Patronsuz Medya

İkisi de aynı harf değil mi?

  Ahmet Faruk Yağcı - 29 Ocak 2009


Nizamettin esas ismiydi. Kendisini tanıtırken adım Nizam demişti. Otuzlu yaşlarının ortalarında, sarışın ve mavi gözlüydü. Orta boylu, kalın yapılı, göbeksiz, uzun zamandır ağır iş yaptığı kaslı kollarından belli olan biriydi. Orta anadolu aksanı ile konuşuyordu, konuşurken de gözlerindeki saflık daha belirginleşiyordu.

Yabancı bir firmanın Türkiye'deki deposunda işçiydi. Güzelce bir maaşı, özel sağlık sigortası, firma tarafından verilmiş kıyafeti ve kalın tabanlı botları vardı. Ahir zamanda durumu hiç de fena değildi.

İlk karısından boşanmıştı. Sebebini sorduğumda: Anlaşamadık abi demişti. Çoluk çocuğa karışmadan daha evliliğin ikinci senesinde iken ayrılmışlardı. Bir müddet bekâr gezmiş, kendi ifadesi ile utangaç olduğundan bu müddet içinde hiç bir kadına yanaşamamıştı. Yeniden evlenme fırsatı olduğunda ise kaçırmamıştı. Beş senedir süren mutlu bir evliliği vardı. İkinci karısından ilk senenin sonunda bir çocuğu olmuştu. Babası gibi sarı ve uslu bir oğlan. Yanakları iki yaşına kadar meme emen çocuklarda olduğu şekilde dolgun bir çocuk.

Kadın ikinciye hamileydi. Aralarında güzel bir ilişki vardı. Oldukça klâsik de bir ilişki. Kadın adamın ağzından sözü alıp devam ediyor, adam da Bir dakika ya Birgül diyor, kadın dinlemeyip devam ediyor, adam direnmiyor ve sakince kadının anlattıklarını dinliyordu. Kavga gürültü ya da birbirlerini sevmediklerine dair bir emare yoktu.

Birgül de ikinci kocasındaydı. Üç farkla. İlk evliliğinden üç çocuğu vardı. Kara esmer bir kadındı. Türk standartlarına en az onbeş, kocasına on santim takan bir seksenlik boyu, renkli ayakkabıları, kot pantolonların üzerine giydiği kalçayı örten tunikleri ve uzun boynunun üzerinde kafasının ampul gibi görünmesini sağlayan türbanı ile bir kez görseniz asla unutmayacağınız insanlardandı. Neşesi taşan bir kadın. Kocaman (kürek gibi diye düşünmüştüm) ellerini sallayarak konuşan, kahkahalar atan bir kadın. Yaşamayı öğrenmiş, hayattan şikâyetçi olmamayı bilen, usta bir ev hanımı.

Nizam'ın sağ kolunda omuza yakın kocaman bir B harfi dövmesi vardı. Dövme sevmediğim halde adamın kaslı kolunda güzel duruyordu. Vay be kadına bak, adını kazıtmış adama diye düşünmüştüm. Günlük telâş içinde unutuldu gitti.

Birgül Nizam'dan ikinci, kendisinin beşinci çocuğunu doğurdu. Kendi gibi kara bir oğlan. Tüplerini bağlatmaya yanaşmadı. Jinekoloğun benim yanımda yaptığı teklife önce kahkaha atarak sonra da yüz ifadesini ciddileştirerek hayır cevabı verdi. Adamı seviyorum, üçüncüyü isterse doğurmamak olmaz, hem zaten alıştım dedi. Bu rahat haline güldük. Dışarıda doktor doktora kaldığımıza kadın doğumcu arkadaş anam bu kadın garanti üç tane daha da doğurur, şundaki genişliğe baksana dedi. Ona da ayrı güldük.

İlkinden iki kız bir oğlan çocuğu varmış. İki oğlan da bu evlilikten olunca kadının neşesine diyecek yoktu. Doğurduğu gün ayakta geziyordu. Ertesi sabah da bebeği hemşirelere bırakmış dış kapının dışında sigara içiyordu. Buna sadece allahümmeassabirin denirdi. Öyle yaptık.

Birimlerini hatırlayamadığım bir zaman dilimi geçti. Eski zaman insanları gibi söyleyecek olsak ekim zamanı ile koç katma zamanı arası kadar bir süre görüşmedik. Bir bahar sabahı Nizam beni hastane bahçesinde yakaladı. Abi konuşmamız lâzım dedi. Buyur ettim. Güzel havadan da faydalanacak şekilde kantinin önündeki masalardan birisine oturduk. Çaylar geldi.

Nizam utana sıkıla Abi, benim bu dövmeden kurtulmam lâzım diye lafa başladı. Oğlum, ne alâkası var karınla aran iyi değil mi senin? diye sordum. İyi olmasına iyi de mevzu başka deyince iyice meraklandım. O da anlattı.

İlk karısının adı Binnaz imiş. Nişanlılık dönemlerinde aşkının nişanesi niyetine o dövmeyi yaptırmış. Çok güzel ve enikonu burnu büyük olan Binnaz biraz da dövmenin hatırına Nizam'la evlenmiş. Olmamış. Ayrılmışlar. Ama ilk aşkın alâmeti farikası olarak o dövme omuzda kalmış. Şimdilerde Birgül O karının izini kaldıracan omuzundan diye tutturmuş. Adam yalvarmış hayatım, bak senin de isminin ilk harfi B, duruversin, ne olacak? demiş. Kadın oralı olmamış. O karı için yaptırılan dövme gidecek. Eğer istersen diğer omuzuna başka bir B dövdürürsün diye diretmiş.

Adamın sevgisini de çaresizliğini de anlamıştım. Esas problem, pahalı olan bu işlem için özel sağlık sigortasının ödeme yapmıyor olmasıydı. Saf ve temiz bir insanın keyfekeder de olsa böyle bir isteğine çare bulunmalıydı. Bulduk da. Siz doktorlar için söylenen kötü şeylere inanın. Gerçekten de mesleğinin para kısmını bütün tatminlerin üzerinde tutan meslektaş sayısı bir hayli fazla. Ama insanlığın ölmediği gibi tababet de (şimdilik) ölmedi. Sadece malzeme masrafına bu işi yapacak bir plastik cerrah arkadaşımız vardı. Söylediğimde Deli misin oğlum? Malzeme parası da ödetmeyiz. Muayenehanede hallederim. Malzeme de benden. Bana bir iyilik fırsatı, sana da mis gibi hikâye çıkar dedi. Baba ya, sen plastik cerrahların Robin Hood'usun diye övdüm kendisini. Hali vakti çok yerinde olanların meme ve kalça operasyonlarına aldığı parayı biliyordum.

Nizam'ın iki omuzu da temiz bugünlerde. Bir hafta kadar önce yolda gördüm. Göz kırptım. Çok hafifledim abi ya! dedi.

Yorumlar

Allah sizin gibi doktorları başımızdan eksik etmesin. Ama bu sorunu çözmenin daha basit bir yolu vardı aslında. Önceki B harfinin üstüne dövmeyle çarpı çizip yanına yeni ve daha süslü bir B yazdırsaydınız yenge bunu da kabul ederdi herhalde.

Battal Takoz - 31 Ocak 2009 (07:21)

Efendim üzülerek söylemeliyim ki, kadınları tanımada size nakıs vereceğim. Üzeri çarpılanmış dahi olsa başkası için dövülmüş bir harfe bir kadının dayanması zor. Bizimkinde Allahtan iz kalmadı. İz kalaydı o bile dert olurdu. Diyorum.

Ahmet Faruk Yağcı - 31 Ocak 2009 (22:02)

Ben bu güzel siteyi ve yazarlığınızı oldukça geç öğrendiğimden nasıl olduysa bu hoş yazınızı görmemiş ve okumamışım.

Genelde insanlarımızı iyi tanıdığımı zannetsem de yazılarınızı okudukça hâlâ tanıyamamış olduğumu anlıyorum, 5 çocuktan sonra hâlâ çocuk isteyen böyle hanımlar ve tabiri caizse hâlâ eşlerinin ağızlarının içine bakan böyle erkekler de olabiliyormuş demek ki…

Kimi kadın benim gibi tek çocukla ölümden döner ve doğumdan kalan birtakım rahatsızlıklarını hâlâ yaşarken, meğer kimi kadın da doğum yaptığı gün ayakta gezer ve kapı önünde sigara içermiş…

Çok çocuk yapan kadınların büyük bir kesimi bu şekilde demek ki diye aklımdan geçmedi değil hani, çünki hep merak ederdim genelde ince zarif ve nahif denilen kadın bünyesi çok çocuk doğurmaya nasıl dayanır acaba diye, her ne kadar istisnalar kaideyi bozmaz denilse de böyle olan hanımlar bir hayli fazla demek ki diye düşünüyorum bu yazınızdan sonra artık.

Fazla uzatmayayım, ilk yorumu yapan okuyucunuzun da dediği gibi hâlâ başta siz olmak üzere olaylar hakkında olumlu düşünen, paracı olmayan ve hemen yardıma hazır olan doktorlarımızın var olması bizler için de çok büyük bir mutluluk kaynağı.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık sevgili doktorcum…

İclal Arpınar - 19 Ocak 2010 (13:56)

diYorum

Ahmet Faruk Yağcı neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

88