Patronsuz Medya

Olağan Tacizciler

  Ahmet Faruk Yağcı - 21 Mart 2009


Taksim Talimhane'deki Elektrik İdaresinin hemen bitişiğindeki büyük otoparka akşam hava karardıktan az sonra girdim. Giriş için her zaman tercih ettiğim Dolapdere kapısını kullanmıştım.

Otoparkın üst katları bu aralar renkli gazetesi de olan bir holding patronunun şirketlerine ve televizyonuna ait olduğundan, bahsettiğim alt kapı çok hareketlidir. TV kanalının ulaştırma arabaları, konukları karşılayacak görevliler, güvenlik amirleri bu civarda konuşlanırlar. Gelenin arabasını parkedip, kendisini üst katlara ulaştıran delikanlıların programa gelen ünlü ve yarı ünlüler hakkında neler düşündüğünü hep merak etmişimdir.

Enikonu tombul olan orta düzeyde meşhur sanatçımız ben arabamı parkedip indiğim anda kapıdan girdi. Grand Cherokee kullanıyordu. On yaşlarında bir araçtı. Camını indirip kapıda bekleyen takım elbiseli delikanlının kendisini tanıyıp yaklaşmasını bekledi. Genç yaklaştı yaklaşmasına da maalesef tanımamıştı. Sanatkârımız inatla gözlerini dikmiş bakıyordu.

Tanısana oğlum beni, ben meşhurlar liginde üst sıralara tırmanan hem sesi güzel, hem de eğlenceli abiyim.

Teşrifatçı elini cebine soktu. Bir kâğıt çıkartıp baktı ve iyice yaklaştığı jipteki abiye Kenan Bey'in programına gelip gelmediğini sordu. Evet lendi.

Sanatçımız babayani bir gülüşle etrafa bakmaya başladı. Sahnedeki diğer eleman olan ben bu sırada bagajdan sırt çantamı almaktaydım. Teşrifatçı genç kapılarını açarak sanatkârımızı ve sonradan farkettiğim yanındaki sarışın hanımı indirdi. Direksiyona geçerek arabayı müsait bir yere çekti.

Bagajımı kapattım. Çantamı sırtıma geçirdim. Ortamda bakışlarla taciz edilecek kişi bendim. Sanatçımız kız arkadaşının elini tutarak bana bakıyor ve ben de merdivene doğru yürürken onların olduğu yere yaklaşıyordum. Kız güzeldi. Uzun boylu, uzun sarı saçlı, bolca makyajlı, deri mont altında kot pantolonlu ve topuklu çizmeliydi. Ben ön yargılı değil isem biraz boş bakışlıydı.

İkisi bir bana bakıyorlar tanımam için gözleri ile beni zorluyorlardı. Doğrudan yüzlerine bakmadan yanlarına kadar geldim. Unutmadan söyleyeyim, kıyafetim güzeldi. Karşıdan bakan için olgun ve paralı gözüktüğüm muhakkaktı. Tam hizalarına geldiğimde bir baş selâmı ile sanatçımızın ismini söyleyerek iyi akşamlar falan bey, başarılar dedim. Yüzündeki sevinç halen hatırımda. Hemen iyi akşamlar efendim demesi de…

Bu, meşhurlar ya da orta düzey meşhurlar tarafından ne ilk taciz edilişimdi ne de son. Spor mercedes direksiyonunda kaldırıma yakın yavaşça giderek kendini vatandaşın ilgisine açan ve genç kızların arabasına atlamasını bekleyen gol atmaz golcülerden birisi de bana çok tacizkâr ve çok zavallı gelmişti. Bu tavrı taciz olarak görmemin sebebi benden mutlak ilgi beklediklerini bilmem ve gardımı alma ihtiyacı hissetmemdi.

