Patronsuz Medya

Zeytin dalı kurumadan

Erdem Abaka - 5 Eylül 2009


Bu topraklarda yaşayan bizlerin sık sık "hepimiz kardeşiz" diyerek dile getirdiği ama iş uygulamaya geldi mi hepimizin yan çizdiği bir durum var ortada.

Adına ister "sorun" deyin ister başka bir şey. Çözüm yolunda yapılabilecek şeylere de ister "açılım" deyin ister "proje". Bu derdin dermanı asıl olarak bizde. Eğer derman arıyorsak tabii.

Acaba yıllardır bize düşünmemiz istediği şekilde düşündürüldüğü için mi bu kadar sağduyudan uzak durabiliyoruz? Her şeyin sorumlusu resmî tarih mi? Bize yanlış öğretilenler eğer yanlış öğretildiyse, doğrusu öğretildiğinde fikrimiz değişecek mi? Doğrusunu öğretmek isteyeni dinleyecek miyiz? Yoksa aslında sahip olmadığımız ama olduğumuzu sandığımız ya da sahip olmayı umduğumuz imtiyazların "ötekiler" tarafından elimizden alınmasından mı korkuyoruz?

Peki, hakikaten imtiyazlı mıyız? Maksat imtiyazlı olmaksa, farkında olmadan "ötekilerin" de bu imtiyaza sahip olmak istemesinin ve bunun için marjinal düzeyde bile olsa şiddete başvurmasının yolunu açmıyor muyuz?

İmtiyazsız olduğumuzu düşünüyorsak, ana dilimizi rahatça konuşabiliyor olmanın bir imtiyaz değil doğal bir hak olduğunu düşünüyorsak, başkası bunu istediğinde neden bozuluyoruz?

Yoksa bütün bu çekişme, kendini aslî unsur olarak görenlerin bile kendi içinde imtiyazlı olabilmek için kabilelere bölündüğü bir toplumun parçası olmamızın doğal yansıması mı? Sadece aynı şehirde doğmuş olmaktan kaynaklanan "hemşerilik" gibi bir mekanizma üzerinden bile imtiyaz elde etme çabası içinde olan bizlerin, başka dil konuşan, başka mezhepten bazen başka dinden olan "ötekilere" karşı dizginlenemeyen bu "korku-öfkesi" doğal mı?

Bizim adımıza, bizim için ve bize rağmen yapılmaya çalışılan "mühendislik" çalışmalarının pek çoğunun neden ve nasıl fiyaskoyla sonuçlandığını görmeden ya da görmek istemeden on yıllardır bocalayıp durduk. Ne doğasının gereğini uygulayan ve görevi meseleleri silâhla çözmek olan yapılanmalar, ne hangi akla ve çıkara hizmet ettiği tam olarak belli olmayan karanlık kişilikler ne de siyaset adı verilen toplumsal öğütücü bu hastalığa derman olabilir.

Bunun ilacı biziz dostlarım. Dağdakini indirecek de, dağa çıkma niyeti olanı durduracak da, iki kelime İngilizce öğrenmek için çırpınırken yan komşuya onun diliyle günaydın demeyi öğrenerek küçük bir adım atacak olan da, aynı toprağı paylaştığımız kardeşlerimizi paskalya yortusunda kucaklayacak olan da biziz. Hep beraber kardeşçe yaşanabilecek bu topraklarda yakalandığımız bu "birbirinin kanına ekmek doğrama" hastalığını damarlarından ve benliğinden söküp atacak olan da. Bunu bir başkası yapmayacak bizim adımıza. Bu topraklarda hep beraber yaşamak isteyenler kimlerse, hayat onlara gülecek.

Hakikaten istiyorsak, bir gün gelecek, devletine emanet edilmiş canını dağlarda veren "Mehmet"i dilini sonradan öğrendiğimiz analarla beraber anacağız dualarla. "Ne yaptık biz, olmasaydı keşke" diye sarılıp kucaklayacağız birbirimizi bayram günlerinde. "Keklik gibi kanadımı süzmedim" diye başlayan türküler söyleyip hüzünleneceğiz ufka dalıp. Gelecekte hep beraber neler yapabileceğimize bakacağız ve umutla güzel günleri düşleyeceğiz.

