Ahmet Faruk Yağcı - 6 Mayıs 2009
Orta yaşa gelirken geçirdiği yılları iki çocuk doğurmak, aralarda kocası ile ayrılıp barışmak, özel bir şirkette yönetici asistanlığı yapmak gibi işlerle geçiren tombulca, güzel giyimli ve boyalı saçlı hanım benden bu lafı ilk duyduğunda çok şaşırmıştı.
Zaman geçti. O, torun torba sahibi, ssk emeklisi, yaşını başını almış bir hanıma evrilirken ben de orta yaşlarını ikmal eden aksaçlı bir doktora dönüştüm. Halen her gelişinde "sana biraz bozulmuştum ekmek parası lâfı ettiğinde" diye hatırlatır.
Özel hastanede çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra tanışmıştık. Aramızdaki konuşma aslında çok da iyi gitmiyordu.
Büyük şirketlerde çalışan insanlar (ustanın kulakları çınlasın her şirkete "dükkân" der) kendilerinin ve dükkânlarının hakkını korumayı pek iyi bilirler. Perihan Hanım da ikinci ziyaretinde bana bir türlü iyi olamadığının şikâyetini yapıyor ve habire "bir sürü para verdiğinden ve iş gücü kaybının olduğundan" yakınıyordu. Savunmaya geçmek ve ona komplikasyon nedir, ilâçlara direnç nedir anlatmak manasızdı. Özel hastane hekimiyim de bir yandan, kendimize kondurmasak da serde inceden tüccarlık var, hali vakti yerinde ve algısı açık bir hastayı kaybetmemek de gerekiyordu.
"Ekmek parası işte. Benim de usulüm bu... Tek reçetede iyileştirmeye çalışmıyorum" demiştim. Aynı küstah tavırla devam etmiştim: "Genellikle ilk reçeteme hafif ilâçlar yazarım ki bir süre sonra yeniden hastalanıp gelesiniz. Böylece iki ücret almış oluyoruz. İlkokula giden iki oğlum var ve masraf çok."
Söylediklerim dikkatini bana vermesine ve kızmasına sebep olmuştu ki istediğim de zaten buydu. Sonra açıklamayı yaptığımda yüzü gülmüş ve memnun ayrılmıştı. Yaşlı annesini muayeneye getirdiğinde kapıdan girer girmez "anamı da getirdim çocukların masraflarına katkı olsun" diye söze başlamıştı.
Yok, ekmek parası kavramının anlamsızlığını söyleyecek değilim. Aksine işini ekmek parası olarak görenlere derin saygı duyarım. Yalnız yapılan her işe ekmek parası başlığı ile bakınca komik durumlar ortaya çıkıyor. Az bir şey trajik de.
Büdütör Efendi bir vesile ile hatırlattı geçenlerde bu mevzuyu: Meslek gruplarına göre ekmek parası nasıl kazanılır ve de hepsinden önemlisi insanlar kendilerine hal hatır sorulduğunda mesleklerine göre ne şekil cevap verirler?
Sürçü lisan olursa, zülfüyare dokunursa gönülden özür. Şimdiden.
Aklıma çok eski zamanlarda sanırım Gırgır dergisinde (bir kez de Pişmiş Kelle'de tekrar edilmiş olmalı) yayınlanmış olan, çok sevdiğim çizgi ustası Engin Ergönültaş'ın bir hikâyesi geldi. Bileğine sıkı ve fakat işsiz ve dahi çoluk çocuğu ve kaynanası ile yaşayan bir adamın dramı.
Hikâyede elamanımız kahvede takılırken yanına gelen birisinin tavsiyesi ile genelevde değnekçilik işi için başvurur. (Kerhaneye iş başvurusunda bulunmak da ayrı bir mizahi durum. Birisi sizi pezevenge götürüp "abi bu elemanın kavgasında bulundum, sağlamdır" diyor ve işe alınıyorsunuz.) Gel zaman git zaman eli para tutar. Ne karısı ne de kaynanası paranın kaynağını sormazlar. "Aslanım damat, canımsın damat" lâfları ile "benim kocam bir tanedir, koç be koç!" cümleleri havada uçuşur. Zordur genelevde çalışmak. Bahşişi bol olsa da. Giderek bizim adama koyar. Günün birinde ailecek otururken ve de cümle aile ferdî onu pohpohlarken dayanamaz patlar: "Ulan bir günden bir güne sormadınız ne iş yaptığımı. Habire yiyip içiyorsunuz. Ben kerhanede çalışıyom ulan kerhanede!"
