Patronsuz Medya

Herkesle kavgalı olan kim?

  Necdet Şen - 7 Kasım 2001


Kültür-Sanat Klanı

Neden çekip gittim acaba günün birinde aranızdan?
Neden ansızın sustum, yok oldum ortalıktan?
Pazar yerinden neden kayboluverdim apansız?
En verimli yıllarımda bir kuytuda, kıpırtısız,
neden ısrarla sustum onca söz birikmişken kursağımda?
Suskunluğumdaki bu çığlığı nasıl oldu da duyamadınız?

Her nasılsa unutmuşum uslu çocuk ol yasasını;
unutmuşum işte bir an, sağır dilsiz olmaktan geçtiğini,
sanat pazarında parsadan pay almanın altın kuralının.

Devran o ki, barışık olmalıdır yazar çizer,
ufak iktidarlarla, patronla, hempalarla.
Mızrağını zayıfa ve uzaktakine batırmalıdır.
Yoksa dışlanır gidersin, gömerler diri diri, 'dostların' bile aramaz olur.
Kaşarlanmış molozlara ve çapsız yellozlara kalır ortalık.

Söylesenize bayan, ben neden herkesle kavgalıyım?
Peki ya siz? Suya sabuna dokunmayan cici çocuklar?
Soruyorum, omurganızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ
bu kadar çok hilenin, desisenin ortasında?

Bizden misin, değil misin?

Dumanlı meyhaneler, yarı karanlık barlar
ve hep aynı riyakâr mavralar:
Canım ciğerim dostum iki fırt arası,
ahbap çavuş dayanışması.

Ama şu kapıdan çıkmaya gör, alemin en kötüsü sen olursun o an.
Tokuşturulur kadehler…
Biraz sarhoş yavesi; döşenecek borudan evvel.

Ay ay ay! OF OF OF! Sahi, senin adın neydi?

Köşelerinde daha sonraki günlerde, körler sağırlar birbirini ağırlar
ve maaşa bağlanmış kelle avcıları tepelenecek zayıf avlar kovalar.

Söylesenize bayan, ben neden herkesle kavgalıyım?
Peki ya siz, hep arkasını kollayan hacıyatmazlar,
soruyorum, başınız dik yürüyüp geçebilir misiniz
bu kadar mikropluğun, bu kadar lâçkalığın ortasından?

Sanat Pazarı

Ödüller hep aynı ellerde orta sıçan, yıllardır kapalı devre,
boğuntuya getirilmiş dalga dümen, cilalanmış dalavere,
bugün sen bana, yarın ben sana; yaşasın kültür ve sanat!

Sanat pazarında bölgeler bölüşülmüş, avanta paylaşılmış çoktan,
ama cümle bile kuramaz, ama çöp adam çizer, elifi görse mertek sanır,
kerameti kendinden menkul, hikmetinden sual olunamaz üstadların.

Yetişen bir ucundan tutuyor dut hasırının, başarı dökülüyor içine,
midesi kaldıran herkes ortak kendi çapında biz seçkinler ninnisine,
suskun bir anlaşma bu, çeneni tutmazsan cezalısın,
ağzınla kuş tutsan bile, sanat rantiyesinden artık hava alırsın.

Söylesenize bayan, ben neden bu arpa dan uzaktayım?
Peki ya siz? Sürüden uzak duranı yok sayan, hırpalayan,
köprü başlarında çöreklenmiş küçük iktidarları sorgulamayan…
Peki ya siz, parsadan payına düşecek kemik artığına fit,
menfaatim zedelenmesin diye, yutkunup susan dilsiz çocuklar…
Ortaya soruyorum: Omurganızı dik tutabilir misiniz,
bu kadar mandepsinin, adam kayırmanın sonrasında?

Çıtır Hanım

Bir gece mühim birinin koynunda uyur, ertesi sabah yazar uyanır;
dün gece ne yediğini en son kime verdiğini yazar gece kondu yazar
ağzı sulanarak okur, gözetlerken aydınlanır suç ortağı okurlar,
sokaklara işsiz dolanır, ummana döker kederini
kalemine kilit vurulmuş, susturulmuş kavgacı herifin biri.

Fırdöndü gibi, hiperaktif, bakışlarda vaad ve cilve.
Çizik içinde her yanı kestanenin, rekabette en önde.
Kimbilir ne parlak yeteneklerin keşfine tanık oldu garsoniyerler,
üst dudaklar değişim nesnesi ne zamandır, en alt dudak bonservis,
zekeriyanın işlevi çok mühim konu, kayıkçı bohçacı muhabbetinde.

Sık sık dili sürçer, sirkatin söyler, kucaklarda dolanır plaza yosması,
bir de çöplendiği sofraların listesini yayınlar ara sıra
bahşedilmiş köşesinde, arlanmadan.

Söylesene çıtır hanım, ben neden yıllardır sokaktayım?
Ya siz, her numarayı bilir ama haddini bilmez köşe yastıkları?
Ya siz, akşamları yatıya kalmaya müsait vitrin fıstıkları?
Soruyorum, başınızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ,
bu kadar bayağılığın ortasında?

