Patronsuz Medya

Ağlasun Ay Şafağı ve Allının Kızı

  Gökhan Akçiçek - 26 Şubat 2012


Bir şiir, okuyanın hayatını değiştirebilir mi? İnsanı yeniden onarabilir, kaldığı yerden tekrar yaşama katabilir mi?

Bunca karmaşık sorunun cevabını arayıp bulmak, şiir okuyucularının bir kısmını, şiir üzerinden farklı okumalara da götürebilir. Zaten, şiirin kendisi, muhatabını, yolculuklara; sonu nereye ve neye çıkarsa çıksın, denemeden asla bilemeyecekleri istikametlere savurur. Şiir, içinde sonucunu da barındırır. Şiirin, cesareti olanlara yeni ve benzersiz sayfalar açmak ve sizi; kilitli, aşılmaz kapı ve yolların önüne getirip bırakmak gibi huyları da vardır.

3 Haziran 1963 günü akşamı, kulağı radyoda, bahçesindeki çiçekleri sulayıp, biraz dinlenmek için masaya oturan Azime'nin önünde de birkaç şiir kitabı ile birlikte bir şiir dergisi de duruyordu: Dost. Ankara'da yayınlanan Dost dergisi, Nezihe Meriç ve eşi Salim Şengil tarafından yayınlanıyordu.

Hayatın bizi, yeni bir sayfasını çevireceğimiz zamanın kucağına atacağı anı, ancak kaderimizle belirleyebiliriz. O gün sıra Azime de idi. Uşak Lisesi, edebiyat öğretmeni olan Azime, evli ve iki çocuk annesi. O yıllar, şiirin, edebiyatın varlığını hissettirdiği, sözün, bir hükmünün olduğu dönemler. Yeni bir dünyanın kurulacağına inancı tamdır, insanlarınca. Halbuki ideolojiler, dünyanın hiç bir yerinde, tüm insanların mutluluğunu ve geleceğini asla garanti edememiştir. Denenen ütopyalar, geçerlilik sürelerinde, kâinat üzerinde o güzel ve arzulanan yaşamı, insana ait olan değerlerin eşliğinde mümkün kılamamıştır. Gerek ideolojilerin eksikliği, gerek uygulamadaki insanî zaaflar, böyle bir saadeti, yeryüzü kavminden adeta esirgemiştir.

Hasan Hüseyin Korkmazgil'in, Ağustos şiiri, Azime'yi derinden etkilemiştir. Zaten o akşam dinlediği radyo haberinde, Nazım Hikmet'in, Moskova'da vefat ettiği haberini alır, kaygılanır. Nazım bu dünyadan göçmüştür. Ama aynı idealleri savunan birçok yazar, şair ve sanatçı, mücadelelerini sürdürmeye kararlıdırlar. Bunlardan biri de Hasan Hüseyin'dir.

Şairler bir dizesiyle, romancıları ve diğer edebiyatçıları nakavt edebilirler. Koskoca romanı bir mısra ile nakşedebilirler. Şairler, dünyevî nimetlerin uzağında dururlar. Edebiyatın etinden, sütünden mümkün olduğunca faydalanmazlar. Mısraları, yol, su ve elektrik olarak onlara geri dönmez. Bu alanın tüm nimetlerini romancılar yer, tüketirler. Şan, şöhret, para ve saygınlık onlarındır.

Nazım bir dizesiyle bir ülkeyi yeniden inşa eder: Akdeniz'den Anadolu'ya, bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim… Ataol Behramoğlu, bir mısrada bir ömrü özetleyerek: yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var der. Behçet Necatigil, sevgiyi içine gömenlere gerçeği fark ettirir: sevgileri yarınlara bıraktınız / bitmeyen işler yüzünden der. Dünya şiirinden Kavafis: nereye gidersen git, bu şehir peşinden gelecek der.

Ağustos şiiri, dönemin siyasî atmosferine uygun bir şiir dili ile kotarılmıştır. Uzun ve destansı bir söyleyişle, hayalde canlanan belirsiz bir sevgiliye, iç dökme şeklinde ilerler. Yeni ve farklı bir dünyanın kurulacağını da müjdeler. Allı'nın kızı meçhul bir sevgiliyi ya da gelecekte karşılaşılması muhtemel bir aşkın varlığını betimler.

Okuduğunuz bir şiirin, öznesinin siz olabileceği gerçeğini hiç düşündünüz mü? Ya da okuyucusu ile evlenen kaç şair vardı dünyada. Bir şiirin mısralarında betimlenen karakterin, kendisi olabileceğine inanmış kaç şiir seven vardır acaba?

Radyo haberi Azime'nin ruhunda derin oyuklar açar. Dünya şairi Nazım, bir yıldız misali kayıp gitmişti(r). Ama şiirlerini en az Nazım kadar sevdiği Hasan Hüseyin nispeten yakındadır. Uşak-Ankara arası kuş uçumu bir mesafedir. Hem âşıklar için yol nedir ki? Bir aşkı, saf bir aşkı sorgulamak kimin haddine? Aşk kendi gerçeğiyle gelmiştir. Nedensiz, sebepsiz ve sorgusuzca… Zaten aşk, hesabını muhataplarının vereceği bir süreç değil midir?

Aşk beklemez. Azime öğretmen Uşak'ta daha fazla duramaz, sabahı zor eder. Eşi, milli eğitim müfettişi olarak başka ilde görevdedir. Onun uzakta olması ve araya giren mesafeler, artık karı-koca için bir yol ayrımına gelindiğini de gösterir. Dört yaşındaki oğlu Ufuk ve iki yaşındaki kızı Barış'ı yanına alan Azime, Uşak tren garına yetişir. Ankara trenine bindiğinde, akşam olmuş, çocukları kompartımanda uyuyakalmışlardır.

