Patronsuz Medya

Dünyada dost diye bir şey yok mu?

  İlker Koçak - 31 Ocak 2004


Sevgili Necdet abi, 24 kitaplik Hizli Gazeteci serisi dün aksam bu saatler de (18:30) sularinda elime gecti. (aslinda 1 gün önce gelmis ama evde oldugumuz halde komsuya birakmislar) Basladim okumaya, sanirim dün gece sabaha karsi ve bir tek kitap okur gibi de (yarabbim bu ne zevkti?) bitirdim.

Çok güzeldi algiladigim duygular, çoktandir bu kadar mutlu duyumsamamistim kendimi. Agladim. Insan mutluysa neden aglasin ki? Küfür ettim, mutluysa insan neden küfür etsin ki?

Mutluyum.

Ama (bu hizli okuma sonunda) bir sey dikkati mi çekti.

Abi, gerçekten dost yok mu? Sevgililer, yazarlar, çizerler, balikçilar, gemiciler, tarihi eser kaçakcilari vb daha bir çok insan tipleri çizmis ve gerçekten canlilar ve yasiyorlar gibi çizgi ve balonlarina yansitmissin. Ki, yasadiklarindan eminim.

Ama, gerçek dost gibi bir karakter yok.

Kuyruklu melekler haricinde dost olan bir tip yok mu?

Yoksa dost denilenler çizilemez mi? Abi, gerçekten dost yok mu, çizerinden baska?

Tamam, anliyorum, dostluk bizde baska bir sey ve hatta Almanca'da bildigim kadari ile ve bizim algiladigimiz biçimde dost sözcügünün karsiligi yok. Varsa da ben bilmiyorum.

Neyse, heyecanima ver abi, okudum, seni daha cok sevdim…

Iyi ki varim, yoksa su yazdiklarimi kim yazardi sana: -)

Yazdiklarim, yazdiklarina bir ses vermek içindi. Sorularimin yanitini nasil olsa ya kitaplarindan ya da derkenar dan alirim.

Sevgiyle.

Yorumlar

Merhaba İlker.

Sorduğun soru, aslında üzerinde uzun uzadıya düşünmemi gerektiren bir soru: Sahiden hiç dost yok mu?

Şu an aklıma gelen bir örneği paylaşayım:

Vaktiyle yaşlı bir kameraman tanımıştım. Bazı eski Yeşilçam filmlerinde ve reklam sektöründe çalışmış.

Bir gün esas oğlanla kızın Boğaz manzaralı bir yalıda geçen karşılaşmasının olduğu bir sahne çekmesi gerekmiş. Çekerken farketmemiş ama filmin montajlanmış halini seyrederken o sahneye bakınca gülmüş. Çünkü 50'li yıllardaki Boğaz trafiğiyle kıyaslanmayacak bir hayhuy ve kalabalık varmış arka planda; gemiler vızır vızır bir o tarafa bir bu tarafa geçip duruyormuş, gökyüzü kuşlarla uçaklarla doluymuş…

Gülmüş, çünkü meslekî titizliği onu durup durup anca ilginç enstantaneler yakaladığında deklanşöre basmaya itiyormuş, o an orada bunu farketmiş.

Yani, sahne hazırlanıyor, oğlanla kız kameranın karşısında hazır bekliyor, yönetmen motor diyor, ama bizim kameraman, elindeki kısıtlı filmi lâyıkıyla kullanmış olmak için arkadan bir yelkenli, şilep, koster ya da gökyüzünden bir kuş, uçak falan geçmesini bekliyormuş.

E, öyle olunca, yani sadece arkadan bir şeyler geçince çekilen o kareler ardarda kurgulandığında ortaya vızır vızır işleyen bir deniz ve gökyüzü trafiği çıkıyormuş beyaz perdede.

Çizgi roman da galiba biraz bunun gibi bir şey. Sana ayrılan 4 sütuna 18 cm genişliğindeki çok dar alanda dolu dolu bir hikâye anlatmak istiyorsan, ister istemez gözünün önünden bir film şeridi gibi geçen hayat hikâyenden ve tanık olarak biriktirdiklerinden sadece en sarsıcı olanlarını seçip kurguluyorsun. O zaman da ortaya senin sorduğun gibi bir soru çıkıyor.

Bir de, galiba mutlu insanın hikâyesi yoktur diyenlerin hakkı var. Hikâye, daha çok insanın içine oturan hatıralardan çıkıyor. Mutlu anlar, içinde hikâye olacak gerilimi barındırmıyor. Belki bu yüzden mutluluk deniyor adına; sonraya kalacak acıtan tortular bırakmadığı, kaliteli şarap kadar berrak olduğu için…

Dünyada dost var mı bilemem; ama en azından sığ hikâyelerin ve romantik şarkıların anlattığı türden dost lukların olmadığını, olmamasında yarar gördüğümü, bu tarz dostlukların altı biraz eşelendiğinde içinden insanî zaafların ve bencil beklentilerin çıktığını düşünüyorum.

Bence bu kelimeyi bizim anladığımız anlamda sözlüğünde bulundurmayan Almanlar belki de daha akılcı davranıyorlar. Biz dost kelimesine aslında taşımadığı ve taşıyamayacağı mistik anlamlar atfediyoruz, ki bu hem dost a hem de dostluğa taşıyamayacağı kadar ağırlık yüklemektir.

O nedenle, sanırım dünyada duygu yüklü anlamları haiz (lâmbanın içindeki cin benzeri) bir dost olmadığını varsayarak yaşarsak, kendi ayaklarımızın üstüne basarak yürüme, yani büyüme, sorumluluk alma konusunda da dirayetli davranabiliriz. Kimsenin üzerine abanmadan, yük olmadan, iki ayağımız üstünde dik durabilir, dik durabilen başka insanlarla eşit ilişkiler kurabiliriz.

İşte o zaman dünyada dost da vardır dostluk da…

Necdet - 31 Ocak 2004

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Hayat Hayvanlar Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

158