Patronsuz Medya

Hayatın şiir yüzü

  Gökhan Akçiçek - 26 Mart 2012


Sonbaharı, kışı davetli olduğum okullarda, öğrencilerle buluşarak, onlara, edebiyat, kitap ve estetik üzerinden düşüncelerimi aktarmakla geçirdim.

İlkbahar nihayet yüzünü yüz görümlüğü niyetine de olsa göstermeye tenezzül etti. Olsun, buna da razıyız. İçimizi ısıtan sıcaklığın birazının, güneşten kaynakladığını unutuyorduk az kalsın. Kış, bu gerçeği bir kez daha vurdu suratımıza.

Neler yaptım bu arada derseniz, şöyle sıralayabilirim: Elliye yakın okulda söyleşilerde bulundum, kitap imzaladım. Hemen hemen her akşam Derkenar ı mutlaka ziyaret ettim. İki yeni kitap hazırladım. Biri ilköğretim çocukları için şiir kitabı idi, şükür olsun bitti. İsmini bile verdim: Her Harfin Bir Şiiri Var

Alfabenizdeki her harfe, yedi renge ve hayatın şiir yüzüne, naif şiirler döktürdüm. Büyüklere yönelik hazırladığım şiir kitabının ise son bükümüne gelmiş bulunuyorum. Hadi daha bekletmeden de ismini fısıldayayım isterseniz, Derkenar'ın yeri ayrı çünkü: Hevesi Sularla Yaşıt

Tüm bunların yanında, şiirimi yazıp, kitaplara yoğunlaşmanın ve söyleşilere katılmanın beni çok da yorduğunu söyleyemem. Artık bu tempoya alışmış bulunuyorum. Ama hâlâ içimdeki bir tatminsizlik duygusu ile zaman zaman da yüzleşmiyor, değilim. Nedenini pek bilmesem de, Derkenar a yazdığım ve yazımın yayınladığı vakitlerde bu duygudan bir nebze olsun kurtulmuş olduğumu da yeni yeni fark ediyorum. Ama yazıya açılmak, her daim kolay olmuyor. Klavyenin başına kuşlar gibi tüneyip, anlamlı ve dokunaklı bir şeyler karalamak istiyor insan. Bazen bir çırpıda sökün eden kelimeler, bazen ham armut ya da ayva gibi boğazınıza takılıyor, bir türlü parmaklarınızın ucundan klavyeye akmıyor. Bu da bir nasip…

Bu sohbeti isterseniz şöyle bitireyim. Onlarca okulda öğrencilere dilim döndüğünce bir şeyler söyledim. Merak eden bir ademoğlu mutlaka vardır. Öğrencilerle çok farklı ve renkli karşılaşmalarımız oldu. Zaman içinde kapıldığım karamsarlık duygusundan, çocukların beni hayata çeken ilgileri ve masumiyetleri arındırdı. Binlerce, her sosyal sınıftan öğrenciyle karşılaştım. Saçlarına şefkatli bir baba misali usulca dokundum. Yanaklarına, bu kadim geleneğin yumuşattığı parmak uçlarımla, adeta koleksiyoncuların bir kelebeğin kanadına gösterdikleri özenle ulaşmaya çalıştım. Onların bu toprakların üzerinde olmalarının bir sebebi vardır düşüncesiyle, neşelendiğimi de belirtmeliyim.

Peki, neler söyledin, neler anlattın onlara derseniz, aklımda kalanları şöyle sıralayabilirim:

Burada, bu zaman diliminde ve birlikte olmamızın bir sebebi ve anlamı var. Birbirlerine güzellik aşılamayan, iyilik biriktirip dağıtmayan, gülümsemeyen birileri, bizden olamaz. Ama öyleleri var ve hep aramızda dolaşıyorlar, diyorsanız, küsmeyin onlara. Kınamayın ve hor görmeyin onları. Birileri onlara şiirden, edebiyattan ve inceliklerden söz etsin. Gülümsemenin, nezaketin ve tevazuun onların yüzüne ve ruhuna işlemesi için duacı olalım. Kitabı, edebiyatı ve okumayı önerelim onlara. Göreceksiniz tavsiyeleriniz işe yarayacaktır. Sözün gücüne ve büyüsüne inanalım yeter ki.