5 Haziran 1963 sabahı Ankara'ya indiğinde elinde ne bir adres ne de bir adres soracağı tanıdık telefonu vardır. Çaresizdir. Solcu bir şairin adresini bilse bilse Türkiye İşçi Partisi bilir, deyip, İşçi Partisi'ni aramaya koyulur. En iyisi polislere sormak… Azime de öyle yapar. Polisler adresi tarif eder. Ne yazık ki partide, Hasan Hüseyin'i tanıyan kimse çıkmaz. Çaresiz kapıya yönelir, o esnada içeri girmekte olan Kemal Çitler, Azime'nin kurtarıcısı olur. Hasan Hüseyin'in arkadaşı olan Çitler, şairin il dışında olduğunu, ne zaman döneceğini de bilmediğini söyler.

Hüznünüz varsa yalnız değilsinizdir. Uşak'a dönen Azime, son umut, bir mektup yazar şaire. Postacılar adı konulmamış bu ilişkinin kahrını çekerler bir süre. Duygular, Türkçenin en güzel ifade biçimi ile karşılıklı aktarılır. Öyle ya! Biri edebiyat öğretmeni diğeri önemli bir şair! Kelimeler bile aciz kalır çoğu kez.

1963-64 yılları karşılıklı mektuplaşmalarla geçer. Fotoğraflar gönderilmiş, sıra seslerin duyulmasına, sözcüklerin kulaklara fısıldanmasına gelmiştir. Görev yine polise düşer. Çünkü Azime'nin görev yaptığı yerde, telefon bir tek polis karakolunda vardır. Akis dergisinin bürosundaki telefonun ahizesini kaldıran şair, müşfik bir ses tonu ile: Evet benim, ben, Hasan Hüseyin Korkmazgil der. Artık yüz yüze konuşmanın vakti gelmiştir. Şair kararlıdır, Çocuklarını yanına al gel, yeni bir hayat kuralım der. Azime cevabını birkaç gün sonra telgraf ile bildirir: Geliyoruz!

17 Ağustos 1963 cumartesi günü, sıcak, sabırsız âşıkların avuçlarına ter damlalarını boca ediyor. Mekân: Ankara Garı. Saçları yer yer gümüşlenmiş, incecik dal gibi bir adam, vagonları gözleri ile kolaçan ediyor. Nihayet karşılaştılar…

Yaşam, sorduğunuz bütün soruların cevabını belki de içinde saklıyordur. O cevabı bulup çıkarmak, biraz da ısrarınıza bağlıdır. Kaderine yürüyenleri hayat hiç utandırmamıştır. Azime de öyle yaptı, o günlerde çoğu kadının kolayca veremeyeceği bir kararı verip, eşinden boşandı, çocuklarını da yanına alıp, kaderinin peşine düştü.

11 Haziran 1964 günü, Ankara Altındağ Evlendirme Memurluğu'nda hayatlarını birleştirecek o karara imza attılar. Ankara'ya tayin yaptıran Azime, çocukları ile birlikte, sevdiği adamla yeni bir yuva kurdu. Bir yıl sonra da oğulları oldu. Hasan Hüseyin'in bir şiirinde dediği gibi, (bir oğlum olacak adı Temmuz ) adını Temmuz koydular.

Hasan Hüseyin Korkmazgil, birçok şiirini Azime'ye adadı. 19'u şiir olmak üzere 25 kitap yayınladı. Yapıtları ile Yedi Tepe Şiir Ödülü'nü (1964), TRT Sanat Başarı Ödülü'nü (1970), Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü'nü (1981) ve Nevzat Üstün Şiir Ödülü'nü (1981) aldı.

Güzel bir uzun hava vardır. Her dinlediğimde gözlerim buğulanır. Yıllar sonra büyük kızım Aybegüm de o şehre, üniversite için gidince, o türkünün avazı benim için daha da derinlere işliyor: Ankara'da yedim taze meyvayı…

Ağustos şiirindeki Allının Kızının mutluluğu 19 yıl sekiz ay 15 gün sürdü. Şiirimizin Gürünlü gür sesi, Nazım'ın yol arkadaşı, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ankara'da, 26 Şubat 1984 günü gözlerini dünyaya kapadı.

Şiiri hâlâ yaşıyor…

Yorumlar

Şiire ve insan hayatlarına ait sade ve sıcak hikâyelerinizle bende bağımlılık yarattınız. Kaleminize sağlık.

Deniz Türkoğlu - 28 Şubat 2012 (10:24)

Yazınızın bağlantısını izniniz olmadan Twitter'da paylaştım. Boğazım düğüm düğum oldu, paylaşmadan edemezdim. Sizin için sorun teşkil ederse, lütfen bildirin, hemen silerim.

Zeynep - 27 Haziran 2013 (14:20)

Derkenar'daki bir yazıyı sosyal medyada veya kişisel blogunuzda bağlantı vererek paylaşmanızın hiç bir sakıncası olmaz. Yazıyı daha çok insanın okumasını sağlarsınız, ki bu da yazarı açısından memnuniyet verici bir durumdur.

Hem etik hem de yasal açıdan sorunlu olan paylaşma şekli, yazının tamamının kopyalanarak başka bir yere yapıştırılmasıdır.

Büdütör - 27 Haziran 2013 (15:03)

diYorum

Gökhan Akçiçek neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

176