Cemil Koçak - 17 Mart 2010
Öncelikle, geçmişin bugün artık bilinmesi/hatırlanması istenmeyen bazı noktaları tarih sayfalarından tamamen düşü(rülü)yor. Toplum hafızasında yer bulmasına izin verilmek istenmiyor. Hiç araştırılmayan, hiç yazılmayan ve hiç konuşulmayan temâların bu sûretle târihsel geçmiş olmaktan çıka(rıla)bilmesine gayret ediliyor. Bir anlamda üzerinde konuşulmayanın, yaşanmamış olacağına yönelik bir ön kabûlden söz etmek mümkün. Eğer kimse sözünü etmiyor ve kimse hatırlamıyorsa, olanın olmamış gibi kabûl edile(bi)leceği sanılıyor. Bu bakımdan geçmişin yeniden düzenlenmesinde ilk çaba, olmuşu hiç olmamış gibi göstermekten geçiyor. (Sunuş yazısından)
"Fazahat"ın anlamı nedir?
Kaynak Yayınları'na göre, "fazahat"ın Türkçesi, "utanç verici işler, alçaklık"tır. Dolayısıyla Atatürk, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak "utanç verici işler," diyor. "Bugün böyle bir olay yok, ama dün vardı. 1915'de utanç verici bir şey olmuştur ve İtilaf devletleri de zâten bugünden değil; geçmişe âid utanç verici, alçakça işlerden bahsediyorlar," diyor.
Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli olarak saklanmış olabilir mi?
Şu olabilir: Atatürk'ün bazı sözleri konjonktüre uygun düşmeyebilir. Biz Atatürk'ü "büyük devlet adamı, büyük kumandan, ulu önder" sıfatlarıyla anıyoruz. Oysa en önemli özelliği olan siyasetçi tarafını unutuyoruz. İsmet Paşa, "Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür," diyor. (...)
Atatürk'ün Sovyetler Birliği ile ilişkisini ele alın emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan çok Bolşevik, Che Guevera tarzı bir Atatürk kurabilirsiniz kafanızda... Ama aynı Atatürk, câmiden çıkıp Meclis'i açıyor. Meclis Osmalı'da böyle hiç açılmadı.
Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu?
İrtica denirdi buna... (Sayfa 30)
Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı?
Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye bir ideoloji hiç bir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik paket hazırlamak hiç geçmedi. Atatürk'ün siyâseti, duruma göre hareket etmek oldu. (Sayfa 31)
Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık?
Mücâdelenin ana hattı, batıda Yunanistan'ın doğuda da Ermenistan'ın ittirilmesidir. Kâzım Karabekir'in ordusu doğuda Ermenilerle savaştı. Osmanlı Ermenileri değil bunlar. Rusya'da Bolşeviklerle de savaşan Beyaz Ordu taraftarı Menşevik Ermeniler bunlar.
Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam otuz bin kişilik zâyiâtımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin sebebi, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyetle birlikte yapılanlara bir meşrûiyet kazandırmak içindir. (Sayfa 35)
Basının değişik köşelerinde de yer alan aktarmaya göre, Recep Zühtü, sevgilisini vurmuş ve öldürmüştü. Ardından Atatürk tarafından kara listeye alınmış ve bir daha onun "yanından bile geçmemiş"ti. İşte o dönem böyleydi! Gerçekten mi? (Sayfa 93)
Elimizde başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'inde bulunan bir belge var: Adalet Bakanlığı'nın 17 Şubat 1935 tarihli yazısına göre, R. Zühtü "on yıldan beri beraber yaşadığı Fatma Medine adlı kadını, hakikâti kat'iyetle anlaşılamayan bazı sebepler dolayısıyla 10 Şubat 1935 gecesi Çengelköyü'ünde baş ve bacağından kurşunla" vurmuştu. (sayfa 94)
R. Zühtü, deli raporu sâyesinde cinayetle yargılanmaktan ve ceza almaktan kurtulmuştu...1935 yılında yapılan seçimde yeniden, ama bu kez Zonguldak'tan milletvekili oldu! (Sayfa 94)
1930'lu yılların ilk yıllarında Dersim bölgesinde (yeni adı ile Tunceli ili) meydana gelen sürekli ve geniş kapsamlı isyanların bastırılmasına yönelik askeri hârekâttan (Dersim Hârekâtı) sonra, 25 Aralık 1935 tarihinde Tunceli Vilâyeti'nin idaresi hakkında Kânun TBMM tarafından kabul edildi.
