Patronsuz Medya

Pazarlama harikası

  Sinem Hürmeydan - 14 Nisan 2014


Şehir efsanesi mi, gerçek mi bilmiyorum ama bir dönem magazin basını Jennifer Lopez'in poposunu sigortalattığı haberini verdiğinde çok şaşırmış, bu hesapla bizim memleketteki kadınların hatırı sayılır bir miktarının poposunun sigortalanması gerektiğini düşünmüş ve sigortacılar adına sevinmiştim.

Gerçekten de, Jennifer Hanım'ı farklı kılan neydi? Belediyenin Oran'daki koşu yolunda yaptırdığı spor aletlerinde ter döküp kilo vermeye uğraşan Melâhat'in poposu neden sigortalanmıyordu da Jennifer'ınki, üstelik de bir milyon dolara sigortalanıyordu?

Ebru Şallı'nın bir zamanki incecik kaşları bir günden ertesine üç parmak kalınlığına çıkmış ve elbette haber hızla yayılmıştı: Şallı, ense köklerindeki saçlarından kıl aldırıp kaş ektirmişti. Ektirmek de ne ektirmek, önce gözüm pek bir alışamamıştı.

Ayol biz kadınlar değil miydik kendimizi bildik bileli oramızda buramızda çıkan fazladan bir tüye dayanamayıp elimizde cımbızla dolanan? Yanı başımızda, aramızda yaşayan Ayşe'nin sürmeli, ela gözlerini çevreleyen kalın kaşlarını beğenmeyip yurdum kızlarını bunalıma soktuktan, olması gereken yerlerinde kaş bırakmadıktan sonra, Ebru Şallı kaşlarını kalınlaştırdı diye önce dalga geçip hepimiz neredeyse tek kaş haline gelinceye kadar kalınlaştırdık kaşlarımızı.

Sonra Secret diye bir kitap yer aldı kitapçıların en çok satanlar bölümünde ve pek tabii, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de furya oldu. Benim neyim eksik, dedim, ben de edindim bir tane kendime. Öyle ki, bu kitap adeta sihirliydi.

Mesela Ferrari düşlüyordun Ferrari'sini satan bilgeye inat; sonra kuşe kâğıda basılı, renkli mecmualardan bulduğun Ferrari resimleri kesip yapıştırıyordun her an görebileceğin bir yere, hatta sakin bir ortamda demlenirken mânâ âleminde sahip olduğun Ferrari'ne bindiğini hayal ediyordun ve inan bana, bir gün mânâ âleminden madde âlemine duhûl ediyordu bayrak kırmızısı Ferrari'n. Benimki öyle olmadı gerçi, sorun Secret da değildi, ben yeterince istememiştim Ferrari'yi zannımca. Öyle ya, ne yapacaktım Ferrari'yi şu fani dünyada?

Secret dan sonra raflar bu kitaptan mülhem kitaplarla doldu, iyi de oldu canım, kiminin üstünde ayna bile vardı. O kitaplar, hem de çoksatar olunca, pes dedirtti bana, hiçbirine yüz vermedim, benim kendi halinde küçük bir aynam vardı zira çantamda. Bana okunacak kitap lazım gelirdi, yazarının kılı kırk yararak aylarca çalıştıktan, ince eleyip sık dokuduktan sonra yayınlattığı türden.

Sevgili dostlar, Jennifer Lopez nasıl dünyanın en güzel popolu kadını olduysa, Ebru Şallı'nın kaşları nasıl hepimizin kaşlarını bir örnek yaptıysa, sayısını bilemediğimiz kadar çok kişisel gelişimci-yazar nasıl bizi adam etmeye ant içtiyse, biz de öyle şapka çıkarmalıyız bu pazarlama harikası dünyanın kurgulanmış ürünlerine. Öyle ki, pazarlama harikası bu yeni-dünya; çirkini güzel, güzeli çirkin, iyiyi kötü, kötüyü de iyi diye lanse edebilir. Son derece sıradan bir kadını alır, allayıp pullar, Allah'ın her günü başına güzeller güzeli ibaresini eklediği haberler yapar ve günü gelir görürsünüz ki, siz de o kadının dünyanın en güzel kadını olduğuna inanıvermişsiniz.

Kişisel gelişim formatlı kitaplar, evrene yollayacağınız doğru mesajlarla istediğiniz her şeyi elde edebileceğiniz inancını kanıksatır zihinlerinize. Neden evrenle böyle ikircikli bir ilişki kurmanız gerektiğini, niye evrenden sürekli bir şey istemeniz lazım geldiğini, istediklerinize sahip olduğunuzda ise gerçekten mutlu olup olamayacağınızı sorgulatmaz. Arzularınız gerçekleştikçe özgürleşeceğiniz vaadini sunarken, sahip olduklarınızla kayıtlandığınız yeni bir esaret alanına doğru sürüklenirsiniz farkında olmadan. Hem sonra, bu kişisel gelişimciler, kendilerini geliştirmeyi tamamlamışlar mıdır da bizi geliştirmeye adanmışlardır bu kadar canla başla?

Uzun lafın kısası şu ki, pazarlamanın akıl almaz gücü, biz hiç fark etmeden ve önümüze sunulanın önceden tasarlanmış iyi bir proje olduğunu anlamadan kanımıza girip algılarımızı istediği şekilde yönlendirebiliyor. Kendimize gelip de bize sunulan yanılsamadan sıyrıldığımızda ise, iş işten çoktan geçmiş, reklamlar bir sonraki hedef için zihnimizi bulandırmaya başlamış oluyor.

Yorumlar

Melahat hanımın popo da eğlence sektöründe senede 100 milyon kazandırırsa, o da 1 milyona sigortalayabilir. Ronaldinho'nun da bacaklar sigortalıydı sanırım. Ben pazarlamanın gücü diye bir şeye inanmıyorum. Sadece ona maruz kalmaya razı olma durumu var bence. Hepimiz geçen trene bakmak zorundayız sanıyorlar ama yanılıyorlar. Ben yanı başımda sabit duran otlara bakıyorum mesela.

Bir tanıdığım ferrasini satan şarlatanı okuduğunu söylemişti. Satıp o parayla ne yapmış dedim, bir daha bakayım dedi:)

O kitaba karşı özel bir gıcıklığım var. Yazar tam cingöz. Daha başlıkta ilk kandırmacasını yapıyor. Ferrari'yi satınca bilge olunuyormuş gibi bir alt metin var. Ferrari'yi satınca olan şey elde 2. el ferrari satışından kazanılan paranın olmasıdır sadece.

Tabii bir de özgürlükler var. Dilenilen şeye maruz kalma özgürlüğü. Her koyun kendi bacağından sonuçta.

Dülger Balığı - 15 Nisan 2014 (15:49)

diYorum

Sinem Hürmeydan neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

237