Patronsuz Medya

Memursun dediler vermediler

  Büdütör - 17 Eylül 2014


Sinemada rol çalmak derler ya hani; yan roldeki bir oyuncunun o sınırlı rolde dikkat çekici bir performans ortaya koyup, başrol oyuncusundan daha fazla konuşulmasına ve o performans üzerinden gelen beklenmedik karizmaya.

İnternet yayıncılığım müddetince (şu an itibariyle 14 yıl) sık sık tanık olduğum bir durum bana bu rol çalma deyimini hatırlatıyor.

Nasıl mı?

Her şey bir yazının altına o yazının ana fikriyle pek ilintisi bulunmayan, belki yazanın o andaki halet-i ruhiyesini, belki de mutad kafa karışıklığını yansıtan -ama mutlaka kışkırtıcı ton taşıyan- bir yorum yazılmasıyla başlar.

İşte o noktada dananın kuyruğu genellikle kopar. Bu eforik yorumun yazarı, bir anda tartışmanın akış yönünü belirleyen ve sürükleyen kişi olur. Ortaya attığı kabul edilmesi gayrı mümkün önermesiyle insanları hop oturtup hop kaldırarak, egosuna ve site bağlamındaki şöhretine tavan yaptırır.

Saldırgan ve kırıcı bir dille konuşma/yazma konusundaki rahatlığına bakılarak, daha az alıngan olması beklenen bu tür şahıslar, çoğunlukla haklılık bayrağını yere düşürmeksizin ve her cümleyi kendi şaşmaz yanılmaz varlığı etrafında döndürerekten, gayet doğurgan ve hararetli bir gündem oluşturur.

Diğer yandan, her yazar yazılarının altına yazdığı konuyla ilgili bir şeyler karalanmasından haz duyar her halde. Ama bu tarz bir inatlaşmanın sonucu, metrelerce uzayan atışmalarla, üzerinde kalem oynattığı meselenin davulcu yellenmesi gibi gürültüye gitmesinden ve yazısının bir yığın tartışma arasında kaybolup adeta görünmez hale gelmesinden mutlu olan var mıdır bilemiyorum.

Bir süredir bu tarz -yazıyla ilintisiz- tartışmaları fırsat buldukça başka bir başlık altında mavra bölümüne taşıyor ve yazıyı (+ yazarı) rahatlatma yolunu seçiyorum.

Buyurunuz efendim, bu da böyle bir mevzu. Esas konu CHP genel başkanlığına yeniden seçilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun kürsüyü döverek bağırdığı ben dersimli Kemal'im, ben devrimci Kemal'im sözünün gereğini yerine getirmek için yapması gerekenlerle ilgiliydi. Yazının kendisi zaten kışkırtıcı ve tartışmaya açık bir tez içeriyordu: Sık bakalım sık bakalım, devrimciysen o gökdelenleri yık bakalım.

(Devrimci Kemal, o binaları yıkabilir misin? - Necdettin Efendi)

Ama oyuna genç bir enerjiyle dahil olup topa sert giren bir oyuncunun tezi bu tezi gölgede bırakıp kitleyi arkasına taktı, yazar karşı tez alma -ve konuyu derinleştirme- bağlamında sinek avladı.

Görelim hanım neler söylenmiş bu memur dediğin zaten salaktır başlığının altında…

Yorumlar

Sevgili yazar, CHP ve ulu önder Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yazdıklarınıza asla katılmıyorum. En ufak görevlerle başladığı devlet memurluğu görevinde genel müdürlüğe kadar gelmiş Dersim'in bozkırlarında yetişmiş değerli bir insana yapılanlar hiç de hoş değil.