Yasaya göre; Tunceli Vilayeti'ne ordu ile ilgisi devam etmek üzere ve rütbesi ile ilgili yetkilere sahip olan bir Korgeneral, Vali ve Kumandan olarak atanmaktaydı. (Sayfa 211)
Vali ve Kumandan sıfatını taşıyan kişilerin yetkileri bir hayli genişti: Güvenlik açısından gerekli görürse, vilâyet halkından olan kişileri ve aileleri vilâyet içinde bir yerden bir diğer yere nakletmeye ve bu kişi ve ailelerin vilâyet içinde ikamet etmelerini engellemeye yetkiliydi. (Sayfa 212)
Almanya'da 1935 yılında kabul edilen ırk yasaları sonucunda, bu tarihten itibaren çok sayıda Yahudi, Almanya'dan Türkiye'ye göç edecektir.
Bu yoğun göç karşısında, 1938 yılının hemen başında, Manisa Mebusu Mehmet Sabri Toprak, göçün durdurulmasına ilişkin bir yasa tasarısı hazırlar ve Meclis'e sunar.
Tasarıya göre, Türk vatandaşları, evlerinin dışında, umuma açık yerlerde her zaman Türkçe konuşacaklardı. Tasarı, söz konusu yükümlülüğe uyulmaması halinde ilgilinin bir ilâ yedi gün arasında hapis cezasına çarptırılmasını ve 10 ilâ 100 TL arasında da para cezası ödemesini öngörüyordu.
Tasarıya ilişkin haber, 1 Şubat 1938 tarihinde, Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nce Alman Dışişleri Bakanlığı'na da bildirilir... Alman Büyükelçiliği'ne göre, Toprak'ın hazırladığı yasa tasarısı, Türkiye'deki güçlü anti-semitizm eğilimleri için bir ölçüydü. Anti-semitizm, sokaktaki adamın içinde olduğu kadar, eğitim görmüş kişilerin içinde de yaşıyordu. (Sayfa 329)
Ancak Alman Büyükelçiliği Toprak'ın yasa tasarısının geri çekileceğini tahmin ediyordu. Alman Büyükelçiliği'ne göre, tasarı beceriksizce hazırlanmıştı ve bu nedenle de yasalaşması mümkün değildi. Nitekim, gerçekten de tasarı Dışişleri Bakanlığı'ınca geri çekilecektir. (Sayfa 330)
Ancak Alman Büyükelçiliği dahi, Alman Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı bir raporda, Türkiye'de bu sırada görülen anti-semitizm eğilimlerinin sadece münferit bazı seslerden ibaret kaldığını ve bir yankı da bulmadığını belirtecektir.
Bununla birlikte, 1942 yılının ilk yarısında Karikatür ve Akbaba gibi bazı mizah dergilerinden seçilmiş bir grup Yahudi düşmanı karikatür Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği'nce derlenerek Berlin'e gönderilir. Türkiye'de savaş koşullarının sonucu olan sıkıntıların suçunun Yahudilere yüklenmekte olduğu gösteren bu karikatürler, Berlin'de olumlu yankı uyandıracaktır. (Sayfa 332)
Siyasi tarihimizde liberal/özgürlükçü bir politik söyleme sahip, ama iktidara erişme şansına sahip olamamış tüm muhalif kişiler, muhalefet grupları/örgütleri, akımları ve hareketleri, belki de iktidara erişme şansına sahip ol(a)madıkları ve kendilerine benzeyen diğerlerinin başına gelen bu felâketten, mutlu bir tesadüf eseri, kurtuldukları için, tarihsel plandaki değerlendirmelerimizde olumlu bir yere oturabiliyorlar. (sayfa 543)
Künye: Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 558 sayfa
Ekleyen: Erdem Abaka
Düşünenlerin düşünceleri
Tarihsel kişileri ve olayları incelerken ya hepten "kötü" ve "yanlış" ya da hepten "iyi" ve "doğru" olarak değerlendirme yanılgısına düşüyoruz. Bir tarihsel olayın tek bir sebebi olmayacağı gibi tek bir neticesi olmayacağı ihtimalini göz ardı ediyor, kendimize en uygun gelen sebebi bir olayın tek sebebi gibi ele alabiliyoruz. Tarihsel olayların neticelerinden kendimize en uygun olanını ön plana çıkartıyor, bunu o olayın tek neticesi olarak kabul ediyoruz.
