Patronsuz Medya

Yasin Suresi

  Deniz Türkoğlu - 18 Ağustos 2012


Beş yaşında mıydım neydim, evin en sevilen insanı öldü. Evin en sevilen insanı, çoğunlukla sokakların en sevmediğidir. Sokaklar kahramanları sevmez ve o benim kahramanımdı.

Hazırlıklar bir gece öncesinden başlamıştı. Salonun ortasına yer yatağı yapmışlar, hastayı -erkek, beyaz, yetmiş yaşlarında- üzerine yatırmışlardı. Bütün ev halkı hastanın başında toplanmıştı. Arada bir salona girip çıkıyordum. Her keresinde dışarıya gönderiyorlardı.

Büyükler, büyük bir saflıkla çocukların ölüme bakamayacağını sanırlar. Halbuki ölüm, her an herkesin gözlerine eşit pervasızlıkla bakabilir ve bunu öğrenmek öyle zor bir şey değildir.

Son gelen doktor da çocuğu uzaklaştırın diye emir verince, bir daha salona giremez oldum. Şimdi artık bütün dikkatimle yer yatağında yatan adamı görmeye çalışıyor, kapı aralığına yapışmış oradan ayrılmıyordum.

Herkesin bildiğini benden sakladıkları için çok pis canım sıkılıyordu. Canımın sıkıntısı beni daha da yalnızlaştırıyordu.

Yer yatağı içime nasıl dert olmuştu. Ölü gider, şilte atılır, pabuçlar kapı önüne konur ve kalanlar kaldıkları yerden yaşamaya devam ederler.

Ölüyü evden çıkarttıklarında ilk iş evin bütün karyolalarını yakacak, yataklarını parçalayacak, yastıklarını yorganlarını sokağa atacaktım. Sonra da pabuçlarımı giydiğim gibi bir daha geri dönmemecesine, çektirip gidecektim.

O gece geç saate kadar ne çok gelen giden olmuştu, ama hepsi de konu komşu ahbap akraba gibisinden yakın tanıdıklardı. En son o güne kadar hiç görmediğim üç yaşlı kadın geldi, onlar gelince de sanki her şey birdenbire değişti.

Kadınların üçü de hiç konuşmadan hastanın çevresinde çömelip oturdular. Evin içinde çıt çıkmıyordu. Başlarına tülbentlerini geçirdiler, ellerindeki kitapları açıp evi garip mırıltılara boğdular.

Mutlaka iyileştirici bir şarkı söylüyorlardı, çünkü akabinde bir mucize gerçekleşiverdi. Hasta, saatler sonra ilk kez gözlerini açmış, sanki kapının aralığına doğru bakmıştı.

Şarkının adının Yasin Suresi olduğunu öğrendiğimde, bu adı bir daha unutmayayım diye, içimden sürekli tekrar ettim. Şarkıcılar kendilerinden o kadar eminlerdi ki, evdekiler teker teker sakinleşmiş, hastayı kadınlara emanet edip bir kenara çekilmişlerdi. İşte o zaman her şeyin eskisi gibi olacağına inandım.

Ben de gidip bir kâğıt bir de kalem aldım. Kocaman bir yuvarlak çizdim. Yuvarlağın içine on iki rakamı, akrebi, yelkovanı koydum. Saniyesi olmayan bir saat ilerleyemez, saniyenin okunu bilerek çizmedim. Zamanı, hastanın gözlerini açıp sanki kapının aralığına doğru baktığı saatte dondurdum.

Gözlerimi kâğıda dikip beklemeye başladım. Zaman durduğunda, gitmesini istemediklerimiz de durur, kalır bizimle, hiç bir yere gidemezler…

Sabahına, kabakulak olduğumda bana yaptıkları gibi, bir tülbentle hastanın çenesi bağlayıp, tülbentin uçlarını başının tepesinde düğümlediler. Ama o kadarla yetinmediler… Sonra bir çarşaf getirip, üstünü bütünüyle örttüler. Çarşafın üzerine bir makas koydular.

O gün, hemen oracıkta, hemen o anda, çok acil, çok çabuk bir şekilde, okumayı öğrenmek istedim. Hem de öyle çok istedim ki, isteğin şiddetinden içim yanıp kavruldu. Hem de içim öyle çok yanıp kavruldu ki, bir daha asla önceki halime geri dönemedim.

