Patronsuz Medya

Köstebek İnsanlar

  Jennifer Toth

Jennifer Toth, Köstebek İnsanlar – New York Metrosunun Altında Yaşam (The Mole People, Chicago ReviewPress), (Sayfa 17, 18, 19) Çeviri: Can Polat, Aykırı Yayıncılık, Araştırma Dizisi- 7, İstanbul, 2001

Gönderen: Ahmet Büke


New York Metrosu'nun altındaki tünellerde binlerce insanın yaşadığını biliyor muydunuz? New York'un göz kamaştırıcı yaşamının bir yüzünün de bu olmadığı pek bilinmiyor. Bu Köstebek İnsanların büyük çoğunluğu tabii ki evsiz olduğu için, zorunlu kaldığından metronun yedi kat altına kadar iniyor. Ama bir kısmı da yukarıdaki soğuk ve acımasız dünyaya karşı yeraltında alternatif bir dünya oluşturmak üzere metro tünellerine geliyor ve her şeyi ortaklaşa yaptıkları bir takım komünler kuruyorlar. Haftalarca, aylarca yukarı çıkmadan yeraltında yaşayanlar olduğu gibi, her gün yukarıdaki işine gidip, akşama yeraltına dönenler de var.

(Arka kapaktan)

* * *

Seville'in Hikâyesi

Seville Williams, bütün metro ve dışlanmış insanları gibi kendine özgü bir kişi, ama kişisel hikâyesi metronun altındaki bir çok insanın yaşantısını anlatıyor.

Otuz bir yaşındaki Seville'in hikâyesi kolay kolay bir sona ulaşacağına benzemiyor. Sokaklarda yaşayan bir adamın ortalama yaşam süresi kırk beşi aşmasa da, bitmek tükenmek bilmeyen iyimserliği ile hayatının daha yeni başladığına inanıyor. Geçmişinin onu belirlemesine ya da geleceğe yönelik umutlarını kısıtlamasına izin vermiyor.

Uyuşturucu kaçakçılığından dolayı iki yıl yattığı hapishanede öğrendiği kaynakçılık mesleğinde tamgün çalışmak istediğini, kimyadan kaldıktan sonra doktor olmak istediğini söyleyip duran bir lise son öğrencisinin heyecanı ve inancıyla belirtiyor. İçindeki hüznün parlak gözlerini kapladığı anlarda, eski bir alışkanlık gibi geçmişinin, hayatını hâlâ etkilediğini anlar gibi oluyor. Sonra, diğer insanlara kol kanat germesine yol açan o muhteşem dirençle gülümsemesi yeniden eski parlaklığına kavuşuyor. Her gün Seville için yeni bir gün.

İnanamayacağın kadar çok sayıda ölümle burun buruna geldiğim bu yerde benim için hâlâ bir amacın olduğuna inanıyorum diyor gülümseyerek ve başını hafifçe sallayarak. İnanmak güç. Arkadaşlarımdan çoğu –Shorty, Teather, Flacko, Büyük D- yaşamıyor artık. Bazısı, kendi istedi bunu. Bazısı ise istemedi, ama ne yaparlarsa yapsınlar öleceklerdi zaten diyor ve sonra dişlerinin arasından tükürüğünü yutuyor. Neden buradayım bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Yaptıkları her şeyi hatta daha da kötüsünü ben de yaptım. Kendimi öldürmeye çalıştığım anlar oldu, yani, intihar ya da onun gibi bir şey değil, ama öleceğimden emin olduğum ortamlara attım kendimi. İşe yaramadı.

Mutlu bir şekilde gülüyor, inanmıyormuş gibi ellerini kaldırarak, Hâlâ buradayım. Neden bilmiyorum, ama bir nedeni olmalı.

Birçok metro sakini gibi Seville de uyuşturucu ve şiddetin egemen olduğu bozuk bir aile ortamından geliyor. Üzerinde yılların birikimi olan duygusal ve fiziksel yaraları taşıyor, ama bunlar berrak ve tatlı mizacını nasırlaştırmamış. Zor durumdaki herkese, özellikle de metrodakilere karşı cömertliğini sürdürüyor. Yardıma muhtaç yeraltında yaşayan bir evsizin yanından geçtiğinde durup, yardım ediyor.

Aşağıda kendimize bakmak zorundayız, çünkü bize bakacak kimse yok diyerek omuz silkiyor.

Seville ketum bir insan olmasına rağmen, bir o kadar da nüktedan. Yeraltı dünyasında nüktedan olabilmek bir ayrıcalık, hatta ötesinde bir şey. Metrolarda akıl sağlığını korumak açısından bir ihtiyaç. Seville'nin dediğine göre de bir sağ kalabilme tekniği.

Gülmek zorundasın. Eğer gülmezsen kaybedersin. Bazen gülmek içinden gelmese de gülmek zorundasın, kimsenin gülmeye cesaret edemediği korkunç şeylere gülersin, sanki zihnin komik bir şey bulmak zorundaymış gibidir, yoksa kafayı yersin. Sonra ciddi biçimde konuşmaktan bıkarak gevrek bir şekilde gülüyor yeniden. Bunu da biliyorum. Her şeyin farkındayım, başımdan neler geçmedi ki. Mutlu bir şekilde ve yaşamaktan gurur duyarak, kollarını iyice yana açıyor.

Seville nüktedanlığı ile metrolara hayat veriyor. Bir gün Büyük İstasyon'da dilenirken vatandaşın biri içinde bir dilim ekmekle yarım kilo kadar salam bulunan bir torba vermiş. Seville adama teşekkür etmiş ve torbanın içine baktıktan sonra adamın arkasından seslenmiş, Özür dilerim bayım, biraz mayoneziniz var mı?

Çevrede bulunanlar, torbayı veren dahil, gülmekten kırılmışlar. Adam kendini kaybetti diye hatırlıyor Seville. İstasyondan çıkıncaya kadar katıldı gülmekten. Bunu yapmak hoşuma gitmişti. Hayat dediğin bu zaten.

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

138