Patronsuz Medya

Edebiyat dilin mahkemesidir

  Mehmet Atılgan Aslan - 21 Nisan 2009


Bilmeyenler için söyleyeyim. Elif Şafak'ın son çıkan romanı Aşk, önce İngilizce yazılmış olup daha sonra Türkçe'ye Kadir Yiğit Us tarafından çevrilmiştir. Aşağıdaki tırnak işaretli yerler Elif Şafak'ın romanını neden İngilizce yazdığına dair, 19 Nisan 2009'da Taraf Gazetesi'nin Pazar ekine verdiği röportajdan alınmıştır.

Romanda dil hep geri planda kalır, ne anlattığınıza önem verilir. Dil şiirin meselesidir. Ama benim için ne anlattığım kadar nasıl anlattığım da önemlidir.

İlginç bir genelleme. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Pamuk (her ne kadar Türkçe'yi doğru kullanmıyor dense de kendine özgü bir dili olduğu aşikâr) Faruk Duman, Mehmet Eroğlu… Bu yazarların hepsi de Türkçe'yi kullandı ve bazı kitapları, ne anlattığından çok anlatış şekilleriyle, dili kullanmalarındaki yaratıcılıklarıyla Türk edebiyatında, bazıları da dünya edebiyatında kendilerine saygın bir yer buldu.

Elif Hanım, sanırım İngiliz dilini çok fazla araştırmaktan büyük Türk yazarların Türkçe'ye getirdiği yenilikleri ve zenginlikleri unuttu.

Bu gün konuştuğumuz 300 kelimelik Türkçe bana yetmiyor, diyor.

Üç yüz kelime mi? Kahvehane dilinden mi bahsediyor acaba? Amerika ve İngiltere sokaklarında binlerce kelimeyle mi konuşuyor insanlar? Ya da Türkçe'yi küçümsemek için mi üç yüz kelime demiş merak ettim doğrusu.

Aslında Türkçe'nin bir kabahati yok, bizim kabahatimiz var, daralttık Türkçe'yi, ben bunun üzerine çok düşünüyorum, demiş. Belli, Türkçe'yi nasıl zenginleştireceğini o kadar çok düşünmüş ki, çareyi İngilizce bir roman yazmakta bulmuş.

İngilizce benim için çok matematiksel bir dil, zihinsel bir dil, ve çok duygusal bir dil. Kelime haznesi bakımından İngilizce çok zengin bir dil.

Bir dilin matematikselliği, senin için benim için değişmez. Bir dil ya mantıklı kurallar içerir, ya da İngilizce gibi değişken, tutarsız kurallar içindedir. İngilizce için şu güne dek çok şey duymuştum ama ilk defa birinden matematiksel bulunduğunu duyuyorum.

Aslen Latince'den türeyen, Fransızca, Almanca ve İspanyolca'yla çiftleşerek günümüze gelen ve üretken olmayan bir dilden bahsediyoruz. Arapça ve hatta Nepalce'den bile İngilizce'ye bir çok kelime geçmiştir, geçmeye de mecburdur, çünkü İngilizce kısır bir dildir. Çok merak ediyorum, acaba Elif Şafak romanında, İngilizce'de olup da Türkçe'de karşılığı olmayan kaç tane kelime kullandı?

Şimdi, Elif Hanım, Türkçe'yi matematiksel ve zihinsel bir dil olarak bulmuyor ya, bu konuyu biraz araştırdım ve güzel bir yazı buldum (yazarı çoğu yerde Ahmet Okar diye geçiyor umarım yanlış değildir). Yazının bazı yerlerini burada zikretmek istiyorum:

İngilizce-Türkçe sözlükte sick, ill ve patientın karşısında hep hasta yazar. Bu bağlamda İngilizce'nin üç kat daha fazla sözcük içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe'de vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: Doktor falanca beyin hastası olmak, böbrek hastası olmak, İnternet hastası olmak, filânca şarkının hastası olmak arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir çırpıda anlar. Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. Bir kalem alıp, alt alta:

3 + 5 =
12 + 5 =
38 + 5 =

yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı + 5 yazdığı halde sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe'de de hepsinde aynı hastası olmak ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır.