Fakat okumayı bir an evvel öğrenmek, o iyileştirici şarkıyı ezberlemek ve bundan sonra hayatımdan gitmesini istemediklerimin yüzüne bağıra bağıra kendim söylemek zorundaydım. Bunun bilmeden bulaştığım günahtan kurtulmak için iyi bir yol olduğuna inanıyordum.

Başka türlü yaptığım korkunç hatanın bağışlanması mümkün olmayacaktı. Çünkü o gece ben, kendi cahilce müdahalem yüzünden, en sevdiğim insanın ölümüne sebep olmuştum.

Eğer ben o gece zamanı durdurmasaydım, hastanın elinden iyileşmek için ona lâzım olan tek şeyi almasaydım…

Bir kaç ay içinde okumayı söktüğümde, Yasin Suresi'ni titreyen ellerle açıp önüme koydum. Sayfanın başında şöyle yazıyordu:

Ölüleriniz için bol bol okuyun.

Yorumlar

Deniz Türkoğlu yazılarının kendine has bir rengi, bir müziği var. Konuları farklı olsa da tamama yakını okuyup bitirdiğinizde sizi oturduğunuz yere mıhlıyor ve mefluç oluyorsunuz. Zihinden anlatılanlar akıp giderken elleriniz klavyeye gitmek istemiyor. Anlatım öyle net ve renkli ki üzerine söylenecek söz kalmıyor.

Örnek vereyim 'Babamız Bizi Sevmedi' yazısını okuduktan sonra dakikalarca boş gözlerle ekrana baktım. O kendini zor taşıyan pabucunun topuğu kırık kadını görmüştüm. O isyanı, 'sen kim oluyor da bana acıyorsun' çığlığını işitmiştim. Hali vakti yerinde insanların risksiz hayatını yaşayıp ellisine kadar gelmekten utanmıştım. Yazının kahramanlarını anlatırken kullanılan nazik dilden dolayı hayran kalmıştım. Ama söylenecek söz yoktu işte. Usta söylemişti hepsini.

* Trigger Happy de derinlere dokunmuştu. Arkasından Necdet'in yazdığı yorum daha da derinlere dokundu. Ne yazayım abilerim, neresine yorum yapayım? Bu hakir-i pür taksir yerini bilir. Car car konuşmayı sevse de söylenecekler söylendi ise sukutun koruyucu serinliğine sığınır.

Ahmet Faruk Yağcı - 30 Ağustos 2012 (21:40)

Eminim ki o sırada Adele şarkı söyleseydi, aynı etkiyi yaratırdı. Mistik şarkı ve duaların, insanı en zayıf zamanında dize getirme ustalığı tüm inançların gizli silâhıdır. Belli kisizde o zayıf ruh halinden dolayı etkilenmişsiniz.

Ahmet Selkan - 1 Eylül 2012 (17:54)

Bu kadar kısa, öz ve net olarak, bir çocuğun gözünden ölümü anlatmak ve bunu anlatırken büyüklere birçok ipucu vermek… Eline sağlık Deniz Türkoğlu'nun…

Şimal - 6 Eylül 2012 (11:01)

Yok, henüz topyekûn ölmedik ama üzerimize ölü toprağı serpildi, beyin felcine düçar olduk, gündem bizi öyle bağlıyor ki böyle gündem dışı konulara rastlayınca sokakta bir uzaylıya rastlamış gibi afallıyor, ne diyeceğimizi şaşırıyoruz, gündemin dışına bir türlü çıkamaz olduk, söz bitti, diller lâl oldu, derkenar ise gündemden iyice koptu, yahu siz hangi gezegende, hangi ülkede yaşıyorsunuz? Zaten memleket elden giderken yasin suresini daha çok okuyacağız şehit mezarları başında, ülkeyi imam-hatiplere teslim etmişiz, yasin suresini de onlar okusunlar arkamızdan, bu gidişle topyekûn ölmemiz de yakındır ne de olsa, memleketin cenaze namazını kıldıracaklar imam başkanlar yakında.

Bunak Moruk - 9 Eylül 2012 (17:02)

Dua sadece ölülere değil en çok da dirilere lâzımdır. Ölümden çok bir çocuğun Yasin'le tanışıp O'nun hakkındaki düşünceleri etkiledi beni. Satır satır canlandı gözümde öykü. Ölüm her yüreğe aynı ağırlıkta oturuyor.

Idealistim - 15 Eylül 2012 (23:53)

diYorum

Deniz Türkoğlu neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

168