Patronsuz Medya

Kuş kanadı kalem olsa

Erdem Abaka - 10 Şubat 2010


Aşağı yukarı iki yıl oldu yaşadığım büyük şehirden kopup da buraya geleli. İstediğim, birazcık huzur, insana uzak doğaya yakın tıngır mıngır bir hayattı.

Ama hayatta her şey her zaman istediğin gibi gitmiyor. Özellikle de yazın insanlarla en fazla haşır neşir olunan işlerden birinin göbeğine düştünse. Haftada bir günü bile kendime ayıramadığım için bırak girmeyi ya da kıyısında oturmayı, denizi ancak arabanın camının arkasından uzaktan seyretmekle yetindim işe gelirken. Dönüş yolundaysa gökyüzünde bulutlar ve -hava açıksa- yıldızların görüntüsü eşlik etti bana.

Yaşamak için gerekli asgarî şartları sağlayabilmek için bu kadar sıkıntı çekmek ne tuhaf. Üniversite diplomalı bir "vasıfsız" işçi. Ya hamallar, ameleler, işportacılar, yorganı ayağına kısa gelenler ya da düpedüz işsizler ne yapıyor acaba? Bu topraklardan bu kadar çok arabesk kavramın, bu kadar acıklı şarkı türkünün bu kadar tevekkül felsefesinin çıkmasına şaşmamalı.

Çok şey mi istemiştim bilemiyorum; haftada bir gün izin, makul bir gelir, makul mesai saati, enikonu huzur ve sade bir hayattı beklediğim. Kendimi bataklığın tam ortasında buldum.

Şöyle miydi o laf? "Göt kısmetten çıkınca uçkur dokuz yerden çözülürmüş."

Peki, hayat hiç olmadığı kadar sert ve acımasızca üstelik anlam verilemeyen bir hırsla sanki bir intikamı varmış gibi sıkıştırmaya başlayınca ne yapmalı insan? Cevap hem çok hem hiç yok. Başka bir yere mi taşınmalı? Öyle ya "asker" olduğumuz kadar "göçebe" milletiz vesselâm. Arada bir askerliği de göçü de zorla yapıyoruz ama olsun. Kadı kızları da insan.

Nereye gitmeli peki? İstanbul olabilir mi? Neden olmasın? "Boğulacaksan büyük denizde boğul" demişler. Hazırlığım tam zaten. Zaman zaman ayna karşısında "yenecem seni İstanbul" repliğini çalışıyorum. Karada ölüm yok yani.

* * *

Peki neden yazar insan? Bunun da cevabı pek çok hem de hiç yok.

Fırsatım olduğunda hiç bir şey yazmak gelmiyor bazen içimden. Seyit Balkuv'un dediği gibi "yazsam ne yazar?" diyorum. Boş boş ağaçları seyrediyorum. Uzaktaki bulutlu gökyüzüne ve tepesine duman inmiş dağlara bakıyorum amaçsız. Bazen ayaklarımın ağrısına rağmen saatlerce ekran başında yalan dünyada geziniyorum. Yolculuklara çıkıyorum.

Sonra bir an geliyor, içindeki o arzu kabarıveriyor. Sanki günlerce düşünmüşüm de tasarlamışım bir işi gibi kafamda, geçip klavyenin başına yazmaya başlıyorum. Ama fiziksel şartlar izin verirse tabî. Çünkü pek çok zaman ayakta yapmak zorundayım bunu. Bulunduğum yerdeki şartlar böyle gerektiriyor.

Geçenlerde yazarların çalışma odaları ve ortamlarını gösteren bazı fotograflar gördüm tesadüfen. Kimi çok modern, kimi klâsik, kimi dağınık, kimi çok düzenliydi. Birbirinden farklı olmakla beraber hepsinin tek ortak özelliği hepsinde masa ve sandalye ya da benzeri mobilya olmasıydı. Buradan, yazı yazmak için asgarî bir masa ve sandalye olması gerektiği neticesini çıkardım. İlk fırsatta edineceğim. Ya da masa ve sandalyeden yararlanarak yazmaya çalışacağım. Yazar olmak değil mesele. Ayaklarımın ağrımadığı bir yazma fantezisi:)

Şöyle bir yazıyı evimde sandalyemde kaykılarak, sıcak bir fincan çayımı ya da kahvemi yudumlayarak yazabileceğim, tüm sıkıntıları uzak bir anı olarak hatırlayacağım günler de gelecek elbet. Neden olmasın? "Hayat bir sınavdır, şimdi olmazsa bütünlemede verilir" demişti çizer bir dostum bana.

