Patronsuz Medya

Çıkmaz sokağın ürkek kedileri

  Bülent Karaköse - 10 Mart 2014


Hayat, duygulananlar için bir trajedi,
düşünenler için bir komedidir.

(La Bruyere)

* * *

İzo, uykusunu kaçıran kara düşüncelerine lanetler yağdırarak doğruldu yattığı yerden. Yuvarlarından fırlamış, yaşama dair hiçbir şey ifade etmeyen yarı açık gözlerini, sehpanın üzerinde mezar taşları gibi duran -onca paralar harcayarak aldığı- ilaçlara dikti.

Haplar, iğne tüpleri, fitiller, şuruplar, anti depresanlar… Onu sağlığına kavuşturacak ilaçlara duyduğu nefret, mide bulantısı eşliğinde bir kat daha arttı. İki büklüm olmuş cılız gövdesinden çıkan inilti, loş odasının basık atmosferine yayıldı.

Uyuşuk bedeniyle usulca yerinden kalkıp, kirli perdesi olan pencereye doğru ayaklarını sürükleyerek gitti. Hızlı bir hamle yapıp, pencereyi açtı. Bulanan midesini ve bunalan ruhunu çıkmaz sokağındaki evinin dördüncü katından aşağı boşalttı. Boşalan midesi kadar rahatlamamıştı bunalan ruhu. Ölüme yatmış bir hastanın son nefesini alıp vermesi gibi zorlanıyordu her soluğunda. Sümüğü salyasına karıştı. Bir süre, yaşlı gözleriyle pencerenin önünde dikildi. El yordamıyla bulduğu çiçek desenli, kirli perdeyi yüzüne doğru çekerek, şakaklarından boşalan terini ve salyalı ağzını sildi.

Titriyordu.

Düşüncelerini bir türlü toparlayamıyor, onu böyle aciz bir insan kılığına sokan sistemin aşağılık değer yargılarını, yaşamın katı kurallarını, doğanın acımasızlığını, var olma nedenini, yok olma biçimini hazmedemiyordu. Adına 'zaman' denilen, insanlığın en aptalca icadı olan kavramı aklının dışına bir türlü atamıyordu. Bütün bunlar düşüncelerinde bir karmaşa yaratıp, iç organlarının ağzından fışkırıp çıkacağı hissine kapılıyordu. İzo bu halinden de nefret ediyordu. Nefret denilen duygu, ruhuna yapışmış iri, siyah bir et beni gibiydi. Onu taşımak zorundaydı. Kesip atmaya bir türlü cesaret edemiyordu.

İzo'nun başı, çöken omuzlarıyla birlikte iyice pencerenin dışına taştı. Yuvarlarından fırlamış gözlerini sokaktaki çöp yığınının etrafına toplanmış, sokağın kıdemli sakinleri olan köpek ve kedilere iliştirdi. İzo'nun cılız gövdesi bin bir türlü sorundan bunalmış, külçe gibi ağırlaşan başını daha fazla taşıyamadı. Gövdeden kopan baş, çöp yığınının ortasına saplandı. Şaşkınlıktan donup kalan kıdemli sakinler sokağın dört bir yana savruldular.

Sokağın façası en bozuk köşesinde eylemsizliğin erdemine ulaşmış Şarapçı Zeko'nun uyuşuk bedeni, yattığı yere işgalliye ödemediği gerekçesiyle ereksiyon halindeki zarbo copunun makatına girmesiyle uyandı. Şarapçı Zeko'nun siren sesi kıvamındaki feryadı kısa bir sonra çıkmaz loş ışıklı sokağın kulak zarına çizik atıp, tersoluktan sinyale düşmüş emekli torbacılara ulaştı. Torbacılar birbirleriyle işaretleşip, tilki sessizliğinde sokağın zifiri köşelerine yol aldılar.

Erketeye yatmış muhabbet tellalı ayakta durmakta zorlanan yaşlı sermayesine gecenin puslu geçeceğini söylemekte gecikmedi. Tavanı ve duvarları görünürde olmayan dükkânını bu gecelik düşük ciroyla kapatarak, barındıkları sekizinci sınıf otelin yolunu tuttular.

Zarbo, Şarapçı Zeko'nun makatından copunu kurtarmaya çalışırken, yanından geçen tiner kokulu Cuma Ali'ye pek aldırış etmedi. Sokağın anlık sükunetini sıvaları dökülmüş, demir kapılı salaş evinden çıkan Dönme Derya'nın sivri topuklu ayakkabıları bozdu. Dönme Derya görevi başındaki zarboyu fazla meşgul etmeden, elindeki bir deste yeşil kağıdı ayaklarının dibine fırlatıp, çıktığı sıvası dökülmüş demir kapılı salaş evine olağan kırıtışlarıyla döndü.

Zarbo sulanan ağzını kıllı parmaklarıyla silerken, büyüyen gözlerini yerdeki yeşil kağıt destenin üzerinde gezdirdi. Bir kedi çevikliyle desteyi yerden aldı. Sokağın parke taşlı yokuşundan aşağı topuklamadan önce copunu bir geceliğine Şarapçı Zeko'nun makatına ödünç bıraktı.

Eroinman İzo'nun cılız bedeni olup bitenlerden bihaber, çıkmaz sokaktaki lambanın puslu ışığı altında çöplüğe düşürdüğü başını arıyordu.

İzo'nun başı çöplüğün sota yerinde, sokağın en uyuz köpeği Cino tarafından kemirilmekteydi.

Yorumlar

Bu hikaye beni yamultur. İstanbul'dan da soğutur.

Gerçi buna benzeyen manzaralar dünyanın her yerinde bu gün cereyan ediyordur. Sanırım bir alışkanlık gereği okuduğum her hikayenin bir yerinden- hikayenin ortası olur, sonu olur- umut devşirmek istiyorum. Ama bazı öyküler mi buna cevaz vermiyor, benim algı seviyem mi orada bir yerlerde duran hayat izini fark edemiyor, çözemedim. Hiç değilse İzo'nun başını köpek yemeseydi! Bir umudum hayvanlardadır çünkü, ne yapayım:)

Hakan Şen - 11 Mart 2014 (12:24)

Vay be. Çok teşekkürler hikayenizi paylaştığınız için. Zorba bir ayazda gırtlaktan akan kanyak etkisi gösterdi bende. Sokağın adı ne acaba? Hemen yakınında bi yerlerde tren yolu sonsuzluğunda ışıktan nasibini almamış bir çift ray var mı? Varsa onun başındaki(ler) ne düşünüyorlar? Bir de ben bu hikayeyi Dvorak 9. senfoniyi dinlerken okudum, sokak nöronlarıma dokunuyordu sanki. ereksiyon halindeki zarbo copu ifadeniz ne çok şey anlatmış.Tekrar teşekkür ederim, saygılar.

Kereste Adam - 14 Mart 2014 (14:35)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

122