Patronsuz Medya

Çalınan onyılların hesabını kim verecek

  Melih Özel - 14 Nisan 2015


Derkenar'daki her yazıyı ve altındaki yorumları itinayla okuyan birisi olarak, bu yakınlarda yazılmış bir yorumu okuyunca aklım biraz karıştı.

Özgür Tekin'in yazdığı Ce-Ha-Pe zihniyeti başlıklı yazısına Betül Dursun ismiyle yazılan yorumdan söz ediyorum.

Bu yorumunu okuyanlara ve tabii yorumu yazan Betül hanımın kendisine bir sorum var. Ben düşündüm, düşündüm bir türlü cevabını bulamadım.

Efendim aklımı karıştıran konu çok da karmaşık değil. Sadece Betül hanımın şu cümlesine takıldım:

CHP'nin onyıllarca ülkenin yönetimini yok irtica geliyor yok başörtülüler öcü, rejim düşmanı tarzında saçmalıklarla işgal etmesi; kalkınmadır, adalettir, etnik sorunlardır tümünü boş vererek milletin yıllarını çalması sonucunda oluşmuş bir zihniyet algısı bu.

Sorum şu: Hangi on yıllar bunlar?

Efendim, biraz çabaladım, araştırdım. Vikipedi'yi biliyorsunuz değil mi? Hani tembel ansiklopedisi var ya İnternette. İşte o. Oraya başvurdum. Bulduklarımı sizle paylaşmak isterim izninizle. Hepimizin malûmu olan bazı bilgileri aktaracağım. Umarım başınızı ağrıtmam.

Ülkemiz çok partili siyasal yaşama geçtikten sonraki hükümetlere bir bakalım mı?

Bu ülkeyi 1950-60 arasında Demokrat Parti yönetti.

1960-61 arasında askeri yönetim vardı.

1961-63 arası CHP-AP ve sonra CHP-YTP-CKMP koalisyonu, 1963-1965 arası CHP-Bağımsızlar koalisyonu yönetimdeydi. 1965-1971 yılları arasında AP tek başına iktidardı.

1971-1974 arasında gene askeri yönetimin milli birlik hükümetleri tarafından yönetildik.

1974 Ocak-Kasım ayları arasında CHP-MSP koalisyonu vardı.

Sonra 1975 Mart ayına kadar Sadi Irmak tarafından kurulan ve bir türlü güven oyu alamayan tuhaf bir hükümet yürütmenin başı oldu.

Ardından 1977 yılına kadar AP-MSP-MHP-CGP koalisyonu iktidardaydı. 1977 Haziran ayında bir ay süre ile CHP bir azınlık hükümeti kurdu.

Haziran 1977-Ocak 1978 arası AP-MSP-MHP koalisyonu geldi iktidara. Ocak 1978-Kasım 1979 arasında CHP, Bağımsızlarla birlikte iktidar oldu.

Kasım 1979-Eylül 1980 arasında AP'nin azınlık hükümeti iktidardaydı (MHP ve MSP'nin kerhen desteği ile).

1980-1983 arası yeniden bir askeri yönetim tarafından yönetildi bu yalnız ve güzel ülke.

1983-1991 arasında ANAP iktidarlarını yaşadık. 1991-1993 arası DYP-SODEP koalisyonu, 1993 te bir aylığına SHP iktidarı, 1993-1995 arası DYP-SHP koalisyonu tarafından yönetildik.

1995'te bir aylığına DYP iktidarı yaşadık. Sonra 6 aylığına DYP-CHP koalisyonu oldu.

1996'da önce ANAP-DYP, sonra, DYP-RP koalisyonlarını yaşadık ve 1997 yılı Haziran'ını bulduk.

Haziran 1997-Ocak 1999 arasında ANAP-DTP-DSP koalisyonu iktidardaydı. Sonra 5 aylık bir DSP azınlık hükümeti oldu.

Bunu da 2002 yılına kadar devam eden DSP-MHP-ANAP koalisyonu izledi.

O tarihten beri ülkemizi AKP iktidarı yönetiyor.

Başınızı ağrıttım, bağışlayın; ama, el insaf kardeşim!