Dolar Bazında Gazeteci

Bakar mısın şu bir kaşı havada, ulaşılmaz holding kahramanlarına?
Bilirim, yaralı parmağa bile işemez bu donuk bakışlı çocuklar.
Bakar mısın şu hazretteki çalıma? Sanırsın ki yedi göbekten burjuva.

Cilalı ıskarpinlerini, yılan derisi çantanı, kredi kartlarını,
yıllanmış şarap koleksiyonunu, viagranı, bamyanı,
hafta sonu çılgınlıklarını, tatlı kaçamaklarını sevsinler!

Neler oldu sana? Hani burjuvaziye karşıydın yaşın onsekizken?
O zamanlar zımba gibiydin üst cebi sökük parkanın içinde;
şimdi gebeşe dönmüşsün ama pırıl pırıl parlıyor porselen dişlerin.

Söylesene salon beyfendisi, ben neden semtinize uğramıyorum?
Peki ya siz? Patron sofralarından kalkmayan kapı kulları?
Ya siz; sefalet sınırında yaşayan yoksulları
potansiyel tehlike sayan fason aydınlar.
Soruyorum, omurganızı dik tutabiliyor musunuz hâlâ,
bu kadar yaltaklanmadan, bu kadar çanak yalamadan sonra?

Eski Gerilla

a) nedamet

Breh breh breh breeeh! Of of off oooof! Amanın da Eski gerilla!

Emekçiler, yoldaşlar, kardaşlar! Mavzeer! Panzeer! Can pazarı!

Vallah zımba gibiydin hocam, fakülte kampüsünde ajitasyon çekerken.
Su yolundan farksızdı senin için uzaktaki Filistin toprakları.

Mahir, Hüseyin, Ulaş! Breh breh aman hey! Kavgada arkadaş!
Hele Deniz var ya Deniz! Breeh! Deniz kardaş, sağlam yoldaş!

Yankileri Dolmabahçe'den denize dökmüştünüz.
Sokaklarda kıstırıp dövmüştünüz.
Zaman eylem zamanıydı.

Kırlardan şehirlere inecektiniz,
kompradorun tepesine binecektiniz.
Göğü boyuyordunuz gazınızla! Breh breeh!
Bizi de gaza getirmiştiniz.

Kompradorun tepesinden indi, kucağında oturuyor şimdi,
kendi gizli yüzüne yenildi, midesine teslim oldu, of of! Eski gerilla!

Yontulmuş bir kalem şimdi, yontuyor efendisine ooof of! Eski gerilla!

b) cenderme

Cendermenin alayları koooğuştu, koğuştu!
Senin yarin cendermede çaavuştu, çaavuştu!
Lan biz size dimedik mi, garşıki dağlar, cenderme cenderme!

Yoldaş neler oldu sana? Hani karşıydın talana?
Muhaliftin bu düzene? Cenderme cenderme!

Yalakalık hiç sökmedi, zorbaya gücün yetmedi.
Pırt! Anında çark ettin de oldun kemalist cenderme.
Zamanla bilinçlendin de aklın yolunu buldun da aman,
Pırt! Anında çark ettin de oldun liberal cenderme.

Of of of of! Yorulmadın mı kıvırtmaktan hey Eski Gerilla?

c) şimdi putları kırma zamanı

Sus artık illegal vicdan, de get, yıkıl karşımdan!
Yıkıl karşımdan Engels! Yıkıl dedim be Karl Marks!
Yıkıl dedim Ulyanov! Kaybol, yıkıl karşımdan!
Öküz öldü, ortaklık paydos artık!

Spartaküs, Bedreddin, Ernesto ve Korçagin,
Sendika, Manifesto, üç ciltlik Das Kapital,
Venceremos, Partizan, bir de Enternasyonal,
Demir Ökçe, sol yumruk… Yıkılın lan karşımdan!
Yer açın kalkınmaya, sermayeye yol açın.

Her dönemeçte yeni bir kıble bulur, evvelkini tantanayla reddeder.
Ne varsa uğrunda kan dökmeye adandığı eskiden,
bugün ilk önce onun ahvadına düz gider.
Her koşulda haklıdır, her devrin lâf ebesi,
her rolde esas oğlan, medine dilencisi, Eski Gerilla.

Kompradorun tepesinden indi, kucağında oturuyor şimdi,
kendi gizli yüzüne yenildi, midesine teslim oldu, of, eski gerilla!

Yontulmuş bir kalem şimdi, of,
nalıncı keseri gibi yontuyor patronuna, Eski Gerilla!

Söylesene çakaralmaz, söylesene paslı tüfek,
hayatın palavra, hangi dediğine inanayım?

Peki ya siz, sıkışınca araziye uyan fırıldaklar,
soruyorum, alnınız açık gezip tozabilir misiniz,
bu kadar aşınmanın, bu kadar bozulmanın ortasında?