* * *

Gerçek tacizlerin yanında buna benzeyen rahatsız edici karşılaşmaların da taciz olduğunu düşünüyorum. Bir karşılaşmaya taciz demek için beni rahatsız etmesi ve savunma pozisyonu almış olmam gerekli. Kendimce kafamda bir sıralama yaptım. İddialı değilim. Objektif hiç değilim. Buyrun:

Bana Bakın Tacizi:

Daha çok orta-az meşhurların ve güzel kadınların tacizidir. Tacizkar eleman medyatik birisi ise sizin onu tanıyıp tanımadığınızı deli gibi merak eder. Tanımanıza yardımcı olmak üzere oynadığı dizi, sunduğu program ve katıldığı aktivitelerin jest ve mimiklerini gösterir. En sevdikleri şak diye tanımanızdır. O olmazsa aa nasıl bilemedim, siz falansınız denmesi de uyar.

Güzel kadınların tacizi de buna çok benzer. Hareketleri oldukça yavaş, sesleri alt perdeden, mümkün olduğu kadar gülümsemeyen tiplerdir. Yan gözle hayran bakışlarınızı yakalamaya çalışır. Seyretmenize ve eğer o ana kadar farketmediyseniz güzelliklerini yakalamanıza fırsat verir. Çantasını karıştırırken, sigara yakarken, saçlarını düzeltirken hep başka yerlere bakar ki ferah seyredebilesiniz. Frikik verenler genellikle güzelliklerinden çok emin olmayanlardır.

Bu ekibin erkek versiyonu sportmen ve kaslı tiplerden çıkar. Çok güzel delikanlılar olsalar da kendilerine güvenleri hayatlarına giren kadın sayısı ile orantılıdır. Hem yakışıklı hem de epey bir icraata sahip iseler hal ve tavırları ile ortamın bayan kişilerinin kalplerini delice çarptırdıklarını varsayarlar. Alâmeti farikaları marka eşofman ve spor ayakkabılardır.

Beni Önemseyin Tacizi:

Burada elemanımız genellikle orta yaşı bulmuş, saçının akları görünür hale gelmiş bir erkektir. Paralıdır. Bunu gösterecek alâmetleri de üzerinde taşımayı sever. Markası ilk bakışta anlaşılacak, en azından tahmin edilecek kıyafetleri tercih eder. Arabasının anahtarını elinde taşır. Etrafındaki insanların kendisini önemseyeceğinden ve saygı göstereceğinden emindir. Hitaplarında canım en önemli yeri tutar. Birkaç kelime ettikten sonra karşısındakine sen demeye, yerli yersiz isteklerinin mutlaka yapılacağından emin bir havada konuşmaya başlar. Uyarına gelirse işinin büyüklüğünden, ne kadar yorulduğundan ve ne denli iyiliksever olduğundan bahseder. Yemek davetlerinde ısrarlı, işyerlerini gezdirmeye heveslidirler. Saf ayaklarına yatarak tacizi savuşturmak evlâdır.

Bana Acıyın Tacizi:

Bunu yazıp yazmamakta tereddüt ediyorum. Yine de zülfiyare dokunmadan yazmaya çalışacağım. Bahsedeceğim yoksulların ve sakatların, hastaların verdiği sıkıntı. Vicdani eğilimlerim her zaman böylesi insanlara yardımı emretmiştir. Bunu yaparken de zevk alırım. Ama karşısındakine mecburiyet atfeden tavırlar kahrediyor. Kendimi köşeye sıkıştırılmış gibi hissediyorum. Yoksulluğunun ya da sakatlığının oluşumunda hiç bir katkıda bulunmayan ben yine de suçlu hissediyorum. Akşamına ruhumda bir sıkıntı ve aynı pozisyona bir daha düşmemek için dilimde dua oluyor.

Yakın Akraba Tacizi:

Tamam kardeşim, çocukluğumu biliyor olabilirsiniz. Hatta okul öncesi çağda evinizde kaldığımızda yatağınıza da işemiş olabilirim. Bundan dört beş kez bahsetmenize de sözüm yok. Akrabaların bir araya geldiği her bayram günü anlatmasanız. Lütfen yani.

Emekli Bürokrat Tacizi:

Bakın buna çare buldum. Size de anlatacağım. Genellikle üniformalı, bazen de takım elbiseli veya cübbeli bürokrasiden emekli amcaların tacizi söz konusu olan. Kendine bakmış, güzel giyimli, ciddi, her konuda söyleyecek lafı olan, kaşları Atatürkvari yukarı uzamış ihtiyar delikanlılar bunlar. Her girdikleri ortamın tertip ve düzeni konusunda yorum yaparlar. Kimsenin farkına varmadığı intizamsızlıkları farkederler. O birimin idarecisini yanlarına ister ve nizamın nasıl sağlanacağını anlatırlar. İlişkilerinde genellikle diğer kişileri eleştirerek mesajlarını verirler. Çekilir şey değildir.