İşkembeden atarak, kulaktan dolma bilgiye abanarak, nasıl olsa kimse itiraz etmiyor düşüncesi ile doğru olmayan, gerçekle bağdaşmayan önermeleri konuşmak, yazmak kolay! Daha doğrusu popülizm yapmak kolay.

Ancaak! Bir de gerçekler var. Bu ülkede 1950 den bu yana, CHP'nin (ya da zihniyetinin) tek başına iktidar olduğu dönem (bağımsızların desteği ile kurulan derme çatma hükümetler de dahil olmak üzere) toplam 31 (yazı ile otuzbir) AY.

Koalisyonlar vardı bana ne, bana ne! diyorsanız, ona AP, MSP, DYP, MHP, ANAP seçmenleri cevap versinler. Demek ki koalisyonlarda CHP zihniyetine engel olamamışlar. Haa, bu arada, bu koalisyonlar da dahil, CHP'nin toplam iktidarda kaldığı süre 8 yıldan biraz fazla.

Yani, 65 yılın 56-57 yılında bu ülkeyi sağ partilerin kurduğu hükümetler yönetti hanımefendiciğim.

Ee, kim çaldı kardeşim bizim on yıllarımızı? Sakın 1950'den beri bizi yöneten sağ partilerin kurduğu hükümetlerin bir rolü olmasın o çalınan on yıllarda?

Betül hanımın yaşını bilmiyorum. Dolayısı ile yukarıda yazdığım hükümet dönemlerinin hangilerini yaşamış bilmiyorum. Ben kendi adıma yukarıdaki listeyi kaynak kullanmadan da yazabilirdim. Zira o yılları yaşadım ve acısını hâlâ hissediyorum. Ama yorumcumuza ülkemizin yakın tarihini biraz okumasını tavsiye etmek zorundayım. Zira yorumundan, son 65 yılda bu ülkeyi kimlerin yönettiğini bilmediği anlaşılıyor.

Bunları yazarken, bir siyasal partinin avukatlığına soyunmuş olmakla itham edilebileceğimin farkındayım. CeHaPe'nin ya da zihniyetinin benim avukatlığıma ihtiyacı olmadığı aşikâr elbette, ancak bu gün yaşadığımız her şeyi 1923-1950 yıllarının iktidarlarına mal etmek de, insanların aklına hakaret olmuyor mu?

Kendimi tekrar edeceğim ama el insaf yani!

* * *

Betül hanım yorumuna şöyle başlamış:

Sadece anlamak isteyenlerin anlayabileceği bir açıklamam var benim aslında.

Tüm çabamla anlamak istememe rağmen ben gene de anlayamadım galiba! Üzgünüm.

Yorumlar

Melih Özel ile birbirini takip eden haftalarda doğmuş birisi olarak ülkenin siyasî tarihinin son kırk beş senesinin şahidiyim. Betül hanım gibi ben de CHP'nin ülkeye kaybettirdikleri üzerine fazlaca düşünen ve konuşan sağ kesimin içindeydim.

Geriye dönüp baktığımda gördüklerimi özetlemek istiyorum:

1. CHP demeyelim de kurucu iradenin bürokratik yapısı bu güne kadar etkisini azaltarak ya da arttırarak sürdürdü. Kötü ya da iyi demiyorum. Hatta bürokrasinin bu kesimine mevcut hükümetin muhtaç olduğunu düşünüyorum.

2. CHP, AP, DSP, MHP ve hatta MSP arasında bürokratik açıdan değişime yol açacak herhangi bir fark görmüyorum. Sağ ve sol ayırımında CHP de bal gibi sağcı partidir.

3. Peki bize kim kaybettirdi bu yılları? Yıl falan kaybedildiği yok. Girmemenin evla olacağı bir savaşa girip, girmenin iyi olacağı bir diğer savaşa girmedik, alemdeki yerimiz böyle belirlendi.

4. Sistemin bazı yönlerden geri dönülemez şekilde değiştiği iki dönem ise 1983-1987 ve 2002-2009 arasıdır.

Ahmet Faruk Yağcı - 14 Nisan 2015 (16:18)

Ben de bahse konu yorumdaki şu cümleye dair iki çift lâf etmek isterim:

Sokakta çarşaflılar çoğaldı irtica geliyor demekle başörtülü bacıma saldırdılar demek arasında bir fark yok…

Bu ikisi arasında fark var aslında. Ciddi bir fark var hem de.