Her şey geçer yahu. Moralim bozulduğu vakit onun bir zaman bir dergide çizdiği bir bölümü düşünürüm. Karlı bir dağın başında gecenin kör karanlığında çatışma çıkar da askerlerin bir kaçı yaralanır, biri ölür oracıkta. O sahnede oralara yeni gelmiş "İstanbullu" namıyla maruf acemi bir askerin düşünce balonunda şunlar geçer aklından: "Bankadaki müfettişlik sınavını kazanamadığı için hayatın sillesini yediğini düşünen kız arkadaşımın şimdi burada olmasını isterdim." Ya da buna benzer bir şey.

Hayatın sillesi varsa bizim de iki tane yanağımız var hemşerim! Mesele bu mu yani?

Bizimki dertse Medine'nin ki neydi acaba? Medine genç bir kız. 16 yaşında. İdi. Artık ruhu sonsuzlukta dolaşıyor. Babası ve dedesi "erkeklerle konuştuğu!" için diri diri gömmüşler Medine'yi.

Gömülürken ne yaptı acaba Medine? Kümeste açılan bir çukurda çömelmiş vaziyette üzerine toprak atılırken ne düşündü? "Niye ben" mi dedi? Pişman mı oldu erkeklerle konuştuğu için? Başını ellerinin arasına alıp bu sonu hak ettiğini mi düşündü töreler yüzünden? Bağırıp yalvardı mı? Yoksa sessizce ağladı mı? Gülümsedi mi yoksa ruhu özgürlüğe kavuşacağı için. Ruhları asla huzuru bulamayacak babası ve dedesinden sonsuza kadar kurtulduğu için sevindi mi?

Şu dünyadan bir fotografı bile çekilmeden giden kız, neredesin? Ne yapıyorsun şimdi Medine? Huzura kavuştun mu? Bizi affettin mi?

İnsan neden yazar? Cevabı hem pek çok hem hiç yok.

Ne diyordu o türküde; "kuş kanadı kalem olsa, ah yazılmaz benim derdim."

Kuş kanadı kalem değil ama işte klavye işte ekran. Ben derdimi yazıyor, sonsuzluğa savuruyorum. Okuyan da sağ olsun okumayan da. Elbet huzuru arayan başka bir ruha değer sözüm.

 Düşünenlerin düşünceleri

Yüreğinize sağlık. Yazınız ruhuma dokunmakla kalmayıp kucakladı. Teşekkürler. Saygılar.

Çağrı Coşkun - 11 Şubat 2010 (16:11)

"İnsan neden yazar?" sorusu kadar, "insan neden okur?" sorusu da ilginç gelebilir.

Yazarın sessiz sohbetine katılmak için mi?

Çekeyim bir sandalye hemen şuradan. Efendim, yüksek müsadenizle:

'Medine' miydi sohbetin konusu? Hani, şu benim gecenin bir yarısı televizyon izlerken, geçen altyazılarda gözüme çarptığında "Aman Allahım! Ben, yarın işyerinde soranlara nasıl anlatırım?" dediğim, bahtsız kız mı? O'na da uydururuz bir hikâye:

İnsanoğlu bilmem kaç bin yıldır, genç kızlar sunmus tanrılarına, kurban olarak. Tanrılar hep "Bilmem ne daği"nda mı oturur bunca yıldır? Ya bugünümüzün namus, töre tanrıları? Onlar kurban istemez mi? Hem, "Arındırılmamış" hangi ruhu, huzurlarına kabul etmişler bugüne kadar?

Lâfımı balla mı kesiyorsunuz?

Yahu, durun, ne güzel sohbet ediyorduk.

Muzaffer Terzi - 14 Şubat 2010 (03:46)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 6838


 

Erdem Abaka

Editör'ün Önerisi

Be mübarek, bu kadar da kötü olunmaz ki!

Ali Türkan

Kaldığım o küçük Trakya kasabasında; bir ayakkabı boyacısıyla sohbet ederken adı geçti. Boyacıyla epey ceviz kırmışlar. Akrabası olduğumu öğrenince, adımı söyleyip "tanıyor musun?" diye sordu.  Devam


Televizyon

Eckhart Tolle

Sık sık uzun sürelerle televizyon seyretmek, sizi sadece bilinçsiz kılmaz, aynı zamanda enerjinizi kurutur ve sizi pasif yapar. Dolayısıyla, rastgele seyretmek yerine seyredeceğiniz programları dikkatle seçin.  Devam


Çıplaklık ayıp mı yani?

Necdet Şen

Hayır, yaşım ilerledikçe azdığım falan yok. Abazan da değilim. Rahatlık ile saygısızlık arasındaki farkı ayırt edemeyen terbiyesi kıt insanların bu gibi saldırgan tavırları karşısında artık daha fazla alttan almak istemiyorum, durum bu.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  358 - 11 - 1597 - 1759


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©