Patronsuz Medya

Türk Nüktecileri; Borazan Tevfik

Necdet Rüştü Efe - 1967

Necdet Rüştü Efe, Türk Nüktecileri, Nebioğlu Yayınevi, Sayfa 61-71
Kitabı hediye eden: Ahmet Büke  


Yakın tarih, Türk nüktecilerinin pîri olan Borazan Tevfik merhum; kendisiyle yarışılmaz bir taklitçi, meclisine doyulmayan sohbeti hoş bir zattı.

Rahmetliye, Haydarpaşa'daki eski Tıp Fakültesinin boğaz ve kulak kliniğinde tanımıştım. Fî tarihinde Mekki Sait ve Faruk Nafiz gibi devam edip, uzun bir hastalıktan sonra aşkım gerçek meşke imkân bulamadığım bu fakültede, stajyer doktorluğa eriştiğim bir sırada hazretle karşılaştık.

* * *

Borazan Tevfik'in karyolayı dolduran iri gövdesiyle; kıvırcık saçlı, esmer yüzlü, klinikte yattığını görünce yanına sokuldum. İçinde zekânın kıvılcımları parıldayan bu bir çift muzdarip göz beni kendisine çekmişti.

Neyiniz var? diye sordum.

Gülümseyerek cevap verdi: Neyim yok ki? Canlı hastane gibiyim doktor!

Doktor değil, stajyerim dedim; henüz diplomayı almadım!

Eliyle bir işaret yaptı: Geç diplomayı. O istim gibi sonradan gelsin! Hastanın hatırını soran doktor olmuş demektir. Basurcu Agâh Paşa'nın da diploması yoktu ama Abdülhamid'in dibine baka baka hekim başı oldu. Ben de seni doktor yaptım!

* * *

Onun; muazzam gövdesiyle tezat teşkil eden narin, ince bir ruhu vardı. En tuhaf bir taklit yapıp hatta kendi de kahkaha atarken; bir çocuk hıçkırığı, bir mağdur iniltisi, bir fakir tazallumu duysa masum bakışlı gözlerinden yaşlar süzülürdü.

* * *

Merhum, Kasımpaşa'da demirlemiş, heybetiyle yatıp çürüyen eski bir zırhlıda borazan çavuşuymuş. Görülmemiş hançeresinin zoruyla, her üfürüşte bir boru çatlatan bu dev gırtlaklı çavuşu haber alan Abdülhamid irade etmiş: Üsküdar'da Altunizade sırtında bir karavana borusu çalsın. Yıldızdan onu dinleyeyim!

Yanına ihtiyaten iki üç boru alan çavuş; Üsküdar sırtlarında kuvveti gırtlağa verince Abdülhamid şaşa kalmış. O gün saraya çağırılan Tevfik diğer hünerleri olan taklitler, monologlarla Hünkârı hayran edip, Mabeyinci Emin Bey'e şu iradeyi buyurtturmaz mı: Bunlar ender yetişen sanatkârlardır. Hiç bir sanatkârın sefil yaşamasını istemem. Onu gedikli boru muallimi yapınız.

Borazan Tevfik hayat sıkıntısı ve ihtiyarlığına rağmen, eline bir sepet alıp odada dolaşarak: Haydi; satıyorum: Bir kuruşa feleğin mihnetini, meteliğe dünya derdi. Var mı alan? Kaçırmayın kelepiri. diye ıstırabını mezat edip ansızın neşelenirdi.

* * *

İşte bir Borazan Tevfik hikâyesi:

Büyük Harp sırasında, İstanbul'da tek limon bir gümüş mecidiyeye ve bir okka has ekmek de el altından yarım altına satılırken, pek sıkıntıda kalan Tevfik; o yıllarda iaşe işlerini üzerine almış büyük bir zatın makamına gitmiş.

Yoksulluk nedir bilmeyen neşeli zat:

- Gel, bakalım Borazan demiş; ne var, ne yok?

Koltuğa ilişen merhum acı acı gülümsemiş

- Vallahi, var sizde. Bizde olan yalnız yok.

Bu sırada maiyet iaşe farelerinden biri içeri girip, hırsız ve yiyicilere has korku ve dalkavukluk ile sormuş:

- Yeni gelen şekerlerden de oraya gönderelim mi, efendimiz.

- Gönder. Haaaa. Bir çuval da pirinç yolla.

Herif Başüstüne! diye, dışarı çıkmışken zile basıp çağırmış

- Ona yağ da gönderelim.

- Dört teneke Urfa kâfi midir?

- Şimdilik yeter! Haaa. O; zeytinyağı da istemişti. Gönder üç teneke.

Bu yağlı, ballı konuşmayı dinleyen Tevfik kendini tutamayıp sormuş:

- Dünyada bir mesut adam tanımış olayım! Erzakını lütfettiğiniz O kimdir, Allah aşkına?

Levazımcı boş bulunmuş:

- Damadım.

- Peki; ne iş yapar bu zat?

- Ne gibi?

- Hani; bu kadar nimete lâyık olmak için, ne yapar? Size ne hizmet görür?

- Ne yapacak, ulan. Damadım, işte!

- Anladım efendim. Bu teveccühü kazanmak kolay değil. Neyler, ne işler o zat?

Levazımcı, sıtma görmemiş sesiyle, kaba bir kahkaha savurmuş:

- Amma kalın kafalısın be Tevfik! Kızımı memnun eder. Kocalık yapar!

Baklayı ağzında tutamayan Tevfik:

- Aman efendim. Bu erzakın yalnız bir maddesini bana veriniz; evvel Allah silsilenizi…

Deyip biraz öksürdükten sonra ilâve etmiş:

- Kocalık vazifesiyle memnun edeyim.

Tevfik'in diline düşmek istemeyen zat, merhumu boş döndürmemiş.

diYorum

 

98
Derkenar'da     Google'da   ARA