Cümlenin ilk kısmındaki iddianın sahipleri, toplumu anlamaktan ve olan biteni yorumlamaktan aciz oldukları, bağnaz ve sığ oldukları için öyle söylüyor. Bu yanlış önermenin doğruluğuna yürekten inanıyor.

İkinci iddianın sahibi ise aslı astarı olmayan, büyük olasılıkla kendisinin de inanmadığı muhtemelen yakın çevresinin ürettiği bir yalanı siyasî manevra amacıyla, yitirilen bir meşruiyeti yeniden üretmek için söylüyor.

Yani iki önerme birbirinin izdüşümü değil; biri aptallık diğeri ahlâksızlık.

Durmuş Düşünür - 14 Nisan 2015 (20:15)

Valla ben CHP'nin ve zihniyetinin aslında bu ülkenin çok yıllarına mal olduğu kanaatindeyim.

Ama yürütme gücüne sahip olduğu dönemlerde yaptıkları ya da yapamadıkları ile değil…

Doğru dürüst, gerçek bir sol parti olamadığı için; halka umut verebilecek, heyecanlandırabilecek, tuttuğunu koparan bir muhalefet partisi olamadığı için; iktidara alternatif bir parti olduğuna geniş kitleleri ikna edemediği için…

Bir kısım siyasî karakterin, temsil ettikleri görüş ve siyasetin ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili sorumluluğunu üstlenmiyor olması, bu sorumluluğun tamamının CHP de olduğu anlamına da gelmez ama.

Mustafa Muammer Elöz - 14 Nisan 2015 (20:48)

Betül Hanım, yazısında CHP'nin on yıllar boyunca mevcut hükümetleri, saçma iddalarla meşgul ettiğini anlatmak istiyor. Sanırım kendisi de CHP'nin iktidar olmadığını, olamadığını biliyordur.

Mustafa Dilâver - 16 Nisan 2015 (14:05)

Sahi yavu, nasıl düşünemedik bunu:

…mevcut hükümetleri, saçma iddalarla meşgul etmek…

Büyük cürüm. Tiz boynu urula CHP'nin!

Saçma iddialardan bir demet:

Pısst Bilal, evin önüne bir kamyon yanaştır, paraları başka yere naklet, ablanı uçakla gönderdim, teferruatı o anlatacak.

Basılan evlere paraları ve kasaları polis yerleştirdi… Ama bir süre sonra masum çocukların paraları iade edildi… Yerleştiren polise değil o paralarla ilgisi olmayan masumlara tabii. Nereden? Mükellefin cebinden.

İçi silâh dolu tırlar yakalandı. Yakalayan aynasızlar kodeste. Yakalanan sarayda. Saray ki ne saray ama, manda kasa, ön camdaki aynada tesbih sallanıyor. Hepsi helâl.

Suriye'deki iç savaşta yüz binlerce müslüman öldü(rüldü). Katilleri silâhlandıran ve savaşı kızıştıran sütten çıkmış ak kaşık.

Madenlerde, şantiyelerde, sokakta, evde, nezarette ölmek ve saray kabadayısından dayak yemek vatandaşın fıtratında olan bir şey.

Vicdan bir konsomatris adı, namus ve haysiyet meşrubat, din iman bozdur bozdur harca kabilinden bir tür kredi kartı. Ve cümle alem ahmak.

Hayattaki en hakiki mürşit irin miydi neydi? Hakikaten de irin akıyor tepemizden aşağı. Borazan taifesi suçluyu bulmuş. Tabii ki CHP. Suyu bulandırıyor.

Aslında dalgamıza taş atıyor demeliydi. Midesi sürçmüş kardeşimin.

Durmuş Düşünür - 16 Nisan 2015 (22:03)

Tamam, susmayayım da, sadece Betül Hanım'ın iddiasının Melih Bey tarafından yanlış anlaşıldığını izah etmek istedim. Yazdıklarım, Betül Hanımın ifadesinin tekrarından başka bir şey değil. Evet, ilâve ettiğim cümle ise CHP'nin iktidar olamadığı idi.

Olsa ne değişecek, yine mevcut hükümetlere yaptığımız tenkitlerin tekrarı CHP için de olacaktı. CHP'nin iktidar olduğu dönemlerin gazete ve dergilerini okuduğumda hükümet mensuplarına ve taraftarlarına ait karşılaştığım yolsuzluk haberleri günümüz haberlerinden farksız.

Yazılı Tarih boyunca, Muktedirlerin süt kaşığı olamadıklarını bellemedik mi? Mesele insanın ego belâsı. Yeter ki fırsatını yakalamasın. Şaşırmayacak insan nadirdir.

Ana fikir, Kişi refikinden azar.

Mustafa Dilâver - 17 Nisan 2015 (12:42)

Erişkin bir insanın öyle demek istemedim demesi beni çok şaşırtır. Zira insanın söylediği, söylemek istediği olmalıdır.

Okuduğumu anlayabildiğim kanısındayım. Dolayısı ile birisinin yazdığını okuduğumda, söylemek istediğinin ne olduğunu da anlamış olurum.

Yazıya konu yorumda ne yazdığı belli. Dört cümleye Orhun Yazıtları muamelesi yapmaya gerek yok. Hele bir başkasının, çıkıp da öyle değil böyle demek istiyor demesi en azından Betül hanıma karşı ayıp! (Melih Bey tarafından yanlış anlaşıldığını izah etmek istedim cümlesi hakkında hiç yorum yapmıyorum).

Son 65 yılda, 50 yıldan daha fazla süre ile sağ partiler yönetti bizi. Ülkenin içinde bulunduğu durumun bütün sorumluluğunu CHP'ye yıkarak, kendi sorumluluklarından kurtulamazlar.

Betül hanımın veya Mustafa beyin çabaları da bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Yazdıklarımı CHP, sütten çıkmış ak kaşık olarak anlayan, kendine baksın yanlış mı anlıyorum diye.

Koca hükümetlerin CHP'ye kanmasına da pes yani! Ne safmışlar.

Melih Özel - 17 Nisan 2015 (15:30)

Melih Bey yazınızı şimdi gördüm. O on yıllar zaptı tutulmayan türden bilgiye dayanıyor. 1987-2012 yılları arasında o zihniyetin baskılarını bizzat deneyimlemiş olmanın bilgisi. Halkın sahip olduğu türden yani. Baskı söylemleri ve sonuçları ise liste gerektirmeyecek kadar açıkta. Anlama çabanız için teşekkür ederim.

Durmuş Bey aptal-ahlaksız ayrımı yapılabilir tabi. Kastettiğim ortak nokta: Halkı abartılı söylemlerle korkutarak galeyana getirme, bundan sonuç edinme uğraşı.

Mustafa Bey teşekkür ederim, izaha katılıyorum.

Betül Dursun - 17 Nisan 2015 (21:10)

İşkembeden atmak gibi suçlayıcı ifadelerinizi kişisel almamayı, yorum yapmamayı tercih ederim. Vakit kaybetmemek-kaybettirmemek, çabanıza ve yaşınıza saygı göstermek adına.

Betül Dursun - 18 Nisan 2015 (10:37)

Tartışmanın başlamasına vesile olan yazının, yazanı olarak bir kaç şey söylemek istiyorum. Elbette ki, ironi yapmaya çalıştım. Durmuş Düşünür söz konusu yazıma yaptığı yorumda, kısaca özetlemişti meseleyi zaten. Üstüne söylenecek pek bir şey yoktur her halde düşünmüştüm okuduğumda.

Ama Betül hanım da topa girme ihtiyacı hissetmiş ki, doğrusu epey geç gördüm yorumunu. Girişteki uyarısını dikkate alarak da defalarca okudum. Üzülerek söyleyeyim; pek bir şey anlamadım. Üzülmekten bahsetmişken, kendim için üzüldüğümü de belirteyim hemen. İdrak kapasitem epey düşükmüş, anladım.

Şunu da söyleyeyim; Betül hanımın o yorumu, kurduğu her cümle birçok açıdan eleştirilebilir. Ben de daha o zaman, bu yoruma bir eleştiride bulunmayı düşündüm ama doğrusu hem neresinden başlayayım bilemedim, hem de siyasî bir tartışmaya kapı açmak istemedim.

