Patronsuz Medya

Çöp


'Sokak Hayvanları' konusunu okurken, aklıma sokaklarda, sağa sola dağılmış, iğrenç kokular salan Çöpler geldi. İki kelâm da ben edeyim dedim.

Soyut dünyayı bir kenara bırakıp biraz da somut şeylerden bahsedelim mi ne dersiniz?

Hep düşünür dururum; "Neden bizde de Avrupa' da olduğu gibi, Çöpleri dönüştürecek sistemler kurulmaz?" diye. Çok mu zor acaba?

Meselâ; gruplara ayrılarak toplansa Çöpler. Ayrı poşetlerde. Yiyecek atıkları, gübreye dönüştürülüp kullanılsa. Cam ve benzeri atıklar, tekrar fabrikalarına gitse ve kullanılsa. Kâğıtlar ve plastikler de öyle.

Aslında şimdi uzun uzun yazmak ve bu konuyu tartışmak istiyorum. Ama, ancak konuyu açacak kadar vaktim var bugün. Yarın yine uğrarım.

Umarım güzel ve uygulanabilir bir şeyler üretebiliriz. Forum sayfalarında yazan bizlerin de beşeriyete 'somut' bir hayrı dokunur bu vesile ile.

burak - 26 Temmuz 2001

* * *

Eveet, 'ÇÖP' başlıklı yazının üzerinden 4 gün geçti. Forum' a bakıyoruz ve tek bir cümle bile göremiyoruz bu konuda. Neden?

Hemen bir kaç tahminde bulunayım. Birinci ihtimal; aslında burası yaşadığımızı zannettiğim yer değil. Yani, tüm sokaklar ve insanlar tertemiz. Hiç bir atık, yığınlar halinde bir yerlerde toplanmıyor ve dolayısıyla da ne insanlar ne de hayvancıklar için tehlike arz etmiyor. Yerlere Çöp atmak, atıkları değerlendirmemek, hele hele Çöp atana kızanı dövmek gibi insan dışı davranışlar buralarda tarihe karışmış durumda. Gel gör ki benim haberim yok!

İkinci ihtimal ise; hayır, buralar benim bildiğim yerler. Genel itibariyle pis insanlarız. Evimiz temiz ama sokak bizi ilgilendirmez. Forum sayfalarında konu olması ise hiç ilgilendirmez.

Temizlik anlayışımız; başkalarına yağ çekmek ve hoş görünmek gerektiğinde aklımıza gelen şeylerden biri sadece. Ev temizlenir; konu komşu gelecek. Sokak temizlenir; bakan, yurt dışı temsilcisi -insan üstü varlıklar - vs. gelecek.

Bir üçüncü ihtimal de şu olabilir; "Forum sayfalarında, küstüm ben size, aslında yazmazdım ama kişiliğime lâf ediyorsunuz meâlinde, sen kimsin, ben şuyum, sen busun gibi önemli konular dururken, temizlikle ilgili herkese yararlı olabilecek bir konuda bir iki fikir üretmek de neyin nesi!" diye düşünülüyor olmalı.

Gereksiz polemiklere girilmesini önlemek için hemen söyleyeyim, bunları kimsenin şahsına ithafen yazmadım.

Sadece, 'Bir elin nesi var iki elin sesi var.' atasözünü de düşünerek, ortak fikirler üretebiliriz gibi safça bir fikre kapılmıştım.

Ama görülen o ki, bir elimin sesi gitti ve ancak diğer elime çarpabildi. Burak<>Burak.

Ben ne mi yapıyorum bu konu hakkında? Cebi olan tüm giysilerim ve eşyalarım, Çöp kutusu yok diye yere atılmamış olan Çöplerle dolu, geziyorum. Sokağa Çöp atanları dövülme riskine rağmen uyarıyorum. Çocuklara en sade dille nasıl bir yerde yaşamak istediklerini soruyor ve Çöp atmalarını engelliyorum. Atıkların kullanılabilir hale getirilmesi ile ilgili ise, hiç bir şey yapamıyorum. Çünkü, elimin sesi pek cılız kalıyor. Bu sayfada sizin gösterdiğiniz duyarsızlık, dışarıda da aynı sevimsiz 'amaan boşver sen mi düzelteceksin her şeyi' anlayışını devam ettiriyor.