Bizi diğerlerinden ayıran bir tavrı istemeliyiz. Herhangi birisi olmaktansa, bize yakışacak incelikleri, şiirin, sözün imbiğinden süzüp, bize dönüşmeliyiz. Handiyse, çoğalan ve sağaltan bir yanımız olmalı. O sese ulaşmanın, o esintiye karışmanın yolu, edebiyattan, okumaktan ve şiirden geçiyor. Şiire ve hayata geç kalmayın.

Nereye dönersek dönelim, yüzümüz hep, cehaletin tırmalayıcı görüntülerinden muzdarip olacaktır. Değişmesi için katkıda bulunmadığımız bir toplumun, bizlere iyi davranacağını sanıyoruz. Elde edeceklerimizin ve sahip olduklarımızın ise, bizi mutlu ve onurlu kılacağını zannediyoruz. Yanılıyoruz!

Erdemin rengine bürünmeyen bir yaşantı, eninde sonunda muhataplarını anlamsız bir girdaba hapsedecektir. Çünkü ömrümüze sanatı, şiiri ve estetiği katamadık. Popülerlik hükmüyle yaşantımıza ilişen her alışkanlığı ve zevki, sorgusuz, sualsiz kabullendik. Oysa hayat, bayağılıkları ve kabalıkları yanından, yöresinden uzaklaştırmayanların serüvenine, ne yazık ki tanıklık etmeyecektir.

Kitaptan, sanattan, şiirden uzaklaşan kendinden de uzaklaşır. Sükûnetin yerine hızı koyanların, anlamlı olmayı değil, kazançlı olmayı yeğleyenlerin her nefesi, yaşama bir yük gibi binecektir. Kendinizi böyle bir akıbetten koruyun lütfen. Bizi, onurlu bir hayatın ferdi yapacak olana açalım yüreğimizi: Estetiğe, sanata, şiire, merhamete…

Şimdi güneşe çıkalım derim. Sahi, siz ne dersiniz?

Yorumlar

Sevgili yazarım; çalışması yeni biten kitabınızı tebrik ediyorum, minik okuyucularına güzel ufuklar açar umarım, sonuna geldiğiniz diğer çalışmanız için de sıraya girdiğimi söylemeliyim naçizane, her iki kitabınızı da okuma arzusundayım, basılmalarını heyecanla bekleyeceğim.

Önce iyiye güzele sevdalı yüreğinize sağlık, sonra da o pırıl pırıl çocuklarla buluşmak için okullara giderek, onların soğuk kışlarına sıcaklık anlam ve bereket katan ayaklarınıza sağlık. Derkenar'da okuyucularınız olarak biz, okullarda çocuklar, onların varlığıyla siz, hepimiz teker teker bizlere bahşedilen bu şansların kıymetini biliriz inşallah.

Bu yazım seninkine zeyl sayılabilir demişsiniz de; birden aklıma Diyarbakırlı şair ve Özgür Gündem yazarı (biliyorsunuzdur gazete bugünden itibaren 1 ay yasaklı) Hicri İzgören'in;

soluğu rüzgârlardan derlendi,
yollar o çingeneden bulaştı bana,
tek gerçek düşlerimdi belki de,
bir masaldan aldım rengimi,
tutku yaşından büyük gösteriyorsa,
sağır ve dilsiz geceler sorumludur,
gözlerin ve şer iklimi

… diyen Zeyl adlı şiirini düşürdünüz.