Nihayetinde Melih bey, ama bu haksızlık diyerek her halde, yazmış bu yazıyı. Hata mı yapmış? Hayır. Yanlış mı söyledikleri? Değil… Bizim fırıncı gibi sorayım o zaman; eeee?

Anlamak isteyenlere bir de şunu sorayım; dünyanın neresinde üç yüz insan ölür de, onların canı yanan yakınları üstüne bir de dayak yer, hakaret işitir? Hem de devletin temsilcileri tarafından. Dünyanın neresinde, devleti yönetenler susup başını öne eğmek yerine, birilerinin gırtlağına bizzat yapışma cesareti bulabilir kendinde?

Ve elbette hâlâ sevilen biri olmayı başarabilir?

Bana sorarsanız mevcut durumda, aptallık-ahlaksızlık ayrımından değil, birlikteliği ve sentezinden bahsedebiliriz ancak…

Yahu, sıradan insanın, halkın diyelim işte, hiç mi suçu yok yani?

Özgür Tekin - 18 Nisan 2015 (13:08)

Anti-CHP zihniyeti bu olsa gerek!

Bir polisiye yabancı dizide sorguya alınacak olan gizli servis ajanına, şefi hepsini inkâr et, hiç bir şeyi kabul etme, karşı suçlamalar yap diyordu.

Basit bir konu üzerinde lüzumsuz konuşuyoruz. Bu ülkenin içinde bulunduğu durumun tek sorumlusu CHP ve zihniyeti mi? Yoksa en az onun kadar, ama bu ülkeyi ondan daha uzun süre yönetmiş olan sağ partilerin kurduğu hükümetlerin de sorumluluğu var mı? Cevabı bence net. Ama başkaları bu netlikte görmeyebilir. Betül hanım ve Mustafa bey aynı fikirde değiller! Tavır ve söylemleri de bana o dizinin repliğini çağrıştırdı.

Betül hanımın ilk yorumuna bir şey söyleyemeyeceğim. Nedir meramı anlayamadım.

İkinci yorumuna gelince, İşkembeden atmak gibi suçlayıcı ifadeler… doğru tanımlama değil. Suçlamıyorum, eleştiriyorum. İkisi arasında dağlarla fark var. Ülkedeki her tuhaflığı populist bir yaklaşımla CHP'ye yamayan ak kaşık çabalarını eleştiriyorum.

Bu eleştirimi kişisel almama konusu ise size kalmış.

Melih Özel - 18 Nisan 2015 (17:25)

İktidar olmaya, bal tutmaya, parmak yalamaya acıkmışlardı. Hem de çok. Refah, fazilet, saadet, adalet, kalkınma gibi yüksek oktanlı gazla asfaltı cayırdatıp hep beraber uçalım diyenlere mühürü bastılar. Gezegenler arka arkaya dizildi, talih kuşu geldi başlarına kondu.

Şimdi bal gibi farkındalar aslında ardında saf tuttukları imamın mescidi leş gibi kokuttuğunun. Yanıldık, özür dileriz diyebilecek olgunluğu gösteremedikleri için de cambaza bak diyerek çarpıtmaya, iletişimi gürültüye getirmeye, içine yuvarlandıkları çukurun en azından telâffuz edilmesini önlemeye çalışıyorlar.

Kamu vicdanında meşruiyet üretmek adına ilâç için bir tane bile dişe dokunur argümanları olmadığı ve erimeye başladıkları için de geriye tek çare kalıyor; pişkinliğe sığınmak.

Galiba onların ayıbını daha fazla yüzlerine vurmamak en iyisi. Belki onlar da yatak odasına bitişik ganimet odası, kim bilir nerelere çıkan gizli dehlizler, sıkışınca sıvışmak için hazırda bekletilen süpersonik jetler ve diğer rezilliklere bakıp biz ne halt yedik diyor ve yerin dibine geçiyorlardır.

Belki de dürüstçe özür dileyip günah çıkarmak için biraz daha zamana ihtiyaçları vardır.

Ha, sahi, günah çıkarmak da bir hıristiyan adetiydi, değil mi?

Durmuş Düşünür - 18 Nisan 2015 (22:08)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

190