Sizlere birazcık kişisel tavır takınıp, bir kaç atıfta bulunsam dayanamaz hemen yazarsınız değil mi?

burak - 30 Temmuz 2001

* * *

Sevgili Burak;

İlkokul hayat bilgisi kitaplarında sağlıklı çocuk resimleri vardı; kötü çizilmiş, eklemleri sakat gibi ama yüzleri kırmızı, yanaklarından kan damlayan ve hiç kullanmadığımız bir sıfatla nitelendirilen. "Gürbüz" denirdi onlar için. Hiç günlük hayatta "gürbüz" ü cümle içinde kullanan göremezdik ama o kitaplarda gürbüzdü onlar.

Bir de sık sık kan veren, yaz kış soğuk suyla duş alan, ille de gözlüklü ama sağlıklı orta yaş insanları vardı. Gene kötü çizilmiş. Dikkat buyrun yaz kış soğuk suyla duş alırdı bu adamlar, daha o zamanlardan kafamız karışırdı, soğuk suyla duş ha, hem de kış filan.

Ve daha bir sürü "bize" uymayan hayat bilgisi kitabı insanları. Onlar babamız gibi yaşamazlardı, ya da biz o çocuklar gibi yaşamazdık. Sağlık konularından, ders konularına; Çöp konularından, büyükbaba - büyükanne (nine derdik biz, anaane, dedee, buba filan derdik onlar büyükanne ya da en fazla dedeciğim derlerdi) ilişkilerine kadar hep "ideal" karakterlerdi.

Sonuçta onları kitabın kapağını açtığımızda ya da okuma parçasını parçalarken okuyup, tanıyıp, yadırgamayıp işimiz bittiğinde yollardık sayfalarına. Biz değildik onlar ve hiç de biz olamadık.

Yazdıkların biraz onları hatırlattı ve sen gözümde "gürbüz" bir çocuk olarak canlandın. "Çözülecek bir bu konu mu kaldı nelerle uğraşıyorsun" tarzında anlama yazdıklarımı.

Demek istediğim, Haliç'in Perşembe Pazarı kıyıları hayatını sürüyoruz ve içimiz dışımız değişemeyecek kadar "bu". Çöp işin bir parçası, tümden düzelince Çöp kendiliğinden düzelecek zaten ama tümden düzelme diye birşey yok. Murat Yetkin kardeşim gene beni, inancına bağlanmışsın deli "inancını" tutar gibi (?) diye tatlı tatlı eleştirecek ama ümitsizim yahu ne yapayım.

Hulasa ne bu forumda ne de bu ülkede salyangoz satamazsın. Kavga, döğüş, çekişme, hüyopppp, alooooo konuları yoksa gerisi boş işte. Açmış olduğun konu başlığı H. Bilgisi kitaplarından çıkamaz.

Saygılar.

S. Turay

Humuslu Toprak - 30 Temmuz 2001

* * *

Anladığım kadarıyla internetteki Türk halkının psikolojisi de normal hayattakinden farklı değil.

Kadın başlığı altındaki ikinci forum alanında, gladyatörler arasındaki kavga-gürültü (ilki bir kazaya kurban gittiydi) baya "rating" alıyordu. Reha Muhtar büyük adam abicim. Yani büyük bir sosyolog olabilir, Türk halkının nelerden hoşlandığını iyi incelemiş.

