Patronsuz Medya

Salıncaktaki çocuk

  Gökhan Akçiçek - 14 Mayıs 2011


Yağmurlar ne kadar uzun sürdü bu yıl. Mevsimler, iz bırakarak geçerlerdi eskiden. Baktıklarımıza ilişen bir şeyler olurdu çoğu kez. Bir yaprağın kımıldaması, ışığın suyun yüzünde kırılarak dağılması…

Gölgelerin mütemadiyen yer değiştirmesine dalar gider, güneşin kuytuluklara kattığı neşeye şahit olmanın huzuru da yaşardık.

Parkın, çocuk sesleriyle yankılanan sevecenliğine kaptırarak seyrediyordum onları. Cumartesi yağmaya ara veren yağmur, çocuklara nisanın onların ayı olduğunu geç de olsa hatırlattı. Güneş düştüğü yeri biraz olsun ısıtıyor. Çocuklar şen. İtiş kakış, dünyayı yeniden inşa ediyorlar sanki.

Annesinin elini sımsıkı tutmasına önce pek bir anlam verememiştim. Boyunun uzunluğuyla ters orantılı bu ihtimam, onun hâlâ naz yaptığına inanmanı sağlamıştı ilk bakışta. Oğlum Miraçhan ile salıncak sırası beklerken yaklaştı yanımıza. Elinde annesinin eli, sımsıkı tutuyor. Başı hep öne eğik.

O ara bir çocuk koşarak terk etti salıncağı. Sıra bizimdi ama annesi onu koltuklarının altından kavrayıp salıncağın üzerine oturttu. Olsun dedim, belki ki bizi fark etmediler.

Salıncağın zincirlerine korkuyla yapışıyor parmakları. Ayaklarını birbirinin üstüne kavuşturuyor.

İlk kez havalandığında gördüm yüzünü. Tombul yanaklarının üstünde nar yenmiş gibi. Kırkırmızı lekeler.

Miraçhan: Baba sıra bende değil miydi dedi. Olsun oğlum, galiba çoktandır salıncağa binememiş o dedim.

Kim bilir, belki uzak bir yerden gelmişlerdir buraya. Annesi salıncağı ittiğinde o da yükseldi. Yüzü ilk defa o zaman çıktı ortaya. Bütün çocukların yüzü güneş ışığında parlıyorken, onun yüzündeki donukluğunu üşümesine verdim önce. Hayır, hiç bir ışık huzmesi yansımıyor yüzünde. Göz kapakları sımsıkı kapalı.

Haylaz birkaç çocuk sabırsızca indirmek istediler onu. Annesi ve o, parkların pek müdavimi değiller gibi. Hallerindeki acemilik uzaktan bile fark edilebiliyor. Sabırsızlanan çocuklara salıncağı vermeye hazırlanan anneyi uyardım. Dokunmayın biraz daha sallansın çocuğunuz dedim. Öbürleri devamlı buradalar

Gülümseyen yüzüne bir parça ışık yayıldı. Ya da ben öyle zannettim. Belki de bir güvercin geçti o sıra. Kanatlarından süzülen ışık zerreciklerini onun yüzüne serpti.

Miraçhan ellerime sarıldı. Bir sebebi yoktu halbuki. Sımsıkı tuttu parmaklarımı. Avucundan her an kayacakmışım gibi tutundu bana. Terleyen ellerini hafifçe gevşeterek oğlumun yüzünü baktım. Göz göze geldik oğlumla. Baba, o çocuk görmüyor galiba dedi. Sustum.

İçime yuvarlanan bir kaya parçasının sesini çocukların sevinç çığlıkları örttü. Nisan niye böyle yapar, anlamadım. Balonlar gökyüzünde uçuşuyor. Salıncaklar hâlâ dolu. Annesinin eli avucunda bir çocuk, başı önde, parkın kapısından şehre doğru yürüdü. Ardında gölgeliklerle uzanan bir yol kaldı…

Yorumlar

Keşke herkes bu kadar duyarlı ve anlayışlı olsa. Ayrıca bunu da çocuklarına aşılamayı becerebilse. Okuyan ebeveynlerin kendine bir pay çıkarması dileğiyle…

İdealist - 15 Mayıs 2011 (13:11)

Engelli olmak kadar engelli yakını olmak da zor. Bir engelli yakını olarak bunu çok iyi biliyorum. Kibarlığınızla o çocuğun annesine aslında ciddi bir destek vermişsiniz Gökhan Bey. Sizi kutlarım.

Saadet - 16 Mayıs 2011 (00:24)

diYorum

Gökhan Akçiçek neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

178