Patronsuz Medya

Bacı için önsöz

Hıfzı Topuz - 1989  


Bacı'nın Cumhuriyet'te yayınlandığı aylarda her sabah gazeteyi elime alır almaz birinci sayfadaki büyük başlıklara bir göz attıktan sonra ilk işim Hızlı Gazeteci'yi bulmak olurdu. 1988 Haziran'ından başlayarak sekiz ay bu öyküyü sabırsızlıkla izledim.

Yalnız ben mi? Çevremdeki tüm dostlarım da Bacı'yı aynı ilgiyle okudular.

Necdet Şen nasıl başardı bu işi? Şimdi, aradan aylar geçtikten sonra Bacı'daki başarıyı değerlendirmeye çalışıyorum.

Necdet Şen Bacı ile çizgi-roman türünün en güzel örneklerinden birini verdi.

Biçim bakımından her şey yerli yerindeydi: Çizgilerde vuruculuk, çarpıcılık, siyah-beyaz dengesi, balonlardaki yazıların ölçüsü, sözlerin desenleri ezmemesi, açık-seçiklik.

Bunun yanı sıra çizgilerde gerçekçilikten uzaklaşılmadı. Çevremizin insanlarını gördük bu çizgilerde. Montu ile, Adidas'ları ile, Converse'leri ile, başörtüsüyle, kasketiyle, yeni saç ve sakal düzenleriyle.

İstanbul evlerinin iç ve dış görünüşlerindeki ayrıntılar bir mimar ya da bir dekoratör gözüyle işlenmişti sanki.

Gelelim dizinin içeriğine. Necdet Şen her zaman olduğu gibi Bacı'da çok güncel bir konuyu ele almış ve 80 öncesi kuşağın yaralarına parmak basmıştı. Nelerin üzerinde duruluyordu bu dizide?

Herşeyden önce BASKI'nın, rejim baskısının, polis baskısının, tutuklanmaların, maddi ve manevi işkencelerin, insan haklarına yapılan saldırıların…

Sonra cezaevinden çıkmış gençlerin dramı vurgulanıyordu. Topluma uyma ve iş bulma çabaları ve türlü engeller. Eski devrimcilerin kimi reklamcı oluyor, kimi pazarlamacı, kimi de feminist.

Dizide baş rolleri oynayanlar var ama, bunlara kahraman gözüyle bakmıyorsunuz. Ne Fazilet kahraman, ne de Hızlı Gazeteci. Necdet Şen ideal tipler yaratmaya hiç yönelmemiş. Neden yönelsin? Sanatçının öyle bir zorunluluğu yok ki. Yapılan iş gözlemcilik, çok iyi bir gözlemcilik. Necdet Şen kendi kuşağının dramını ve sorunlarını büyüteçle gösteriyor. Değerlendirmek, yargılamak ve çözüm getirmek onun görevi değil. Neden olsun? Okuyucu izlediği diziden algılanır ve bu algılanma bir güdülenmeye yol açarsa çizer için ne mutlu. Necdet bunu başarmış.

Fazilet neden Recai ile öpüşmüş? Neden Hızlı Gazeteci ile yatmış? Devrimci yatar mı yatmaz mı? Neden yatmasın, neden sevişmesin? Fazilet'i isteyen beğenir, isteyen beğenmez. Bu ayrı konu.

Konu Bacı olmasaydı da Tarzan olsaydı, Barbarella olsaydı, Cem Sultan ya da Cengiz Han olsaydı ne yapacaktık? Kurgudaki başarıya göre mi bir değer yargısına varacaktık, yoksa gerçekçiliğe göre mi?

Çizgi-roman yazarı ne tarih yazarıdır, ne sosyolog ne de iktisatçı. İsterse gerçeklere hiç bağlı kalmadan bir kurgu yaratabilir. Çizerden bu alanda beklenen şey olayları saptırmaması, yanlış değer yargıları yaratmaması ve dürüst olmasıdır.

Bacı'yı da Hızlı Gazeteci'yi de kutlarım.

diYorum

 

81
Derkenar'da     Google'da   ARA