Ne zaman ki Necdet Şen abimiz yorulup, kafası da pek bir bozulup, sen, sen ve bu ve o, aşağılık bilmemneleeeer, sizlere söylüyorum, bir daha benim sayfalarımı kirletmeyin, kimliğinizi açıklarım haaaa! diye sanal dünya silahşörlüğüne soyunup, eleştiriler alınca da, yahu elin gariplerine çok yüklendim galiba diye üzüldü ve tatile çıktı. Ehhh işte o zaman tadı tuzu kalmadı buraların...:P

* * *

(Necdet Şen'in notu: Haftanın yedi günü uyku dışındaki tüm zamanlarımı vererek yaptığım bu sitede, sen ve diğer değerli okurlarım elini taşın altına sokmadan, yorulmadan, beş dakikada kendini ifade edebilsin diye hizmetinize sunulmuş olan bir forum burası.

Senin bu yazıyı yazmak için ayırdığın zamandan daha fazlasını, buraya bırakılmış yalapşap mesajların dil yanlışlarını ve özensizliklerini düzeltmek, okunduğunda anlaşılabilir bir hale getirmek için harcıyorum. Ama sen, yazdıklarını kesip biçme ve uygun görmezsem toptan silme imkânım olan -ama tashih dışında müdahale etmediğim- bir alanda bana bacak arasından gol atmaya çalışıyorsun. Sanırım biraz maraz ruhlusun.

Eğer bu düşmansı tavrını sürdüreceksen, başkalarının değil, ama yalnızca senin açık kimliğinin, daha önce hangi rumuzlarla yazdığının, derdinin ne olduğunun ve bana karşı neden husumet beslediğinin öyküsünü anlatmak zorunda kalabilirim.

Sana ağabey tavsiyesi: kendine ve etrafa zarar vermekten kaçın. Sırça sarayda oturuyorsun, sağa sola taş atma. Ve eğer buradan hoşnut değilsen, gönlüne göre bir yer bul, oraya git; benim hevesimi kaçırma.)

* * *

Burak'cığım senin Çöp muhabbetin de iyi hoş ama boş geldi bana ilk okuduğumda... Ama madem ille fikrimizi öğrenmek istiyor, katkı bekliyorsun, bu kadar ısrara hiç dayanamam; söyliyeyim bari: Ankara Büyükşehir Belediyesi o senin dediğin tarzda bir uygulamayı bundan 8-9 sene önce başlattı ve bitirdi. Acaip tepki aldı çünkü...

En çok ta ben ve benim gibiler, Beatles'in tabiriyle köpekler gibi çalışıp "It's a haaard day's night and I had workin' like a dooog! diye sürünerek eve gelip yemek, çamaşır, bulaşık, ütü, çocuk bakımı derken bir de Çöplerin içinde boğuşup, plastik ve kartonları, yemek artıklarını ayrı-ayrı ve haftanın belirli günlerinde, mavi poşetler içerisinde bekleyen Sayın Başkana saygılarımızı en üst makamlardan namelerle sunduyduk.

Ha, başka bir sivri akıllının ekmeklerin naylon poşette satılması fikrini ise çok tuttumdu ama o da yürümedi maalesef.

Uzun lâfın kısası: Burası Türkiye, herkes konuşur, parlak fikirler üretir, aslında insanlarımız aptal görünse de zekidir, hatta bu konuda lazlar örnektir. Kendi aptallıkları üzerine fıkralar üretip yayarlar, herkes onları saf-salak sansın diye, en güzel kazık atan müteahhitler de onlardan çıkar. Kulunuz da onlardan zamanında iyi bir kazık yediydi de ondan inceledim bu konuyu.

Ha, ne diyordum? İnsanlarımız zekidir, bol bol fikir üretir ama iş uygulamaya gelinceeee

I ıhhh! Olmayacak duaya amin demiyom. Fikrin güzel olabilir ama pek bir ütopik kalıyo bu gelişmemiş, üçüncü dünya ülkesinde...

Sağlıcakla kal, Çöpleri ayrıştırılmış bir Türkiye diliyorum torunlarım ve senin için.

sarı kedi - 31 Temmuz 2001

* * *

'Hayat bilgisi kitabından çıkmış bir gürbüz ve ütopik fikirler.' Haklısınız.

Hayatta başta kendisi, sonra da çevresi adına sorumluluk taşımayı ekstra bir yük olarak gören insanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplumda elbette ki ütopik bu düşünceler. Bir ümit işte garibin taşıdığı. Neylersin.

Bundan yüz yıl önce bilgisayar, hatta renkli, kumandalı televizyon da ütopik birer hayâldi Türkiye için.

İstediğim sadece, azıcık özen ve saygıydı. Hiç bir zaman, herkesi aynı formata sokmak ve temiz olmaya zorlamak gibi bir düşünce taşımadım. Böylesi bir beklenti de gerçekten 'ütopik', aynı zamanda da 'aptalca' olurdu. Paylaşılan ortak alanlar ve ortak çıkarlardı sadece söz konusu olan.

Öyle sandığınız gibi, kalburüstü olduğundan sokakları Çöpsüz bir semtte yaşamıyor aksine, her gün pis sokaklardan geçiyorum 'ne yapabilirim' i düşünerek... Temiz bir sokakta yaşama hakkıma saygı gösterilmesini bekliyorum, ümitsizce...

Amaaan boşverin siz bunları. Bir bu konu mu kaldı konuşacak? Zaten aslında konuşacak pek bir konu da yok. Burası Türkiye deyin ve sıyrılın işin içinden. Her konu için sergilediğiniz tavır da bu değil mi? Kendini böylesine aşağılayan ve güzelliklere lâyık görmeyen insanların çoğunluğu oluşturması beni biraz üzüyor.

Olsun ama yine de eksik etmeyin iyi temennilerinizi gelecek kuşaklar için.

Aklıma bir Karadeniz fıkrası geldi.

Karadenizli vatandaşın biri her gün dua edermiş Allah' a: 'Ne olur büyük ikramiye bana çıksın.' diye. Ama bir türlü olmazmış bu isteği. Bir gün melekler bu adamın haline acıyıp, Allah' ın huzuruna çıkmışlar ve 'Sen en yüce varlıksın. Ne olur şu adamcağızın isteğini bir kere olsun yerine getir.' demişler. Aldıkları yanıtsa şu olmuş: 'Ben de üzülüyorum onun için. Ve büyük ikramiyeyi de ona çıkaracağım, eğer bir kerecik olsun bilet alırsa...'

Saygı ve sevgiler...

burak - 31 Temmuz 2001

* * *

Hah ha haaa:) Sevgili Burak,

Biliyor musun? Benim bir şeker dayım vardı, bir ömür boyu her hafta Milli Piyango bileti aldı ve asla çıkmadı.

Aslında kar yağdığında benzer şeyler düşünürüm ben de. Herkes kendi evinin önünü temizlese sokaklar tertemiz olurdu diyen bir Alman yaşarmış bir zamanlar bu dünyada. Demiş de ne olmuş? Hâlâ buzlarda kaya düşe gidiyoruz sokaklarda. Üstelik sadece kendi baktığı evin önünü temizleyen kapıcılar çıkan buzları da sokağa atıyo ki daha bir kayıp düşelim diye.

Alo, burası Türkiye. Sesim geliyo mu? Aklıma bir cennet-cehennem fıkrası geldi.

Korkmayın, anlatmıycam bilirsiniz zaten. Hani, günahkâr adam ölünce sormuşlar: "Hangi milletin cehennemine gitmek istersin?" diye. Bari öldükten sonra medeni yaşayım diye İsviçre cehennemini seçmiş. Düzenli olarak her gün 15 kova bok yemekteymiş. Sonra bir de bakmış Türk cehennemindekiler şen şakrak. Hayrola, ne bu neş' eniz? demiş. "Eee, burası Türkiye, bir gün bok var kova yok, bir gün kova var bok yok. İşte bööyle mutlu mutlu yaşayıp gidiyoruz." demişler ya.

İşte aynen öyle yaşıyoruz biz de...

sarı kedi [ garibanus@mırmırmiyavus.com ] 31 Temmuz 2001

* * *

Bu Çöp konusu aslında benim de kafamı kurcalayıp duruyor. Mucit macit gibi fikirler üretip duruyorum.

Ama önce yanıtını herkesin bildiği soruyu tekrarlayayım.

Ortalık neden bu kadar kirleniyor?

Şundan:

1) Çöp kamyonları Çöp konteynırlarını başaşağı çevirip arabaya boca ederken, Çöplerin içindeki bütün o ıslak, cıvık şeyler, yemek artıklarının suları yerlere akıyor. Çöpçüler, yere akıttıkları o şeyleri temizlemeden "hooo! haaa!" diye bağırarak yollarına devam ediyorlar. Yani kuru Çöpleri alıp ıslakları sokağımıza sıvayıp gidiyorlar.

O yerlerdeki iğrenç ve yapışkan sıvılara basmadan yürümek sıkı bir bale eğitimi gerektiriyor; ama ben şu ana kadar çok çiçek sulayan kapıcı gördüm de hortumu takıp oraları şööle bi akıtanına rastlamadım.

2) Çöplerden kâğıt, şişe falan toplayan esmer vatandaşlar, aradıklarını bulabilmek için bütün kapalı poşetleri patlatıp ortalığa saçıyorlar. Yaz sıcağında sinekler anında teşrif ediyor.

3) Kimi Çöp konteynırının (bu kelimeye de kıl oluyorum; şu andan itibaren "teneke" diicem) kapağı yok. Tamamına yakını boşken bile leş ötesi. Mamafi, bu demek değil ki öööle bırakılsın. İşimiz ne, temizleyelim. Olmadı, döve döve kapıcıya temizletelim (dövmek şart değil, opsiyonel; yani sünnet).

4) Belediye işçileri gelip "teneke"yi başaşağı boca ettikten sonra defolup giderken asla o zırıltıları aldıkları yere bırakmıyor, yolun ortasında terkediyorlar. Kimse de o pis şeylere elini sürüp kenara itmiyor. Hatta kapağını bile kapatmıyor. Iyyyy! Niye kapatsın ayrıca? Ortalıkta zaten yeterince yolun ortasına gelişigüzel parkedilmiş araba var, bir de bu Çöp vagonları (hah, "vagon" tenekeden daha iyi, bu vagonlar) berbat bir manzara yaratıyor.

5) Biz batmışız abi.

6) İnsanoğlu bir tuhaf, şişe kavanoz vagonlarına yemek artığı, pil toplanan kutulara pet şişe, kâğıt toplama yerlerine de yanan sigara atar. O nedenle (zaten bunları yeniden işleyecek yerlerin varlığı şüpheliyken) herkesin evinde dört ayrı Çöp torbası bulundurması pratikte zor bir iş. Olsa çok iyi olur ama, sen uygularsın büyükannen uygulamaz, o uygulasa görümcen uygulamaz. Üstelik sırada elti, baldız, kayınbaba, kuzen, sütnine, ebe, daha yığınla kişi var; hangi birini eğiteceksin?

7) Bu millet adam olmaz abi.

8) Çözüm önerileri:

a) Çöp zabıtası. Ortalığı kirleten, kendi Çöp vagonunu temiz tutmayan, vakitsiz Çöp bırakan apartmanlara ceza yazan bir Çöp zabıtası en azından işsizlik sorunu açısından yararlı olabilir. Yeni bir avanta kapısı doğar fakir memur kardeşlerimize. Böylece "parasıyla değil mi kardeşim?" der, boca ederiz Çöpü sokağın ortasına, yeni bir hovardalık kapısı açılır.

b) Çöp toplayan kamyonların yanında yürüyen ve "hooo! haaa!" diye bağıran gürültücülerin ellerine fırça, hortum ve arap sabunu verilip, arabaların arkasına konacak kolonlarda da "mintaksla canım mintaksla" melodisi çalınabilir. Bu durumda her Çöp kamyonunun ardından bir de arazöz, onun ardından da bir kurulama ekibi gelebilir. Yabancılara bunu "Turkish Carnival" diye yutturup turist bile çekebiliriz.

c) Herkes Çöplerini götürüp Yakacık Çöplüğüne (Ankaralılar Mamak Çöplüğüne) kendisi bırakabilir. Hatta orada herkesin bir parseli olur, Çöpler karışmamış olur.

d) Benim fikrimi sorarsanız, en kestirme çözüm hiç Çöp üretmeyip, armudun sapı, üzümün Çöpü, karpuzun kabuğu, balığın kılçığı da dahil her şeyi mideye indirmek. Nasıl olsa pet şişe, karton kutu, plastik leğen ve kırık somya gibi Çöpler ortalığı kokutmaz.

e) Eeee? Noolucak bu memleketin hali?

f) Bu konuda TRT kurumuna da iş düşüyor. Her akşam haberlerden önce "Adam Olacak Çocuk Çöpünden Belli Olur" adında bir mini dizi yayınlayıp, kıyıda köşede kalmış kazık yutmuş tiyatroculara ekmek kapısı açılabilir.

g) Alo Reha Muhtar hattına şikâyetlerimizi bildirebiliriz. O da "Çöpmen" diye komik bir muhabir yaratır, bu konuya gülmemizi sağlayabilir. Hatta apartmanlar arasında Show haberde görünme konusunda gizli bir rekabet oluşabilir (yok, bu fikrimden vazgeçtim, ortalık iyicene leşe döner).

h) Haa, sahi, bu forumda uzunluk kısıtlaması var mı?

i) İyi, tamam, şimdilik bu kadar. Daha ne fikirlerim vardı halbuki.

j) Burak, şaka bir yana, sen iyi bir çocuksun. Efendisin, yakışıklısın, zekisin, pozitifsin. Seninle iftihar ediyorum. Gel şöyle bakiim, otur yanıma. Ahh canımm, muccckkk, mucccckkk. Şeker çocuk! Ne kadar hoşsun sen öyle bakiim! Dur, kaçma! Gel bak ne söyliicem!

Tüh, utandı çocuk. Ne diyorduk?

Bu Çöp mevzuu benim de kafamı kurcalıyor arkadaşlar...

Eylûl - 31 Temmuz 2001

* * *

Yoğurdu sütü tabakta, meyveyi ağaçta yerken, reklamlara kandınız. Batılı oldunuz, sıra bedelini ödemeye gelince yan çiziyonuz.

Eloğlu arabasıyla birlikte yolunu da yapmış; bize önce araba geldi, yol daha gelecek. Paketlemede allahına meydan okuruz ama "recycling" konusunda kaç uzman var? Ve cürümleri ne?

Üniversite sınavlarını "derece" ile kazananların meslek tercihlerini duydunuz mu?

Haset etmeyin, sizin de kapağı yurt dışına atacak bir mesleğiniz olsun. Türkiye Çöple dolunca tüyersiniz.

Humuslu Toprak, "inancına bağlanmışsın deli 'inancını' tutar gibi" ama bu defa haklısın. "Hattı müdaafa yoktur, sathı müdaafa vardır, bu satıh da..."

Çöpler kalkarsa kedi, köpek takımı aç kalır bu memlekette. Benim önerim: Çöp toplayan herkes, küçük bir miktar ciğer parası versin.

murat yetkin - 31 Temmuz 2001

* * *


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 2204


 

Mavra

Editör'ün Önerisi

Senaryo: Ali Türkan

Ali Türkan

Ne meyhane, ne sosyal hayat, ne de manitalar umurumda. Günde iki defa da yürüyüşe çıktım mı, benden kralı yoktur yani. Basriye ortalıktan kayboldu; onu merak ediyorum. Aramaya çıkacağım şimdi. Sayfaya, "lezbiyenlik", Bruce Lee ve Muhammed Ali'yle ilgili üç şey yazıyorum.  Devam


Bütün büyükanneler birbirine benzer

Meltem Tolunay

Sofraya oturup yemek yemeğe başlıyor. Anneleri yatak odasına gidip yatıyor. Çocuklar sessizce yemeklerini yiyorlar. Bir süre sonra babaları "gidin babannenizi sofraya çağırın" diyor.  Devam


Destur! Kanaat önderi geliyor!

Necdet Şen

Hayatımın hiç bir aşamasında hiç bir kapıya kulp olamadığım için "mesleğiniz nedir?" gibi basit bir soru karşısında bile kem küm edip şallak mallak ola ola geldim bugüne. Ama artık şansım döndü.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


Nişantaşı Reasürans

Nuri Yalçın

Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil.  Devam


Boşluk

Ahmet Faruk Yağcı

Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız.  Devam


Küllenmiş Zamanların Ardından

Bülent Karaköse

Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti.  Devam


Adını yitiren Mehmet

Deniz Türkoğlu

Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş.  Devam


Hayat çook garip!

Erdem Abaka

Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate.  Devam


Kokulu bir yol yazısı

Ahmet Faruk Yağcı

Etler büyük tabakta cızırdayarak geliyor. Yanında manda yoğurdu. Bu iki koku ile yoğunlaşan mutluluğumuz pirzola dilimlerinı ısırıp dişimizle kemiğinden ayırmaya çalışırken zirve yapıyor.  Devam


Eyjafjallajökull

Yalçın Şahin

Ekonomik, sosyal hatta zihinsel faaliyetlerimizin çoğu bir temel ilke üzerine kuruludur: Tekrarlanabilirlik. Bu kavramın tekerleğin icadıyla ya da ona paralel şekilde insan zihninde yer etmiş olması muhtemeldir.  Devam


Pornografi Hürriyeti

Necdet Şen

Yıllardır medyadan fersah fersah uzakta duran birisi olarak kendi bildiklerime bakınca, kesintisiz 40-50 yılını o camianın içinde geçirenlerin kimbilir neler neler bildiklerini tahmin edebiliyorum.  Devam


Salinger öldü

Deniz Türkoğlu

Salinger'in yazdıklarıyla arasında aşılmaz duvarlar vardı. O duvarlarının arkasından hiç çıkmadı. Ali öyle değildi. Onun duvarları yoktu. Sınırları, çitleri, bir kapısı bile yoktu. Kafasına esen, çat kapı, tanıdığı tanımadığı herkes Ali'ye ulaşabildi.  Devam


Üç Tavuk

Erdem Abaka

Kapalı olmasına rağmen içimi umutla dolduran ılık ve renkli bir bahar sabahında, her biri hem fizik hem de karakter olarak birbirinden çok farklı olan bu insanlar ve ortalarında, ayakları bağlanmış, korku dolu gözlerle bakan ve ara sıra gıdaklayan üç tavuk...  Devam


Livaneli'nin "Veda"sı

Kâmuran Kızlak

Sanki kendinizi Avrupalılara göstermeye, kanıtlamaya, sahnenin önündeki adam olmaya ihtiyacınız varmış gibi. Avrupalı bu elit topluluk sizi zaten tanıyıp biliyor. O zaman ne diye bulanık suda balık avlama açıkgözlüğüne tevessül edesiniz ki?  Devam


Çatışan Uygarlıklar esnek Batı'nın zayıf surları

Zbigniew Brzezinski

Yirminci yüzyılda bir daha asla"nın kolaylıkla bir kez daha gerçekleştiğini gördük, insanlık, rastlantılara bağlı bir dünyada kaderi üzerinde hak iddia etmekse, ahlâkı güdüler merkezi bir yerde olmak zorundadır.  Devam


Unutmak istemiyorum, o zaman uyumalıyım

Alper Uzun

Uyku sadece dinlenmemiz için değil aynı zamanda hafızanın yeniden düzenlemesinde, öğrenmede bizzat fonksiyonel olarak da görevli. Saçma sapan olduğunu düşündüğümüz kimi rüyalar bazen hafızanın bu yeniden düzenlenme işlevlerinden biri olarak karşımıza çıkabiliyor.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  319 - 12 - 1637 - 1835


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©