Bilir misiniz sevgili yazar, bütün peygamberler öncelikle kuzu çobanlığı yapmışlar bu sayede insan denilen yüce varlığı yönetebilmişlerdi. Pek sayın genel başkanım, Allah başımızdan eksik etmesin, SSK denilen o koca denizde fırça yiye yiye yükselmiş ve Atatürk'ün en büyük eserinin başına geçmiştir. Ancak yıllarca devlet memurluğu denen beyin gerektirmeyen işi yaptıktan sonra kendisinden daha fazlasını beklemek bence yanlış olmaktadır. 30 yıl boyunca evrak imzalamak ve yakınlarını kuruma yerleştirmek işinden dolayı kitap okumaya ve hayatın diğer zevklerinden faydalanmayı asla düşünmemiştir.

Son söz; Ben Ernesto'ydum, sadece Ernesto, siz de sadece bir şey olarak var olursunuz. Che olmayı kendim istedim, siz de inanırsanız olursunuz.

Levent Bozkurt - 9 Eylül 2014 (15:04)

Levent Bey belli ki, beyin gerektiren bir işle meşgul. Aynı zamanda muhtemelen okumalara doyamayan bir kitap kurdu. Hayatın diğer zevklerinden yararlanmak sa temel düsturu anladığım kadarıyla. Peki ama bütün bunların, bir siyasî parti genel başkanında olması gereken meziyetlerden olduğunu nereden çıkarıyor acaba? Sayın yorumcu, devlet memurluğunun beyin gerektirmeyen bir iş olduğuna dair kanaatinizi hangi savlarla destekliyorsunuz, merak ettim doğrusu.

Öte yandan bir bütün olarak yaptığınız yorumun, yazının içeriğiyle ne ilgisi var Allah aşkına?

Zgr Tkn - 9 Eylül 2014 (21:34)

Yazıyı okuduğumda devrimcilikle ilgili eleştirinin az bile olduğunu, sokak sokak, mahalle mahalle gezmeden, halkla iç içe olmadan, en alt düzeyde en sıkı şekilde örgütlenmeden, kadın - erkek - genç - yaşlı her düzeyden vatandaşla bire bir temas kurmadan devrimcilikten söz edilemeyeceğinden dem vuran bir kaç satır yazayım istemiştim.

Ama sonra devlet memurları, bürokratlar ve devlet kademesindeki yöneticilere yönelik zekâ fışkıran, kinayeli, esprili yorumu okuyunca nutkum tutuldu. Bu sabaha kadar bir şey yazamadım.

Devrimci olduğunu, solcu olduğunu, sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir partinin genel başkanını söylemleri ve eylemleri ile ilgili yetersiz bularak eleştirmek ile devlet adlı işverenin işyerinde her düzeyde (memurundan genel müdürüne) çalışan milyonlarca insanı aşağılamak arasında mükemmel bir bağlantı kuran bu yorumcuyu tebrik ederim.

Şecaat arz edecekken sirkatin söylemek bu olsa gerek!

Beyinge Rekmeyen - 10 Eylül 2014 (10:13)

Devlet memurluğunun tekrardan oluştuğunu var sayarsak ve bu tekrarı bile çok iyi yapamayan insanları baz alırsak, e istisnalar da kaideyi bozmuyorsa. Bilmem ki neden olmasın bu önerme gerçek.

Editöre not: Cümlenin sonunu özellikle düşük yaptım yoksa bilmediğimden değil:)

Zeynep Bozboğa - 10 Eylül 2014 (14:48)

Ah ekmek parası!
İnsanı memur da yapar, hamal da.
Kemal Bey'e gelince; elleşmeyin derim, varsın biraz da O oyalansın!
Nasıl olsa umut Kaf dağının arkasında!

Macit Cünüoğlu - 11 Eylül 2014 (12:16)

Sevgili Zagor, devlet memurları yasasını okuyunuz lütfen:

Ödevler ve Sorumluluklar
Sadakat:
Madde 6 – (Değişik: 12/5/1982 - 2670/1 md.)