Türkçe'nin az araç ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0 dan 9 a kadar 10 tane rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı virgül, yani topu, topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir. Türkçe de benzer özellikler gösterir. Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da öte, neredeyse matematiğin kılık değiştirmiş halidir. Sözgelimi İngilizce'de geçmiş zaman, fiil çekimlerinde go, went olurken do, did olur. Çoğul ekleri için de durum aynıdır: foot, feet olurken boot, beet değil boots olur.

Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının bellenmesidir.

İngilizce'de bunun gibi o kadar çok örnek var ki! Mantıklı, matematiksel dile bakar mısınız?

Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kuralları öğrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses uyumu gereği alma olması gereken meyve isminin elma biçimine dönmesi gibi birkaç minör istisnadır. Kurallar, güçlü ve kesindir.

Ve o kadar zengin, güçlü, üretken bir dildir ki, bazı sıfatlar sözlükte yer almadığı halde halk arasında gayet iyi bilinir ve en önemlisi Türkçe kuralına uygundur, örnek: Kıpkırmızımsı.

Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir. Bu mükemmelliğin nedeni matematik ile olan iç içeliğidir.

Buradan Oktay Sinanoğlu'na dönelim:

Matematiksel yapısından dolayı Türkçe dünyadaki en iyi bilim dilidir.

Türkçe'deki kelime haznesi İngilizce'ye oranla daha azdır. Bu doğru. Ama bu Türkçe'nin yetersiz kalması anlamına mı gelir? Eğer fakir bir dil olsaydı Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal sanırım dünyanın en saygın edebiyatçıları arasında olmaz, Orhan Pamuk'a da Nobel Edebiyat Ödülü verilmezdi. Hem, bir nesneyi İngilizce'deki gibi bir çok kelimeyle adlandırmanın (o kelimelerin her biri de başka başka dillerden kırılarak getirildiyse ve tek bir manaya geliyorsa hem de) ne manası var ki?

Türk Dil Kurumu'nun güncel Türkçe sözlüğüne göre Türkçe'de 111.027 kelime bulunuyor. Bunun 14.913'ü yabancı kökenli.

Yabancıları geçelim hadi, geriye 95.000 civarında kelime kalıyor. Sanırım Elif Hanım Aşk romanında 100.000'in üzerinde kelime kullandı. (Yaşar Kemal'in romanlarında ortalama 3.500 kelimeyle çok şey anlattığını unutmayalım) Ve sanırım 95.000 kelime ona yetmedi de, Fransızca, Almanca ve İspanyolca'daki kelimelerin çiftleştirilmesiyle ortaya çıkan ve adına İngilizce denilen kısır, kırma, fahişe dili seçti.

Bu yüzden, neden İngilizce'yi seçtiğiyle ilgili yaptığı açıklamaların hiç birini samimi bulmadım. Hatta komik buldum. Bu konuda konuştukça da battığını düşünüyorum. Özellikle de İngilizce'yi matematiksel ve zihinsel bulması konusunda. Keşke bunun yerine ben İngilizce'ye aşığım, romanlarımı dünyanın en çok konuşulan üçüncü dili olan İngilizce yazarak daha büyük bir şöhrete ve paraya ulaşmak istiyorum deseydi, ya da en basitinden ve kestirmesinden Türkçem yeterli değil, deseydi, ya da bari İngilizce'm çok daha kuvvetli deseydi de bu komik duruma düşmeseydi.

Hani bir yazar yabancı bir dilde roman yazar da, kendi diline karşı bu kadar yabancı nasıl kalabilir? Nasıl ana dilini bu kadar küçümseyebilir?

Ayrıca, madem İngilizce bu kadar zengin bir dil ve Türkçe yetersiz, nasıl oluyor da, romanınızı Türkçe'ye doğru ve düzgün bir şekilde çevirtebiliyorsunuz? Dahası, neden bunca zahmete giriyorsunuz? Ne de olsa Türkçe gibi fakir bir dil sizin dilinizin ağırlığını ve zenginliğini kaldıramayacaksa… Sakın bunun cevabı, son kitabınızın ilk baskısının 100.000 adet yapılması olmasın?

* * *

Elif Şafak'a şöyle yaklaşanlar ve arkasında duranlar da var:

Mevlevi kültürünü, Türk kültürünü dünyaya tanıtıyor.

Bu da tuhafıma giden, edebiyat kültürüme ters gelen bir saptama.

Avrupalıların, Amerikalıların Mevleviliği tanımasından kime ne?

Romanların bir konu hakkında okuyanı bilgilendirmek gibi bir meselesi yoktur, en ilkel tabiatıyla bir romanın asıl meselesi, çağına ayna tutması, okuyanı hikâyeye inandırmasıdır. Elif Şafak'ın Mevleviliği yorumlamadığını ve hata yapmadan aktardığını nereden biliyoruz ki? Amerikalılar, Mevlevi kültürünü öğrense ne olacak? Iraktaki çocukları öldürdüğü için Anadolu'ya gelip, sema yaparak Müslümanlardan canı gönülden özür mü dileyecekler? (Gönül sözü de önemli ve güzel bir kavramdır, hiç bir dilde karşılığı yoktur, Türkçe'mizin çok şey ifade eden duygusal kelimelerinden biri daha!)

Benim yazarım kendi diline bu kadar yabancıyken, kendi dilini bu kadar cahilce aşağılıyorken, elin Amerikalısı kendi dilinde roman yazmayan birinden benim topraklarımın hikâyesini duysa bu beni çok mu onurlandıracak? Edebiyat bir dilin mahkemesidir, yargılanmasıdır; toplumun ezilenlerin, fakirleştirilenlerin, seslerini duyuramayanların, fikren zenginleştirildiği, eleştirildiği, tahlil edildiği bir mutfaktır. Bir toplumun kendi kültürünün propagandasını yapmak için yaratılan ve yayılan bir virüs değildir.

Romanların asıl görevi, insanoğluna yeni fikirler vermektir, toplumun sakat yönlerini ifşa etmektir, yüzüne dev ve ışıltılı aynalar tutmaktır, muhalifliktir, devrimciliktir. Kendi kültürümüzü tanıtıyor denmesi bana göre romana sığ ve milliyetçi bir zihniyetle yaklaşmaktır. Romanlar kültür emperyalizmine alet edilemez! Hiçbir yazar da buna alet olmaz zaten!

Ve en önemlisi, (aynı zamanda Zaman Gazetesi yazarı olan) Elif Şafak'ın acaba gerçek niyeti kültürümüzü tanıtmak mı? Belki kendisi çok seviyor Mevlevi kültürünü, ya da pek fazla bir şey bilmiyor bu kültür hakkında. (Paul Auster'in bir sözü var: Yazarlar en çok bilmediği konularda yazmayı sever. ) Ya da belki de sırf kendi kişisel merakından, tatmininden yazmıştır.

Sonra, bizim okullarımızda, üniversitelerimizde, çocuklarımız İngilizce eğitimle terbiye ediliyorsa (maalesef okullar insanlara bir şeyler öğretmek için değil, onları köpekleştirmek, fikirsizleştirmek, koyunlaştırmak için vardır), Türkçe'miz, İngilizce işgaline maruz kaldıysa, Elif Hanım'ın da şikâyet ettiği gibi topu topu 300 kelimeyle konuşurken bir de araya İngilizce kelimeler sıkıştırılıyorsa, iş yerlerine lokantalara, barlara, sosyal hayatımızın içine ışıltılı tabelâlarla İngilizce isimler kazınıyorsa, kısacası gırtlağımıza kadar zaten her gün İngilizce tarafından beyinlerimiz düzülüyorsa, Elif Hanım, düzengillerin diliyle, Anadolu Kültürü'nü dünyaya anlatsa ne olur anlatmasa ne olur? Zaten bu ülkenin gençleri, yıllardır matematikten tarihe kadar pek çok dersi İngilizce öğrenerek fikirsizleştirilmedi mi, cahilleştirilmedi mi? Bu mudur aydınlığın, yazarlığın, entelektüelliğin getirdiği en son basamak: Türkçe sığ bir dil, İngilizce zengin.

Eksiksiz her hafta bir dergide, bir televizyon kanalında, Elif Şafak'ı görüyorum. Gene İngilizce yazıp Türkçe'ye çevirtilen Baba ve Piç romanı yüzünden 301'den yargılandıktan sonra romanı Türkiye'de satış rekorları kırmıştı. Gene İngilizce'den çevrilen son romanı (o bu romanın çeviri romanı olmadığını iddia ediyor, çünkü romanı çevirmen çevirdikten sonra Elif Hanım tekrar gözden geçirmişmiş) Aşk ise Doğan Yayınları'ndan 100.000 adet basılarak iki ay önce kitapçı raflarına gönderildi. Maymun medyamız da (zaten bir çoğu Aydın Doğan'ın olan) sağ olsunlar kitabın bol bol reklamını yapıyorlar.

Şimdi sözün bittiği yere geldik. İngilizce Aşk'ının bizi indirdiği en son basamağa. Aşağıya, bana yıllar önce gelen bir elektronik postayı olduğu gibi aktaracağım. Yazıyı okuyunca bir ülkenin ulaştığı kültürel zenginlikle gurur duyacaksınız:

Dabülü nedir?

Aslında Dabülü, tüm özelliklerini kaybetmekte olan bir ulusun, çağdaşlaşmak adına her şeyini (namusunu, malını, ülkesini) yitirme yolunda, The Marmara ile başladığı yolda, basın ve yayın yardımıyla ulaştığı önemli bir basamağın simgesidir. Komik değil, ağlanması gereken bir olaydır…

Olay aslında basit bir adres kodlamadan kaynaklanır…

Gönderici telefonla adres sorar. Santral Promosyon depo, Posta kodu:34544 Güneşli İstanbul, Hürriyet Medya Towers, şeklinde yanıtlar.

Gönderici son söylediğinizi anlayamadım der, tekrar edebilir misiniz?

Santral de adamın anlaması için TOWERS'ı şöyle kodlar: Trabzon, Ordu, DABILYU, Edirne, Rize, Sivas.

Hayatında ilk defa towers kelimesini duyan gönderici de kafası karışmış bir şekilde mektup zarfına aynen bunları yazar:

Trabzon, Ordu, Dabülü, Edirne, Rize, Sivas

(Mektubun orijinalini görmek isteyenler, google image'a ">dabülü yazıp arayabilir.)

Yorumlar

Elif Şafak'ın Baba ve Piç romanını okumayı denemiştim birkaç ay önce. En fazla 30 sayfa falan okuyabildim. Sonra vazgeçtim.

Edebiyat konusunda uzman sayılmam ama onca yılın okuyucusu olarak bu roman hakkında söyleyebileceğim tek şey şu: YAVAN. Haddinden fazla yavan. Ve dili epeyce amatör. Türkçe'nin zenginliğinden ve kıvraklığından eser yok. Lise 1 kompozisyon dersi ev ödevi gibi bir dil. Kelime dağarcığı epeyce zayıf.

Zaman zaman Zaman'daki yazılarına da bakıyorum. Onlar da öyle.

Eğer Elif Hanım'ın diğer eserleri de bu okuyamadığım o roman gibiyse, kendisine Elif Şafak The Pop Star diyebiliriz.

Gürkan Acar - 22 Nisan 2009 (13:20)

Sadece teşekkür etmek istemiştim… Yorumu yollayacaktım ki, meramınızı anlatabildiniz mi diyen bir mesaj çıktı… Meramı anlatmak… Çok severim bu ifadeyi… Neyse birgün uzun uzun meramımı anlatırım. Şimdilik sadece çok teşekkür ederim… Yorum yazarken altta çıkan mesajlardan çok etkilendim…

Münzevî - 22 Nisan 2009 (14:19)

Kısmetsizlik bu ya, ben de okudum Baba ve Piç romanını. Yavanlıktan öte, kullanılan dil eğreti de. Okurken ne demiş ki şimdi? diye söylenerek okuyorsunuz.

İlâveten iki yerde maddî hata yapmış. Birisi Amerika'ya giden ağabeyin ilk zamanlarını internette geçirdiğini söylerken (ki bu zaman internetin sadece orduda kullanıldığı zaman dilimi), diğeri de çok uzun bir yolu roman kahramanına çok kısa bir sürede yürütürken (gebe ve çocuğunu aldırmaya niyetli depresif kadının deli gibi koşmadığını var sayıyoruz tabii ki).

Lüzumsuz bilgidir. Ben yazdıkları ile ilişkimi kestim. Ferahtayım.

Ahmet Faruk Yağcı - 22 Nisan 2009 (15:47)

Gündelik hayatında Türkçe konuşan birinin kalkıp İngilizce roman yazması belki (çok itici bir sebebi yoksa) densizlikle açıklanabilir ama İngilizce hakkındaki eleştirilerinizi biraz yersiz buldum. Kullanmasını bilen için İngilizce de oldukça tutarlı, dinamik ve yaratıcılığa müsait bir dildir, bana göre. Kaldı ki iki dilin mantığını ya da sizin deyiminizle matematiğini karşılaştırmak ne kadar doğru bilmiyorum.

Seviyorum yerine severim demek belki daha doğru bir ifadedir ya da düşünürüm demek yerine düşünüyorum demek daha mantıklı olabilir. Ama kime ve neye göre? Ben sanmıyorum go went olduğu için sıkıntı çeken bir İngiliz olsun. Ama sonradan öğrenen için kafa karışıklığına yol açar. Bizler gittim, gitmedim, gidemedim derken hiç düşünmeyiz bile. Aynı şey dışarıdan gelen için işkenceye dönüşür.

Dil, sonuçta insanların sosyal etkileşimleri sonucu ortaya çıkan bir yan üründür. Kimse oturup kafasından dil yaratmaz. Hal böyle olunca konuşma dilinde bir bilgisayar dilindeki tutarlılığı aramak ve dilleri bu özelliklerine göre derecelendirmek, biraz dilleri bilinçsizce oluşturan kültürleri en neticede toplumları derecelendirmek gibi olmuyor mu?

Yalçın Şahin - 22 Nisan 2009 (01:02)

Tam itirazlarımı yazsam mı yazmasam mı diye düşünürken Yalçın Şahin'in yorumu geldi, deyim yerindeyse gazımı aldı. Sayın Şahin'in eleştirisine büyük oranda katılıyorum.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim. Ne Türkçe'nin ne de başka bir dilin bu tarz bir savunmaya ihtiyacı var. İsterse 400-500 kelimeyle sınırlı bir kabile dili olsun. Dünya dilleri arasında hangisi en zengin türünden bir yarışma olduğunu sanmıyorum. Herkesin dili kendisine güzeldir. İşittiği ilk sesler, annesinin ninnileri, memleketinin türküleri o dilde çalınmıştır kulağına. İlk kelimelerini o dilde hecelemiştir. O dilde aşık olmuş o dilde efkârlanmıştır.

Türkçe'nin İngilizce'den ya da başka bir dilden üstün olduğunu bu şekilde ispatlamaya çalışmak, zorlama bir bilimsellik ve örtülü bir milliyetçilik taşıyor. Ben dilimi her nasılsa o haliyle seviyorum. Onun başkalarından daha yakışıklı olup olmadığı da hiç umurumda değil.

