Patronsuz Medya

İçimizdeki Şeytan

  Sabahattin Ali - 1940

Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, Yapı Kredi Yayınları,
sayfa 259-260, 17. baskı,
Gönderen: Burak Öztürkçü


Bu adamların hepsi büyük bir tezat ve ikilik içinde çırpınıyorlar. Hiç biri sırtında taşıdığı ve muhafazaya mecbur olduğu mevki veya paye ile ahenk halinde yaşamıyor. Kafaları, zekâ itibariyle olsun, yarım yamalak bilgileri itibariyle olsun, merhamete muhtaç bir halde. Şahsiyetleri kırpıntı bohçası gibi. Her şeyleri iğreti, her vasıfları, her kanaatleri iğreti…

Basit bir insan, meselâ hiç okuması yazması olmayan bir köylü, bir amele, lalettayin bir adam bunlardan çok daha mükemmel bir bütündür. Çünkü o adam, meselâ Hasan Ağa, Hasan Ağa olarak düşünür, böyle yaşar. Hükümleri hayatın verdiği bir takım tecrübelerin neticesidir ve kendine göredir.

Konuşurken karşısında Hasan Ağa'dan başka kimse yoktur. Fakat bu efendilerin hiç biri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rastgele doldurdukları hazmedilmemiş, acaip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir.

Meselâ Mehmet Bey'le asla Mehmet Bey olarak konuşmaya imkân bulamazsın. Siyasetten bahsedecek olsan karşında şu Fransız gazetesinin veya bu diktatörün nutkunu bulursun… Müzik lâfı açsan bilmem hangi gâvurun kitabı veya hangi adamın makalesiyle karşılaşırsın… Beğendiği yemeği söylerken bile Mehmet Bey değildir. Mühim adamların nasıl yemekleri beğenmesi lâzım geldiğini düşünmeden bir şey diyemez. Çok kere iki lâfı birbirini tutmamak mecburiyretindedir. Çünkü edebiyat hakkında duyup veya okuyup benimsedikleri şu müellifin fikirleri ise, tesadüfen, müzik hakkındaki bilgileri de, dünya görüşü ve sanat anlayışı itibariyle ona taban tabana zıt bir başka muharrirden edinmedir.

Bu belkemiksiz malûmat ve kanaatler mütemadiyen kopar, birbirinden ayrılır, sahibiyle münasebetlerini mütemadiyen değiştirir. Çünkü hiç birinde fikirler ve bilgiler şahsiyet haline gelmemiştir. Hiç biri ukalâlık etmek için malzeme toplamaktan başka bir şey düşünmemiştir. Hiç biri insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu, bütün ilimlerin, bütün tecrübelerin yalnız bunu temine yaradığını anlamamıştır.

Onun için bu nevi insanlardan bahsedilirken boyuna birbirine uymaz sözler duyarız. Biri aptaldır derken öteki akıllı, biri ahlâksız derken diğeri haluk der. Şu tarafı iyi ama bu tarafı çürük diye hükümler verilir.

Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlâkı, hulâsa her şeyiyle bir bütün olduğunu henüz anlayan yok. Bu muhtelif taraflar bir insanda ne kadar ayrı çehre gösterirse göstersin, bir noktada birleşir ve bir ahenk vücuda getirirler. O nokta da şahsiyet dediğimiz şeydir. İşte bunun için ben bu yarım, bu iğreti, bu zavallı ve gülünç adamlarla ahbaplık etmekten sıkılıyorum.

Bir garson, bir kayıkçı şahsî fikirleri olmak, gördüğü ve öğrendiği şeyleri kendine mâl etmek bakımından bizim bu münevverlerin hepsinden üstün ve kıymetlidir. Konuşurken birçok şeyler öğrenirim ve karşımda bir insan görürüm, hazin ve geveze bir kukla değil… Siz onları uzaktan bir şey zannetiniz, fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz… Hiç hayret etmeyin… Hatta onların küstah ve mütecaviz hallerini bile mazur görün… Çünkü alelâde bir insan bile olmadıkları halde kendilerine bir de münevver insan payesi verilince ve hayattaki mevki ve itibarlarını kaybetmemek için bu sıfatı akla hayale gelmeyecek hokkabazlıklarla muhafazaya mecbur kalınca, pek tabii olarak dalavereci olacaklar, ahlâksızlaşacaklar ve mütemadiyen birbirlerinin kıymetsizliklerini ortaya vurarak kıymetsizliğin esas olduğu kanaatini uyandıracaklar…

Bereket versin herkes böyle değil… Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var… Belki pek az… Ama var… Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini tam göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hakim olacağından ümidi kesmeyi icap ettiremez… Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silâhı; haklı olmak silâhını ellerinde tutacaklardır.

Yorumlar

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabıydı. Ardından diğer tüm kitaplarını sıraya dizdim, çabucak bitmesin diye yavaş yavaş, hiç acele etmeden okudum.

Yine de tüm kitaplarını okumak pek uzun sürmedi maalesef. Yaptığı işi çok önemsemesi, olağanüstü özen göstermesi ve aslında en üretken olabileceği bir dönemde katledilmesi nedeniyle eserleri sınırlı sayıda kalmış belli ki. Bazen kitapçıda bakınırken, karşıma birden Sabahattin Ali kitapları çıkınca, bir an acaba yeni bir kitabı çıkmış mıdır diye gözlerimin parladığı oluyor. Saniyesinde kendime geliyorum tabii; hepsi bu kadar, başka yok.

Kürk Mantolu Madonna'yı okumayan varsa atlamayın derim. Müthiş bir aşk romanıdır, gençlere sıkılmayacaklarına dair garanti veririm. Şimdi filmini yapıyorlarmış galiba. Umarım hakkını verirler.

Seyit Balkuv - 20 Aralık 2010 (12:03)

Yüzbin göz ile İstanbul ve sen seyredilir ve dahi insanlar anlaşılır… Gülhane Parkında bir ceviz ağacı yalnızlığı, bilgeliği, kaderi de paylaşılır mecburen…

Nursun Demirsoy - 20 Aralık 2010 (14:27)

Yanılmıyorsam 60'lı yılların sonuydu. Genç bir öğretmen olarak bir solukta okumuştum sevgili Sabahattin Ali'nin eserlerini. Ve o dönemin en önemli siyasî merkezi TÖS ortamında yazarımızın Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan adlı kitaplarını paylaşmıştım benden dört-beş yaş daha genç arkadaşlarımla. Ama nafile, hiç biri kayda değer bulunmamıştı. O günler siyasetinin ağır koşullarında Marks'tan Lenin'e, Dimitrov'dan Gorki'ye kadar, popüler olan ne kadar teorik kitap varsa elden ele dolaşıyordu da… Henüz kimse tanımıyordu Orhan Veli ile Sabahattin Ali'yi! İnanın içimi bir kez daha hüzün kapladı… Belki o güzelim günleri ıskalamaktan, belki yaşlılıktan… Belki de Sabahattin Ali'lere duyduğumuz derin özlemden.

Macit Cününoğlu - 20 Aralık 2010 (16:13)

Sabahattin Ali'yi Sabahattin Ali yapan, yok öyle demeyelim, onu en iyi anlatan bir iç monolog. Sırça Köşk kitabındaki Bahtiyar Köpek adlı öyküsü ile paralel gibi gözüküyor. Sabahattin Ali'nin bendeki anlamı 'hüznün doruktaki ifadesi olan mutluluk'tur… 'U' ekini alan umutluluk:)

İrfan Atasoy - 20 Aralık 2010 (18:28)

Sabahattin Ali çok büyük bir şair bütün kitaplarını okumadım henüz ancak bence kürk mantolu madonna herşeyi anlatmaya yetiyor maalesef kıymeti sonradan bilinen şairlerimizden kürk mantolu madonnayı ilk okuduğumda ilk düşüncem bu romanı bir dizi veya sinema filmi yapmak olmuştur bu düşünce kimbilir kaç kişide oluşmuştur bilemem ama en güzel ve en yakışır filmi sanırım ben yapardım diye düşünüyorum…

Mustafa Yıldız - 8 Ocak 2011 (14:50)

Ben Türk sanat müziği hayranıyım. Nursun'un böyle bir faaliyet içinde olduğunu bilmiyordum. Henüz öğrendim. Ona zaten hayrandım. Bir defa daha hayran oldum. Saygılarımla.

Mahmut Aydın Tuğalan - 5 Mart 2011 (23:03)

Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf'da, eşkıyaların anasını babasını öldürdüğü bu yetim çocuğu, onların başlarında baş parmağı kopmuş, kanlar içinde tasvir ettikden sonra:

Çocuğun bu metaneti orada bulunanların kalbini parçalıyordu. Zaten, bir felâkete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felâket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.

Der.

Bence, Sabahattin Ali'nin dili de yukarıdaki tahlili gibidir. Betimlemelerinde fotograf çeker gibi bir gerçeklik aynı zamanda yalınlık ve katılık o tasvirleri daha etkili yapmıştır.

Daha doğarken ölmüş arabesk bir Kuyucaklı Yusuf tasviri yerine görüneni anlatır; yorumu ve duyguyu okuyucuya bırakır. Ve bu tüm eser boyunca yapılan betimlemelerde kendisini gösterir.

Öyle ki, romanın trajik sonunda dahi, esas kahramanını İçindeki bütün yıkıntılara, kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti diyerek resmeder ve/fakat bu itidal okuyucunun yüreğini, en azından benimkini ezicidir.

Şebnem - 26 Nisan 2011 (14:41)

İçimizdeki şeytan kitabı kesinlikle okunması gereken bir kitap. Hayatımda okuduğum hiç bir kitaptan almadığım tadı bu kitaptan aldım…

Beyza Kazdal - 10 Mart 2012 (09:37)

Sabahattin Ali'nin öyküleri romanlarının çok ilerisindedir. Yeni Dünya ve Sırça Köşk te toplanmış öyküleri açıkça sinematografik ve çarpıcıdır. Cümleleri kısa ve nettir. Yazar asla söz oyunu yapmaz, karakterlerden rol çalmaya kalkmaz. Yaşadığı dönemin çok ilerisinde bir gözlem gücü ve yazım tekniği vardır.

İnci - 3 Mart 2013 (12:39)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

86