Üzerinize titrediğimiz, kıyamadığımız yavrumuz, anamız, babamız gibi insanlar var bu memleketin dört bir yanında. Ne istiyor bu "ötekiler" demeden önce, hayalimizdeki "öteki"ni her seferinde karanlık ve silâhlı bir ölüm makinesi görüntüsüyle eşleştirmeden önce, bir kez daha düşüneceğiz. Beş yaşındaki kuzenimizin bir benzeri de "onlar"da var. Kokusunu içimize çekmeye doyamadığımız yavrumuzdan da. Elini öpüp hasretle kucakladığımız anamızdan, pamuk yanaklı ninemizden "onlarda" da var. Can kardeşimiz oralarda bir yerlerde.

Mutluluğu, refahı, güzellikleri paylaşmak mı maksadınız, yoksa bizden güçlüsü çıkana kadar daha zayıf olanı ezmek mi? Daha güçlü daha zayıf ikilemine girmeden bizi hadım eden bu illetten sıyrılıp kurtulmak mı?

"Etle tırnak gibiyiz", "hepimiz kardeşiz" cümlelerinin içini dolduracak yürek ve güç, daha da önemlisi niyet var mı içimizde? "Ah bu ötekiler" dediğimiz sürece başkalarının da bizim için öyle düşüneceği gerçeğini görecek kadar açık mı gözlerimiz?

Yoksa devam mı edeceğiz "güç bende nasıl olsa" diyerek didişmeye?

Peki, bir sabah sokak sokak yaşanabilecek "gücü gücü yetene" kıvamında bir savaş kâbusuna uyanma riskine de hazır mıyız? Yoksa böyle bir risk olabileceğinden zaten endişeliyiz de o yüzden mi bu hırçınlık?

Daha ne kadar dayanabileceğiz evlâtlarımızın geleceğinden çalınmasına, henüz kazanmadığınız rızkların pis bir savaş için şimdiden ipotek altında olmasına? Ölüp öldürmeye daha ne kadar tahammül edeceğiz? Hem "biz" hem "ötekiler".

Çözüm hepimizde dostlarım, "biz"de ve "öteki"leride. Ya aklımızı başımıza devşirip bir çıkış yolu bulacağız ya da sonu ölümle bitecek, daha da kötüsü yıllara yayılacak intikam ve düşmanlık duygularıyla beslenerek katmerlenecek bu didişmeye katlanacağız.

Benim bu ihtimale dayanacak gücüm yok, sizin var mı?

 Düşünenlerin düşünceleri

Düşüncelerin ve paylaşımın için teşekkürler... Sanırım aynı görüşteyiz ve açıkcası benim de bu ihtimale dayanacak gücüm yok...

Melih Güvendi - 16 Eylül 2009 (20:58)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 6503


 

Erdem Abaka

Editör'ün Önerisi

Mehtap

Ali Türkan

Artık heyecandan mı, yoksa alkolden mi bilinmez, kapının önünde mevzuya girmek ve "Allah'ın emri." demek istedim ama ağzımdan "alleeeenim" diye bir ses çıktı yalnızca. Mehtap, bizi o halde görünce, bütün sokağı çınlatan bir kahkaha attı ve "girin içeri manyaklar" deyip kapıyı ardına kadar açtı.  Devam


Denizleri Asmak

Deniz Türkoğlu

Aramızdan silahları tanıyanlar oldu. Hücreleri, duvarları, Filistin'i görmeden askısını, aşkı öğrenmeden tecavüzü, direnmeyi, inkâr etmeyi, cesareti, ihbar etmeyi, yalvarmayı, küfretmeyi, bilenmeyi, vazgeçmeyi öğrendik.  Devam


Burada Psikiyatrist benim ahbap! Ha ha haaa!

Necdet Şen

Soruyorum; kendini "hasta" zannedenlerin sayısı çoğaldıkça, bu kuruntu salgını lüks semtlerdeki havalı kliniklerin cirosuna doğrudan yansır mı yansımaz mı? Ve son sorumu soruyorum; günümüz itibariyle, psikiyatri bir bilim midir, yoksa sermayesi bizim kandırılabilme katsayımız olan yüksek cirolu bir sektör mü?  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  213 - 10 - 1377 - 1440


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©