Kısa bir sessizliği müteakiben kaynana konuşur.
"Ne var ki bunda evlâdım, kapıda durup, geç geç geç demenin ne zorluğu var?"
Bir üst kattaki hikâyeyi fazla yorum yapmadan geçiyoruz. Zamanında kahkaha atmış olsak da derininde gitmesi zor bir hikâyedir. Çeşitlendirelim örneklerimizi. Malûm: Envaı muhtelif maişet temininin.
Örneğin adam tetikçi; işlerin nasıl olduğunu soranlara, "ne olsun abi, idare edip gidiyoruz, bu ara götürü kalçaya sıkma işleri aldım epeyce, çoluk çocuğun nevalesi çıktı. Geçen ay da bir uzun mesafeli suikast vardı, şükür olsun arabayı yeniledik, hanım pek sevindi" der mi acep?
Gizli teşkilatta operasyon kısmında olan birisi düşünelim şimdi de. Takipler, bilgi toplamalar, siyasi bir kuruluşta seçim organizasyonu, ses bombası patlatma gibi işlerinin arasında öğlen yemeğinde buluştuğu dayıoğluna, "Elın'cığım bir şekilde ekmeğimizi çıkartıyoruz işte, hamdolsun" dedikten sonra dedikodu mahiyetinde: "Ceysıngillerin küçük kızı Sementa da bizim serviste çalışmaya başladı. Kız ne olmuş ama, daş, daşş" diye devam eder mi?
İsimleri gâvurlaştırdım ne olur olmaz diye. Ne korkusuysa artık.
Bir orkestra şefi boş zamanlarında kâğıdı kalemi eline alıp ödediği prim gün sayısını hesaplayıp emekliliğine şafak sayar mı? Eline geçecek emekli ikramiyesi ile maaş miktarını öğrenince yüzüne bir gülümseme yayılarak "Allah devlete millete zeval vermesin bu maaş bizim köroğlu ile bana yeter gider" der mi?
Ordu komutanlığına kadar yükselmiş bir general için ekmek parası ne ifade eder acaba? Vatanı kurtarmak ve cumhuriyeti kollamak için hazır beklemek, emri altındakileri nizam ve intizam içinde tutmak, bulunulması gereken yerlerde bulunup bir şey bilmez siyasetçilere yol yordam öğretmek (uzuyor cümle biliyorum, tuğgeneral olsa kısa tutardım), zaman zaman tatbikatlarda askerlik yapmak gibi işler arasında "ekmeğinin peşinde olmak" gibi bir cümle akıldan geçer mi? Yoksa zaten ekmek evvelahir garantide sayıldığından akla hiç gelmez mi?
Bir müsteşar "ekmek paranızı hangi işle kazanıyorsunuz" sorusu karşısında şaşırır mı? "Efendim işte zaman zaman bizimle istişare ederler, bakana falan akıl veririz. Bazen seyahat yaparız. Maaş iyi, yolluklar da güzel." Dedikten sonra içinden "harbiden lan, biz ne iş yapıyoruz?" suali geçer mi?
Bir marangoz düşünelim şimdi de. Mesleğini seven. Kendisine kargacık burgacık dolap şekli çizerek getiren birisine ısmarladığını, sanatından güzellikler katarak yaptığında ve karşılığını aldığında kendisini nasıl hisseder? Müşterinin yüzündeki hayranlıkla karışık gülümseme, elini severek cebine atması ve ücretini ödemesi marangoza nasıl bir gurur verir?
