Patronsuz Medya

Tâcizciyim, tâcizcisin, tâcizci...

Ali Sedat Çetinkoz - 2 Haziran 2009


Ne yapalım, işe "tâciz" etimolojisiyle mi başlayalım?

Tâciz, Arapça "iktidarsızlık, güçsüzlük, bir şey yapamama" manasındaki "acz" kelimesinden türemiş. "Sıkıntı, rahatsızlık vermek, huzursuz etmek" anlamında kullanılıyor. Tâcize uğramak, edene bir karşılık verilemeyince gerçekleşir. 1994 yapımı "Disclousure" (Tâciz) diye bir film vardı, iş yerinde cinsel tâciz ile ilgili. Kadın patron (Demi Moore) yanında çalışan adamı (Michael Douglas) "tâciz" ediyor ve olaylar gelişiyordu.

Bir de "cevaz"dan türeyen "tecavüz" vardır ki; bu iki masum kelime, halk dilinde sadece belden aşağı olayların anlatımında kullanıla kullanıla, başlarına "cinsel" tamlaması konmasa bile hep o mânâya çekilmektedir. Bence bu anlam "kayma"sının tek suçlusu Coşkun'dur! (tecavüzcü olanı)

Yani bizde "Cinsel tâciz"e kısaca "tâciz" denir ve diğerleri de hiç ilgimizi çekmez abi! Ben yine de görevimi yapıp, lüzumsuz bilgiler dağarcığımdan size aktarayım: Mesela "tâciz ateşi" askerî bir terimdir, "sınır tecavüzü" ise kadastro ile ilgili...

Bu kadar Sevan Nişanyan taklidi yapmak kâfi gelir herhalde. Şimdi aynanın karşısına geçip özeleştiri yapma zamanı.

Tâcizciyi hiç birimiz sevmeyiz, değil mi? Yolunu bekler, kafasında yumurta ve domatesle menemen; ensesinde boza pişiririz. Olmadı, ayakkabı fırlatırız. Ama burada tâcizci hep bir başkasıdır, kolaydır. Alt komşunun üzerine halı silkeleyen, temizlikçi kadına yerli yersiz diklenen, maddî açıdan dara düşen tanıdığa ekonomi brifingi veren, aynı ülkede yaşayan vatandaşının yüzüne bayrak sallayan, şampiyonluk kutlaması saçmalıklarıyla yolları tıkayanlar asla biz değilizdir.

Güçlüyken, her şeyi yapabiliriz zannederiz; bir yerde hakkımız vardır yani... Körler ülkesinde tek gözü gören kraldır hesabı; belimizde silâh varsa, karşıdakilerden kalabalıksak veya sesimiz daha çok çıkıyorsa; makam olarak üstte, maddî açıdan zengin, bilgi olarak fevkalâdenin fevkindeysek; patronun, aşiretin, cemaatin, kulübün, partinin adamıysak tamam! Karşımızdakini istediğimiz şekilde yaftalar, alay eder, hor görür, ezeriz. Sonra da mahkeme kapılarında tâcizci bekleriz, yumurta atmak için. Tâcizciyi hiç sevmeyiz be bilaader!

Aynaya bakmaya devam ediyorum.

Güçsüzken güce tapınırız, ama içten içe de onu alaşağı edip, yerine geçme planları yaparız. Tâciz edile edile bir yerlerimizin aşınmasından mıdır, aşınacak olma korkusundan mıdır, yoksa insanoğlunun libidosu olan makam, para ve karşı cins şehvetinden midir bilinmez; eğer bir tâciz söz konusu olacaksa, her zaman eden olmayı yeğleriz. Etmeyi zinhâr sevmeyiz haa, aman diyeyim!

Tuttuğumuz partiyi, takımı, felsefeyi, gazeteyi, köşe yazarını her dakika överken; tek yan bakışı, bir aykırı görüşü, iğneleyici bir sözü bile es geçemeyiz. Bu düpedüz tâciz etmektir bizi. Başkalarının görüşü, partisi, cemaati, felsefesi olması da ne demekmiş zaten canım; vur indir hemen!

Bazen gerçekleri söyleyen biri bile tâcizci konumuna düşebilir. Doğru her zaman, her yerde söylenmez çünkü.

Yaygın davranış biçimimiz hep başkasının ek yerini arama üzerine olduğundan, genellikle yaptığımız da budur. Bütününde doğru olan bir görüşü, içinde bir ismi veya bir tarihi yanlış zikretti diye toptan yanlış ilân edebiliriz. Öğretmeninin yanlışını çıkaran en dandik öğrenci bile tarihe geçer buralarda. "Yirmisekiz kere kırk yıl" kimin umurundadır ki?

Hem yiğidi öldürmek, hem de hakkını yemek farz olmuştur artık. "İstanbul Türkçesi"yle konuşmayan biri, nasıl olur da hayatın anlamından bahsedebilir? Bu görev, yarısı İngilizce, diğer yarısı da kodlanmış dejenere Türkçe ile konuşanlarındır; çağdaş yaşam dikte edicilerin, gusto sahiplerinin, gurme olanların, tikilerin hakkıdır bu hayat! Mutluluğun resmîni de ancak onlar yapabilir.

Aynaya bakarak tâcize devam ediyorum.