Ne diyelim; belki samimi birkaç okul da, en iyi ihtimalle yazma yasağı diye anılabilecek bu zamanları, bir konuşturma fırsatı olarak görür ve sizin gibi, o pırıl pırıl çocuklarla buluşsun diyerek, bu Kürt şairimizi de aralarına çağrırlar.

Bu arada Usta, eskiden başlıkları ben bulurdum demiş, ya tevazu gösteriyor ya da iyiliklerinin hesabını tabii ki tutmuyor ama çok önemli bir şeyi de maalesef unutmuş. Yazıları da Usta yazardı. Sizin, ayıptır söylemesi buruşuk pantolonla gönderdiğinizi, tertemiz ütülü jilet gibi giydirir, ertesine dergiye bir çıkarırdı ki, gören de anadan öyle doğdunuz sanır. O hırpanilerden biri de bendim, yeri gelmişken söyleyeyim dedim.

Deniz Türkoğlu - 27 Mart 2012 (16:45)

Atışır gibi olmasın ama bence asıl Deniz tevazu gösteriyor. Onun buruşuk pantolon dediği o yazıları ben eynime geyinir kendi kokteylime giderim; öylesine gıcır gıcırdır.

Bence Usta kendisidir. Hiç bir zaman öyle buruşuk eşofman kabilinden bir maslahatı olmamış, her yazdığıyla biz Derkenar vıdıtörlerinin ağzını açık bırakıp, peeeh, bu yarıkürede böyle süzülmüş kalem ustaları varmış da biz neden bilmiyormuşuz, hay bin kunduz dedirtmiş halis bir yazardır kendileri.

Üstelik de firesiz, hakiki bir dosttur. Kâh öyle kah böyle değil, hep aynı çizgide ve tutarlıdır. Bu iddiasız dergiye destek olmak için sıfırdan başlayıp HTML, ASP, CSS falan öğrenmeye niyetlenecek kadar samimiyet ve özveri doludur.

Şimdi açmayayım ağzımı, bütün meziyetlerini sayar dökerim, sayfalar yetmez.

Zaman zaman söylerim ya, Derkenar'a en güzel yazıları yazanlar, aynı zamanda en zarif, en olgun, en rabıtalı olanlardır diye. Şaşılası şey, onlar ki, bir kez olsun çocukça kaprisler yapmayan, bu hakirin gönlünü bir kez olsun incitmeyenlerdir. Demek ki iyi yazar olmanın ilk adımı halis insan kumaşıyla mücehhez olmaktan geçiyormuş; bana bunu öğretenlerdir.

Niye öyledir diye sual eden olursa -şeker söyle gaymak söyle bal söyle- vallahi bilmiyorum; bir nedenle öyledir işte. Belki her ikisi için de ruh asaleti gerektiği içindir. Belki de yazmak, içimizi görünür kıldığı içindir.

Kendisi bilmez ama ben Deniz'in yazılarını durur durur bir daha okurum.

Dahası da var ama anlatmıyorum. Şurda üç beş kişiyiz, zaten biliriz birbirimizi.

Necdet Şen - 27 Mart 2012 (21:59)

Şiir okuyan yazanları, ozanları takip eden bir yanım vardır. Kendim de ufak tefek düşüncelerimi not ederim. Günlük konuşma dilinin biraz yukarısında olan söylemleri önemsiyorum, şiir yazan kişilere değer veriyorum. Şiirin insanları eğiten bir şey ve erdemli bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Nasıl yazarsan yaz, o inandırıcı ve dürüstçe yazılmışsa herhangi bir yazının şiirsel yanı vardır.

… demiş Erkan Oğur. Aşağıdaki şiir de üstad Gökhan Akçiçek'ten:

Kalbinin sesi uzuyor
Ve toplayıp getiriyor günleri…

Uzak bahçelerde açıyor, Sardunya, fesleğen, Hanımeli…

Gül, sevaptır, Gülüşün, Bu ülkenin en güzel yeri…

Hilal Güven - 9 Nisan 2012 (19:54)

diYorum

Gökhan Akçiçek neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

170