Alüminyum tepsilerde mayalanmış günlük yoğurt satan ve küçücük dükkânını erkenden açıp tertemiz yıkayıp paklayan, beyaz önlüğünü ve beyaz külahını giyerek müşteri bekleyen bir komşumuz vardı. Kendisinden o denli memnun, soranlara cevaplarında o denli şükür doluydu ki cümle aleme örnek gösterilmesi gerekirdi. O yoğurt tepsilerini hatırlayın. Onları üstüste dizmek için araya konan ikişer kalın tahta çıtayı yerleştirmesini. O yassı yoğurt küreğini tersten kullanmasını. Götürdüğünüz kabı teraziye koyup darasını almasını. Teraziyi her zaman müşteri lehine kullanmasını otuzbeş sene sonra bugün aynı tazelikte hatırlıyorum. Ve yüzündeki gülümsemeyi. Çocuklara hal hatır sormasını. Büyükler sorduğunda gönülden "bin şükür" demesini de.
Lâf buraya gelince meslekdaşlara bir ince ayar çekelim. Bizim ekip mesleklerini nasıl görüyor bilmem ama ben severek ve Allah'ın günü şükrederek işimi yaparım. Saygındır, aç bırakmaz, açık bırakmaz. Çok istekli olanı ilâveten zengin bile edebilir. Ancak insanoğlu çeşit çeşit, suyun kimi tatlı kimi tuzlu. Dünyayı isteyen de var. Hırkaya razı olan da.
Mesleğini güzel güzel icra eden, kimseyi kandırmadan, üzmeden işlerini yapan hekimlerin aynı zamanda ekmek parası konusunda da tok gözlü olduklarını söylemek mümkün. Zira onlar işlerini yapıyorlar, hastaları ve dolayısı ile para onları takip ediyor. İşte bu tükenmez bir kaynak. İlle zengin olmak gerekmiyor; kişiyi ve ailesini rahat ettirecek devamlı bir gelir en güzeli. Haydi biraz değiştirerek ifade edelim düzgün iş yapanın balyası normal boyutta oluyor ve de kimsenin bunda gözü olmuyor.
Ekmek değil de "fırın parası" peşinde koşanlardan ise uzak durmak herkesin hakkı, ayrıca tarafımdan uzman tavsiyesi. Kızarlarsa kızsın meslekdaşlar.
Kıllı konuya girerken elim ayağım titriyor.
Özellikle son on senenin sesi çok çıkan güruhuna baktıkça bunu görüyorum. Adı konurken çok düşünülmüş sivil toplum örgütlerinde çalışanlar, vatanın korunmasında kendilerinden menkul görevleri alırken acaba ekmek parasını da aradan çıkarttıklarını düşünüyorlar mı? Kim bilir ne önemli görevler üstlendiklerini düşünüyorlardır. Çok zaman olmadı, motosikletli toplum düzenleyicisi gençleri örgütleyen bir emekli subayın anlattıklarını dehşetle okudum. Abimiz ikibin adet motosikletli ekip kurulmasını öngörmüş. Bunlar gençlerden oluşacaklar (herhangi bir işi olmayan demiyor) ve toplumsal düzeni bozanlara yerinde müdahale edeceklermiş. Al sana vatan severek ekmek parası. "Bugün iki uzun saçlı küpeliyi marizledik."
Mahkeme kapılarında kendini bilmezlere korku salmaktan tutun da hapishane aracından inen vatanseverlere "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye bağırıp alkış manyağı yapmaya kadar bir dünya önemli iş. Açık oturumlarda "sözde" demeden konuşamazsınız diye masaya yumruk vurmalar. Gamlı bakışlar ve kendini önemseyen tavırlar. Burada bizim borumuz öter havaları. Üniversite hocalarından başkumandan tavrı ile açıklamalar. Aba altından sopa göstermeler.
Çeşitli toplumsal analiz, strateji, düşünceyi koruma, çağdaşlık, eğitim, dandikten bilim falan derneklerini düşündükçe, bu pastanın büyüklüğünü düşünmeden edemiyorum. Bir de memuriyetinin aslî işi vatanı sevmek olanlar var. Geçenlerde Alper Görmüş'ün köşesinde hurriyet.com.tr adresindeki okur yorumlarından bahsediliyor ve bunların birbirine benzerliğine dikkat çekiliyordu. O anda şöyle bir manzara hayal ettim: Memleketini deli gibi seven bir abimiz, devamlı internet bağlantısı olan devlet dairesindeki masasında günlük gazeteleri okumak ve yorum yapmakla vazifelidir. Kansızlara giydirmek, liboşları haşlamak, duyarlı insanlarla dalga geçmek ve müesses nizamı korumak görevini lâyıkı ile yerine getirmekte ve amirleri de onun bu yeteneğini bildikleri için başkaca iş vermemektedirler. Alın size vatan sevgisi sayesinde kazanılan ekmek parası. Bu sahne benim hayalîmdedir. Gerçek olduğunu düşünmek için ise epeyce alâmet vardır.