Aslına bakarsanız, edecek başkasını bulamazsa insan, akrep gibi, kendi kendini bile tâciz edebilir. Nasıl yapar? Edindiği kötü huylarla tabii. Çok film olacak ama, David Fincher, yönettiği 1995 yapımı "7" (Seven) filminde İncil'de geçen, "İlahi Komedya"da bahsedilen yedi ölümcül günahı anlatır: Oburluk, açgözlülük, haset, şehvet, öfke, gurur ve tembellik. Bunlar daha çok insanın kendisine yönelik tehditler değil midir? Tabii bu günahları işlemeyen insanlar da sonuçta ölecektir ama burada hayattayken ölü olmaktan bahsediliyor.

Ne yapalım, garibanlık işte; çevre yok, biz de ancak güçlü bedenimiz ve beynimizle, ruhumuzu tâciz etmekle yetiniyoruz. Bundan da sıkılırsak en fazla yapabileceğimiz, internette sağa sola sarkıp, ayar verme amaçlı yorumlar yazmak olur. Ne yapalım, bizimki de böyle bir patoloji şeysi herhalde. Belki aniden bastıran çöl sıcaklarındandır, ne bileyim. Gel, beni de infaz et Kevin Spacey abi!

İyi ki ayna diye bir şey var yahu!

Ayna ayna, söyle bana şimdi; var mı benden daha bilgilisi, daha ayarcısı, daha ironik olanı? Karıncaya binip belini incitmeyen; ormanda on kaplan gücünde olup, kodu mu oturtan, oturttuğu kalkamayan? Karizmayı tekel yapan; adını dağlara yazdırıp, Mısır'daki sağır sultana bile ezberleten? Her maça 3-0 galip başlayan; saatte üçbin vuruşluk yazıya yazı bile demeyen, vurduğu yerden de senfonik müzik bestesi çıkaran?

Zannetmiyorum! Var diyeni de kafadan tâcizci olarak addederim bilesiniz. Ayakkabım elimde, akıllı olun yani!

 Düşünenlerin düşünceleri

Aynanızı bir anlık ödünç alaraktan, bir de edebi anlamda dille yapilân taciz var. Şöyle ki: Eğer taciz güçlünün gücünü kullanarak güçsüzü zor durumda bırakması ise, sizinle aynı derecede dile hakim olmayan, sizin kadar cafcaflı kelimeler kullanamayan ya da kullanmak istemeyen birini sözle ya da yazıyla sıkıştırmak da bir anlamda tacizdir. Ki bunu tehlikeli yapan da çogu zaman üzerine "ifade özgürlüğü" kılıfı geçirilmesidir.

Yalçın Sahin - 3 Haziran 2009 (13:04)

Sevgili Yalçın Şahin, ödünç aldığınız aynayı kendinize tuttunuz ve bunları gördünüzse, herhalde bu huyunuzdan vazgeçmeye çalışıyorsunuzdur. Yok, aynayla birilerinin gözüne güneş ışığı sıkayım, güzelce ayar edeyim dediyseniz, muhtemelen bir ayakkabı gelmek üzeredir, saklanın bence!

Aynaya da mukayyet olun, yadigârdır!

Ali Sedat Çetinkoz - 4 Haziran 2009 (00:48)

Ali Sedat Bey, uyarınız için teşekkürler fakat kimseye ayar vermek haddim degil. Anlamam o işlerden. Dilin de bazı insanların elinde acımasız bir silâha dönüşebildiğini belirtmek isterim. Akıcı ve düzgün konuşmak, hazır cevap olmak, her duruma ve olaya bir espri yapıştırmak belki güzel bir şey, ama bazan kelimenin büyüsüne kapılıp ortalığı kırıp döktüğümüz de oluyor. Bu durumda ne söylediğimizin hiç bir önemi kalmıyor ve asıl amacımız ifade şeklimiz ve kullandığımız dilin etkileyiciliği oluyor. Ortaokullarda pohpohlanan münazara kişiligi bunun en tipik örneği.

Ayna meselesine gelince benim de bu anlamda bir iki çam devirmişliğim vardır.

Yalçın Şahin - 5 Haziran 2009 (15:58)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 3565


 

Ali Sedat Çetinkoz

Editör'ün Önerisi

Biri Bizi Düdüklüyor!

Ali Türkan

Aylığı iki yüz elli milyona, gencecik çocuklar taşınıyor fabrikalara ve bütün mevzu, hişşt bıyıklıyı degajeye doğru alırken, vazgeçilmez tadları çıtırdatabilmek için göz dikilen o iki yüz elli milyondan alınacak payın etrafında dönüyor.  Devam


"Buralı" Yaşam

Deniz Türkoğlu

Ama denizi de ne zamanda, ne mekânda, ne mülkiyette zapt etmek mümkün değil. Tıpkı Paris gibi ölüm, uyuşturucu, cinsellik pazarlanıyor her yerde.  Devam


Cihangir Kolonisi'nin Azizesi

Necdet Şen

Deyimin bütün anlamlarıyla, yaşadığın her şey için sana "geçmiş olsun" diyor, uzun, sağlıklı ve benimki gibi dingin bir hayat diliyorum. Gezindiğin sokaklar güllük gülistanlık olsun Pınar. Herkes sana her yaptığın şey için "aferin" desin, büyüklerin her daim sırtını sıvazlasın.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


Nişantaşı Reasürans

Nuri Yalçın

Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil.  Devam


Boşluk

Ahmet Faruk Yağcı

Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  359 - 11 - 1579 - 1738


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©