Ben hakir bu takımın ek yerini buldum. Gerçi bu şekilde cevap verince karşıma bir daha gelmiyorlar. O kadar da olur.

Emekli bürokratımızın muhabbet esnasında sarfetmeden duramayacağı bir cümle vardır. Sözü dolaştırır getirir ve ben bu memlekete kırk (otuzbeş, otuz vb de olabilir) sene hizmet ettim! deyiverir. İçimden aha! derim ve sorumu sorarım. Meccanen mi?. Önce anlamazlar. Ya da bu sorunun benden geleceğini ummazlar. Şaşkın bakarlar. Devam ederim:

Efendim memlekete yaptığınız hizmetin parasal karşılığını almadınız mı? Bakın sizler en güzel okullarda parasız okudunuz, en güzel kızları aldınız, en güzel yerlerde tatil yaptınız. Mertebeniz arttıkça da özel şoförünüz, makam aracınız oldu. Güzel maaşınızla bir kışlık bir yazlık dünyalık mekânınızı da aldınız. Siz mesleğinizin gereğini yaptınız ve karşılığını da ödettiniz.

Nutuk bitmiştir. Amca darmadağındır. Bendeki durum ise verdiği yüksek vergilerin intikamını alma hazzı yaşayan adam halidir.

İşyerlerindeki mobbing, aile içi şiddet, cinsel tacizler, mafyavari taciz ve haraç hadiseleri benim alanıma girmiyor. Birileri bunlar hakkında yazıp konuşuyor. Ben taciz edenin dahi farkına varmadığı rahatsızlıklardan bahsetmek istedim. Yanlış söz etti isem affola.

Yorumlar

Hocam, ağzınıza sağlık. Cuk oturdu valla. Haddim olmayarak bu tacizler listesine ben de birkaç tane taciz türü eklemek isterim.

Bilinçli Vatandaş Tacizi:

Ne yapar yapar, daha merhaba demeden konuyu güncel siyasete getirir. Senin de aynen kendisi gibi düşündüğünden emindir. En hayatın sırrını çözmüş tavırlarla Yılmaz Özdil'in ya da Hasan Pulur'un o günkü yazısındaki derin hahikatleri nakleder. Konuştukça kendini kaptırır, bu fikirler kendi fikirleriymiş gibi atar tutar. Bu halkın ne kadar eşek olduğundan başlar, halbuki Batı'da her şeyin ne kadar mükemmel olduğuna dair zaten ezbere bildiğin mızmız bir terane tutturur. Vaaz verir gibi bir üslubu vardır. Susturmadığın takdirde mütemadiyen baştan alır ve üst üste birçok kez hatim indirir.

Böylelerinin kahrını çok çektiğim için biliyorum, ince alay, ağzının payını verme gibi yöntemler asla işe yaramaz. Anlamadığını sanıp tebliğ işini tekrar baştan alır. Kararlı bir dille lâfını ağzına tıkıp susturmadıkça da asla çenesini kapatmaz. Anlattıkça bu halka olan öfkesi kabarır. Bunaltır. Bayar. İçini karartır.

Tek çare var: Çok sert bir ültimatomla susturacaksın. Hatta devam ederse şaplağın gelmekte olduğunu hissettireceksin. Tabii ki arkadaşlık-ahbaplık falan o an bitecek ama inan, huzur bağlamında kesinlikle sen kazançlı çıkacaksın.

Bu hıyartoların muhtelif versiyonları da var tabii ki: Bilmemne Hocacı, Mevlânacı, ŞriMatajici, Yehovacı, YükselenBurcunNe ci, Çevreci, Etyemez, Hayvanseverİnsansevmez, vd…

Karakter (harf) kontenjanım bitti. Diğer taciz biçimlerini de sonraki yorumumda nakledeyim…

Necdettin Şeltoks - 23 Mart 2009 (13:23)

Bayrak Tacizi:

Bu tür tacizciler pencerelerine her vesileyle bayrak ve Atatürk posteri asar. Yan gözle de senin pencereni teftiş eder. Kapıcıya gizlice hangi gazeteyi aldırdığını sorar. Vatan haini misin değil misin, kendince test eder, sınıflandırır ve gerek duyarsa bir yukarıdaki taciz moduna geçer.

Necdettin Bedhah - 23 Mart 2009 (13:54)

Müzik Tacizi:

Genellikle kafe, lokanta, market gibi yerlerde bolca maruz kalınan bir taciz türüdür. Oradaki en yetkili kişi her kimse, kapıdan giren herkes onun müzik zevkine râm olmak durumundadır. Eğer bu kafa şişiren zırıltıyı birazcık kısmasını rica edersen, isteğini suratını asarak yerine getirir, kendini zorba gibi hissetmene neden olur. Herhalde buna da beni kırdın tacizi demek gerekiyor.

Necdettin Kulaksız - 23 Mart 2009 (13:54)

Ben Aştım Tacizi:

Bulundukları ortamın uygun olup olmadığına bakmaksızın açık saçık fıkralar anlatır, kadınsa oradaki evli erkeklerden birine abartarak yazılır, erkekse yatak anılarını anlatır, her konuyu sekse getirir ve diğer insanların seviyeyi korunmak için verdiği çabayı tutukluk olarak niteler. Alemin kıralı odur. Öyle zanneder. Müptezellik sınırlarını zorlamayı özgürlük olarak görür. Kadın olanları özellikle tahammülfersa olur (ya da erkek olduğum için bana öyle gelir).

Bir de bunun Lemanyak, Lombak falan okuyan lise çağı gençliği arasında epeyce yaygın olan türü var. Bakıyorsun, çoğu tuzu kuru ailelerin pahalı kolejlerde okutulan çocukları. Anne profesör, baba iş adamı falan. Caddelerde sahilde şurda burda gruplaşıp birbirlerine herkesin işiteceği biçimde en yakası açılmadık küfürleri savuruyorlar. Kız arkadaşlarına sokakta senin. Mına korum diye küfrediyorlar. Kız gülüyor, daha açığını söylüyor. Böyle yapınca sokak çocuğu olmuş oluyorlar.

Dar bir kaldırımda karşılaştığınızda kesinlikle senin kenara çekilip yol vermeni bekliyorlar. Erkek olanları ortalık yerde hayalarını kaşıyor, kız olanları da böğürür gibi gülüyor.

Çok özgür takıldıkları için başkalarına saygı göstermek gibi ilkel adetlere hiç kafa yormuyorlar. Anne ve babaları onların bu özgürlüğüne derin bir saygı gösteriyor.

Necdettin Ezik - 23 Mart 2009 (13:54)

Araba Alarmı Tacizi:

Onun arabasının güvenliği mahalle halkının uykusundan daha değerli olduğu için, alarmı en hassas konuma getiriyor. Gecenin bir saatinde arabanın yanından geçen bir kedi alarmı öttürünce bütün mahalle bu hiç susmayan, ha babam oto rivörs yapan alarmı dinlemek zorunda kalıyor. Nedense arabanın sahibinin uykusu herkesinkinden ağır, bu sesi en son o işitiyor.

Araba Kapısı Açma Tacizi:

Sokakta yürürken aniden hemen kıçının dibindeki bir cikciklemeyle irkiliyorsun. Ne oluyor diye bakındığında biraz ötede yanından geçtiğin arabanın kapısını uzaktan kumandalı anahtarıyla açan bir hayvan görüyorsun. Yüzde 99'u erkek. O kapıyı açmak için nedense tam da kapının önünden geçmeni bekliyor. Ne kadar eğlendiğini yüz mimiklerine bakarak anlaman zor. İçinden kıs kıs gülüyor.

Elektronikten biraz çakıyor olsam, bu tip davarlar için özel bir uzaktan kumanda tasarlardım: Adını da Kapatma Anahtarı koyardım.

Kullanılışı şöyle: O bunu yapınca hiç istifini bozmayacaksın. O arabasının yanına, sen de onun az önce durduğu yere geldiğinizde, tam uzanıp kapıyı açacağı an kendindeki aletle ciyk ciyk diye kapatacaksın kapıyı. O açacak, sen kapatacaksın. O açacak, sen kapatacaksın. Ta ki o denyo herif Kerem gibi kendi ateşiyle cayır cayır yanana ya da nedamet getirip senden özür dileyene kadar… Aman dilemedikçe vazgeçmeyeceksin bundan.

Korna Tacizi:

Ara sokakta dalgın dalgın yürürken aniden arkandaki ejderha gürlemesi gibi bir sesle havaya zıplıyorsun. Dönüp baktığında bir çimento ya da kum kamyonu ve direksiyonunda yalak yalak gülen iki ayı görüyorsun. Kızmamalısın. Sen kızarsan daha çok eğlenirler. Ufak bir şaka yüzünden elin fakirlerini kurşun manyağı yapamayacağına göre, bırakacaksın, yollarına gidecekler. Onlara kendilerinden daha dallama birine çatana kadar bu şakayı sürdürme hakkını tanıyacaksın.

Necdettin Yaya - 23 Mart 2009 (14:04)

Bir tane de benden olsun:

Ben var ya ben tacizi:

Kiralar çok yükseldi diyecek olursunuz, oturduğu evi nasıl bir kurnazlıkla ucuza kapattığını anlatır. Sebzeler hormonlu diyecek olursunuz, yazlıkta nasıl organik tarım yaptığını, sağlıklı beslendiğini anlatır. Sigara öksürtüyor dersiniz, bilmem kaç yıldır sigara içtiğini ciğerlerinin tık demediğini anlatır. İnsanların bencilliğinden dem vurursunuz, yoksullara nasıl acıdığını onlara ne büyük yardımlarda bulunduğunu anlatır. Sözünü kesmezseniz on beş dakikadan önce asla susmaz. Aslında kesseniz de susmaz, sesini kısar sadece. İçin için konuşmaya devam eder. Kendi hakkında tabii.

Ben yine de en çok yakın akraba tacizini sevdim.

Seyit Balkuv - 23 Mart 2009 (16:25)

Köpeğime Sırnaşma Tacizi:

Caddebostan-Suadiye sahil şeridinde en marka köpekleriyle dolaşan bay ve bayanların sıkça yaptığı bir taciz türüdür. Kendisi ne kadar suratsız ve gudubetse köpek de o kadar sevimli hoppidik zuppidiktir. Gelir sana yanaşır, kuyruk sallar, paçalarını falan koklar. O öyle yapmasa bile senin ister istemez yanından geçerken bakasın, hatta canııım falan diyesin gelir.

Ve o anda geçmiş deneyimlerinden de gelen bir korku refleksiyle sahibinin yüzüne de bakarsın. Ve donk! Nefret ve düşmanlık dolu bir çift göz. Hani dokunma lan mersedesime diyen sonradan görme tavrı vardır ya, onun gibi. Köpeğine sırnaştığın için seni bakışlarıyla döven bir mülk sahibi…

Bakışlarını suçluluk duygusu içinde köpekten uzaklaştırır, denize falan bakarsın. Köpek sahibi, marka köpeğiyle kasılarak uzaklaşır gider.

Necdettin Kurumama - 24 Mart 2009 (10:58)

Bir katkı da benden olsun.

Bu yazının altındaki necdettin ismi dikkatimi çekti. Tam 7 kere geçiyor adı. Soyadlar farklı ama hepsi birbinden uyduruk. İşte buradaki necdettin tacizine dikkat çekeyim dedim.

Naçizane…

Ayrıca doktorun kalemine ve yüreğine sağlık. Teşekkürler.

H@w@ - 3 Nisan 2009 (01:04)

Bayan Tacizi:

Olur olmaz her yerde kadın sözcüğü yerine son yılların modası bayan sözcüğü nü kullanarak benim gibilerin beynini dumura uğratan yazarlarğn tacizi. Bkz: Son zamanların gazeteleri.