Hepsinin ötesinde bu yakıcı vatan sevgisinin bir başka sebebini de söyleyip konuyu kapatayım. Vatanı severken çok sesi çıkanlar için de bir teorim var. Bu insanlar devlet kademelerinde buldukları itibar ve parayı, katı kuralların olduğu, mutlak üretim istenen özel sektörde asla bulamayacaklarını biliyorlar.
Neticede düzenin devamı için şu iki şart gerekli:
1. Vatanın iç ve dış düşmanlar tarafından devamlı tehdit ediliyor olması.
2. Bu tehditlere göğsünü siper edecek asker-sivil kahramanlara olan ihtiyacın asla bitmemesi.
Bir ömür geçer böylece dahili ve harici bedhah peşinde... Emekli de olunur. İkramiyesi ile yazlık da alınır.
Düşünenlerin düşünceleri
Siz... Askerlikten hiç nasibinizi almamış bir yazarsınız. Ordu komutanı ne anlar size anlatayım tabii anlarsanız. Asker yemekhanesinde masalar hazırola sokulur, sonra da bardaklar iple dizilmiş gibi (bazen ip kullanılarak) inci gibi hizaya alınır. Siz bunun felsefesini anlayamayacak kadar sıradanlaşmış bir yazarsınız. Ordu komutanı onu görünce mutlu olan adamdır. Siz bilemezsiniz ki sulh zamanı bardak dizemeyen bir ordu harpte hakim mevkilerin kontrolünü ele geçiremez. Sulh zamanı bardak dizmeyip de ne yapacak adam, ekmek parasını limon satarak mı düşünecek?
Kemal - 9 Mayıs 2009 (23:11)
İnsanların hayatta farklı ilgileri farklı yaşam amaçları olabilir. Bu bağlamda bazılarımız için "askerlikten nasip" almak gibi bir amaç hiç olmayabilir. Ancak her Türk'ün "asker" doğduğu telkininin bu kadar ciddiye alındığı bir düzende, eh bazılarımızın da böyle düşünmesi doğaldır. Lobotomiye uğramış beyinlerin iple hizalanan bardaklar gibi bir sıraya dizildiği yerde, aynı zamanda "anlama" zorluğunun da yaşanması "bonus" kabilinden olsa gerek.
Bu arada sistem tarafından beyinlerinin yıkandığını varsaydığım insanlarımıza olan hoşgörümü gitgide yitirmeye başladığımı da eklemeliyim. Zira, aynı etkiye maruz kalıp da, zihnini arı tutabilenlere haksızlık yapıldığını düşünmeye başladım.
Bardak dizmenin ince felsefesinden bahsetmeye başlamış insanlar için ne kadar çaba harcanması gerektiğini sorguluyorum artık. Çoluk çocuğunun rızkının ve geleceğinin bu bardakların dizilmesi felsefesi yüzünden harcandığını göremeyecek kadar körleşmiş gözleri ben mi açaçağım?
Kusura bakmasınlar, her koyun kendi bacağından... İpimle kuşağım... İşte geldik gidiyoruz... Ya da aklınıza ne geliyorsa artık.
Yeter yahu!
Erdem Abaka - 11 Mayıs 2009 (09:46)
Erdem Abaka, ağzınıza sağlık. Yukarıdaki trajikomik yoruma ağzımı bozmadan nasıl cevap verebileceğimi bir türlü çözemediğimden, yorumumu birkaç kez yazdım yazdım sildim. Sonunda pes edip bıraktım. Siz söylenmesi gerekeni her zamanki kıvrak zekânız ve belâgatinizle gayet özlü ifade etmişsiniz. Teşekkür ederim.
Selim Atak - 11 Mayıs 2009 (11:19)
Kemal Bey'in yorumunu "kinaye" olarak görüp gülmüştüm. Zira sulhta bardak dizme ile harpte mevki ele geçirme arasında bir ilişki kuramamıştım. Ciddi de olsa Erdem Abaka'nın verdiği cevaba neden olması açısından güzel olmuş.