Tarihsel kişilikleri ve kurumları ya "kusursuz" ve "en doğru" ya da hepten "hatalı" hatta "düşman" bazen de "hain" olarak değerlendirebiliyoruz.
Oysa hayat ve doğal olarak tarihsel olaylar hiç de öyle değil. İnsanlar da.
Beğenmediğimiz bir partiye oy veren komşunuzun yaptığı vicdanî bir hareket bizi şaşırtabiliyor bu yüzden. Ya da "çok iyi biri" dediğimiz birinin, birlikte yaşamdan anladığı şeyin kendi gibi yaşamayanların ikinci sınıf vatandaş olacağı bir düzen anlayışı olduğunu gördüğümüzde şaşırıyoruz.
Siyah ve beyazın arasında grinin de varlığı hayata bakışımıza yeni bir boyut getirebilir. Siyah ve beyazdan vazgeçilmeyecek kavramlarsa kendini zaten belli eder.
Sistemin içinden bir tarihçinin, Celal Bayar'la yaptığı son görüşmenin satır araları tarihimiz ve toplumsal sıkıntılarımızın sebepleri hakkında ipuçları içeriyor gibi. Göz atmak ister misiniz?
"Tutuklamaları yapan, Yassıada'da nöbet tutan, darbe muhafızlığını gören o subaylar ileriki yıllarda hep terfi ettiler ve hep karşımıza çıktılar: Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Çetin Doğan, Çevik Bir, Tuncer Kılınç, Edip Başer, Yaşar Büyükanıt, Teoman Koman, İlhami Erdil, Namık Kemal Ersun, Necip Torumtay, İsmail Hakkı Karadayı, Kemal Yamak, İrfan Tınaz, Doğu Aktulga..."
Celal Bayar: 27 Mayıs harekâtı İsmet Paşa"nın şahsî ihtirasıdır (Sanem Altan - Vatan)
Erdem Abaka - 25 Mayıs 2010 (09:24)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Kitap Kurdu
Arabın yalellisi, Şam'ın şekeri, Camaykalı'nın Zekeriya adındaki biraderi
Ali Türkan
Alnımdaki saçları eliyle düzeltip "biliyor musun, hep senin gibi bir kardeşimin olmasını istedim." dedi ve alnımdan öpüp çıktı odamdan. Benden sekiz yaş büyüktü. O, her şeyi görmüş, yaşamış bir kadındı ve ben çocuktum daha. Devam
"Bizim çocuklarımız" kaçıncı ligde?
Çağatay Acar
Tüm bu çarpıklıklarla yüzleşmek canımızı acıtsa da, yıllardır "Türk'üz, bütün başlardan üstün olan biziz" şarkıları söylense de, çocuklarımızın ve dolayısıyla ülkemizin hangi ligde olduğu ortadadır. Devam
Miguelanxo Prado'nun buruşuk suratlı kahramanı
Necdet Şen
Ama bunların hiç biri şu yukarıdaki resimde olduğu kadar anlam yüklü, hayat dolu, izleyicisini içine çeken ve orada gösterilmeyen ayrıntıları bile hissettirmeyi başaran bir resim olmazdı. Devam
Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Hayat hediyesi; hayatın kendisi
Alper Uzun
O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda. Devam
Bir Ünlünün Hastalık Destanı
Ahmet Faruk Yağcı
Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak. Devam
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Hayat© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal