Patronsuz Medya

Okul yolunda genç olmak

  Hasan Demirpaz - 2 Ağustos 2010


Koyu renkli pantolonun belinden bir ucu dışarı çıkmış beyaz gömlek. Onun da üst düğmesi açık. Yakadan bir karış aşağıya gevşetilmiş koyu renk, ince bir kravat.

Siyah renkli ama top oynarken biraz tozlanmış ayakkabılar. Elde birkaç defterle birkaç kitap. Mevsimine göre ya bundan ibaret bir kıyafet veya lacivert bir ceket ile tamamlanmış bir hoşluk.

Birkaç kişilik grupla adımlanan kaldırımlardan yankılanan kahkaha sesleri. Delişmen bakışlar, heyecanlı konuşmalar. Biraz önce çıkılan matematik yazılısından sıyrılıp gitmiş, hayata koşar adım ilerleyen zihinler.

Öğrencilerden söz ediyorum. Biraz eski bizden, şimdiki çocuklarımızdan ve hatta gelecekteki torunlarımızdan.

Kız ya da erkek, o ne hoş delikanlılıktır yaşadıkları. Ne hoştur kalıba girmez, cesur davranışları.

İyi de neden kendilerinden birkaç beden küçük kalıpların içine sokmaya çalışırız onları okullarda?

Saçlarındaki jöle hangi dersi anlamasına engeldir erkek çocukların veya sabah sabah açık berber arayıp fön çektiren kızın yaşadığı kendinden memnun hal hangi dersten soğutur?

Favorilerini delikanlılığına uygun kestiren, kaşlarını yaşının narinliğinde aldıran bu çocuklar disiplinsizliğin hangi fraksiyonunun temsilcileridir?

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Ortak kıyafetlerimizin bu küçücük farklı duruşlarına neden bu kadar tahammülsüz davranıyoruz?

Biçimsel boyutun yanı sıra davranışsal tuhaflıklar da yaşanır okullarımızda. Şekilci yaklaşımlar ağır basar çoğu kez. Teneffüste bahçede dolaşırken, karşıdan gelen okul müdürü veya nöbetçi öğretmene ceketinin önünü iliklemek gibi bir zorunluluk hatta sıkıntı neden yaşatılır? Gülümseyen bir bakış sunabilmesi yetmez mi saygıda kusur aranmamasına?

Aklı bırakıp çıktığı sıcak yatağında iken, sabahın neredeyse alacakaranlığında okul önünde titreyerek toplanıp, derse girmeden önce gürleyen bir sesle tehditler savuran adamı dinlemekten hangi çocuk mutlu olur?

Bütün bunları yaşatanlar o yaşlarını pas mı geçmişlerdir, merak ederim. Hayata ve hayattaki her şeye en kolay karşı durulacak yaşlarda neden karşı çıkmaları için bunca sebep üretilir bu çocuklara, anlayamam.

Olmalı, gerekli diyenler çıkacaktır özellikle öğretmenler arasından. Tabii ki tartışılır, bence böyledir de başkasına göre değildir.

Ama yok böyle bir şey demeyin sakın bizim okulumuzda. Hadi ben inanmam ama gülerler adama.

Yorumlar

Yok diyene gülerim ben, acı acı gülerim hem de. İnsan büyür anlarım ama hafıza kaybına uğramaz büyürken. Kim hooop diye atlamış da geçmiş, o cahilliği gür, delikanlı çağlarından? Sanki suçmuş gibi bahsedilir. İnsan o senelerin merdivenlerini tırmana tırmana olgunlaşır. Hata yapmamayı hata yapa yapa öğrenir. Büyüklere düşen onları küçümsemek değil, aşağılamak, suçlamak değil, onlara yürüdükleri yolda ışık tutmak olmalı.

Lisedeyken, bir gün İstiklal Marşı okuyorduk. Bir ara gülüşmeler duyuldu. Yüksekçe bir yerde duruyordu öğretmenler ve bayrak direği. Beden eğitimi öğretmeni ordan bir atladı, bu nasıl bir hızdı anlatamam. Yirmi kişilik sıranın sonuna kadar bütün öğrencileri tekme tokat dövdü. Sıra bize de gelir diye korkmadım desem yalan olur. Yarısının ağzı burnu kan içinde kaldı. Küfür de bonuslarıydı sanırım hediye niyetine.

Evet uygun olmayan bir davranıştı öğrencilerin zamansız gülüşmeleri. Ama öğretmenin yaptığının da, ne zamanda yeri vardı, ne mekânda. Korkunun adını saygı koymuşlar. Bütün büyüklerde aynı hata. Aynı sabırsızlık, aynı tahammülsüzlük. Aşk suç. Zayıf getirmek dayaklık. Saçları güzel taramak hafifmeşreplik. Sigara içmek ağır cezaya çaptırılmak. Kavga etmek başıboşluk.

Şimdi bunları yapan bir genç örneğini nereden alıyordur sizce? Hiç bir çocuğa nasihat kar etmez, iyi bir örnek en işe yarayanıdır. Ama bütün büyüklerin sınırları zorlayan, bol hatalı davranışları gün geçtikçe bir çığ gibi büyüyorsa, ardısıra gelen gençlikten efendilik beklemeleri biraz haksızlık olmaz mı? Seçilmiş sandalye mensupları bile sandalyelerini birbirlerinin kafasını kırmak için kullanır oldular, buna kimse ayıp demiyor. Ama iki genç kavga etse, adı ayıp oluyor. Bir ayıp var ama bu gençlerin değil, bizim gibi büyüklerin ayıbı.

Filiz Özdemir Gönüllü - 7 Ağustos 2010 (15:13)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

130