Ahmet Faruk Yağcı - 11 Mayıs 2009 (12:14)
Sevgili Selim Atak, övgü dolu ifadeleriniz için teşekkür ederim. Duygularınıza tercüman olabildiğime sevindim. Dostlukla kalın.
Erdem Abaka - 11 Mayıs 2009 (13:46)
En basiti en ideal şekilde düzenleme disiplini, gerçekten önemli, aile ocağindan yeni kopup gelmiş bir genç için de oldukça gerekli olabilir. Ama meslegini düzgünce yapan bir doktor, zaten çalışma mantığını ve disiplinini biliyordur inci gibi bardak dizemese de.
Dünyanın en disiplinli askerlerini yetiştirmiş Almanya'da gençler, askerlik çağında tercihlerini, ya orduda askerlik mantığını öğrenmek ya da yaşlı, çocuk bakımı gibi kamu yararına hizmetler yönünde kullanabilirler.
Bu da onlara askerliğin vatana ve topluma yararlı kişi olmak anlamına geldiğini en iyi şekilde açıklar, onlardan hizmet alanlara da tabii...
Nursun Korkmaz - 11 Mayıs 2009 (18:53)
Bu ülkede zorunlu askerlik olduğu sürece bu tartışmaların sonu gelmez. Masumiyet çağında yapılan her şey gibi askerlik de insanın hayatında derin izler bırakıyor. Neticede bir formatlama ki toplumun yarısı denecek bir kitleyi etkiliyor. Bu kollektif sahiplenmenin arkasında başka bir neden aramamalı.
Yalçın Şahin - 11 Mayıs 2009 (22:50)
Kısa dönem askerliğimi yaptığım birlikte, bir üsteğmen, iki hafta boyunca, subay gazinosuna alınacak tabak kaşık vs. için, her gün şehre inip nümune ürünler getiriyor ve onları büyük bir itina ile ve gazinodaki masaya dizip yarbayın incelemesini bekliyordu. Yarbay geliyor, şöyle bir bakıyor, beğenmediğini söyleyip gidiyordu. Ertesi gün, sonraki gün hep böyle devam etti. Sonuçta, gazinoya tabak çanak alınmasından vazgeçildi. İki hafta boyunca tek işi tabak çanak alıp masaya dizmek ve komutanın kararını beklemek olan o üsteğmene bakıp "böyle bir hayat nasıl geçer" dediğimi hatırlıyorum. Ve dahi, şafak sayıyor olmama şükrettiğimi...
Mustafa Selçuk - 19 Mayıs 2009 (01:27)
Yazıyı yazarken ekmek parası kazanmanın çeşitlerine ve aslında saygın gibi gözüken mevkilerin basit para kazanma yöntemleri yanında nasıl zavallı kaldığına dikkat çekmek istemiştim. Askerlik üzerine yapılan yorumların fazlalığı ilginç. Yare var derinde herhal.
Ahmet Faruk Yağcı - 19 Mayıs 2009 (23:46)
Sevgili Ahmet Faruk Bey, ben de yorumları okuyunca şöyle bir tekrardan yazınıza göz attım acaba askerlik falan kaçırdığım bir yer mi var diye. Ama yok... Siz neyi anlatmak istiyorsanız onu anlatmışınız. Tamamına gönülden katıldığımı bildirmek isterim. Yarası olan...
Hukukta okurken emekli paşaların, özel bankalara yönetim kurulu üyeliklerinin dayanılmaz hafifliğini, yıllardır değişmez yargıtay içtihatlarının bile bu dönemede nasıl olup da birden lehe döndüğünü derslerde işlerdik de 'mantığını'(!) şimdilerde anlıyorum.
Mina - 21 Mayıs 2009 (15:29)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Ahmet Faruk Yağcı
Ahmet Faruk Yağcı'nın radyo programı: DOKTOR, TGRT FM (93.1 / İstanbul) Cuma 19.50
Ahmet Faruk Yağcı'nın web sitesi: Dr. Yağcı'nın Eğlenceli TIP Sözlüğü
Nohut oda bakla sofa
Ali Türkan
Başkalarının yediklerine de hiç yan bakmayacağım, "biraz da biz geberelim" diye. Al sana mutluluğun resmi. Bir de ölmeden önce görebilseydim o günü. Bir de şu hasret olmasaydı. Katmerli mutlu olacaktım. Devam
Sahibinden, Kullanılmamış Vicdan
Kâmuran Kızlak
Çalışanlar Kapitalizm tarafından daha iyi pozisyonda, daha bilerek ve daha profesyonelce düdükleniyorlar, işyerinde kendilerini sanki partonmuş gibi algılıyorlar, şirketin kârlılığı için gecelerini gündüzlerine katıyorlar, şirket yıllık kârını açıkladığında sevinçten taklalar atıyorlar, ait oldukları sınıfı unutuyorlar ve hatta hakir görüyorlar. Devam
Bu adamlar stüdyoda mı yatıp kalkıyor?
Necdet Şen
Burada bir kez daha seyircinin (yani bizim) ahmaklığımız devreye giriyor ve beğensek de beğenmesek de ilgisiz kalamadığımız bu tulûat kıvamındaki tartışma programlarının hep aynı sıkıcı ve boş konuşan orta yaşlı adamlara mahkûm olmamıza yol açan kısır döngüyü besliyoruz. Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Öcalan'ın hedefi ne sizce?
Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.
Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Küllenmiş Zamanların Ardından
Bülent Karaköse
Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti. Devam
Adını yitiren Mehmet
Deniz Türkoğlu
Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş. Devam
Hayat çook garip!
Erdem Abaka
Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate. Devam
Kokulu bir yol yazısı
Ahmet Faruk Yağcı
Etler büyük tabakta cızırdayarak geliyor. Yanında manda yoğurdu. Bu iki koku ile yoğunlaşan mutluluğumuz pirzola dilimlerinı ısırıp dişimizle kemiğinden ayırmaya çalışırken zirve yapıyor. Devam
Eyjafjallajökull
Yalçın Şahin
Ekonomik, sosyal hatta zihinsel faaliyetlerimizin çoğu bir temel ilke üzerine kuruludur: Tekrarlanabilirlik. Bu kavramın tekerleğin icadıyla ya da ona paralel şekilde insan zihninde yer etmiş olması muhtemeldir. Devam
Pornografi Hürriyeti
Necdet Şen
Yıllardır medyadan fersah fersah uzakta duran birisi olarak kendi bildiklerime bakınca, kesintisiz 40-50 yılını o camianın içinde geçirenlerin kimbilir neler neler bildiklerini tahmin edebiliyorum. Devam
Salinger öldü
Deniz Türkoğlu
Salinger'in yazdıklarıyla arasında aşılmaz duvarlar vardı. O duvarlarının arkasından hiç çıkmadı. Ali öyle değildi. Onun duvarları yoktu. Sınırları, çitleri, bir kapısı bile yoktu. Kafasına esen, çat kapı, tanıdığı tanımadığı herkes Ali'ye ulaşabildi. Devam
Üç Tavuk
Erdem Abaka
Kapalı olmasına rağmen içimi umutla dolduran ılık ve renkli bir bahar sabahında, her biri hem fizik hem de karakter olarak birbirinden çok farklı olan bu insanlar ve ortalarında, ayakları bağlanmış, korku dolu gözlerle bakan ve ara sıra gıdaklayan üç tavuk... Devam
Livaneli'nin "Veda"sı
Kâmuran Kızlak
Sanki kendinizi Avrupalılara göstermeye, kanıtlamaya, sahnenin önündeki adam olmaya ihtiyacınız varmış gibi. Avrupalı bu elit topluluk sizi zaten tanıyıp biliyor. O zaman ne diye bulanık suda balık avlama açıkgözlüğüne tevessül edesiniz ki? Devam
Çatışan Uygarlıklar esnek Batı'nın zayıf surları
Zbigniew Brzezinski
Yirminci yüzyılda bir daha asla"nın kolaylıkla bir kez daha gerçekleştiğini gördük, insanlık, rastlantılara bağlı bir dünyada kaderi üzerinde hak iddia etmekse, ahlâkı güdüler merkezi bir yerde olmak zorundadır. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal