Patronsuz Medya

Derkenar'a ben de yazı yazmak istiyorum!

William & Eddie - 21. yüzyıl


Şey, merhaba, bişey sorucaktım, ben amatörce bişeyler yazıyorum, bu yazılarım Derkenar'da çıksın istiyorum, acaba yollasam yayınlar mısınız?

Daha önce de bikaç eserimi yollamıştım, sanırım elinize geçmemiş olmalı.

Not: Bu arada Derkenar'ı yeni bişey olsa da olmasa da her gün tıklıyorum. Hayranınızım desem yeridir. Bütün kitaplarınızı aldım, arkadaşlarıma siteyi tavsiye ettim, böyle bir okurunuzum yani.

Belki neyin nesi olduğumu merak edersiniz diye, size ne kadar kafalı bir adam olduğumu anlatan kitabın kapağındaki resmimi de gönderiyorum. Öyle lâgara lugara bir tip olmadığımı bilin diye yani.

Sevgiyle ve umutla kalın, insanlık onuru yoldaşınız ayışığı sokak lâmbanız olsun.

William Shake Speare, Britanya (Kuzey Avrupa)

* * *

Editörün yanıtı:

Tabii ki yaz William'cığım, seni kim tutar? Derkenar niye var?

Lâkin yazını göndermeden önce senden bir iki minik ricam olacak:

1. Öncelikle imlâsı ve noktalaması yerli yerinde olursa yazını sayfaya yerleştirirken bana kurdeşen döktürmemiş olursun.

Örnek vermek gerekirse;

a) Nokta (.) başlayan cümlenin ilk kelimesine değil, biten cümlenin son kelimesine yapışık olur. « Yani böyle...

b) Olur olmaz her cümlenin sonunu üç nokta (...) ile ya da daha beteri iki nokta (...) ile bitirmek amatörlük göstergesidir.

c) Tırnak (") ile kelime arasında boşluk bırakılmaz. Daha açık bir deyişle, tırnak, hem sağdan hem soldan, içine aldığı kelimeye bitişik olur ve diğer kelimelerle arasında boşluk bırakılır. (Örnek: Bu şekilde "doğru", bu şekilde " yanlış ").

d) "De-da" eki ile "ki" bağlacını yanlış yerlerde ayırıp yanlış yerlerde bitiştirenlerden olmamak gerekir.

e) Eğer yazın Türkçe karakterlerle yazmana engel teşkil eden bir klavye sorunun varsa veya öyle yazmaya alışmışsan, yani yazın "yapistirdim, kirildim, sikildim" formatında ise, o i'leri tek tek ı yapana kadar göbeğim çatlıyor (ki o kadar zamanım yok, pösteki sayıyorum) ve bazen "ben deli miyim, niye kendi yazılarımı yazmak (ya da ekmek paramı kovalamak) yerine bunları düzeltiyorum?" diye düşündüğüm oluyor. Böyle bir sorunun varsa çözmek için şu adresi öneririm.

f) Yazılarını asla ve kat'a Word programıyla gönderme. Çünkü bir Word belgesinde senin bold yaptığın yerler falan bana gelirken düz metine (plain text) dönüşüyor. Ve ben bir gözümle senin yazıya bakarken, diğer gözümle de tüm o cümleleri tek tek bold yapıyorum. Gereksiz
taglarını tek tek temizliyor, onun yerine paragraflar açıyorum. Alelacele yazıp postaladığın o metinleri defalarca okuyup düzeltiyorum. Bu işler tahmin edemeyeceğin kadar çok zamanımı alıyor.

g) Paragraflarını elden geldiğince kısa tutmanı behemahal tavsiye ederim.

Neden dersen, uzun paragrafları (özellikle de internette) okumak hem zorluk yaratıyor hem de göz yoruyor. Unutma ki internet yayıncılığının hedef kitlesi, rahatsız bir iskemlenin ucuna ilişmiş, cihazın hiç susmayan fan motorunun gürültüsüne katlanan, gözünü az da olsa radyasyon yayan ve kıpraşıp duran bir ekrana dikmiş, belki onlarca sayfa açmış ve o saatten sonra bir kısmını okumayıp kapatacak olan, dikkati dağınık, kafası kazana dönmüş, yorgun, sabırsız bir insan evlâdıdır.

Eğer o esnada çay falan içiyorsa, bunu muhtemelen (kaldığı yeri kaybetmemek için) paragraf aralarında yapacaktır. O kadar uzun paragraf okuyucunun çayını soğutur. Hatta yüksek bir ihtimalle o kişi ilk paragrafın sonuna gelmeden sayfayı kapatıp, daha kolay okunan bir sayfaya yönelir.

Benden söylemesi ama en uzun paragrafın bir üsttekinden daha uzun olmasın. Kitap başka, dergi başka, web sitesi başkadır; hepsinin formatını göz önüne almak, ona göre yazmak gerekir.

Bilmem anlatabiliyor muyum Wilyamcığım?

4. Haaa, bir de şiir yayınlamıyorum (hiçanlamam). Yazılarda da kendi damak zevkimi esas alan "Derkenar formatı" kuralına göre seçim yapıyorum.

Nedir Derkenar formatı?

Yani, çiçek böcek hissiyat falan konularında destan uzunluğunda iç dökmeler yerine bir nevi "hayat okulu" gibi algılanabilecek, yalın, ama insana dair sözü olan, hayattan damıttıklarını bizimle de paylaşacak kadar cömert, sohbet tadında yazıların hem Derkenar'a hem de internete daha uygun olduğu kanısındayım.

Bil ki, tepesi atmış, asabı bozuk, birilerine sıçıp sıvayan, yakınan, sızlanan, karamsar, mutsuz, depresif yazıları kendim okumuyorum ki başkalarına da okutayım. O nedenle, zaten sıkılmış daralmış ve bir lokma yaşama sevinci bulmak için Derkenar'ı tıklamış dostlarımıza o bir lokmacık rahat nefesi aldırmak olduğunu göz önünde tutarak, mümkün olabildiğince iyimser, hoşsohbet, samimi, hatta mizahî yazılar olması, noktayı nazarımda tercih sebebidir.

(Not: Geçenlerde gönderdiğin Othello adlı öykü denemeni pek beğendim, ama yukarıda zikrettiğim nedenlerden dolayı yayınlayamıyorum. Hem çok uzun, hem de her satırından mutsuzluk ve kompleks akıyor. Neymiş efendim, "ben şoparım, çirkinim, bu ay parçası Desdemona beni kesin boynuzlar, öldüreyim de namusum temizlensin". Yuh yani! Othello'ya da sana da yuh! Hangi devirde yaşıyoruz?)

Haa sahi, bir de "Yazıların yapmacıksız olursa daha iyi olur. Öyle yok Danimarka Prensi, yok Montegüler, yok Kapuletler falan gibi sanatsal soyutlamaları boşver, bizzat kendi hayatından sahici bi şeyler yaz" desem, fazla mı ileri gitmiş olurum?

Ve bir de, Türkçe karşılığı olan sözcüklerin İngilizcesini Felemenkçesini falan yazmaktan kaçın derim. Yani, titreşim yerine vibrasyon, odak yerine focus, kuşak yerine jenerasyon, söylem yerine diskur, tam gün yerine full-time falan yazarsan, belki üşenmez düzeltirim, belki de (büyük bir ihtimalle) düzeltmeye üşenir yazını çöpe gönderirim. Biliyorum, sen doğma büyüme İngiltere'lisin, anadilin İngilizce, ama kabul et ki burası Türkçe yayın yapan bir dergi.

Özetlemek gerekirse, sevgili William (sana "sen" dedim diye alınmadın umarım, biz bizeyiz ne de olsa), inanıyorum ki sen bunlardan çok daha iyilerini yazabilirsin. Öykülerin gelecekte okullarda ders kitabı diye okutulur, hatta film-milm bile olur. Ama internet başka bir mecra, orada insan uzun ve ağdalı yazılar okumak istemiyor. ADSL ve elektrik faturaları çok kazık. Bir de bu cihazlar radyasyon mu yayıyormuş ne... Bel fıtığı, basur, kireçlenme falan da cabası.

