Patronsuz Medya

Kürkün Yolculuğu

  Hülya Yalçın - 31 Aralık 2015


Hayvanların kullanıldığı film sahnelerini izlemek çok zor geliyor artık bana. Burada, büyük kentlerde, çok fazla işkence görmüş, kazalı, hasta kedi oluyor her zaman. Belki ondan sanırım, dayanma gücüm azalıyor.

Bu türden gaddarca sahneler filmlere de konu oluyor zaman zaman. Kürk avcılarının anlatıldığı ama insan ilişkilerindeki yozluğu ve vefasızlığı da işleyen iyi bir film izledim en son. Benzer temalar başka pek çok filmde geçtiği için özellikle adını yazmasam mı diyorum. Hadi gene de söyleyeyim: The Revenant filmin adı. Türkçesi Diriliş. Avcılardan biri sonlara doğru kürke karşı bir tavır içine giriyor falan…

Filmin bir kaç sahnesi beynime üşüştürdü bu cümleleri. Dışarıda kar coşkusunu artıra artıra yağarken biraz da hüzünle satırlara dökmeye başladım.

Konu, kunduz avcılarıyla ilgiliydi. Doğal olarak taşlara yatırılmış derileri yüzülmekte olan küçücük kunduzlarla doluydu sahne. Kimisi vurulmasına rağmen hâlâ nefes alır gibi göründü bana.

Daha fazla anlatmayım, belki izlemek istersiniz.

Hayvanlar ve bebekler söz konusu olduğunda empati sınırlarım zorlandığı için nefesim kesilecek gibi hissettim o anlarda. Avcılardan hiç hazzetmem; avcılığı da spor olarak görmem, bunu her zaman dile getiriyorum. Av bir spor değildir, çünkü sporda olması gereken yarışma-yarıştırma iradelerinin karşılıklı beyanı söz konusu değildir avda. Çeşitli cihazlarla, toplum destekli bir takım insanların hayvanları öldürmek üzere organize olmasıdır av. Bir öldürme oyunudur. Ve eşitlik yoktur bu oyunda. Hayvanlar her zaman en az beş sıfır yenilgiyle dahil edilir bu oyuna.

Toplayıcı avcı çağını da çoktan geride bıraktığımıza göre bu işin kabul edilebilir hiç bir mazereti yok diyebiliriz.

O küçük; tavşan, ayı, domuz arası sevimli bir görüntüye sahip hayvanların yakalanırken, öldürülürken çıkan seslerini kelimelerle anlatabilmem imkânsız.

Avcıların kaba davranışları, küfürlü konuşmaları arasında onların zerre kadar umurlarında olmayan hayatlarını kürk ham maddesine dönüştürdükleri bir kaç sahne daha geçti.

Dikkatimi bir ara avcıların konuşmalarına verdim. Kimisi çocuklarına parayla dönmek için; kimisi hayatını idame ettirebilmek için umut bağlayıp bu korkunç sürek avına gelmiş. Avları kadar kötü koşullarda ve perişan haldeler.

Ama bu duruma acımayı başaramadım. Her durumda o küçük canlıların yaşam alanlarına silâhlarla gelen hain bir insan grubu olduklarını hafızamda geriye itmem mümkün olmadı.

Tam o anlarda düşündüm; Niçin bu adamlar kunduzların kürkünü canice gasp ediyorlar? Neden bunu yapıyor barbarlar? derken, asıl barbarlığın oradan çok uzaklarda, daha güçlü ve tetikleyici bir güçle var olmakta olduğunu fark ettim.

Bu vahşi avın uzaklardaki sebebi olan asıl barbarların; kürkü giysi olarak niteleyen, hayvanların derisini kemiğini moda ve statü olarak kabul ve talep eden insanlardı.

Çoğunluğu talepçi kadın ve talebi karşılayıcı erkeklerden oluşan bu insanlar görünüşte hiç barbara benzemiyor oysa. Elleri kanlı, dişleri kirli, saç baş birbirine karışmış görünmüyorlar.

Aksine çok kibar görünen, temiz pak, sosyal mecrada şık ve aranır konumlardalar. Hiç kimse onların omuzundaki kürk etolde, sırtındaki kürk mantoda, kolundaki çantada, pantolonundaki deri kemerde öbek öbek kan ve acı olduğunu görmüyor, bilmiyor.

Bunun için de ilk anda bu zalim ticaretin odağındaki öldürücüleri barbar olarak niteleyip orada noktayı koyuyor benim gibi birçok insan.

Çoğu olayda olduğu gibi yaşayarak, görerek, düşünerek doğru ve daha ufku açık sonuçları böyle buluyoruz demek ki.

Yine öldürücülere karşı düşüncem değişmemekle birlikte kürk konusunda barbarlık sıfatını adil şekilde tüm gerçek bileşenlere yaymak gerekiyordu. Bunu yaptım kendi içimde.

Kürkün, canlı kanlı dünyalar güzeli bedenlerden, acılı bir süreci izleyerek soluk ve hiç yakışmadığı bedenlere giden yolculuğunda olan şey tam anlamıyla budur.

Yerküremizin ısınmakta olduğu bu çağda hâlâ kürk talebi olan, kürk giyme cüreti gösteren duyarsız, kaba ve görgü yoksunu insanlarla karşılaşmamayı diliyorum çoğu kez.

Bu kadar yoğun duygularla boğuşurken, her zaman sakin kalıp, uyarınca anlatabilmek pek mümkün olamıyor.

Yine de bir hak mücadelesinde en önemli noktanın sabır ve iletişim olduğunu unutmamalı insan. Daha doğrusu ben de unutmamalıyım. Son cümleleri kendime söyledim ve siz okuyan dostlarımla da paylaşmak istedim.

Yüreğiniz, duygularınız sıcak olsun, bedeninizi başka canlıların ölüleriyle ısıtmanıza zaten gerek yok.

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

156