Ciğercinin Kedisi

Sen, dolgun maaşlı, kalantor kanaat rehberi,
Vehbi'nin kerrakesini bilsen de suskun kaldın hep.
Çürümeye ortak olduğuna değdi mi bir parça kemik için?

Sen, ciğercinin kedisi, seni gidi ikiyüzlü yalaka,
açlığı ne de çabuk unuttun,
sokağa yabancısın artık,
bir yanda menfaat hazretleri, sağduyun diğer yanda.

Pazara sundun beyninin ışıltısını, ar damarını çatlattın,
kurban ettin içinde uyuyan masumiyetin en son kırıntısını,
şoförlü bir araba, zengin sitede villa, avanta ve çapula.

Oysa birlikte çıkmıştık yola seninle yıllar evvel.
O zamanlar ne kadar da içimizdendin.
Neler oldu sana görüşmeyeli?
Burnun kaf dağında artık, zengin muhitlerde takılıyorsun.

Söylesene kapı kulu, ben neden yıllardır sokaktayım?

Peki ya siz, ilkesiz, omurgasız, yüzsüz, ilkesiz, çömez tayfası,
soruyorum, alnınız açık gezip tozabilir misiniz,
bu kadar eğilmenin, el etek öpmenin arasında?

Satılık Hurdalar

Soruyorum sana devrimci den bozma reklâmcı:
Neden alet oluyorsun talana?

Üçkağıda neden koltuk çıkıyorsun?
Nedir seni bu kadar pişkin yapan?

Soyguncuya hizmet ediyorsun, aklımızı çarpıtmak için,
ihtiyacımız olsun olmasın, satılan her zırıltıya para harcatmak için,
söğüşletmek için pazar ekonomisine zor kazandığımız ekmek paramızı,
maaşallah, döktürüyorsun!

Ve sonra utanmadan hindi gibi kabarıyor,
ödül mödül alıyorsun, kendin gibilerden.

Ve sen holding fedaisi ve sen beleş kargası ve sen kudret kıyakçısı,
nasıl susar, nasıl söylemez dilinin ucundakini vicdan sahibi adam?
Aklının neresine sığdırır ikna yeteneğini menfaatine kullanmayı?
Nasıl koyar yastığa başını hicapsız, nasıl uyuyabilir hiç arlanmadan?
Nasıl bir suratla uyanır sabahları? Kalemi eline bir kez daha nasıl alır?

Satılık hurdalarla dolu şimdi pazar; bazıları editör bazıları yazar.
Bu günlerde onlar her şeyden çok bu dımdızlak çatlak sese kızar.

Söylesenize çocuklar, ben neden o çöplüğün dışındayım?
Peki ya siz, ruhunu şeytana satmaya dünden hazır kayıp kuşaklar,
soruyorum, başınız dik gezip tozabilir misiniz ortalıkta,
bu kadar kokuşmanın, bu kadar çürümenin ortasında?

Meselem sizinle değil…

Neden çekip gittim acaba, günün birinde aranızdan?
Neden sustum ansızın, kayıplara karıştım?
Pazar yerinden neden, yok oluverdim apansız?
En verimli yıllarımda bir kuytuda, bu kadar sessiz sedasız,
neden ısrarla sustum, o kadar söz dururken kursağımda?
Suskunluğumdaki bu çığlığı nasıl oldu da duyamadınız?

Söylesenize eski dostlar, ben sizinle -bilmeden- kavgalı mıyım?
Yoksa size tuttuğum aynada gördüğünüz, gizli yüzünüz
ve suçüstü yakalanmanın utancı mıydı katlanamadığınız?

Bir zamanlar hep beraber adandığımız bir ütopyamız vardı,
ama sonra bazılarınız, makineye boyun eğdiniz.
Ne kadar da kolay ayak uydurdunuz bu talan kervanına.
Bu kadar hile hurda, bu kadar dalavere!
Böylesine hilekâr ve yalancı kendine karşı bile!
Böylesine maskelere bürünmüş! Bu kadar ikiyüzlü! Arsız!

Hey! Çocuklar! Orada mısınız?
Eski dostlar, size soruyorum, hayatta mısınız?

Sizinle bir meselem yoktu benim; meselem yalan dolanla.
Sizinle sahiden bir meselem yoktu; meselem bu devranla.

İki dirhem bir çekirdeksiniz ama ruhunuz çirkef!
Korkuluklardan farkı kalmadı artık bazılarınızın.
Yürekler acısıydınız ne zaman karşılaşsak, içiniz çürümüştü.
Artık sadece dekor olmuştunuz, gölge gibi dolanıyordunuz koridorlarında
otobana bakan şirket binalarının.

Söylesenize eski dostlar, ben sizinle -bilmeden- kavgalı mıyım?
Yoksa size tuttuğum aynada gördüğünüz, gizli yüzünüz
ve suçüstü yakalanmanın utancı olabilir mi katlanamadığınız?

diYorum

Necdet Şen neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

129