). Buradaki adamların neden böyle bir kadro kurduğunu uzun süre düşünmüşümdür. Zannederim paradan ziyade güç insanlarda bağımlılık yapıyor.

Ahmet Faruk Yağcı - 22 Nisan 2009 (10:51)

Doktor Bey, güç takıntısı konusunda zatıalînize hiç bir itirazım yok. Tabii ki para dediğimiz şey de insanın elinin kiri ve de alt tarafı boyalı bir kâğıt parçası.

Lâkin…

Demek istediğim, sistemin kendisini yönetenleri bile araçsallaştıracak kadar kendisi için bir yapıya dönüşmüş olduğudur.

Ben de haddim olmayarak Hal Ashby'nin 1979 tarihli Being There adlı filmini önereyim. Peter Sellers'in canlandırdığı salaktan hallice Chance karakterinin ilginç yükselişini anlatır. Romanı ve senaryosu Jerzy Kosinski tarafından yazılmıştır.

Yani demek istediğim, o güç takıntılı yaşlı adamlar ölüp gidiyorlar. Yerlerine başkaları geçiyor. Peki o sistemi tıkır tıkır işleten ne?

Büdütör Efendi - 22 Nisan 2009 (12:16)

Paranın nereden gelip nereye gittiği bilgisinden soyutlanıp mutlak bir iletişim aracına donüşmesi de başka bir sorun gibi geliyor bana. Uçuk bir örnek olacak ama, bir silâh fabrikası ile bir fırın dükkânı (misal), paranın yokluğunda kendi uzaylarında, bağlantısız bir şekilde var olacakken, ya da olamayacakken, para onları aynı düzlemde buluşturur. Devletler petrol şirketlerinden yüklü vergiler alır ve aynı parayı çevre kirliliğiyle savaşmakta kullanır. Başı sonu belirsiz bir kisir döngü. Sanki adına para denen ve görünmez kanallardan şarıl şarıl akan bir madde, her şeyi ve herkesi arkasından sürüklüyor.

Makalenin konusundan biraz saptık gibi oldu ama olsun.

Yalçın Şahin - 24 Nisan 2009 (23:17)

Büdütör efendinin tespitlerine katılmakla birlikte bir iki ekleme yapmak istiyorum. Kapitalizm aslında hep vardı. Günümüzde bu kadar hayatımızı kontrol etmesindeki en büyük etken bence aşırı gelişen teknoloji. Zira teknolojinin gelişmesiyle ihtiyaçlar artıyor. İhtiyaçlar arttıkça da paranın değeri arttı ve tabi doğal olarak Kapitalizm güç kazandı.

Bilgisayarı örnek verelim. Yüz yıl önce insanların rüyalarının bile ötesindeyken şimdi adeta olmazsa olmazımız. Bilgisayarla birlikte oluşan ve gelişen oyun sektörü, internet ve internetle birlikte çılgınlaşan porno, antivirüs ve bilimum sektörler. Bill Gates 100 yıl önce Windows işletim sistemini bulamaz ve dünyanın en zengin insanlarından biri olamazdı.

Peki çaresi var mı? Maalesef yok. Kaçınılmaz olanı yaşamak zorundayız. Teknoloji ve para her geçen gün bizi daha fazla yönetecek. Dünyaya daha fazla hakim olacak. Yeniden mağaralarda ateş yakıp, duvarlara resim çizme teklifim dünyalılar tarafından kabul görmezse elbette…

Alper Tunga Murt - 25 Nisan 2009 (00:43)

diYorum

Ahmet Faruk Yağcı neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

146