Patronsuz Medya

Robot Uyumluluğu

  Erich Fromm - 1941

Erich Fromm, Özgürlükten Kaçış, Payel Yayınevi (4.Baskı), Çeviri: Şemsa Yeğin, 1996, 234 sayfa


Ele alacağım bu mekanizma, çağdaş toplumdaki normal bireylerin büyük bir çoğunluğunun bulduğu çözümü oluşturur.

Kısaca özetlemek gerekirse, birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. ben ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar.

Bu mekanizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. Onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler.

Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir.

(Sayfa152)

* * *

Ortalama bir gazete okuruna belli bir siyasal sorun konusunda ne düşündüğünü sorun. Kendi görüşü olarak size az çok okuduğu şeyleri eksiksiz bir şekilde aktaracaktır, ama gene de -işte bu nokta önemlidir- söylediklerinin kendi öz düşünmesi oldukları inancındadır.

Siyasal görüşlerin babadan oğula geçtiği küçük bir toplulukta yaşıyorsa, kendi öz görüşü bir an için inanabileceğinden çok daha büyük bir kuvvetle, katı bir baba ya da annenin kalıcı yetkesinin etkisi altındadır.

Bir başka okurun görüşü, bir anlık utanmanın, bilgisiz sanılma korkusunun sonucu olarak dile gelebilir; burada da düşünce temelde doğal bir deneyim, arzu ve bilgi birleşiminin sonucu değil, bir paravandır.

Estetik yargılarda da aynı görüngüye rastlanır. Bir müzeye giden ortalama bir insan, ünlü bir ressamın, diyelim Rembrandt'ın resmine bakar ve onun güzel ve etkileyici bir resim olduğu yargısına varır. Yargısını çözümlersek, resme karşı herhangi bir içsel tepkisi bulunmadığını, ama ondan güzel olduğunu düşünmesi beklendiği için güzel olduğunu düşündüğünü görürüz.

Aynı görüngü, insanların müzik konusundaki yargılarında ve ayrıca algılama edimi konusunda da açıkça kendini belli eder. Ünlü bir manzaraya bakan birçok kişi, aslında sayısız kez, diyelim kartpostallarda gördükleri manzaranın bir kopyasını gözlerinin önüne getirirler; kendilerinin manzarayı gördüklerini sanırlar, ama aslında gözleri önünde daha önce gördükleri bu kartpostal manzaralarını canlandırmaktadırlar.

Ya da gözleri önünde olan bir kazayı izlerken, olayı hemen oluşturdukları bir gazete haberi şeklinde görür ya da duyarlar. Hatta, birçok kişi için, yaşadıkları bir deneyim, bir sanatsal gösteri ya da katıldıkları bir siyasal toplantı, ancak olayı gazetede okumalarından sonra gerçek görünür.

Eleştirel düşüncenin bastırılması genellikle erken başlar. Örneğin beş yaşındaki bir kız çocuğu, annesinin sürekli olarak dostluktan ve sevgiden söz etmesine karşın aslında soğuk ve bencil olduğunu somut olarak anlayarak ya da daha kaba bir şekilde, annesinin durmadan değerli ahlâk ölçütlerinden söz etmesine karşın, bir başka erkekle serüven yaşadığını fark ederek içtenliksiz davrandığını görür.

Çocuk bu tutarsızlığı hisseder. Adalet ve hakikat duygusu incinmiştir, ama gene de herhangi bir eleştiriye izin vermeyen anneye bağımlı olduğundan ve diyelim güvenemeyeceği zayıf bir babası bulunduğundan, eleştirel sağduyusunu bastırmak zorunda kalır. Kısa bir süre sonra annesinin iki yüzlülüğünü ya da sadakatsizliğini fark etmez hale gelir.

Eleştirel düşünceyi canlı tutmak hem yararsız hem de tehlikeli göründüğünden, çocuk bu yetisini yitirecektir. Öte yandan, kendisini annesinin içten ve saygın olduğuna ve ana babasının mutlu bir evliliği bulunduğuna inanmak zorunda bırakan kültür kalıbının etkisi altında, bu fikri, kendi fikriymiş gibi kabullenmeye hazır olacaktır.

Bütün bu yapay düşünme örneklerinde sorun, düşünce içeriğinin doğru olup olmadığı değil, düşüncenin kişinin kendi öz düşüncesinin, yani kendi öz etkinliğinin ürünü olup olmadığıdır.

(Sayfa157-158)

* * *

Etkin bir düşünmenin sonucu olan düşünce, her zaman için yeni ve özgündür. İlle de başkalarının bunu daha önce hiç düşünmediği anlamında değil, düşünen kişinin düşünmeyi, kendi dışındaki dünyada ya da kendi içinde yeni bir şey keşfetmek için bir alet olarak kullanması anlamında özgün.

(Sayfa159)

* * *

Çoğu kişi, bir dış güç kendilerini açık açık bir şey yapmaya zorlamadıkça kendi kararlarının kendilerine ait olduğunu ve bir şey istediklerinde, isteyenin kendileri olduğuna inanırlar. Ama kendimize ilişkin büyük yanılgılardan biridir bu.

Kararlarımızın çoğu, aslında kendi kararlarımız değil, dışarıdan bize önerilmiş kararlardır; aslında başkalarının beklentilerine uygun davrandığımız, soyutlanma korkusuyla, yaşamımıza, özgürlüğümüze ve rahatımıza doğrudan gelebilecek tehditlerin yarattığı korkuyla güdülmüş bulunmamıza karşın, kararı verenin kendimiz olduğu konusunda kendimizi ikna etmeyi başarmışızdır.

(Sayfa162)

* * *

Günlük yaşantıda, insanların karar vermiş, bir şey istemiş gibi göründüğünü, ama aslında yapacakları şeyi istemelerini 'zorunlu' kılan iç ya da dış baskılara uyum sağladıklarını örnekleyen birçok olay aktarmayı sürdürebiliriz.

(Sayfa163)

* * *

Benliğin yitirilmesi ve yerine yapay benliğin konulması bireyi yoğun bir güvensizlik içinde bırakır. Temelde, başkalarının kendisinden beklediği şeyin bir yansıması olduğundan, kuşkularla doludur, bir ölçüde kimliğini yitirmiştir. Bu türden bir kimlik yitimi sonucunda ortaya çıkan ani korkuyu yenmek için, uyarlanmak, uyum sağlamak, sürekli olarak başkaları tarafından onaylanmak ve kabul edilmek suretiyle kimliğini aramak zorunda bırakılmıştır. Kendisinin kim olduğunu bilmediğine göre -eğer onların beklentilerine uygun edimlerde bulunursa, onlar bilecektir; onlar bildiği zaman, kendisi de kim olduğunu bilecektir; bunun için ise, onlara inanması yeterlidir.

(Sayfa166)

Yorumlar

Ben bugüne kadar ay sahi yaa, ben de bir robotum diyen birine rastlamadım. Tam tersine, etrafımdaki herkes neredeyse toptan hayatın sırrını çözmüş .

Ne diyelim, bu kadar allâmenin arasında bir tane de şaşkın biri (ben) olsun.

Sezen Aktolga - 28 Mayıs 2007 (18:44)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

116