Sözlerimi bitirirken son olarak şunu eklemek isterim: Umarım sen de başlangıçta Derkenar'da yazıları çıktığı için mutluluk duyan, ama sonra şu ya da bu nedenle küsüp, "sitedeki yazılarımı sayfanızdan çıkarınız lan" türünden tafra maili yollayanlardan olmazsın. Umarım... Nadiren de olsa, bu tarz dötü kalkık cilveler yapanlar çıkıyor. Bu tarz çocuksu kaprisleri tatmin etmeye çalışırken (daha sonra bir de yayından kaldırmak için emek harcadığım) o yazıların tashihini, görsel hazırlığını, sayfaya yüklemek için döktüğüm terleri, ziyan olan zamanımı düşünüp, bu hassas çocukların yedi silsilelerini hayırla yâd ediyorum.

Yine de bütün bunlar moralini bozmasın. Yeni yazılarını bekliyorum. Unutma ki Derkenar yazarı olmak hilâl-i ahmer yararına yapılan angarya bir iş olmakla birlikte, yine de ayrıcalıktır. Zaten paralı dergiye babam da yazar.

Sevgiler.

Sir Eddie Teur (Publisher of Derkenar web magazine)

* * *

Bir sonraki yazışma: Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!

 Düşünenlerin düşünceleri

Bir gül kadar güzel ol ama dikeni kadar zalim olma bir söz söyle ya sonsuza kadar yaşat ya da bir defa öldür. Ama asla yaralı bırakma...

Diyar Ermiş - 18 Mart 2008 (21:24)

Eserlerimi husule getirirken kullandığım müstear adlar arasında "Diyar Ermiş" diye bir mahlâs yoktur. Bu Diyar belli ki bir başka diyar. Üçüncü şahıslara ilânen bildiririm.

William Shake Speare - 23 Nisan 2009 (13:18)

Hoca'ya hoca senin avrad çok geziyo demişler iftira atmayın gezse bize de uğrardı demişler

Çok Gezen - 19 Temmuz 2009 (21:24)

Hayatım boyunca kelimelerle oynayıp, böylesi muhteşem bir yazım sanatıyla insanların kalbine dokunan ikinci bir insan tanımadım korkarım tanıyamayacağım da...

Yasemin Bülbül - 29 Eylül 2009 (04:39)

Peeeeeeh!

Kalbe Dokunan İnsan - 29 Eylül 2009 (20:01)

Makale yazma adına araştırmalar yaptığım esnada karşıma çıkan Derkenar'a bana kattığı çok anlamlı yazılarından ötürü sonsuz teşekkür ederim. Derkenar yazarlarının dilleri kılıç kadar keskin, kalplerdeki etkileri ise kılıç yarası kadar derin olsun. Saygılarımla...

Haluk Yılmaz - 8 Haziran 2010 (21:02)


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 0311


 

Necdet Şen

Editör'ün Önerisi

Geçen yılın mektupları

Ali Türkan

Fakat tarzımın vandallar'ı sayfana çekeceğinden ve işin bokunu çıkaracağımdan korkuyorum. "İşte savaş var ve 'dünya ikiye bölündü'. Sanki daha önce kaça bölünmüştü ki, sınıfsal bakmanın zamanı" diye ahkâm kesmek istiyor canım aslında.  Devam


Ortanın solundaki paşalar

İdris Küçükömer

Bu işlem, Danıştay tarafından iptal edildi, ama ancak 1976'da onaylandı. 1960 sonrasında Yön'de yazdığı yazılarla tanındı. Ant dergisindeki yazıları ve Düzenin Yabancılaşması adlı kitabı tartışma yarattı..  Devam


Mutsuz Ve Haklı Kadın

Necdet Şen

"Bak, görüyorsun ya, nasıl suratını ekşitiyor. Gıcıklık etmese bir yerleri kabarır. Babası kılıklı! Kalk! Bu da az orospu değildir haa! İşi gücü ders çalışmak bahanesiyle pencere kenarına oturup sokaktaki oğlanlarla işaretleşsin!"  Devam


Son Yorumlar

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot

Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron


Web Gezgini

Cengiz Çandar (Radikal)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  124 - 216 - 4145 - 4648


Web Derkenar
8 Eylül 2010 Çarşamba
Yazı Boyutu
©