Durmuş Düşünür - 23 Nisan 2009 (10:40)

O sıralar Kemal Tahir okumadığım için olsa gerek; Baba ve Piç romanını rahatlıkla okuyabilmiş ve de beğenmiştim. (:

Elif Şafak bu kitabı Türkçe yazsaydı nasıl yazardı diye merak ederek okuduğumu da ekleyeyim.

Fersan Cevriye - 23 Nisan 2009 (11:00)

Merhabalar, yazınıza konu olan ifade Elif Şafak'a ait değil. Röportajın içerisindeki diğer ifadeleri, hatta kıyaslamak için Elif Şafak'ın önceki yazı ve konuşmalarını da değerlendirirseniz durumun daha da netleşeceğini düşünüyorum. Dahası, Taraf gazetesi röportaja eklenen bu ifadeye dair tekzibi 29 Nisan 2009 tarihinde yayınlayacağını belirtti.

Bu konuyla ilgili aşağıdaki adresteki yazımı okumanızı önemle rica ederim.

* Aşk'a Dair Sayıklamalar ve Açıklamalar →

Kadir Yiğit Us - 24 Nisan 2009 (02:51)

Sayın Us, isteğiniz üzerine Taraf'taki röportajı ve sizin yazınızı okudum. Gördüm ki, yukarıdaki yazıda Elif Şafak'a atfen tırnak içine alınmış olan cümlelerin hepsi röportajda mevcut. Sorun Taraf editörünün yazıya eklediği spot ise, bu spotun buradaki yazıya ve yorumlara ne kadar etkisi olmuştur, bilemiyorum.

Siz lutfedip bu sayfadaki görüşlerin neresine katılmadığınızı açıklarsanız seviniriz. Zira verdiğiniz link çok zor açılıyor. Taraf'taki yazıyı bulmak ise bir hayli beceri gerektiriyor. Derkenar'ın okurlarının böyle bir eziyeti hak ettiğini sanmıyorum.

Editör - 24 Nisan 2009 (11:25)

Elif Şafak gurur duyduğumuz başarılı yazarlarımızdan biridir. Kitaplarını zahmet edip okuyanlar bilir ki hak ettiği yerdedir. Başarılı olan herkes gibi o da asil duruşuyla takdirimizi kazanmıştır. Yolu açık olsun…

Nevin Demir - 25 Nisan 2009 (19:35)

Elif Şafak'ın bazı romanlarını Türkçe bazılarını da İngilizce yazıyor olmasını eleştiri konusu yapılacak bir şey olarak görmüyorum. Herkes dilediği dilde dilediğini yazabilir. Türkiyeli bir yazar İngilizce roman yazdı diye ne Türkçe yara alır ne de kendisi.

Ama konu amacından sapmasın diye hatırlatayım; gerek yazıda gerekse eleştirilerin çoğunda ele alınan nokta, Elif Şafak'ın neden İngilizce yazdığını açıklarken Türkçe'yi yetersiz bulduğu gibi bir mazeret öne sürmüş olması. İşte ben bunu ayıplıyorum.

Elif Hanım'ın iddia ettiği gibi velev ki Türkçe fakir bir dil olsa bile, onun zenginleşmesine katkıda bulunmak yerine zengin bir dile kaçmak, üniversite diplomasını cebine koyar koymaz Amerika'ya kaçmak kadar bencilce.

Kendi adıma onun ileri sürdüğü mazeretleri inandırıcı bulmuyorum. Asıl arzuladığı şey, belki de İngilizce yazmanın kendisine getireceği şöhret ve servettir. Olamaz mı?

Sayın Nevin Hanım'ın zahmet edip okuyanlar bilir ki… ifadesini de pek ciddi bulmuyorum. Tepeleme yazıyla dolu bu elektronik derginin okurları ve yazarları arasında kitap okumayı zahmet gibi algılayan birilerinin çıkacağını pek zannetmem. Bu başarılı yazarımızın kitaplarını okuma konusunda pek istekli davranmayışımızın sebebi, belki de zahmet değil, daha başka bir şeydir.

Orhan Pamuk örneğinde de olduğu gibi, seçilmiş birilerini reklam kampanyalarıyla gözümüze sokan pazarlama sektörü ile aramıza koyduğumuz entellektüel bir dikkat diyelim isterseniz buna.

Necdettin Pürdikkat - 26 Nisan 2009 (14:44)

Taraf Gazetesi Pazar Eki'nin 19 Nisan 2009 tarihli sayısında, sayfa 22'de yer alan ve Elif Şafak'a aitmiş gibi gözüken Elif Şafak kitaplarını İngilizce yazmasının nedeni olarak Türkçe'deki kelime darlığını gösteriyor spotu; Taraf Gazetesi Pazar Eki'nin 26 Nisan 2009 tarihli sayısında, sayfa 29'da aşağıdaki şekilde tekzip edildi:

ÖZÜR VE DÜZELTME
Geçen hafta yayımlanan Bir Yazar, Bir Çevirmen ve Bir Okur başlıklı Elif Şafak söyleşisinin spotunda Şafak'ın belirtmek istedikleri yanlış anlaşılıp yazılmıştır, yazardan özür dileriz…

Kadir Yiğit Us - 28 Nisan 2009 (14:13)

Sayın Kadir Yiğit Us, tartışmaya vesile olan romanın çevirmeni olarak yaptığınız açıklamalardan dolayı müteşekkiriz. Ama bir noktanın altını yeniden çizmekte yarar var.

Taraf'ın dilediği bu özür, belli ki Pazar Eki editörünün attığı dikkatsiz SPOT için. O özür, bu sayfadaki tartışmayı bağlamaz. Biz sayın Şafak'ın söyleşi metninde yer alan ve yalanlanmayan kısmını konuşuyoruz.

Ben şahsen çeviri konusunu ciddiye alan ve çevirmenin çevirdiği eseri -aslına ne kadar sadık kalırsa kalsın, gene de- yeni baştan yazdığını düşünenlerdenim. Siz, yaptığınız çevirinin yazar tarafından elden geçirilmesini kabul ederek bir tevazu örneği sergilemişsiniz. Aslında emeğinize bir tür ayak işi muamelesi çekilmiş. Çeviri metni size ait olmaktan çıkmış.

O nedenle Elif Şafak'ın bizimkinden daha zengin bir dil olan İngilizce'yi kullanarak yazdığı bu ölümsüz eseri zavallı Türkçemiz'e anlam ve değer kaybettirmeden nasıl çevirdiniz? diye soramıyorum.

Necdet Şen - 28 Nisan 2009 (18:32)

Muhteşem bir şekilde ele almış tokat gibi cevapları yapıştırmışsınız. Elif Hanım'ı kitabı yazarken gösterdiği her anlamda cesaretinden dolayı tebrik ederim. Uzaktan cesur olmak kolaydır der Demosthenes. Sanırım Elif Şafak hanımefendi'de dilimize bu kadar uzak olduğu için bu sözleri sarf etme cesaretini göstermiş.

Sedef - 14 Eylül 2009 (04:16)

Aşağıdaki linkte Dücane Cündioğlu'ndan Elif Şafak'ın Aşk romanı hakkında titiz bir analiz yazısı mevcut. Yazarın aynı gazetede 29.08.2009 ve 31.08.2009 tarihli yazıları da devam niteliğinde.

* Aklın kaleminden kırk kurallı aşk

Seyit Balkuv - 6 Ekim 2011 (15:23)

Türkçenin matematiksel bir dil olduğunu söyleyen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'dur, bakınız: Türk aynştaynı, s. 393, 394, 398. Sinanoğlu bütün konuşmalarında Türkçenin matematiğe en yakın, en matematiksel dil olduğunu belirtir.

Bunak Moruk - 18 Ekim 2011 (17:30)

diYorum

Mehmet Atılgan Aslan neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

100