Raif Yalçın - 11 Şubat 2010 (01:26)

Etimolojik Taciz:

Bunlar efendim bir şey anlatırken kullandıkları kelimelerin farklı dillerdeki karşılıklarıni çeşitlendirerek aynı cümle içinde kullanarak bir nevi 'beyin ambolesine' uğratırlar sizi. Öyle bir hale gelirsiniz ki Cem Yılmaz'ın gösterilerinde nasıl anlatılan konudan kopup koyuverirsiniz kendinizi, buradada benzer bir durum meydana gelir. Karşınızdakinin ne demek istediğini artık anlamaz hale gelmişsinizdir. Hele bir de her kullandığı kelimeyle ilgili o anda aklına bi şey gelmişse bir konudan diğerine atlar ki, artık tahammül edilmez bir hal alır.

Eğer çok dikkatli bir dinleyiciseniz henüz 'dağılmamışsanız', aslında o karmaşık cümleler içinde çok basit bir şeyi anlatmaya çalıştığını fark edersiniz ve bir sonraki cümlesini bile tahmin edebilir, o cümleyi kuradursun siz etrafla oyalanabilirsiniz. Ancak bu arkadaş çok kötü 'dağıttığı' için basit bir cümle kurduğu zaman bile büyük bir iş başarmış gibi gözleri parıl parıl olur ve sizden tepki bekler, üzmeyin lütfen onu, sevindirin.

Aslında bunu yapan kişilerideki aslı amaç size bir şey anlatmak falan değildir. Siz orada sadece onun o anki egosunu tatmin için seçilmiş bir avsınızdır. Sözde ne kadar derinlikli ve her açıdan düşündüklerini ispatlama çabası vardır aslında bu şekilde kendilerine karşı hep bir saygı beklentisi içindedirler.

Bir de hemen her konuda herhangi bir düşünür, yazar, bilim adamı gibi kişileriden referanslar verip çok 'okur-yazar' biri olduğunu göstermeye çalışıp, boş konuşmadığını bir nevi delillendirerek konuşanlar vardır. Bunlarda 'kısa devre' oluşturmak için yapacağınız şey çok basittir; 'Dostum bu konuda senin fikrin ne peki?' Başkalarının sözlerini beyninde 'bir gün lâzım olur' şeklinde depolamıştır ancak hiç bunları analiz edip bunlardan herhangi bir sonuca ya da yargıya varamamıştır.

Necmi Demir - 11 Şubat 2010 (21:52)

Koku tacizi:

Tuvalet kokusunu bastırsın diye banyolara konulan şu sentetik şeylerden ne kadar rahatsız olduğumu mümkün değil anlatamam. Zaten anlatamıyorum da. Her konuda cin fikirli olan eşim, ne hikmetse bu konudaki tüm şikâyetlerimi kulağının tıkalı olan tarafıyla dinliyor.

Bu koku o kadar keskin, o kadar dağlayıcı, o kadar bulaşıcı ki, sokağa çıktığımda bile genzimden damağımdan silinmiyor. Geceleri rüyamda kendimi formaldehit içine konmuş ölü kurbağa olarak görüyorum. Uyanıp bakıyorum ki, o koku yatak odasına kadar yayılmış.

Galiba eşimin burnu hiç koku almıyor. O nedenle de benim ne kadar rahatsız olduğumu bir türlü anlayamıyor.

Kadın! Burnunla algılayamadığını zihninle algılasana! Söylüyoruz işte; bu koku beni canımdan bezdirdi; istemiyorum evde o tür yapay kokular.

Buna boynuna kulağına giysilerine boca ettiğin parfümler de dahil.

Nah buraya yazıyorum, akciğer kanseri olursam sorumlusu sensin.

Bahri Galseme - 31 Mart 2010 (11:25)

@Koku tacizi: Ben de aynı dertten muzdaribim. Hatta o kokuların içeriğini merak edip araştırmaya çalıştım bu nedenle. Çünkü benim gibi Migren'i olan bir insan için çekilir dert değil. Acayip baş ağrısı yapıyor o tuvalet kokuları. Beynim o kokulara benzin kokusu ve gaz kokusuna verdiği şekilde tepki veriyorsa demek onlar kadar zararlı bunlar.

Melaike - 10 Ocak 2013 (15:27)

diYorum

Ahmet Faruk Yağcı neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

116