Patronsuz Medya

5 Eylül 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Para kazanma sanatı!

Ali Türkan - 26 Aralık 2001, Berlin


Bazı insanların para kazanmadaki, her şeyi paraya çevirmedeki hünerleri çok şaşırtıyor beni. Öyle şeyler yapıyorlar ki, kırk yıl düşünsem aklıma gelmez.

Ne kadar doğru bilmiyorum ama parayı seven insanların, aslında güçsüz, korkak insanlar olduğuna, paranın da korkularından kaçabilecekleri bir sığınak, bir güvence olduğuna inanırım. Cimrilikle korkaklık arasında doğrudan bir ilişki olduğuna da defalarca şahit oldum.

Şimdi, durduk yerde "gelmediler" bana. Yani sabah uyanıp da, "ulan bugün de şu 'ticaret erbabı'na bir güzel çatayım" diye düşünmedim.

Yaklaşık bir yıldır, hava koşullarına aldırmadan her gün yürüyüşe çıkıyorum. Hava koşullarına aldırmayacağım ama bu yıl kış (nasıl söylesem?) biraz sert geçiyor. Yani Almanya'da termometrenin -45'e (yazıyla: eksi kırk beş) kadar düştüğü yerler var. Gerçi Berlin epey sıcak. Birkaç gün eksi on falan oldu, şimdi eksi beş civarında ama insan gene de üşüyor.

Osmanlı, kışın hakkından gelebilmek için "şitaye" diye bir şey bulmuş, kışı bile uzun çubukla tütün içme kıvamında bir keyfe dönüştürmüş ama bu çorbacılar genellikle depresif oluyorlar kışları. Çareyi de alkole kaçmakta buluyorlar tabii. Ekim ayı başlar başlamaz, barları, önündeki bira bardağıyla sohbet eden adamlar dolduruyor. Herkes birbirinden kaçıyor. Sık sık kapını çalan, senden yumurta, salça isteyen komşuların bile, merdiven sahanlığında karşılaşınca, bir selâmı çok görüyorlar. Kimse, kimseye tahammül edemiyor yani... Psikoljide böyle bir başlık var mı, bilmiyorum ama bu ruh halini "alayınızın yedi sülalesini..." diye özetleyebilirim sanırım.

Bu durum bulaşıcı olduğundan, özellikle hava koşulları "uygun" olduğu sürece, tenha yerleri seçiyorum yürümek için. Kimsenin meymenetsiz suratına takılıp keyfimi kaçırmak istemiyorum çünkü.

Bu sabah, hava gene eksi bilmem kaç derece olduğundan, sokaklar zaten her zamankinden daha tenhaydı. Sokağa çıktım bir soğuk, bir soğuk... Az daha vazgeçecektim yürümekten ama "hadi ana caddeye kadar yürüyeyim de, fırından taze ekmek alayım" dedim. Noel bayramına az kaldığı için evlerin çoğu renk renk ışıklarla, İsa'nın doğumunu anlatan, kimin aklına geldiyse, "herhalde melek böyle olur" diye düşünülüp çizilmiş kıvırcık, altın rengi saçlı, tombul yanaklı, küçük pipili çocuk resimleriyle falan bezenmiş. Onlara baka baka yürüyor, bir yandan da dalga geçiyorum.

İsa geri geliyor (o zaman biz ateistler ayvayı yedik işte). Bir bakıyor, katolik papazlar ipek libaslar içinde, altın şamdanlarda mumlar yakılmış, altın buhurdanlardan amber tütüyor, ortalık sarı saçlı, mavi gözlü İsa heykellerinden geçilmiyor, üstelik Vatikan, yani onu çarmıha gerenlerin memleketi, merkez, yığınla da şube açılmış, bağışlar falan, paraya para demiyorlar... Amma şaşırırdı ha!

Herhalde "ben, Nasıralı İsa, yaşamı boyunca Romalılar'a çarmıh yapmış, bir don bir gömlekten başka hiç bir şeye sahip olmamış gariban marangoz ve bunlar; her şeyi paraya çevirmedeki bu hüneri, ben öğretmedim ki onlara..." gibi bir şeyler söyler, kıyamet mevzuunu hayırlısıyla sona erdirirdi.

Tam böyle tatlı tatlı dalga geçer ve İsa'yla sohbete hazırlanırken, öyle bir şey gördüm ki, hemen "bu dünyaya" geri dönüverdim.

Bizim semtin ana caddesinde bir çam ağacı sergisi vardı. Bu normal. İnsanlar bu aylarda çam ağaçlarını evlerinin baş köşesine oturtup süsledikleri için, neredeyse her köşe başında bir sergi var. Benim dikkatimi, serginin bir köşesinde soğuktan titreyen ve iki avucunun arasına yerleştirdiği çay fincanıyla ısınmaya çalışan satıcı çekti. Başında örme takkesi, sünnete uygun sakalları, değirmi çehresi, gene örme yeşil süveteri ve ayağındaki mes - lastikleri ile resmin ve Berlin'in hiç bir yerine oturmayan bir görünüşü vardı. Ne alâka yaa? Yani bu dini bütün müslüman kardeşimizin, yılbaşı çamıyla ne ilgisi olabilirdi?

Merakıma yenildim işte. Hep söylüyorum. Başıma ne geliyorsa, hep meraktan. "selâmünaleyküm" diye daldım serginin içine. Şaşırarak ve sevinerek aldı selâmımı. Öyle ayak üstü sohbete başladık.

Bir fabrikada çalışıyormuş. Öğleden sonraları ve hafta sonları da bu çamları satıyormuş. Dedim ya, insanların para kazanmak için akıllarına gelen şeyler hep şaşırtır beni, dayanamayıp sordum: "Para kazanılıyor mu bari?" Elini göğsüne götürüp "çok şükür abi, gâvurlar çok alıyor bu ağaçları" dedi.

Neden aldıklarını bilip bilmediğini sormaya cesaret edemedim bu cevap üstüne ama paraya kıyıp ufak boy çamlardan bir tane de ben aldım. Şimdi oturma odasının ortasında sorun oldu, evdekiler de benimle epey dalga geçtiler ama satıcıyı bir "din kardeşine" çam satma keyfinden mahrum etmek istemedim.

Hani, "İsa gelse mi artık?" diyorum bazen.

* * *

Derkenar'ın giriş sayfasını her açışta ayrı bir resim çıkıyor ve resimlere tıklayınca da açılan pencerede diğer resimleri teker teker görmek mümkün. Bir hata mı var :-)

Çok güzel olmuş yahu. Hiç olmazsa şu webmaster'lik işinden üç - beş kuruş kazanabilsen...

İyi ama site yaptıran, o sitelere de dünyanın parasını harcayan yığınla adam var; hiç mi zevk yok bu deyyuslarda? Hadi zevkten vaz geçtim, bu pezevenkler o kadar taptıkları parayı nasıl kazanacaklarını bile bilmiyorlar ki, bu senin (ve yıllardır benim) "çok para kazanmak için pek akıllı olmak gerekmiyor" tezini doğruluyor. Hırslı, yavşak, yalancı, sahtekâr, vicdansız ve insafsız olan herkes, kalıbımı basarım, dolar milyoneri olur memleketimizde (ve dünyanın her yerinde)...

Neyse, senin yazdıklarını sana yazmanın anlamı yok. Sitenin güzelliği, sayfaların açılma hızı falan bunları düşündürdü, hemen yazdım.

Kolay gelsin.

 

Ali Türkan

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°