Devlet memurları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına sadakatla bağlı kalmak ve milletin hizmetinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını sadakatla uygulamak zorundadırlar. Devlet memurları bu hususu Asli Devlet Memurluğuna atandıktan sonra en geç bir ay içinde kurumlarınca düzenlenecek merasimle yetkili amirlerin huzurunda yapacakları yeminle belirtirler ve özlük dosyalarına konulacak aşağıdaki Yemin Belgesi ni imzalayarak göreve başlarlar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik…

Levent Bozkurt - 14 Eylül 2014 (18:43)

Zagor'u bilmem, ama ben okudum yazdıklarınızı.

Ee? Ne olmuş? Memurlara yemin ettiriliyormuş. Bu sırada ameliyat da yapılıyor her halde, beyinler kafatasından çıkarılıyor, öyle mi?

Biraz internet karıştırdım. Bakın ne buldum?

ABD'de, Anayasa gereği (Madde 6) 1884'ten bu yana Federal Hükûmet adına işe başlayan her bireyin, işe başlarken, Anayasa'yı desteklediğini ifade edecek şekilde aşağıdaki yemini etmesi gerekiyormuş. İlginç di mi? Kusura bakmayın çeviremedim, malûm beyinsel nedenlerden. Ama bilenlere sordum. Bizimkine ne çok benziyormuş meğer…

I, [name], do solemnly swear (or affirm) that I will support and defend the Constitution of the United States against all enemies, foreign and domestic; that I will bear true faith and allegiance to the same; that I take this obligation freely, without any mental reservation or purpose of evasion; and that I will well and faithfully discharge the duties of the office on which I am about to enter. So help me God.

Bizim ülkemiz başıbozuklar ülkesi mi? İçinde Atatürk, İlke ve İnkılap, Türk Milliyetçiliği yazıyor diye, bu yemin metni, yemin edenlerin beyinlerine reset mi yapıyor? Anayasaya, yasalara sadakat ve millete hizmet etmeyi istemek suç mu?

Elin oğlu 1884'ten beri istiyormuş. Ama biz isteyince, memur adayı beyinsiz hale geliyor! Öyle mi?

Bu Amerikalılar da ulusalcı ya! Hatta faşist de olabilirler…

Ne yiyip, ne içiyorsunuz, anlamıyorum ki!

Offf, of!

Beyinge Rekmeyen - 16 Eylül 2014 (19:15)

Yaklaşık 19 yıl boyunca devlete ait bir yayın kuruluşunda eski dilde rejisörlük yaptım. Bu yayın kuruluşunun Egenin incisi denilen kentte çalışırken mevcudumuz tam tamına 950 kişiydi. Allah sizi inandırsın bir odada 19 kişiydik ayakta dursak sığamazdık. Ama memurduk ya! Yanımıza yeni tayin oğlan çiçeği burnunda bir çocuk o günkü gazetede Devlet memurlarının tamamına lojman verilecek haberini tam 5 yıl bekledi. Şu anda o da emekli oldu. İster yalan ister doğru de ne dersen de ses ve ışık gerekmeyen bazı yerlerde iş çıksın diye sesçi ve ışıkçı götürdük. Bir zamanlar seyahat ettiğim tayyarede yanımda oturan zatla tanıştım meğerse 12 yıldır aynı iş yerinde çalışıyormuşuz. Yönetime kızdığı için işe gelmezmiş meğerse. E adam haklı… Yönetime küsmüştü ama maaşını alıyordu. Daha neler neler gördü bu yaşlı gözlerim. Ben ne memurlar gördüm onlar yoktular…

Levent Bozkurt - 18 Eylül 2014 (18:31)

Tartışma iyiden iyiye, bir Behiç Pek karikatürü havasına girmiş. Hani adam lokantaya gider, ne istediğini sorar garson, ilgisiz bir yanıt verir adam. Sonra iyice saçmaleşir diyalog…

Bu aşamada ben, hazır adım da Zagor ilân edilmiş ve benimsenmişken, baltamı gömmeyi tercih ediyorum. Bilmezdim kelimelerin bu kadar kifayetsiz olduğunu…

Zgr Tkn - 21 Eylül 2014 (14:57)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

114